<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714</id><updated>2012-01-29T02:21:55.825+02:00</updated><category term='çizgiromanhaber'/><category term='şiir'/><category term='sinemahaber'/><category term='sayıklama'/><category term='sinema'/><title type='text'>KIZILCA KIYAMET</title><subtitle type='html'>"Bir gün herkes 15 dakikalığına dünyaca meşhur olacak..." Andy Warhol</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>111</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-2458047121276473090</id><published>2012-01-22T06:04:00.000+02:00</published><updated>2012-01-22T06:04:44.501+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemahaber'/><title type='text'>90’lar Kitabı Çocuk mu Genç mi?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sinema, beklemediğimiz anlarda karşımıza çıkabiliyor. 2011 yılının Aralık ayında okuduğum ve Doğu Yücel’in kaleminden çıkan “Varolmayanlar” kitabının içinde de bolca film ve müzik öğeleri ile karşılaşmıştım. Fantastik bir kitap okurken bir anda film izliyor, şarkı dinliyor hissine kapılmıştım. Eğer Hollywood gibi bir sinema endüstrisine sahip olsaydık, hiç şüphesiz ki “Varolmayanlar Felsefesi” çoktan ülkeyi sarardı. Ancak burası Türkiye ve ülkemizde her şey kolayca moda oluyor, kolayca unutuluyor. Unutulmayanlar ise yalnızca geçmiş zamanlar ve hatıralar oluyor…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;90’lar kitabı tam da böyle bir kitap. Çocukluğumuza, gençliğimize dair akılda kalan ne varsa hepsini bir araya toplayan; bir dönemi, bir kuşağı yansıtmayı başarabilen bir proje. Bizlere geçmişi hatırlatan ve mutlu olmamızı, bazen de hüzünlenmemizi sağlayan kolektif bir çalışma. Daha önce “80’lerde Çocuk Olmak” kitabıyla bir hayli ses getiren Kadir Aydemir, 111 farklı yazar ve 111 farklı anıyla hazırladığı “90’lar Kitabı Çocuk mu Genç mi?” projesi ile tekrar karşımızda.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Qpo30O_ffgg/TxuD-OhSJ3I/AAAAAAAABLA/j0YQ1oiCXlY/s1600/90lar-Kitab%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-Qpo30O_ffgg/TxuD-OhSJ3I/AAAAAAAABLA/j0YQ1oiCXlY/s320/90lar-Kitab%25C4%25B1.jpg" width="222" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Kitapta yer alan konulara fazla değinmeyeceğim. Çünkü anlatmakla bitmez. Ancak o yıllarda çocuk ya da genç olan kim varsa muhakkak geçmişini bulacaktır. Mahallelerdeki ağabeylerden, pastanelerdeki aşklara; televizyon dizilerinden, bilgisayar oyunlarına; müziklerden, moda akımlarına kadar pek çok kavram sayfalar arasında gizli ve hangi yazının, hangi anıları çağıracağını bilemiyorsunuz. Kitabı farklı kılan da belki bu özelliği. Aynı yazı, farklı belleklerde farklı anlamlar oluşturabiliyor. Eğer sinema tutkunuysanız da gözleriniz o yıllara dair filmleri seçiyor.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Çoğu yazının içine dönem filmlerinin ya da televizyonda yayınlanan filmlerin yerleştiği kolayca görülüyor. Bazen “Back to the Future” serileri satırlar arasında dolaşırken, bazen Freddy’nin kâbusları karşımıza çıkıyor. Parliament Sinema Kulübünün adını okurken, bir anda Cuma geceleri yayınlanan Korku Kuşağı ile irkiliyoruz. Ahmet Meriç Şenyüz, “90’ların Karanlık Filmleri” adlı yazısında öznel bir sinema listesi oluştururken değerli gördüğü filmleri listesine dahil ediyor. Korku edebiyatının az ama öz üreten bir yazarı olarak gördüğüm Onat Bahadır, “90’larda Nasıl Korkardık?” yazısında yalnızca iki sayfada edebiyatın iki temel sorununa değiniyor; yazısının başında da Coppola’nın Dracula filmini bizlere hatırlatıyor. Köksal Aras, “90’ların En Mühim Cihazı: Yükseltici” diyerek çok iyi bir tespit yapıyor. O yıllarda antenleri çatılara monte etmeye çalışan insanlardan bahsederken, televizyonun, televizyonda yayınlanan filmlerin yaşamımızdaki hayati öneminden bahsediyor aslında. Aksi takdirde bir insan neden çatı kenarlarında dolaşarak ölüme meydan okusun ki? Neden yükseltici, Pandora’nın Kutusu kadar önemli olsun ki?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Ben sinema ile ilgilenen biriyim ve algım, 90’lar Kitabı’nın içinden filmleri, sinemayı, televizyonu bulup çıkardı. Ancak emin olun ki algınızın her neye karşı meyli varsa 90’lar Kitabı’nın sayfalarında aradığını bulacak ve yüzünüzde tatlı bir gülümsemenin belirmesine neden olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Fatih Danacı&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-2458047121276473090?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/2458047121276473090/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2012/01/90lar-kitab-cocuk-mu-genc-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2458047121276473090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2458047121276473090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2012/01/90lar-kitab-cocuk-mu-genc-mi.html' title='90’lar Kitabı Çocuk mu Genç mi?'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Qpo30O_ffgg/TxuD-OhSJ3I/AAAAAAAABLA/j0YQ1oiCXlY/s72-c/90lar-Kitab%25C4%25B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-8382982471436083808</id><published>2012-01-20T12:30:00.000+02:00</published><updated>2012-01-22T06:04:15.861+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemahaber'/><title type='text'>Modern Zamanlar Dergisi Alana Ters Ninja Eki Bedava!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tuncer Çetinkaya‘nın yayın yönetmenliğini üstlendiği Antalyalı sinema dergisi Modern Zamanlar bu ayki sayısında 16 sayfalık bir Ters Ninja eki verdi. Ekte ve dergide şu yazarların yazıları yer alıyor: Ertekin Akpınar, Yener Çakmak,Tuğba Keleş, Landlord, Sadık Yemni. Ercan Dalkılıç ise derginin kapağına da taşıdığı “2011′in 11 Filmi” dosyasına bir yazısıyla katkıda bulundu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Modern Zamanlar dergisine Kadıköy’de ve Taksim’de şu noktalardan ulaşabilirsiniz:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul style="text-align: justify;"&gt;&lt;li&gt;ZİHNİ MÜZİK (Mühürdar Caddesi, Akmar Pasajı 70/13 Kadıköy Tel: 0216 3365009 – 0216 3492268)&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;MEPHİSTO KİTABEVİ (Kadıköy) &lt;/li&gt;&lt;li&gt;BÜYÜLÜ RÜZGAR ÇİZGİ ROMAN (Akmar Pasajı’nın sırasındaki Migros ve katlı otopark yanı – Tel: 0216 – 3451406)&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;NAZIM HİKMET KÜLTÜR MERKEZİ (Ali Suavi Sokağı/Sanatçılar Sokağı, No: 7 Kadıköy Tel: 0216 3520562) &lt;/li&gt;&lt;li&gt;GEREKLİ ŞEYLER (Moda Cad, No:33/A Caferağa, Kadıköy Tel: 0216 3363940-41)&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;MEPHİSTO KİTABEVİ (Beyoğlu) &lt;/li&gt;&lt;li&gt;SİMURG KİTABEVİ (Hasnun Galip Sok, No: 4/B Beyoğlu)&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-BoVQVhHokSg/Txt_7N0B33I/AAAAAAAABKw/PBI5udPa__w/s1600/mdrn+zmnlr.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-BoVQVhHokSg/Txt_7N0B33I/AAAAAAAABKw/PBI5udPa__w/s320/mdrn+zmnlr.jpg" width="234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-7aMYuLDl_Qc/TxuAH0Aw0VI/AAAAAAAABK4/Pvaqy49GUrY/s1600/ters+ninja.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-7aMYuLDl_Qc/TxuAH0Aw0VI/AAAAAAAABK4/Pvaqy49GUrY/s320/ters+ninja.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-8382982471436083808?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/8382982471436083808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2012/01/modern-zamanlar-dergisi-alana-ters.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8382982471436083808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8382982471436083808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2012/01/modern-zamanlar-dergisi-alana-ters.html' title='Modern Zamanlar Dergisi Alana Ters Ninja Eki Bedava!'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-BoVQVhHokSg/Txt_7N0B33I/AAAAAAAABKw/PBI5udPa__w/s72-c/mdrn+zmnlr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-7691832024928545378</id><published>2011-12-15T02:10:00.000+02:00</published><updated>2011-12-15T02:16:55.532+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çizgiromanhaber'/><title type='text'>Tübitak Saklı Düşman Çıktı!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Emrah Ablak imzalı Tübitak Saklı Düşman okurların beğenisine sunuldu.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-z5xDHgahdlw/Tuk7Ef4xEpI/AAAAAAAABJg/u1mAEZAwrGU/s1600/tubitak-kapak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-z5xDHgahdlw/Tuk7Ef4xEpI/AAAAAAAABJg/u1mAEZAwrGU/s320/tubitak-kapak.jpg" width="222" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tübitak ilk olarak aylık dergi Lombak’ta yayınlanmaya başladı. Profesör Azmi Cankuş ile temizlik görevlisi Bayram Efendi’nin ‘biz’e özgü, ‘bilimden uzak bilimsel’ maceralarını anlatan çizgi dizi ilk günden itibaren okurlardan olumlu tepkiler aldı. 2005 yılında çıkan kitapta Lombak’ta yayınlanan maceralar bir araya toplandı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2011 tarihli Saklı Düşman alt başlıklı yeni kitapta ise Ablak, daha önce hiç yayınlanmamış yepyeni bir macera ile Tübitak’ı özleyenlerin seslenişine cevap veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-YnShcb_l8IE/Tuk7Q_P3xPI/AAAAAAAABJo/8niCdOG1478/s1600/tubitak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="163" src="http://2.bp.blogspot.com/-YnShcb_l8IE/Tuk7Q_P3xPI/AAAAAAAABJo/8niCdOG1478/s320/tubitak.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;EMRAH ABLAK&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Karikatürist, çizgiromancı. (d. 1972, Zonguldak)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sivas’ın Divriği ilçesinin Cürek kazasında ilkokula başladı, Karabük’te bitirdi. Ortaokul ve liseye Ankara’da devam etti. Yıldız Teknik Üniversitesi, Makina Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çizerliğe Avni dergisinde başladı. Daha sonra Dıgıl, Fos, Parazit, Biber, HBR Maymun, L-Manyak, Lombak, Kemik, Penguen adlı dergilerde çalıştı. İlk çizdiği karikatür köşelerinden itibaren ana akım anlayışın dışında, absürd komik espirileriyle dikkat çekti. L-Manyak’ta çizdiği Psiko ve daha sonra Psiko ile benzer konseptte Lombak’ta çizdiği Tübitak isimli çizgi roman serisi ile popüler oldu. Tübitak’ta Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu içerisinde kurguladığı bir profesör ve bir temizlikçinin tezatlığını kullanarak mizah ve maceraya dayalı öyküler yaptı. Halen Uykusuz dergisinde karikatür köşesi ve Jamal isimli bir bant karakter çizmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;KİTAPLARI&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Tübitak (2005 – Doğan Kitap)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="text-align: justify;"&gt;Aman Ne Komik&lt;/span&gt; (2009 – Mürekkep Yayınları)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="text-align: justify;"&gt;Jamal&lt;/span&gt; (2011 – Mürekkep Yayınları)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="text-align: justify;"&gt;Tübitak Saklı Düşman&lt;/span&gt; (2011 – Mürekkep Yayınları)&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-7691832024928545378?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/7691832024928545378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/12/tubitak-sakl-dusman-ckt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7691832024928545378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7691832024928545378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/12/tubitak-sakl-dusman-ckt.html' title='Tübitak Saklı Düşman Çıktı!'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-z5xDHgahdlw/Tuk7Ef4xEpI/AAAAAAAABJg/u1mAEZAwrGU/s72-c/tubitak-kapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-1720863378930552423</id><published>2011-12-12T01:11:00.000+02:00</published><updated>2012-01-06T05:03:03.768+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemahaber'/><title type='text'>Touch of Evil Video Serisi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;The New York Times Magazine, 2011 Hollywood Özel Sayısı’nı &lt;b&gt;‘Touch of Evil’&lt;/b&gt; ismini verdiği inanılmaz video serisi ile beraber yayınladı. Seride, süreleri 30 ile 60 saniye arasında değişen, birbirinden çarpıcı toplam 13 video bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kötülüğün ikonlarından esinlenen ve bu sene en iyi performansı gösteren oyuncuların rol aldığı, sinematik kötülüğün video galerisi” ana başlığı ile sunulan videoları Alex Prager yönetmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BmLfeverFpQ/Tuk9j499tzI/AAAAAAAABJw/eu3bj-QmIF0/s1600/Brad-Pitt-as-the-Madman.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-BmLfeverFpQ/Tuk9j499tzI/AAAAAAAABJw/eu3bj-QmIF0/s320/Brad-Pitt-as-the-Madman.png" width="245" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;NY Times eleştirmenlerinden A.O. Scott, Touch of Evil serisi için aşağıdaki önsözü kaleme almış:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Sinemada starlığın geçer akçesi ‘&lt;i&gt;mış gibi yapmak&lt;/i&gt;’ olabilir, ama en tadından yenmeyen, en akılda kalıcı rollerin sıklıkla kötü adamlara ait olduğu konusunda birçok oyuncu hemfikirdir. Bu seneki portfolyoda yer alan 13 oyuncu, 2011 yılı içinde, (&lt;i&gt;basit tanımlamalara karşı çıkanlarla birlikte&lt;/i&gt;) sevimli, asil, trajik ve peygamber sabrına sahip karakterleri canlandırarak öne çıktılar. Fakat bu sene hiç biri canavarı, katili veya haydutu canlandırmadı. Dergi onlara bir de ‘&lt;i&gt;kara şapka&lt;/i&gt;’yı deneme şansı verdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kötü adamlardan bazıları nahoşluğun belli başlı simgelerinden esinlenildi. Diğerleri daha çok filmlerde zevkin ve rahatsızlığın güçlü kaynağı olarak yer etmiş ilkel korkularla bağlantı kuruyor. Acımasızlık. Baştan çıkarma. Öfke. Bu oyuncuların bir hareket, bir ifade değişikliği ya da basit bir bakış ile bizi rahatsız edebilme yeteneği, sadece bizim onları daha çok sevmemize yol açıyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-SN67_fixdLc/Tuk9lZCyaqI/AAAAAAAABJ4/F3cvocn7dVI/s1600/Kirsten-Dunst-as-the-Siren.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-SN67_fixdLc/Tuk9lZCyaqI/AAAAAAAABJ4/F3cvocn7dVI/s320/Kirsten-Dunst-as-the-Siren.png" width="208" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her biri seyredilmeye değer bu etkileyici videoların tamamını &lt;u&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.nytimes.com/interactive/2011/12/06/magazine/13villains.html#/brad-pitt" target="_blank"&gt;BURAYA&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/u&gt; basarak izleyebilirsiniz. İyi seyirler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Kaynak:&lt;/b&gt; http://www.nytimes.com/interactive/2011/12/06/magazine/13villains.html#&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;İlk yayınlandığı yer:&lt;/b&gt; http://www.otekisinema.com/touch-of-evil-video-serisi/&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-1720863378930552423?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/1720863378930552423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/12/touch-of-evil-video-serisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1720863378930552423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1720863378930552423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/12/touch-of-evil-video-serisi.html' title='Touch of Evil Video Serisi'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-BmLfeverFpQ/Tuk9j499tzI/AAAAAAAABJw/eu3bj-QmIF0/s72-c/Brad-Pitt-as-the-Madman.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-2207538491625274232</id><published>2011-07-19T19:10:00.012+03:00</published><updated>2011-12-15T01:04:00.308+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Prowl (2010)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Prowl&lt;/b&gt; 2010 yılı mahsulü Patrik Syversen tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-A_fBfxeIcVc/TiXFesySVfI/AAAAAAAABIA/2YnFSVDATQA/s1600/prowl%2B1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="400" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5631124040305497586" src="http://4.bp.blogspot.com/-A_fBfxeIcVc/TiXFesySVfI/AAAAAAAABIA/2YnFSVDATQA/s400/prowl%2B1.jpg" style="display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 216px;" width="270" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Prowl, Norveçli yönetmen Syversen'in memleketi Norveç'de çektiği ilk filmi &lt;b&gt;Rovdyr&lt;/b&gt;'den (Manhunt, 2008) sonra yönettiği ikinci uzun metraj film. Başarılı bir slasher olduğunu düşündüğüm Rovdyr'den sonra Syversen'in yaban ellerde (ABD) neler yapmış olabileceğinin merakı ile oturdum ekran başına.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-h5VTqKdgNZg/TiXI2Au3gYI/AAAAAAAABIg/65jc9tRnF_c/s1600/rovdyr.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5631127739331740034" src="http://3.bp.blogspot.com/-h5VTqKdgNZg/TiXI2Au3gYI/AAAAAAAABIg/65jc9tRnF_c/s320/rovdyr.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 225px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Amber yaşadığı küçük kasabadan (Famfield) bir an önce büyük şehre (Chicago) göç etme hayaliyle yanıp tutuşan bir genç kızdır. Şehirde kiralık bir ev bulur, fakat evsahibi eğer ertesi güne kadar depozitoyu getirmezse evi başkasına vereceğini söyler. Yanına beş arkadaşını (Peter, Suzy, Eric, Fiona ve Ray) alan Amber, hayallerine doğru yola çıkar. Maalesef kasabadan çıktıkları anda araçları bozulur. Bir tır yardım maksadıyla durur, ama pek yardımcı olamaz. Tır da şans eseri Chicago'ya gitmektedir. Tır şoförü Bernard'a adeta yalvaran altı genç tırın arkasındaki treylere biner. İçlerinden birini güya emniyetli olsun hesabı Bernard'ın yanına oturturlar. Gece olana kadar herşey yolunda gidiyor gibidir. Bir süre sonra ana yoldan ayrılan tır sapa bir yolda ilerlemeye başlar. Ön tarafta oturan arkadaşlarına ulaşamayan beşli Bernard'ı durmaya ikna edemezler. Nihayet tır durur, treylerin arka kapısı açılır. Tır karanlık, devasa boyutta, depo gibi bir yerin kapısına park etmiştir. Dışarı baktıklarında kimseyi göremezler. Bir şeyler çok fena ters gitmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ROXVRyTkcek/TiXIU2hbbSI/AAAAAAAABIY/_BpLcw4MsrY/s1600/prowl%2B4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5631127169655336226" src="http://2.bp.blogspot.com/-ROXVRyTkcek/TiXIU2hbbSI/AAAAAAAABIY/_BpLcw4MsrY/s320/prowl%2B4.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 136px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;After Dark Films'in yapımcılığında Bulgaristan'da çekilen Prowl, fazlasıyla klişe bir başlangıç yapıyor. Bu süreçteki mantık hataları ve sinir bozucu diyaloglar "eyvah, kötü bir film gümbür gümbür geliyor!" gibi sinyaller veriyor. Ama beş genç tırdan inip depoya girdikten sonraki bölümde film uyandırdığı merak duygusu ve hızlanan temposu ile bambaşka ritme giriyor. Finale doğru bütün gizem ortadan kalktıktan sonra film tekrar can sıkıcı bir hale geliyor ve anlamsız bir finalle nihayetleniyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Filmde beni en çok etkileyen detayı bir sonraki paragrafta anlatacağım anlatmasına ama eğer filmi seyretmediyseniz lütfen &lt;b&gt;SPOILER&lt;/b&gt; ibaresi ile işaretlenmiş bölgeyi okumadan devam edin.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-DRNlGWZcSSU/TiXJd7bJ1OI/AAAAAAAABIo/KU8Lsg64pS8/s1600/prowl%2B5.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5631128425101645026" src="http://4.bp.blogspot.com/-DRNlGWZcSSU/TiXJd7bJ1OI/AAAAAAAABIo/KU8Lsg64pS8/s320/prowl%2B5.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 136px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;*** SPOILER ***&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Aslında bu filmi yazma isteğimin en büyük sebebi filmin içinde harcandığını düşündüğüm farklı ve sağlam bir fikrin olması. Filmin kahramanlarının getirildiği terkedilmiş bölgeyi ele geçiren bir grup vampir, bu alanı genç ve deneyimsiz vampirlerin avlanma eğitim bölgesi olarak kullanmakta. Bernard (ve belki daha onlarca farklı şoför) sağdan soldan, kaybolmasından kimsenin şüphelenmeyeceği kişileri (misal cankileri) toparlayıp mekana getiriyor ve getirdiği insanlar genç vampirlerin eğitimi için kullanılan avlara dönüşüyor. Film maalesef bu güzel fikrin etrafını ilgi çekici bir öykü ile süslemeyi beceremiyor ve sıradan bir filme dönüşmekten kurtulamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de anlamadığım bir nokta var. Filme göre vampirlerin gündüz dolaşmasında bir sıkıntı yok. Madem öyle, neden bütün avlanma çekimlerini gece veya karanlık deponun içinde yaptınız? Gece çekimleri layıkıyla yapılamadığı için seyir keyfine büyük darbe vuruyor. Hem gündüz yapılacak çekimler çok daha etkileyici olabilirdi.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;*** SPOILER ***&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-t595tMjmBYE/TiXHlIYuL3I/AAAAAAAABIQ/34MGPrwE0iw/s1600/prowl%2B3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5631126349816934258" src="http://2.bp.blogspot.com/-t595tMjmBYE/TiXHlIYuL3I/AAAAAAAABIQ/34MGPrwE0iw/s320/prowl%2B3.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 136px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Prowl&lt;/b&gt;, iyi bir fikre ev sahipliği yapmasına rağmen kolaya kaçıyor, klişelerle bezenmiş hikaye örgüsüyle farklı bir film olma şansını elinin tersiyle itiyor. Yine de çok kötü bir film demeye dilim varmıyor. &lt;b&gt;&lt;i&gt;(5/10)&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-AOY2g-x8w9A/TiXFoDY0JmI/AAAAAAAABII/hvFcYvK9nxk/s1600/prowl%2B2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5631124200991499874" src="http://4.bp.blogspot.com/-AOY2g-x8w9A/TiXFoDY0JmI/AAAAAAAABII/hvFcYvK9nxk/s320/prowl%2B2.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 259px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-2207538491625274232?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/2207538491625274232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/07/prowl-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2207538491625274232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2207538491625274232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/07/prowl-2010.html' title='Prowl (2010)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-A_fBfxeIcVc/TiXFesySVfI/AAAAAAAABIA/2YnFSVDATQA/s72-c/prowl%2B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-3229489677516589341</id><published>2011-06-10T11:45:00.007+03:00</published><updated>2011-12-15T01:05:41.481+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>The Reef (2010)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Reef&lt;/span&gt; 2010 yılı mahsulü Andrew Traucki tarafından yönetilmiş olan Avustralya yapımı bir film.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1RdziGd7LbU/TfHis-lZ6YI/AAAAAAAABFk/H2R43PRXluw/s1600/The%2BReef%2B1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5616519472649726338" src="http://4.bp.blogspot.com/-1RdziGd7LbU/TfHis-lZ6YI/AAAAAAAABFk/H2R43PRXluw/s320/The%2BReef%2B1.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 193px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yönetmen Traucki ile 2007 yılında çektiği ilk filmi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Black Water&lt;/span&gt; sayesinde tanışmıştım. Bu tanışmadan pek memnun kalmasam bile çok fazla şikayetçi olduğumu söyleyemeyeceğim. En nihayetinde David Nerlich ile beraber çektiği Black Water vasat bir "&lt;a href="http://www.otekisinema.com/katil-timsah-filmleri/"&gt;katil timsah filmi&lt;/a&gt;"ydi. İkinci filminde (bu kez tek başına) kamera arkasına geçen Traucki bir "katil köpekbalığı filmi" çekmiş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lqLOrdyR3Xs/TfHjm0-oFdI/AAAAAAAABF0/XF-gOiSuMYw/s1600/The%2BReef%2B3.png"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5616520466503570898" src="http://3.bp.blogspot.com/-lqLOrdyR3Xs/TfHjm0-oFdI/AAAAAAAABF0/XF-gOiSuMYw/s320/The%2BReef%2B3.png" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 179px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Luke, Sidney Havalimanı'nda Londra'dan gelen eski dostu Matt'i karşılar. Matt'in yanında İngiliz kız arkadaşı Suzie ve kızkardeşi Kate vardır. Seneler önce Kate ve Matt arasında bir ilişki yaşanmıştır. Egzotik bir tatil hayali kuran üçlü, Luke ve arkadaşı Warren'ın işlettiği tekneyi kiralar. Açık deniz, beş kişi, bir tekne. Belli bir yere kadar herşey yolunda gider. Derken efendim, beklenen an gelir ve tekne yüksek bir kayalığa çarpar, tekne su almaya başlar. Kısa sürede ters dönen teknenin üstünde kalan beş kişinin seçenekleri kısıtlıdır. Ya teknenin üzerinde bekleyip şans eseri yanlarından geçecek birilerinin dikkatini çekmek, ya da yakın zamanda ziyaret ettikleri Turtle Island'a kadar yüzmek. Köpekbalıklarından çok korkan Warren teknede kalmayı tercih eder. Diğer dört kişi adaya doğru yüzmeye karar verir. Yolculuk uzun, gergin ve tehlikelerle dolu geçecek gibi durmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-SsXIDtV9-JY/TfHkCMz056I/AAAAAAAABF8/EuNAh8h3q5M/s1600/The%2BReef%2B4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5616520936757192610" src="http://4.bp.blogspot.com/-SsXIDtV9-JY/TfHkCMz056I/AAAAAAAABF8/EuNAh8h3q5M/s320/The%2BReef%2B4.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 125px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yönetmen karakterlerle çok fazla uğraşmadan direkt mevzuya girmeyi seven (!) bir yönetmen. Aynı Black Water'da olduğu gibi burada da film bir an önce dört kişinin açık denizde korunmasız kalacakları ana varmak için dörtnala koşturuyor. Açıkcası hedefe vardığımızda daha önce denk gelmediğimiz herhangi bir numara ile karşılaşmıyoruz. Şimdi bütçesi hiç de fena olmayan bu film ile düşük bütçeli &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Open Water&lt;/span&gt; (2003, y.Chris Kentis) arasında açıkcası ben bir fark göremiyorum. Hatta gerilim yaratma mevzusunda (ki bu tip filmler için en önemli unsur) Open Water'ın açık ara daha iyi olduğunu düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;The Reef, canınız "katil köpekbalığı filmi" çektiğinde seçenekler arasında yer alabilir. Pek fazla beklentiye girmemek koşulu ile. Ama Open Water'ı izlemediyseniz bence The Reef listede Open Water'dan sonra gelmeli. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(2/10)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-aI6MBINQNY4/TfHjJ58edcI/AAAAAAAABFs/bp6476RCc7w/s1600/The%2BReef%2B2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5616519969620522434" src="http://1.bp.blogspot.com/-aI6MBINQNY4/TfHjJ58edcI/AAAAAAAABFs/bp6476RCc7w/s320/The%2BReef%2B2.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 186px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-3229489677516589341?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/3229489677516589341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/06/reef-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/3229489677516589341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/3229489677516589341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/06/reef-2010.html' title='The Reef (2010)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-1RdziGd7LbU/TfHis-lZ6YI/AAAAAAAABFk/H2R43PRXluw/s72-c/The%2BReef%2B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-6585767411230166854</id><published>2011-06-02T15:49:00.015+03:00</published><updated>2011-12-15T01:06:08.898+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Kill the Irishman (2011)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kill the Irishman&lt;/span&gt; 2011 yılı mahsulü Jonathan Hensleigh tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. Bulletproof Gangster olarak da bilinir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-VcXV9d4C-Mw/TeeZtohMWcI/AAAAAAAABEo/ZE8vHRgG2no/s1600/kill%2Bthe%2Birishman%2Bafis2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613624469790415298" src="http://4.bp.blogspot.com/-VcXV9d4C-Mw/TeeZtohMWcI/AAAAAAAABEo/ZE8vHRgG2no/s320/kill%2Bthe%2Birishman%2Bafis2.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 216px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1959 doğumlu Hensleigh daha çok yazdığı senaryolar ile tanınıyor. 1992 - 1993 yıllarında ABD televizyonlarında gösterilen The Young Indiana Jones Chronicles isimli diziye yazdığı bölümler ile adını duyurmaya başladı, ama ilk çıkışını &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Die Hard: With a Vengeance&lt;/span&gt; (1995, y.John McTiernan) ile yaptı. Daha sonra bir şekilde senaryo ekibine dahil olduğu filmler şu şekilde sıralanıyor:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1995 Jumanji (y.Joe Johnston)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1997 The Saint (y.Phillip Noyce)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1998 Armageddon (y.Michael Bay)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2004 The Punisher (y.Jonathan Hensleigh)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2007 Next (y.Lee Tamahori)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2011 Kill the Irishman (y.Jonathan Hensleigh)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Listedeki filmlere göz attığımda kendisinin yönettiği Punisher ve yazıya konu olan Kill the Irishman'i ayrı tutarsam, diğer filmler için her daim gişe savaşında başa güreşmiş, ancak benim için hiçbir değeri olmayan, olsa da olur olmasa da olur tadındaki filmler olduğunu görüyorum. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kendi yönettiği filmlere biraz daha mı fazla abanmış sanki?&lt;/span&gt;) &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Punisher&lt;/span&gt; bilindiği üzere zaten sırtını ayrı bir lezzette sevilen, sayılan, benim de önemsediğim sağlam bir çizgi romana dayıyor. O halde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kill the Irishman&lt;/span&gt; için Hensleigh'in herşeyiyle kendisine ait olan ilk filmi dersem sanırım yanılmış olmam. Cleveland'da 1970'lerde yaşamış olan Danny Greene'in hayat hikayesinden kesitler sunan filmin konusuna bakma zamanı geldi gibi;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-SKXioLCeoKQ/TeeaXort0RI/AAAAAAAABFA/L6KCdx3ehPI/s1600/k2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613625191389057298" src="http://1.bp.blogspot.com/-SKXioLCeoKQ/TeeaXort0RI/AAAAAAAABFA/L6KCdx3ehPI/s320/k2.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 174px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Danny Greene (Ray Stevenson) Collinwood'un doğusunda büyüyen İrlanda kökenli bir yetimdir. Atletik bir yapıya sahip Danny okulla hiç ilgilenmez. Yakın arkadaşı Billy McComber (Marcus Thomas) ile beraber takılan Danny, her daim Sicilyalı çocuklardan dayak yiyen, ama asla boyun eğmeyen bir gençlik sürer. O dönemde Cleveland'daki herşey İtalyan mafyası tarafından yönetilmektedir. Bu organizasyonun başında ise 1940'lardan beri bir tek adam vardır; John Scalish.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kY2hCQB3no8/TeeakPL5CnI/AAAAAAAABFI/62QbhunmSG8/s1600/k4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613625407882988146" src="http://3.bp.blogspot.com/-kY2hCQB3no8/TeeakPL5CnI/AAAAAAAABFI/62QbhunmSG8/s320/k4.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 174px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Greene, Cuyahoga River limanında işçi olarak çalışmaya başlar. İşçiler hiçbir güvenlik önleminin alınmadığı, sıfır sağlık koşullarında çalıştırılmaktadır. Mafya ile işbirliği içindeki sendika, işçilere sahip olmak bir yana, aksine onları kendi çıkarları için sonuna kadar sömürmektedir. Greene ve McComber'a limanda tanıştıkları Art Sneperger (Jason Butler Harner) da katılır ve üç arkadaş beraber takılmaya başlar. Art'ın önü alınamaz bir kumar tutkusu vardır. İtalyan mafyasına yüksek bir meblağda borçlanır. Greene, arkadaşı için İtalyan mafyasının önemli ismlerinden John Nardi (Vincent D'Onofrio) ile konuşmaya gider. Greene, Art'ın borcuna karşılık Nardi'ye bütün hasılatın ona kalacağı ufak bir iş önerir. Nardi kabul eder. O günden sonra ufak tefek işlerde beraber çalışmaya başlarlar. Bu arada Greene sendika başkanı ile takışır. Nardi'nin desteğini de arkasına alır ve sendika başkanını saf dışı bırakarak yeni sendika başkanı olur. Bundan sonra Greene'in yükselmesini engellemek pek mümkün olmaz. İtalyan mafyasının egemenliğindeki Cleveland'da genç bir İrlandalı tek başına mafyanın işlerine ortak olmaya çalışmaktadır. İşlerin karışması uzun sürmez.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-IyRZqg9TVQQ/TeeaxCCBvnI/AAAAAAAABFQ/LISaleYy7bc/s1600/k5.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613625627690253938" src="http://3.bp.blogspot.com/-IyRZqg9TVQQ/TeeaxCCBvnI/AAAAAAAABFQ/LISaleYy7bc/s320/k5.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 174px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Amerika'nın geçmişindeki mafya sürecini ele alan, büyük ya da küçük suçluların hayat hikayelerini anlatan filmleri hep sevmişimdir. Kill the Irishman için de bu lezzette küçük ölçekli bir film diyebilirim. Başından sonuna kadar ilgiyi ayakta tutmayı başaran temposu, kalburüstü oyunculukları, başarılı mekan ve müzik seçimleri, gerçek hayat hikayelerinden esinlenildiği için inandırıcılıkta sıkıntı yaşamayan senaryosu filmin önemli artıları.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-BupVhTUycxo/TeebN3W4eWI/AAAAAAAABFY/bJMlfiDqQEA/s1600/k3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613626123041143138" src="http://1.bp.blogspot.com/-BupVhTUycxo/TeebN3W4eWI/AAAAAAAABFY/bJMlfiDqQEA/s320/k3.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 174px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu arada söylemeden edemeyeceğim, Val Kilmer'ı nihayet iyi bir filmde izlemek şahsım adına sevindirici bir ayrıntı. Kilmer dışında filmde birbirinden değerli birçok ismi görmek mümkün. Vincent D'Onofrio, Christopher Walken, Fionnula Flanagan, Vinnie Jones ve Paul Sorvino bu isimlerden bazıları.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-AUySaxL5plA/TeeaD3isGSI/AAAAAAAABE4/fd6lAW9hgx4/s1600/k1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613624851780344098" src="http://1.bp.blogspot.com/-AUySaxL5plA/TeeaD3isGSI/AAAAAAAABE4/fd6lAW9hgx4/s320/k1.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 174px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kill the Irishman, her yönüyle ilaç gibi gelen bir film. Goodfellas, Scarface, The Godfather tadındaki filmleri özlediyseniz, reçeteye yazılması gereken isim kesinlikle Kill the Irishman. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(7/10)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-b1jOMGENUAQ/TeeZ4SpkouI/AAAAAAAABEw/Wb2cREsDcJI/s1600/kill%2Bthe%2Birishman%2Bafis1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613624652898542306" src="http://3.bp.blogspot.com/-b1jOMGENUAQ/TeeZ4SpkouI/AAAAAAAABEw/Wb2cREsDcJI/s320/kill%2Bthe%2Birishman%2Bafis1.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 210px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-6585767411230166854?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/6585767411230166854/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/06/kill-irishman-2011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6585767411230166854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6585767411230166854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/06/kill-irishman-2011.html' title='Kill the Irishman (2011)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-VcXV9d4C-Mw/TeeZtohMWcI/AAAAAAAABEo/ZE8vHRgG2no/s72-c/kill%2Bthe%2Birishman%2Bafis2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-5968097189483554281</id><published>2011-03-23T06:20:00.013+02:00</published><updated>2011-12-15T01:06:31.624+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Psych:9 (2010)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Psych:9 &lt;/span&gt;2010 yılı mahsulü Andrew Shortell tarafından yönetilmiş olan ABD / İngiltere / Çek Cumhuriyeti ortak yapımı bir film. Yönetmenin ilk uzun metraj filmi. Film Prag'da çekilmiş. Gerçi çok fazla dış çekim olmadığı için bu durum ekstra bir özellik yaratmıyor ya, ben gene de söylemiş olayım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-saAkmxR6HBU/TYmBPLvKsRI/AAAAAAAABD4/lja638N5Gtc/s1600/8psych9.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587138910578454802" src="http://2.bp.blogspot.com/-saAkmxR6HBU/TYmBPLvKsRI/AAAAAAAABD4/lja638N5Gtc/s320/8psych9.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 246px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yakın zamanda kapatılmış olan bir hastanenin dosyalarının istiflenmesi gerekmektedir. Hastane çalışanlarının çoğu ortalarda olmadığı için yeni birisi işe alınır; Roslyn Hanniger (Sara Foster). Roslyn, geceleri hastaneye gelerek departmanlara ait hasta fişleri gibi belgeleri düzenlemeye başlar. Aynı hastanede geceleri çalışan biri daha vardır, psikiyatri koğuşundan Dr. Irvin Clement (Cary Elwes). Doktor kendi departmanına ait belgelerin başkaları tarafından elden geçirilmesini istemediği için Roslyn'in yaptığı işin benzerini kendi departmanında yapmaktadır. Hastanedeki mesaisi esnasında garip olaylara tanık olan Roslyn, sık sık Dr. Irvin ile konuşarak rahatlamaya çalışır. Bu esnada etrafta bir seri katil gezinmektedir. Roslyn, seri katilin geceleri çalışan taksi şoförü kocası Cole (Gabriel Mann) olduğundan şüphe eder. Polis tarafından da dahil olmak üzere fikirleri pek itibar görmeyen Roslyn, geçmişinde saklı bir olayın bütün olan bitenle birebir alakalı olduğunu düşünmektedir ve bu sır şu anda çalıştığı hastanedeki psikiyatri koğuşunun 9 numaralı odasında kendisini beklemektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-N3dA3ODK5kI/TYmBrQ9swmI/AAAAAAAABEI/0kxxhduZXeA/s1600/2psych9.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587139393017922146" src="http://1.bp.blogspot.com/-N3dA3ODK5kI/TYmBrQ9swmI/AAAAAAAABEI/0kxxhduZXeA/s320/2psych9.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 214px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu aralar hastanede geçen korku filmlerinde bir artış mı oldu, yoksa bana mı öyle geliyor? (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Carpenter'ın yeni filmi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Ward&lt;/span&gt; da hastanede geçiyor sanki. İstanbul Film Festivali'nde gösterilecekmiş. Çok ümidim yok ama yanılmayı çok istiyorum.&lt;/span&gt;) Ne diyorduk, hastane filmleri. Evet, oldum bittim hiç ısınamamışımdır hastanede geçen filmlere. Hastaneleri de sevmem zaten. En çok kokusu rahatsız eder. Hastalık kokar her bir köşesi. Hastanede geçen korku filmlerinde de benzer sorunlar var. Senaryoları aralarına karbon kağıdı koyulup çoğaltılmış gibi nerdeyse birbirinin aynısı olma durumu, kötü oyuncular veya oyunculuklar, genelde genç ve acemi bir yönetmenin umut vaadetmeyen ilk filmi olması gibi abuk subuk ortak paydalara sahiptir hastane filmleri. İşin garibi piyasada ne kadar hastane filmi varsa izlemeye çalışırım, belki bu özelliklere haiz olmayan, seçmece iyi bir tanesine denk gelirim diye ama nafile. Anlayacağınız &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Psych:9&lt;/span&gt; da muadilleri gibi bir işe yaramayan, sıradan bir film.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Gjh7w741riQ/TYmCBW97yNI/AAAAAAAABEQ/XPh0t88BCL4/s1600/7psych9.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587139772586641618" src="http://4.bp.blogspot.com/-Gjh7w741riQ/TYmCBW97yNI/AAAAAAAABEQ/XPh0t88BCL4/s320/7psych9.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 213px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tam yukarıdaki paragrafı bitirmiştim ki, aklıma &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Session 9&lt;/span&gt; (2001, y. Brad Anderson) geliverdi. Bak o film iyiydi. İstisnai örnek...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-148VgEZFMAA/TYmA4saDANI/AAAAAAAABDw/aYPl2QIn8dE/s1600/session%2B9.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587138524211249362" src="http://1.bp.blogspot.com/-148VgEZFMAA/TYmA4saDANI/AAAAAAAABDw/aYPl2QIn8dE/s320/session%2B9.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 216px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nerdeyse sahne sahne ezberlemeye başlayacağımız ilgi çekmeyen senaryosu, komik olamayacak kadar kötü oyunculukları ve mantık hataları ile &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Psych:9&lt;/span&gt; düşmanıma tavsiye etmeyeceğim türden ruhsuz bir film. Uzak durmakta fayda var, benden söylemesi. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(1/10)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-x1nNnk6AGnI/TYmBevn8IpI/AAAAAAAABEA/gF_8cJ96Ynk/s1600/5psych9.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587139177909854866" src="http://2.bp.blogspot.com/-x1nNnk6AGnI/TYmBevn8IpI/AAAAAAAABEA/gF_8cJ96Ynk/s320/5psych9.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 255px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-b9JmBlbVVYc/TYmCQwiC_5I/AAAAAAAABEY/PC30H0wEhds/s1600/3psych9.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587140037147033490" src="http://1.bp.blogspot.com/-b9JmBlbVVYc/TYmCQwiC_5I/AAAAAAAABEY/PC30H0wEhds/s320/3psych9.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 216px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Filmin afişlerini arar iken başroldeki ablanın şöylesi pozlarına denk geldim. Paylaşmakta fayda olabilir gibi geldi bana.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-GqTnjW3x79I/TYmC_6bZJjI/AAAAAAAABEg/yFQDpiLtR-w/s1600/6psych9.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5587140847257331250" src="http://4.bp.blogspot.com/-GqTnjW3x79I/TYmC_6bZJjI/AAAAAAAABEg/yFQDpiLtR-w/s320/6psych9.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 200px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-5968097189483554281?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/5968097189483554281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/03/psych9-2010.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/5968097189483554281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/5968097189483554281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/03/psych9-2010.html' title='Psych:9 (2010)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-saAkmxR6HBU/TYmBPLvKsRI/AAAAAAAABD4/lja638N5Gtc/s72-c/8psych9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-2191827114747631567</id><published>2011-03-03T15:07:00.006+02:00</published><updated>2011-12-15T01:07:16.994+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemahaber'/><title type='text'>!Geceyarısı Filmleri!</title><content type='html'>!Geceyarısı Filmleri!&lt;br /&gt;'Karanlıktan korkar mısınız?'&lt;br /&gt;Hazırlayan: Serdar Kökçeoğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Program: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;'Gizli Cevherler 1: Davetsiz Misafirler'&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tarih: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;18 Mart Cuma, 22:00&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yer: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;KargART Salon, Karga Bar, Kadıköy&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film: Angst&lt;br /&gt;Yönetmen: Gerald Kargl&lt;br /&gt;Tarih ve süre: 1983, 75'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film: The Visitors&lt;br /&gt;Yönetmen: Elia Kazan&lt;br /&gt;Tarih ve süre: 1972, 88'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-kvustka_ZCs/TW-VBx8nOWI/AAAAAAAABDo/StPqAODwZGs/s1600/geceyarisi.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5579842321155307874" src="http://4.bp.blogspot.com/-kvustka_ZCs/TW-VBx8nOWI/AAAAAAAABDo/StPqAODwZGs/s320/geceyarisi.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 308px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 200px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;!Geceyarısı Filmleri! bundan sonra birkaç ayda bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;'Gizli Cevherler'&lt;/span&gt; bölümü altında tematik&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; '2 Film Birden'&lt;/span&gt; gösterimleri yapacak. Gizli Cevherler'in ilk gösterimi, 'Davetsiz Misafirler' başlığı altında iki az bilinen çok çarpıcı filmi sunmaya hazırlanıyor. Gerald Kargl'ın inanılmaz bir şekilde tek sinema filmi olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Angst&lt;/span&gt; ve Elia Kazan'ın az bilinen çalışmalarından &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Visitors&lt;/span&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gaspar Noe'nin birden fazla röportajında esin kaynakları arasında andığı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Angst&lt;/span&gt;, hapishaneden yeni çıkan bir adamın üç kişilik bir ailenin evine girerek öldürme saplantısını tatmin etme çabasını anlatıyor. Bu filmi benzer 'seri katilin günlüğü' filmlerinden ayıran ise ultra stilize çekimleri ve bu çekimlere eşlik eden iç ses oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Katilin eylemlerine eşlik eden iç ses, adamın dürtülerinin kaynağını ortaya koyarken, eylemlerden bağımsızlığı tüyleri diken diken ediyor. Klaus Schulze'nin hipnotize edici kozmik müzikleri ise bu filme bir 'geceyarısı belgeseli' havası veriyor ki; gerçekten görmek ve dinlemek lazım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-46xTT46zr3A/TW-UqqUwcgI/AAAAAAAABDg/28qGkxcseFs/s1600/angst.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5579841923972100610" src="http://4.bp.blogspot.com/-46xTT46zr3A/TW-UqqUwcgI/AAAAAAAABDg/28qGkxcseFs/s320/angst.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 227px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir diğer Davetsiz Misafir hikayesi olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Visitors&lt;/span&gt; ise eşi ve bebeği ile sakin bir pazar geçiren bir adamın, Vietnam'da beraber savaştığı iki arkadaşı tarafından ziyaret edilmesini anlatıyor. Adamın karısına dahi anlatmadığı bazı Vietnam günahları bu ziyaret sayesinde ortaya dökülecek ve kısa sürede ziyaretin anlamı çok değişecektir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Elia Kazan'ın kendi evinde 16MM kamera ile çektiği bu yapım, bağımsız sinemanın ruh haline yakın, rahatsız edici bir savaş günahları filmi. Angst ile gerilmiş bünyelere biraz sakinleşme ve düşünme imkanı verecektir. Ama yine de kolay lokma olmadığını hatırlatalım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Ib1otTS0wlc/TW-UQrrO2aI/AAAAAAAABDY/zInu1p1n8IU/s1600/the%2Bvisitors.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5579841477658204578" src="http://2.bp.blogspot.com/-Ib1otTS0wlc/TW-UQrrO2aI/AAAAAAAABDY/zInu1p1n8IU/s320/the%2Bvisitors.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 210px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-2191827114747631567?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/2191827114747631567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/03/geceyars-filmleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2191827114747631567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2191827114747631567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/03/geceyars-filmleri.html' title='!Geceyarısı Filmleri!'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-kvustka_ZCs/TW-VBx8nOWI/AAAAAAAABDo/StPqAODwZGs/s72-c/geceyarisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-4584398690611429161</id><published>2011-03-02T17:44:00.005+02:00</published><updated>2011-12-15T01:09:14.105+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemahaber'/><title type='text'>Akbank 7. Kısa Film Festivali</title><content type='html'>AKBANK 7. KISA FİLM FESTİVALİ BAŞLIYOR!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Akbank 7. Kısa Film Festivali 7 Mart Pazartesi 2011 tarihinde kısa filmler, atölye çalışmaları ve söyleşilerle dolu keyifli bir programla başlıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-M9SOOGJwE9M/TW5nEsgSkcI/AAAAAAAABDA/9EdH3nB4ayE/s1600/7.%2BKisa%2BFilm%2Bpost_pembe.fh1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5579510318722355650" src="http://1.bp.blogspot.com/-M9SOOGJwE9M/TW5nEsgSkcI/AAAAAAAABDA/9EdH3nB4ayE/s320/7.%2BKisa%2BFilm%2Bpost_pembe.fh1.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 226px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Festival’e başvuran 430 filmin arasından oluşturulan yarışma ve yarışma dışı bölümlerin yanı sıra; Festival’in “ULUSLARARASI BÖLÜMÜ’’nde Almanya, İsrail, Yunanistan, Avustralya, İngiltere, Finlandiya, İran, ABD, Kanada, Brezilya, Singapur, İsveç ve İspanya’dan gelen bol ödüllü kısa filmler sinemaseverlerle buluşacak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Festivalin “DENEYİMLER” bölümü, kısa film alanında yapımcılık, yönetmenlik, senaristlik ve oyunculuk yapmış çok yönlü ve yetenekli bir ismi Karine Blanc’ı konuk ediyor. Paris'te yaşayan sanatçının Festival kapsamında üç kısa filmi gösterilirken, ayrıca sanatçının deneyimlerini aktaracağı bir de söyleşi gerçekleştirilecek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Festivalin “KISADAN UZUNA” bölümü ise; Seyfi Teoman'a ayrıldı. Kısa filmle başlayan ve uzun metraj filmlerle sinema serüvenlerine devam eden genç ve başarılı yönetmenin “Apartman” adlı kısa filminin yanı sıra, ilk uzun metraj filmi “Tatil Kitabı” da Akbank 7. Kısa Film Festivali kapsamında seyircilerle buluşacak. Ayrıca “Kısadan Uzuna” başlıklı söyleşide Seyfi Teoman sinema serüvenini kısa filmcilerle paylaşacak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sinemaseverler, Festival’in “BELGESEL SİNEMA” bölümünde ise, çektiği filmlerle önemli başarılara imza atmış Pelin Esmer’in “Oyun” ve “Koleksiyoncu” isimli belgesellerini izleme imkanı bulacak. Ayrıca Pelin Esmer,  belgesel serüvenini Akbank Sanat’ta gerçekleştirilecek bir söyleşiyle kısa filmcilere aktaracak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“CANLANDIRMA KISALAR” bölümünde, festival komitesinin davet ettiği ve önemli ödüllere sahip; Finlandiya, Türkiye,  Polonya, İspanya, Srilanka, İsveç, Almanya, Japonya ve Litvanya' dan 16 canlandırma kısa film örneği yer alıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“ÖZEL GÖSTERİM” bölümünde ise Murat Şeker imzalı "Türk Gibi Başla Alman Gibi Bitir" ve Serkan Yıldırım'ın yönetmenliğini yaptığı "Ellerdeki Zaman" filmleri izleyicilerle paylaşılacak.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-O9QtYtmWJn8/TW5nqfFO60I/AAAAAAAABDQ/3BYrO1tYH84/s1600/7.%2BKisa%2BFilm%2Bpost_sari.fh11.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5579510967954238274" src="http://4.bp.blogspot.com/-O9QtYtmWJn8/TW5nqfFO60I/AAAAAAAABDQ/3BYrO1tYH84/s320/7.%2BKisa%2BFilm%2Bpost_sari.fh11.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 226px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Akbank 7. Kısa Film Festivali jürisi, her yıl olduğu gibi bu yıl da üç farklı kategoriden oluşuyor. Festivalin, 286 filmin başvurduğu “Festival Kısaları” bölümüne katılan eserler; Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi Melis Behlil, yönetmen Murat Şeker,  yönetmen Melisa Önel’den oluşan ön eleme jüri kurulu tarafından değerlendirildi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Festivalin “En İyi Kurmaca Film”ini belirleyecek Kurmaca Kategorisi Jüri Kurulu; fotoğraf sanatçısı ve yönetmen Ebru Ceylan, oyuncu Lale Mansur, yönetmen Seyfi Teoman, Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı'dan oluşuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“En İyi Belgesel Film”i belirleyecek Belgesel Kategorisi Jüri Kurulu’nda ise; bu yıl yönetmen Pelin Esmer, yönetmen Selim Evci, yönetmen Mehmet Eryılmaz, İz Tv kurucularından yapımcı ve yönetmen Vedat Atasoy ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı yer alıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Jüri kurullarının festival sürerken yapacakları değerlendirmenin ardından, Festival’in ödül töreni sırasında “En İyi Kurmaca Film”  8.000 TL, “En İyi Belgesel Film” 8.000 TL ile ödüllendirilecek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;21 ülkeden 92 film, söyleşiler ve atölye çalışmalarının yer alacağı Akbank 7. Kısa Film Festivali’nin 10 gün boyunca herkese kapısı açık olacak ve tüm etkinlikler ücretsiz olarak Akbank Sanat'ta izlenebilecek. Ayrıca Festival boyunca bütün filmler Akbank Sanat’ın kafesinde eş zamanlı olarak gösterilecek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Akbank 7. Kısa Film Festivali hakkında daha detaylı bilgi almak için &lt;a href="http://www.akbankkisafilm.com/"&gt;www.akbankkisafilm.com&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.akbanksanat.com/"&gt;www.akbanksanat.com&lt;/a&gt; adreslerini ziyaret edebilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-FbJuWbKR4Pw/TW5na8tbxJI/AAAAAAAABDI/pB_-mpoOtvY/s1600/7.%2BKisa%2BFilm%2Bpost_mavi.fh11.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5579510701029573778" src="http://3.bp.blogspot.com/-FbJuWbKR4Pw/TW5na8tbxJI/AAAAAAAABDI/pB_-mpoOtvY/s320/7.%2BKisa%2BFilm%2Bpost_mavi.fh11.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 226px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-4584398690611429161?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/4584398690611429161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/03/akbank-7-kisa-film-festivali.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/4584398690611429161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/4584398690611429161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/03/akbank-7-kisa-film-festivali.html' title='Akbank 7. Kısa Film Festivali'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-M9SOOGJwE9M/TW5nEsgSkcI/AAAAAAAABDA/9EdH3nB4ayE/s72-c/7.%2BKisa%2BFilm%2Bpost_pembe.fh1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-2095336007671322718</id><published>2011-02-09T01:40:00.010+02:00</published><updated>2011-02-09T03:36:41.303+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Die (2010)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Die&lt;/span&gt; 2010 yılı mahsulü Dominic James tarafından yönetilmiş olan Kanada / İtalya ortak yapımı bir film. Yönetmenin ilk filmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TVHfCPaHaZI/AAAAAAAABCI/s5gGO-QPOAQ/s1600/die.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 222px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TVHfCPaHaZI/AAAAAAAABCI/s5gGO-QPOAQ/s320/die.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571479443622816146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film birbirleri ile alakasız gibi görünen, ama aslında kendi hayatları çerçevesinde bakıldığında benzer denebilecek hata(!)lardan muzdarip altı kişinin aynı mekanda çakışan hikayesini anlatır. Altı kişi; Mark Murdock adında alkolik bir polis, Diane Robinson adında bir hemşire, Zach Emmett adında bir doktor, Melody Chambers adında uyuşturucu müptelası bir fahişe, Lisa adında kumar düşkünü işsiz bir kadın ve Robert Moretti adında ekonomik kriz mağdurları için para toplayan bir adam. Bu altı kişi kimliği bilinmeyen biri tarafından kaçırılır ve ikişerli cam hücrelere kapatılır. Hiçkimse nasıl ve nereden kaçırıldığını anımsamamaktadır. Bir süre sonra ortaya çıkan fail, ilk olarak Moretti'yi alıp bir masanın önünde duran sandalyeye bağlar. Hemen arkasından Murdock'ı hücresinden çıkarır. Masanın üzerindeki kutuyu açmasını söyler. Kutunun içinde bir zar, bir silah ve altı adet kurşun vardır. Zarı atmasını ister. Murdock pek istekli gözükmese bile zarı atar ve bir gelir. Tabancaya bir kurşun yerleştirip Moretti'ye ateş etmesini ister. Murdock kurşunu yerleştirip silahın topunu çevirir. Anlaşılan kimliği belirsiz adam kaçırdığı her altı kişi için de birbirinden ilginç ve farklı rus ruletivari oyunlar hazırlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TVHfMYeJqyI/AAAAAAAABCQ/qk3zfksLEnY/s1600/die%2B4.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TVHfMYeJqyI/AAAAAAAABCQ/qk3zfksLEnY/s320/die%2B4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571479617854352162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmin &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Saw&lt;/span&gt;'u (2004, y.James Wan) çok fazlasıyla anımsatan bir konusu var. Yalnız bu filmdeki abi, Jigsaw gibi daha fazla zeka gerektiren oyunlar yerine rus ruletini tercih etmiş. Rus ruleti diyince de hemen aklıma &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tzameti&lt;/span&gt; (2005, y.Géla Babluani) geliverdi nedense. Sanırım rus ruletindeki gibi silahı kendi kafana doğrultmak yerine, bunun bir başkası tarafından yapılması mevzusunu ordan kesip bu filme yapıştırmışlar. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu arada Tzameti'nin gene yönetmen Babluani tarafından ABD seyircisi için İngilizce çekilen "yeniden yapım"ı (remake) &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;13&lt;/span&gt; (2010)&lt;span style="font-style: italic;"&gt; hiç fena olmamış. Paragrafarası tavsiye.&lt;/span&gt;) Sözün özü Saw ve Tzameti filminden kırpabildikleri kadarını kırpıp ortaya bu film(!)i çıkarmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TVHfWXyYRjI/AAAAAAAABCY/dEP4H6VAfVY/s1600/die%2B3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TVHfWXyYRjI/AAAAAAAABCY/dEP4H6VAfVY/s320/die%2B3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571479789469451826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir düşündüm de Saw'dan sonra "kimliği belirsiz biri tarafından kaçırılan birkaç kişiye oynanan oyunlar" temalı ne kadar çok film çekilmiş. İşin komiği her biri diğerinden daha kötü olmalı ki hiçbiri aklımda bile kalmamış. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bir ara oturup bu Saw'a benzeyen filmlerin listesini çıkarmalıyım.&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TVHoH3pFYEI/AAAAAAAABCw/oWkN5jmadYI/s1600/die%2B5.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 130px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TVHoH3pFYEI/AAAAAAAABCw/oWkN5jmadYI/s320/die%2B5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571489435927011394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film din, kader, hayatın anlamı gibi ağır mevzular üzerine birşeyler söyleme derdindeymiş gibi görünse bile, hamasi birkaç cümle sarfedip, fazla derine inmeden, günümüz trendine uygun bir şekilde "mış" gibi yaparak sığ sularda yüzmeyi tercih ediyor. Ama bu boğulmadığına delalet değil tabii ki. Çok fazla uzatmadan, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Die&lt;/span&gt; orjinal olmayan senaryosu ile çok fazla şey vaadedemiyor. Oyunculuklar ve yapım değerleri açısından çok sıkıntılı olmayan film, en azından izlerken çok sorun çıkartmıyor. Vaktini öldürmek isteyenler için fena bir seçim değil. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(2/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi bu arada Elias Koteas bu filmde ne arıyor? Çözemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Emily Hampshire, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Twilight&lt;/span&gt;'ın Bella'sı Kristen Stewart'a ne kadar çok benziyor yahu. Aynı boş bakışlar, aynı rol yapamama yeteneği. İlginç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TVHgx57HgSI/AAAAAAAABCo/YByA-3PDG-c/s1600/die%2B2.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 139px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TVHgx57HgSI/AAAAAAAABCo/YByA-3PDG-c/s320/die%2B2.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571481362001002786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-2095336007671322718?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/2095336007671322718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/02/die-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2095336007671322718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2095336007671322718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/02/die-2010.html' title='Die (2010)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TVHfCPaHaZI/AAAAAAAABCI/s5gGO-QPOAQ/s72-c/die.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-7245459056573675205</id><published>2011-01-19T18:50:00.008+02:00</published><updated>2011-12-20T01:56:49.227+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Training Day (2001)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Training Day&lt;/span&gt; 2001 yılı mahsulü Antoine Fuqua tarafından yönetilmiş olan ABD / Avustralya ortak yapımı bir film. Senaryo David Ayer tarafından kaleme alınmış.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTchihkT8MI/AAAAAAAABBk/AJmgd0ROavc/s1600/training-day2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563952741649477826" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTchihkT8MI/AAAAAAAABBk/AJmgd0ROavc/s320/training-day2.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 215px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Film kabaca acemi polis memuru Jake Hoyt'un (Ethan Hawke) narkotik şubedeki ilk gününü anlatır. Ama ne ilk gün. Hoyt sabah erkenden dedektif Alonzo Harris (Denzel Washington) ile buluşur. Her hareketiyle garip biri olduğunu imleyen dedektif ile bütün gün şehrin suç batağına saplanmış sokaklarında gezerler. Hoyt'un dedektif Harris'in kendi namına yasadışı işler çevirdiğini anlaması uzun sürmez. Henüz şubede ilk günü dolmadan Hoyt, "iyi polis" olmak ile "kötü polis" olmak arasında bir seçim yapmak zorunda kalır. Dedektif Harris'in bu tercihi şansa bırakmaya niyeti yoktur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTchzJHReRI/AAAAAAAABB0/Nu9Vhqua5TU/s1600/td2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563953027143006482" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTchzJHReRI/AAAAAAAABB0/Nu9Vhqua5TU/s320/td2.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 240px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nerdeyse 10 sene önce çekilmiş bu filmi nasıl atlamışım anlayamadım. Sanırım buna yönetmen Fuqua'nın filmografisindeki vasat aksiyon filmlerin çokluğu neden olmuş olabilir:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2009 Brooklyn's Finest&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2007 Shooter&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2005 Murder Book (TV filmi)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2004 King Arthur&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2004 Lightning in a Bottle (belgesel)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2003 Tears of the Sun&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2001 Training Day&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2000 Bait&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1998 The Replacement Killers&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Polisiye filmlerde sıklıkla karşılaştığımız bir konusu olduğundan Training Day senaryo namına maça 1-0 yenik başlıyor, ama bu handikapa rağmen dakikalar ilerledikçe maçı lehine çevirmeyi başarıyor. Bunu nasıl başarıyor? Hawke ve Washington'ın usta işi sürükleyici oyunculukları önderliğinde azimli bir görüntü çizen ekipteki diğer oyuncular da on numara işler çıkarmışlar. Film boyunca kısa rollerde birbirinden enterasan isimlere rastlamak mümkün: Scott Glenn, Tom Berenger, Cliff Curtis, Dr. Dre, Snoop Dogg, Macy Gray, Raymond Cruz ve güzeller güzeli Eva Mendes gibi. Ekip sağlam olunca, diyaloglar, mekan ve karakterler inandırıcı bir şekilde yazılınca, ortaya çıkan işin kötü olma olasılığı da ortadan kalkıyor. Her ne kadar filmin sürprizlerinin (twist) hemen hepsi önceden tahmin edilebilir olsa da, her ne kadar filmin finali böylesi bir filme yakışmayacak kadar aceleye getirilmiş ve çok ucuz gibi görünse de, bunlar filmden aldığım keyfe çok zarar vermeyi başaramadılar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTch-rhQoLI/AAAAAAAABB8/nXxXs4f_7v8/s1600/td1.png"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563953225357369522" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTch-rhQoLI/AAAAAAAABB8/nXxXs4f_7v8/s320/td1.png" style="cursor: pointer; display: block; height: 138px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sözün özü, eğer benim gibi zamanında bu filmi atlayanlardansanız, geriye dönüp filme göz atmakta fayda var. Sonuçta &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Training Day&lt;/span&gt;, polisiye bir filmden beklenenleri fazlasıyla veriyor. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(8/10)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTchpa44DNI/AAAAAAAABBs/OxWDVnnmuIw/s1600/training-day1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563952860115766482" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTchpa44DNI/AAAAAAAABBs/OxWDVnnmuIw/s320/training-day1.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 240px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-7245459056573675205?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/7245459056573675205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/01/training-day-2001.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7245459056573675205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7245459056573675205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/01/training-day-2001.html' title='Training Day (2001)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTchihkT8MI/AAAAAAAABBk/AJmgd0ROavc/s72-c/training-day2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-8971421995463367731</id><published>2011-01-18T18:50:00.017+02:00</published><updated>2011-01-26T18:33:05.288+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Tomorrow, When the War Began (2010)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tomorrow, When the War Began&lt;/span&gt; 2010 yılı mahsulü Stuart Beattie tarafından yönetilmiş olan Avustralya / ABD ortak yapımı bir film. John Marsden'in romanından gene Stuart Beattie tarafından sinemaya uyarlanmış. Beattie'nin yönettiği ilk film, ama kendisini yazdığı senaryolar ile yakından tanıyoruz. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;G.I. Joe: The Rise of Cobra&lt;/span&gt; (2009), &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Australia&lt;/span&gt; (2008), &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;30 Days of Night&lt;/span&gt; (2007), &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Derailed&lt;/span&gt; (2005), &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Collateral&lt;/span&gt; (2004) gibi filmlerin senaryo takımlarında görev aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXXPrYDxKI/AAAAAAAABA0/hclMnqtP-TA/s1600/tomorrow.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXXPrYDxKI/AAAAAAAABA0/hclMnqtP-TA/s320/tomorrow.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563589579027760290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avustralya'da bir kasabada yedi arkadaş haftasonunu geçirmek üzere Hell (Cehennem) adını verdikleri ama isminin aksine cennete daha yakın, dağların arasında, gözlerden ırak, sessiz sakin doğa harikası bir nehir kenarına (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ki Avustralya'da böyle yerler bulmak zor olmasa gerek&lt;/span&gt;) kamp yapmaya giderler. Tesadüfe bakın ki tam o esnada Avustralya, görünüşlerinden Asyalı olduğu anlaşılan, ama ismi zikredilmeyen bir ülke tarafından işgal edilir. Kasabaya dönen gençler neler döndüğünü anlamakta gecikmez. Kasabadaki herkes işgalci kuvvetler tarafından kasabanın merkezine toplanmış, esir alınmıştır. Gençler, Cehennem ismini verdikleri yeri gizli sığınakları haline getirip işgalci kuvvetlere karşı savaşmaya karar verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXXaEKaQgI/AAAAAAAABA8/WvurNhMMDrM/s1600/tomorrow-when-the-war-began.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 190px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXXaEKaQgI/AAAAAAAABA8/WvurNhMMDrM/s320/tomorrow-when-the-war-began.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563589757480092162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tomorrow, When the War Began'ın (TWWB) konusu büyük ölçüde seksenlerin efsane filmlerinden, ülkemizde de video kaset furyası döneminde bir hayli popüler olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Red Dawn&lt;/span&gt;'ı (1984, y.John Milius) anımsatıyor. Red Dawn'da kasabalarını (dolayısıyla ülkelerini) işgalci Sovyet güçlerine karşı koruyan vatanperver Amerikan gençlerinin mücadelesi anlatılıyordu. Ülkesinin müdafaasını üstlenmiş gençlerden bazıları günümüzün popüler isimleri tarafından canlandırılmıştı. Eğer filmi izlemediyseniz, Patrick Swayze, C. Thomas Howell, Charlie Sheen gibi  henüz kariyerlerinin başlarındaki aktörleri izlemek enterasan olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXY_zsGBcI/AAAAAAAABBU/IDd1bxq_vis/s1600/red%2Bdawn.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 228px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXY_zsGBcI/AAAAAAAABBU/IDd1bxq_vis/s320/red%2Bdawn.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563591505404626370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;TWWB'a dönersek; film (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ya da roman, ikisinin beraber hareket ettiğini düşünüyorum&lt;/span&gt;) seksenlerde ticari anlamda başarılı olmuş bir formülü almış, günümüze uyarlamış. Milliyetçi, şovenist, muhafazakar etmenler özenle filmin içine serpiştirilmiş. Fakat seksenlerde sadece bu kadarı başarılı bir film olması için yeterli iken günümüzde maalesef(!) yeterli değil. Zaman, içi boşaltılmış izm'lerin zamanı. Formül, gişede işleyebilmesi için elden geçirilmiş, günümüzün popüler ögeleri eklenerek dönüştürülmüş. Bunun için de vampir ve kurtadam mitlerinin içleri boşaltılarak formülize edilmiş &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Twilight&lt;/span&gt; serisi örnek alınmış. Yani TWWB için kısaca Twilight'ın aksiyon versiyonu diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXY0tdcY7I/AAAAAAAABBM/MNjj3ByXhmA/s1600/twilight.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 230px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXY0tdcY7I/AAAAAAAABBM/MNjj3ByXhmA/s320/twilight.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563591314754003890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Popüler sinemanın girdiği bu yol düşündürücü. Önce diziler ile hayatımıza girip ufak ufak film izleme zevkimizi öldürdüler. Bu dizi illetine alışmış, düşünmek istemeyen, herşeyi "armut piş ağzıma düş" kolaycılığında almaya alıştırılmış bünyelere hitap eden dizi mantığında (mantıksızlığında) filmler, olmadı seriyaller üretmeye başladılar. Popüler sinema hiçbir zaman bu kadar acınası hallere düşmemişti. Ama aslında bu çok daha vahim bir duruma işaret ediyor. Bu filmler her kesim tarafından yerden yere vuruluyor, iş yapmıyor değil. Aksine bütün dünyada alıcı buluyor, anlayamadığım bir şekilde kendi fan gruplarını oluşturuyor. Yani (her ne yapılmak isteniyorsa) plan gayet başarılı bir şekilde, tıkır tıkır işliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXZJz8vnpI/AAAAAAAABBc/3XzfYQddEBs/s1600/tomorrow3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 192px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXZJz8vnpI/AAAAAAAABBc/3XzfYQddEBs/s320/tomorrow3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563591677273153170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Twilight tadındaki içi boş fecaatleri seven bünyeler &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tomorrow, When the War Began&lt;/span&gt;'ı da seveceklerdir muhakkak. Uzak durulması gereken filmlerden. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(1/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXXzw5VjFI/AAAAAAAABBE/DrUNN_5NA9M/s1600/tomorrow2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXXzw5VjFI/AAAAAAAABBE/DrUNN_5NA9M/s320/tomorrow2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563590198984805458" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Serinin devam filmleri için düğmeye basılmış. Serinin ikinci filminin 2012'de, üçüncüsünün ise 2013'de vizyona girmesi planlanıyor. Bu arada filmde Yunan bir genci Deniz Akdeniz isminde bir Türk'ün canlandırması coğrafyamız adına enterasan bir nokta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-8971421995463367731?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/8971421995463367731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/01/tomorrow-when-war-began-2010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8971421995463367731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8971421995463367731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/01/tomorrow-when-war-began-2010.html' title='Tomorrow, When the War Began (2010)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTXXPrYDxKI/AAAAAAAABA0/hclMnqtP-TA/s72-c/tomorrow.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-905078293619173732</id><published>2011-01-14T14:11:00.006+02:00</published><updated>2011-01-14T14:26:32.031+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemahaber'/><title type='text'>!Geceyarısı Filmleri!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;!Geceyarısı Filmleri!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Devil vs. Devil”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTA_gA4j_0I/AAAAAAAABAU/yM-xxe7St1o/s1600/devilvsdevil.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 308px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTA_gA4j_0I/AAAAAAAABAU/yM-xxe7St1o/s320/devilvsdevil.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5562015359028166466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlayan: Serdar Kökçeoğlu&lt;br /&gt;Konuk seçici: Ezgi Aksoy&lt;br /&gt;14 Ocak 2011, Saat: 22:00&lt;br /&gt;KargART Salonu, Kadıköy - İSTANBUL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film: El Día de la Bestia (The Day of the Beast)&lt;br /&gt;Yönetmen: Álex de la Iglesia&lt;br /&gt;Tarih ve süre: 1995, 103 dk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film: Alucarda&lt;br /&gt;Yönetmen: Juan López Moctezuma&lt;br /&gt;Tarih ve süre: 1978, 85 dk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;El Día de la Bestia (1995)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kült filmlerin adamı Alex de Iglesia, bana sorarsanız bir çizgi roman yönetmeni. Zaten sinemanın büyüsüne kapılana kadar da çizgi roman illüstratörü olarak, İspanya’nın underground kültürüne katkıda bulunuyor. Iglesia, kendi düş gücüyle ürettiği ‘ucuz roman’ları filme alıyor. Bir tür asit kafasını anlattığı, kötü trip filmi 1995 yapımı El Dia de La Bestia (The Day of the Beast/Şeytanın Günü) de en karakteristik filmi.&lt;br /&gt;El Dia de La Bestia, şeytani duygular ve bizzat şeytan üzerine kararında bir parodi sunan, korku öğelerinin mizahla birleştiği bir kara komedi. Temasının “dünyayı kurtarmak için günah işlemek” gibi bir paradokstan, sağlam bir ironiden ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Bu tema hiç kuşkusuz aynı zamanda yüksek perdeden bir kara mizah konusu ve Alex de Iglesia’nın absürt mizah anlayışı içerisinde yoğrulunca ortaya güzel bir izlence çıkıyor. Film hayatını bir kitabı incelemeye adamış ve çalışmalarının sonucunda şeytanın oğlunun Noel arifesinde Madrid’de doğacağı kanısına varmış olan Peder Angel Berriartua’nın bir gece boyunca süren maceralarını anlatıyor. Peder, işleyebildiği kadar günah işleyerek şeytanın güvenini kazanmak ve oğlunun tam olarak nerede doğacağını öğrenmek derdinde. Film boyunca pedere satanist bir metalci ve gizemli mevzular üzerinden para kazanan bir şarlatan, bir sahte medyum eşlik ediyor.&lt;br /&gt;90’ların tam ortasında, yani metal müziğin tüm dünyada bir fırtına gibi esmekte olduğu yıllarda çevrilmiş olması, filmin kült yapısını besler nitelikte. Ayrıca günah işleyerek dünyayı kurtarmak isteyen peder gibi sinema tarihi açısından eşsiz, akıllara zarar bir karaktere de sahip. Filmin bir diğer başarısı ise, hem bir korku filmine, hem de bir kara komediye yaraşır nitelikteki karanlık atmosferi ve türler arasında yaptığı yumuşak ama kuvvetli geçişler. Zira örnekleri bolca bulunsa da aslında mizah ve korkuyu birleştirmek zor zanaattir. Filmin tek handikapı, sonunu bağlayan ahlakçı yaklaşım. Absürt ve fantastik öğelerle start alan film, daha “akılcı” bir finiş noktasında son buluyor.&lt;br /&gt;Neticede Alex de Iglesia’nın en önemli filmi El Dia de La Bestia, kötü bir film olarak değil iyi bir kara komedi olarak yerleşiyor kült filmler malikanesine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTBAUfVIvYI/AAAAAAAABAk/RWZcqxRcWMQ/s1600/eldiadelabestia.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 202px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTBAUfVIvYI/AAAAAAAABAk/RWZcqxRcWMQ/s320/eldiadelabestia.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5562016260554276226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alucarda, Hija de Tinieblas (1978)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Juan López Moctezuma, 70’li yıllar Meksika korku sineması, gotik sinema denildiğinde ilk akla gelen isimlerden. Hatta o yıllarda tüm Latin Amerika sinema camiası arasından sıyrıldığını söylersek, yanlış olmaz. Alucarda, ya da bir diğer adıyla Hija de Tinieblas da (The Daughter of Darkness/Karanlığın Kızı) tipik bir Moctezuma filmi, bence en iyisi. Tereddüt etmeden söyleyebilirim, 70’li yıllara ait en iyi ve en garip şeytan filmlerinden biri Alucarda.&lt;br /&gt;El Día de la Bestia’nın aksine; içinde mizah barındırmayan, şeytanla mizahı aynı cümle içinde kullanmayı aklından dahi geçirmeyen, ciddi, karanlık, garip, cesur, erotik ve atmosferik bir korku filmi Alucarda. 1872’de Sheridan Le Fanu tarafından kaleme alınmış olan Carmilla adlı gotik romanın serbest bir uyarlaması olduğu biliniyor. Filmin başrolünde bugün Meksika telenovela’larının (Latin Amerika’da yaygın olan pembe diziler) aranan oyuncusu Tina Romero’nun yer aldığını da hatırlatmak gerek.&lt;br /&gt;Tina Romero’nun canlandırdığı karakter, yani 15 yaşındaki Alucarda; bir manastırda dinibütün rahibelerle yaşayıp giden genç bir kız. Filmin diğer kahramanı ise Justine, manastıra ailesini kaybettikten sonra getirilen genç kız. Alucarda’nın satanik eğilimleri filmin başından itibaren kendini gösteriyor. Ancak Justine karakterinin ben doğrudan Marquis de Sade’ın “Justine”ine bir gönderme olabileceğini düşünüyorum. Çünkü bu Justine de uzun süre erdemliliğini korumak için savaş veriyor. Bunu bana düşündüren en büyük neden, filmdeki erotizm anlayışının “hastalıklı” ve rahatsız edici bir tarzı olması. Ayrıca Francis Ford Coppala’nın 1992’de çektiği kült filmi “Bram Stoker’s Dracula”da Alucarda’dan esinlendiğini düşünüyorum. Özellikle manastırdaki rahibelerin kostümlerinden, rahibelerin “kıvranma” sahnelerinden ve de surrealist atmosferinden. Bu noktada belirtmek isterim ki Alucarda, pek çok sahnesinde sürrealist bir anlatıma sahip. Düşsel yaklaşımları oldukça etkileyici.&lt;br /&gt;Film barındırdığı çıplaklık, lezbiyen ilişki, enteresan ve erotik şeytana, tanrıya tapma ritüelleri gibi öğeler yüzünden gösterime girdiği andan itibaren tartışmaların odak noktası haline gelmişti. 1978 yılı Meksikası için aşırı bulunmuş ve pek çok elit sinema adamı tarafından yuhalanmıştı. Zira özellikle 70’lerin b-film anlayışı uyarınca ürkütmek, şok etmek, kanırtmak düsturunu benimsemiş bir film olarak Alucarda zihinleri bir hayli zorluyordu. Buna karşılık, gösterime girdiği yıllarda çok da ilgi topladığı, büyük kitlelere ulaştığı söylenemez. Ancak yıllar geçtikçe Alucarda, underground filmler listesindeki haklı yerini aldı. Pek çok çağdaş yönetmene ilham kaynağı oldu. Bir alt-kültür nesnesine, underground elemana dönüştü ve özellikle Latin Amerika’nın alternatif gençliği, sanat camiaları için sürrealist bir esin ve eğlence kaynağı oldu. Ve olmayı da sürdürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTBAq6uvJII/AAAAAAAABAs/0WursRlROt4/s1600/alucarda.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 225px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTBAq6uvJII/AAAAAAAABAs/0WursRlROt4/s320/alucarda.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5562016645866529922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-905078293619173732?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/905078293619173732/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/01/geceyars-filmleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/905078293619173732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/905078293619173732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2011/01/geceyars-filmleri.html' title='!Geceyarısı Filmleri!'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TTA_gA4j_0I/AAAAAAAABAU/yM-xxe7St1o/s72-c/devilvsdevil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-1379090118968155526</id><published>2010-11-07T16:06:00.012+02:00</published><updated>2010-11-07T16:32:33.597+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Snarveien (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Snarveien&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü Severin Eskeland tarafından yazılıp yönetilmiş olan Norveç yapımı bir film. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Detour&lt;/span&gt; olarak da bilinir. 1977 doğumlu yönetmenin ilk uzun metraj denemesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNazJbzsAbI/AAAAAAAAA_g/PoZL1g5JwVA/s1600/snarveien+01.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNazJbzsAbI/AAAAAAAAA_g/PoZL1g5JwVA/s320/snarveien+01.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536809766563348914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Lina ve Martin evlenecek olan yakın bir arkadaşlarının düğününde tüketilmek üzere yaptıkları yüklü miktarda alkol alışverişinden sonra İsveç'den Norveç'e dönmek üzere yola çıkarlar. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Anladığım kadarı ile İsveç ile Norveç arasında alkol fiyatları açısından uluslararası seyahat edecek kadar büyük bir fark var.&lt;/span&gt;) Yolda kullandıkları yolun polis tarafından kapatıldığını görürler. Polis yolda bir kaza olduğunu, kazayı kaldırmak için yolu kapattıklarını, ama arka yolu kullanarak beklemeden tekrar anayola çıkıp yollarına devam edebileceklerini söyler. Lina ve Martin polisin tarif ettiği şekilde yollarına devam ederler. Pek tekin gözükmeyen bu arka yolda (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;tabii ki&lt;/span&gt;) lastikleri patlar. Bu başlarına gelen ilk kötü olaydır. Ama son olmadığını anlamak için çok fazla beklemek gerekmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNa06KF0M4I/AAAAAAAAA_o/aIbIhfyrcBQ/s1600/snarveien+02.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 160px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNa06KF0M4I/AAAAAAAAA_o/aIbIhfyrcBQ/s320/snarveien+02.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536811703132763010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sanırım artık korku filmi çekmek isteyenler eskisinden çok daha kolay bir şekilde filmlerini finanse etmek için kaynak bulabiliyorlar. Evet, 2000'li yıllardan bahsediyorum. 2000 öncesinde bazı ülkelere ait bir korku-gerilim filmine rastladığımda bilirdim ki bu filmde mutlaka diğerlerinden farklı bir şey var, (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;buradaki &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;"bazı ülkeler"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;den kasıt ABD, Uzakdoğu, İtalya, İspanya gibi türe ait başarılı ve başarısız örnekler ile karşılaşmayı kanıksadığımız ülkeler dışındaki ülkeler oluyor ki tam olarak kendimi ifade edemediğimi farketsem bile böyle bir olgunun en azından benim için varolduğunun altını çizmem şart, misal derseniz hollanda derim, polonya derim, belçika derim.&lt;/span&gt;) ya yönetmen işine inanmış dişini tırnağına takıp binbir güçlükle filmi tamamlamış ya da işe güvenen bir yapımcı filme kol kanat germiş, nihayete ermesini sağlamış. Oysa 2000 sonrasına baktığımızda artık bu tip "ülke sineması" kaynaklı tercihlerimde sıkça yanıldığımı söyleyebilirim. İşte &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Detour&lt;/span&gt; da böylesi yanlış tercihlerden biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNa1JgVQa-I/AAAAAAAAA_w/oI8WM1IPw3A/s1600/snarveien+03.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 137px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNa1JgVQa-I/AAAAAAAAA_w/oI8WM1IPw3A/s320/snarveien+03.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536811966801144802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Texas Chainsaw Massacre&lt;/span&gt; (1974, y.Tobe Hooper) ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hostel&lt;/span&gt; (2005, y.Eli Roth) gibi türdeş filmlerden bolca beslenen Detour işin aslına bakılırsa pek yeni bir şey söyleme taraftarı değil gibi duruyor. Halihazırda bolca üretilmiş (tüketilmiş) birbirinin kopyası gibi duran onlarca örnekte kullanılan senaryo tarifini alıp kabaca Norveç sınırları içine tıkıştırmalarından ibaret bir değişiklik için ise pek değişiklik demek mümkün değil, çünkü &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"sınırlarötesi içki alışverişi"&lt;/span&gt; dışında Norveç'e ait olası donelerden eser yok filmde. Hatta filmin dünyanın başka herhangi bir yerinde geçtiğini söylememek için ortada bir sebep yok. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Globalizm? Küreselleşme?&lt;/span&gt;) Bu bir eksiklik mi? Değil. Ama bana kalırsa bu formül üzerinden hareket ettiğinizde yerel tatlar taşıyan doneler kullanılmazsa geriye işi sıradan olmaktan kurtaracak hiçbir şey kalmıyor. E zaten amaç hızlı üretim - hızlı tüketim olunca işin (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;=ticari malın?&lt;/span&gt;) kaliteli olması bir nebze geri planda kalıyor gibi. Yeter ki piyasadaki hareket, canlılık dinmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNa1VCkUyQI/AAAAAAAAA_4/zeykXFHIWGI/s1600/snarveien+04.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 137px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNa1VCkUyQI/AAAAAAAAA_4/zeykXFHIWGI/s320/snarveien+04.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536812164969711874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yazıya bakıldığında film hakkında çok fazla şey söylenmemiş gibi duruyor olabilir. Bunun sebebi söylenecek fazla bir şey olmaması olabilir. Haftasonunuzu şenlendirecek, kafa yormayan, derdi olmayan, eleştirileri güçlü olmaktan uzak, basit ama yapım değerleri üst düzeyde bir korku filmi izlemek istiyorsanız, Detour uğrayabileceğiniz adres olabilir. Ötesi zaten yok. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(5/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNa2qZKUlcI/AAAAAAAABAA/99HlHEPiv5M/s1600/snarveien+05.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNa2qZKUlcI/AAAAAAAABAA/99HlHEPiv5M/s320/snarveien+05.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536813631323542978" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-1379090118968155526?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/1379090118968155526/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/11/snarveien-2009.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1379090118968155526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1379090118968155526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/11/snarveien-2009.html' title='Snarveien (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNazJbzsAbI/AAAAAAAAA_g/PoZL1g5JwVA/s72-c/snarveien+01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-8762088789098195416</id><published>2010-11-03T04:35:00.006+02:00</published><updated>2010-11-03T05:13:49.173+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemahaber'/><title type='text'>Zagor Gecesi</title><content type='html'>Zagor ve Çiko'nun yaratıcısı Gallieno Ferri İstanbul'da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-7 Kasım tarihleri arasında organize edilen Çizgi Roman Günleri Etkinlikleri kapsamında yer alan Zagor Gecesi 4 Kasım Perşembe akşamı Kadıköy Karga Bar'da gerçekleşecek. Gecenin programı ve etkinliğe ait ayrıntıların yer aldığı broşür aşağıda;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;u&gt;PROGRAM&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tarih:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;04 Kasım 2010, Perşembe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Saat:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;19.00 Sergi Açılışı, Söyleşi, İmza&lt;br /&gt;21.00 Graziano Romani (Canlı Performans)&lt;br /&gt;22.00 1001Roman Yayıncılık Çizgi Roman Yarışması Ödül Töreni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yer:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Karga Bar / Kadife Sokak No:16 Altıyol - Kadıköy&lt;br /&gt;(0 216 449 17 25-26)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNDMnnpzoCI/AAAAAAAAA_Q/PBeW4jofpFI/s1600/zagor1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNDMnnpzoCI/AAAAAAAAA_Q/PBeW4jofpFI/s320/zagor1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5535148923069636642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNDMrj83p7I/AAAAAAAAA_Y/T5mkuPA0zAs/s1600/zagor2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNDMrj83p7I/AAAAAAAAA_Y/T5mkuPA0zAs/s320/zagor2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5535148990795327410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-8762088789098195416?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/8762088789098195416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/11/zagor-gecesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8762088789098195416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8762088789098195416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/11/zagor-gecesi.html' title='Zagor Gecesi'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TNDMnnpzoCI/AAAAAAAAA_Q/PBeW4jofpFI/s72-c/zagor1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-2916516013859215674</id><published>2010-09-28T09:12:00.024+03:00</published><updated>2010-09-28T12:31:34.826+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Masters of Horror (2005) -1. Sezon-</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Masters of Horror&lt;/span&gt;, korku sinemasının birbirinden ünlü yönetmenleri ile korku edebiyatının ünlü kalemlerini biraraya getirmek maksadıyla Mick Garris tarafından organize edilmiş, iyi düşünülmüş bir proje.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proje Mick Garris önderliğinde hayata geçirilmeye başladığında TV dizisi olarak düşünülmemiş. Kısa filmler bittiğinde Anchor Bay Entertainment tarafından DVDsi basılacakmış hesapta. Fakat nasıl olduysa devreye Showtime girmiş ve proje TV dizisine dönüşmek durumunda kalmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGntwvJqTI/AAAAAAAAA9Q/itRJYsIw_rc/s1600/masters+of+horror1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGntwvJqTI/AAAAAAAAA9Q/itRJYsIw_rc/s320/masters+of+horror1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521879022751557938" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İlk sezona ait 13 bölümle ilgili, yaklaşık dört sene önce, bölümleri izledikten hemen sonra almış olduğum kısa notlarımı burada toplamak istedim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm 1: Incident on and Off a Mountain Road :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: Don Coscarelli&lt;br /&gt;Senaryo: Don Coscarelli &amp;amp; Stephen Romano&lt;br /&gt;Kısa Öykü: Joe R. Lansdale&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGv2FJMT-I/AAAAAAAAA9o/txAd_lQyqG8/s1600/101.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 230px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGv2FJMT-I/AAAAAAAAA9o/txAd_lQyqG8/s320/101.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521887961761468386" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Masters of Horror serisine bomba gibi bir başlangıç yapmamızı sağlayan muhteşem bir ilk bölüm. Zannımca Don Coscarelli ile başlamak isabet olmuş. Çocukluğumuzun en büyük korkularından &lt;span style="font-style: italic;"&gt;the Tall Man&lt;/span&gt; figürünü bünyesinde barındıran kült &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Phantasm&lt;/span&gt; serisi ile gönlümüzde ayrı bir yeri olan yönetmen, yaptığı en iyi iş olan iyi kadın kaçar, kötü adam (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Moonface&lt;/span&gt;) kovalar formülünü başarıyla uygulamış. Ancak zaman artık değişti, seksenlerde olduğu gibi değil, artık kimse ne tam iyi, ne tam kötü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Phantasm&lt;/span&gt; serisinin kötü adamı olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;the Tall Man&lt;/span&gt; karakterini başarıyla canlandıran Angus Scrimm'i de bu bölümün kadrosunda görüyoruz. Ama bizi bir sürpriz bekliyor. O uzun korkutucu adam, bu bölümde neredeyse oturduğu yerden bile kalkamayan yaşlı pasif bir kurban rolünde. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu ne yaman çelişki anne!&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada the Tall Man ile Moonface birbirine ne kadar benziyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; 2: Dreams in the Witch-House&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: Stuart Gordon&lt;br /&gt;Senaryo: Dennis Paoli &amp;amp; Stuart Gordon&lt;br /&gt;Kısa Öykü: H.P. Lovecraft&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGwIDEjAFI/AAAAAAAAA9w/lGboVOl3MMA/s1600/102.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 229px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGwIDEjAFI/AAAAAAAAA9w/lGboVOl3MMA/s320/102.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521888270442758226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Don Coscarelli ile bomba gibi başladığımız seri hız kesmeden Stuart Gordon ile devam ediyor. Tabii ki bir H.P. Lovecraft uyarlaması. Brian Yuzna ile beraber İspanya'da devam eden eylemlerini yakınen takip ettiğimiz Gordon, artık alışageldiğimiz kendine has uslubu ile bizleri ekran başına adeta çiviliyor. Yatakaltı sahnesinde çığlık atmamak mümkün mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; 3: Dance of the Dead&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: Tobe Hooper&lt;br /&gt;Senaryo: Richard Christian Matheson (yazar Matheson'ın oğlu)&lt;br /&gt;Kısa Öykü: Richard Matheson&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGwVxKGLwI/AAAAAAAAA94/jOftw3j5KkM/s1600/103.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 282px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGwVxKGLwI/AAAAAAAAA94/jOftw3j5KkM/s320/103.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521888506152365826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Enterasan çekim tekniklerinin denendiği Tobe Hooper'a yakıştıramadığımız deneysel sahneler, sanırım Hooper'ın yeni dünya düzeninde "ben de varım!" iddiasını ortaya koymak için giriştiği varolma savaşı. Yahu Hooper efendi, ne gerek var kasmaya, biz seni o çiğ filmlerinle seviyoruz. Kan, dehşet, vahşet, kin gene havada kokusunu hissettiriyor ama sanırım Hooper artık göstermekten imtina ediyor gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; 4: Jenifer&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: Dario Argento&lt;br /&gt;Senaryo: Steven Weber&lt;br /&gt;Kısa Öykü: Bruce Jones&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGwj7tzPoI/AAAAAAAAA-A/fHLDOozwWAI/s1600/104.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGwj7tzPoI/AAAAAAAAA-A/fHLDOozwWAI/s320/104.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521888749504642690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şehvetle takip ettiğimiz serinin dördüncü bölümünde Argento usta ile beraberiz. Usta şehvetle takip ettiğimizi bilircesine kendine ana tema olarak şehveti seçmiş. İyi de yapmış. Klasik bir Argento filminden beklendiği üzere tutarsız ve mantık dışı bir senaryo üzerinden gene inanılmazı başarıyor Argento, bizi hipnotize etmeyi başarıyor. Aklımızı bir kenara bırakıp (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ya da belki Argento almıştır aklımızı, bilemedim&lt;/span&gt;) izliyoruz ustayı. Filme başından sonuna kadar garip bir tedirginlik hakim. Devamlı kötü bir şey olacakmış hissi yakamızı bir türlü bırakmıyor. Zaman zaman da oluyor ya neyse. Finalde ise Argento yapacağını yapıyor ve bizi rahatlatmadan öylece orta yerde bırakıyor, tedirgin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzikler için ayrı bir parantez açmak lazım. Eski Goblin üyesi Claudio Simonetti yine harika bir iş çıkarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; 5: Chocolate&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: Mick Garris&lt;br /&gt;Senaryo: Mick Garris&lt;br /&gt;Kısa Öykü: Mick Garris&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGw8JDs7NI/AAAAAAAAA-I/1_MvwQKYzao/s1600/105.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 278px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGw8JDs7NI/AAAAAAAAA-I/1_MvwQKYzao/s320/105.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521889165403024594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kendisini daha çok televizyon için çektiği Stephen King uyarlamalarından tanıdığımız Mick Garris bu bölümün yazarı ve yönetmeni. Bilindiği üzere kendisi bu seriyalin fikir babası oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm biter bitmez kendimi daha önce izlemediğim bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Twilight Zone&lt;/span&gt; bölümünü izlemiş gibi hissettim. Burada Garris'e çok teşekkür etmek istiyorum, beni yanılttığı için. Ben kendisinden kötü bir iş bekliyordum açıkcası. Ama o kesinlikle Twilight Zone'a saygı duruşu niteliğinde bir bölümü layıkıyla yazmış ve yönetmiş. Teşekkürler Garris.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; 6: Homecoming&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: Joe Dante&lt;br /&gt;Senaryo: Sam Hamm&lt;br /&gt;Kısa Öykü: Dale Bailey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGxHV_-sqI/AAAAAAAAA-Q/58PVffVYgK4/s1600/106.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 230px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGxHV_-sqI/AAAAAAAAA-Q/58PVffVYgK4/s320/106.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521889357855634082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Açıkcası bu bölüme kadar seriyi o kadar keyifle izliyordum ki, bu bölüm hakkında pek birşey yazasım gelmiyor. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gerçi bu sarfettiğim cümle bile, bu bölüm hakkında bir fikir veriyor ya, neyse.&lt;/span&gt;) Herhangi bir korku veya gerilim ögesi bulunmayan bölümde, zombiler sadece savaş (ve savaş yanlısı hükümet) karşıtı bir grup olarak çıkıyor karşımıza. Yani zombilerin yerine misal savaştan dönen gaziler kullanılsa bile film sıkıcılığından eksi ya da artı yönde birşey kaybetmeyecekti. Didaktik filmler her zaman canımı sıkmıştır. Bu kadar da kör göze parmak anlatılmaz ki bazı şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; 7: Deer Woman&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: John Landis&lt;br /&gt;Senaryo: Max Landis &amp;amp; John Landis&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGo56T0xxI/AAAAAAAAA9g/8Cun26F-g5Y/s1600/107+deer+woman.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGo56T0xxI/AAAAAAAAA9g/8Cun26F-g5Y/s320/107+deer+woman.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521880330991355666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bölümün yönetmeni John Landis senaryoyu oğlu Max Landis ile beraber yazmış.&lt;br /&gt;Tam anlamıyla vasat kelimesinin karşılığını bulduğu bir bölüm olmuş. Özellikle dizinin altıncı bölümünün yarattığı hayalkırıklığı ile seyrettiğim bu bölümden açıkcası umutlu idim. Ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;An American Werewolf in London&lt;/span&gt; tadında bir bölüm çekmeye uğraştığı apaçık olan Landis, bu kaygısında başarılı olmuş diyemeyeceğim. Gene de sıkılmadan izlenebilirler arasındaki yerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; 8: John Carpenter's Cigarette Burns&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: John Carpenter&lt;br /&gt;Senaryo: Drew McWeeny &amp;amp; Scott Swan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGxSZYZIOI/AAAAAAAAA-Y/4o4ip1a3ShA/s1600/108.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGxSZYZIOI/AAAAAAAAA-Y/4o4ip1a3ShA/s320/108.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521889547741896930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenliğini John Carpenter'ın yaptığı bu bölüm bence ilk sezonun en iddialı bölümü olmuş. Eski formunu yavaş yavaş kaybetmekte olan büyük usta, bu bölüm ile &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"hala ölmedim"&lt;/span&gt; dercesine güzel bir selam çakmış filmografisine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; 9: The Fair Haired Child&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: William Malone&lt;br /&gt;Senaryo: Matt Greenberg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGym_HIYiI/AAAAAAAAA-w/8fV3ylbWL-E/s1600/109.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGym_HIYiI/AAAAAAAAA-w/8fV3ylbWL-E/s320/109.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521891000979055138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenliğini William Malone'un yaptığı bu bölüm tipik bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Twilight Zone&lt;/span&gt; bölümünü andırır ögelere sahip. the Fair Haired Child hiçbir sürpriz barındırmayan senaryo dezavantajına rağmen, kendini sonuna kadar ilgiyle izlettiriyor. Yerinde ve ölçülü efektler öyküye zarar vermemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; 10: Sick Girl&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: Lucky McKee&lt;br /&gt;Senaryo: Sean Hood &amp;amp; Lucky McKee&lt;br /&gt;Öykü: Sean Hood&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGxlrR7EMI/AAAAAAAAA-g/UzsvRvwSHAQ/s1600/110.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGxlrR7EMI/AAAAAAAAA-g/UzsvRvwSHAQ/s320/110.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521889878964113602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenlik koltuğunda Lucky McKee oturuyor. Projenin başında bu bölüm için düşünülen isim Roger Corman imiş ama olmamış. Bölümü izledikten sonra, bu bölümün Corman tarafından çekilmemesine çok üzüldüm. Brezilya'dan gelen ne idüğü belirsiz bir böcek, bir böcek uzmanının hayatını hiç ummadığı bir şekilde değiştiriyor. Özellikle filmin sonundaki mutlu aile tablosu gözlerimi yaşarttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; 11: Pick Me Up&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: Larry Cohen&lt;br /&gt;Senaryo: David J. Schow&lt;br /&gt;Kısa Öykü: David J. Schow&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGy-P-14XI/AAAAAAAAA-4/SdXrcL8e1cc/s1600/111.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGy-P-14XI/AAAAAAAAA-4/SdXrcL8e1cc/s320/111.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521891400644682098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenliğini Larry Cohen'in yaptığı bu bölümün benim için sürprizi başroldeki beğendiğim oyuncu Fairuza Balk oldu. Sıradışı bir seri katil hikayesinin anlatıldığı bu bölüm yer yer &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"ebenin a.ı ali sami"&lt;/span&gt; tadında olsa bile çok ciddiye alınmadan rahatlıkla seyredilebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seri katillerden biri kurbanlarını otoban üzerinde otostop yapanlardan seçen TIR şoförü Jim Wheeler (Michael Moriarty), diğeri kurbanları tarafından seçilen, otobanda otostop yapan Walker (Warren Kole). Wheeler ve Walker. TIR şoförü ve otostopçu. Anlaşılan Cohen yaptığı iş ile bağlantılı karakter ismi seçme hususunda takıntılı gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; 12: Haeckel's Tale&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: John McNaughton&lt;br /&gt;Senaryo: Mick Garris&lt;br /&gt;Kısa Öykü: Clive Barker&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGxzLNZmSI/AAAAAAAAA-o/NC-3YFyyuoU/s1600/112.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGxzLNZmSI/AAAAAAAAA-o/NC-3YFyyuoU/s320/112.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521890110873377058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenliğini John McNaughton'ın yaptığı bu bölümün ilk olarak George A. Romero tarafından çekileceği duyurulmuştu ama olmadı. Kısmet McNaughton'a imiş. Öykü büyük usta Clive Barker'a ait.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;John McNaughton 1986 yılında yönettiği  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Henry: Portrait of a Serial Killer &lt;/span&gt;adlı ikinci uzun metraj filmi ile bizi umutlandırmış ama devamını getirememişti. Onu tekrar korku filmi yönetmenleri arasında görmek güzel. Umarım korku gerilim tarzına devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok abartılacak bir bölüm olmasa da seri içinde sırıtmadan yerini alan düzgün bir iş olmuş. Sonuna kadar sıkmadan izleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sezon 1, Bölüm&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; 13: Imprint&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen: Takashi Miike&lt;br /&gt;Senaryo: Daisuke Tengan&lt;br /&gt;Roman: Shimako Iwai&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGzlFPqu5I/AAAAAAAAA_I/nCFnB4izmUM/s1600/113.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 229px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGzlFPqu5I/AAAAAAAAA_I/nCFnB4izmUM/s320/113.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521892067777362834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Üstad Takashi Miike,&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; 'Nutuk'&lt;/span&gt;u yutmuşcasına az zamanda çok büyük işler başarmış. Kesinlikle muhteşem bir deneyim değeri taşıyor bu bölüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Odishon&lt;/span&gt;'a nazire yaparcasına kotarılmış işkence sahnesi, birçok yönden çok daha rahatsız edici olmuş. Uzun metraj bir filme ait olmamanın verdiği sıkıntı bile bu sahnenin ihtişamına leke sürememiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilhassa &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gozu&lt;/span&gt;'ya yakın durduğunu düşündüğüm bölüm sona erdiğinde insanın ağzında buruk bir tat bırakıyor. Umarım bu hikayeyi uzun metraj bir filmde değerlendirir diye düşünürken konu sıkıntısı çekmeyen Miike'nin bir daha bu hikayeye dönmeyeceğinin bilincindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;u&gt;SON SÖZ : &lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhalde izlemeyen kalmamıştır bu güzide diziyi. Yok kaldı ise &lt;span style="font-style: italic;"&gt;mutlaka izleyin&lt;/span&gt; diye notumu düşüp çok ilgi gören projenin 2. sezonunun da çekilip gösterildiğini hatırlatayım. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(8/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGodVA5TlI/AAAAAAAAA9Y/V-DyXT579-o/s1600/masters+of+horror2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 308px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGodVA5TlI/AAAAAAAAA9Y/V-DyXT579-o/s320/masters+of+horror2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521879839943511634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-2916516013859215674?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/2916516013859215674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/09/masters-of-horror-2005-season-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2916516013859215674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2916516013859215674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/09/masters-of-horror-2005-season-1.html' title='Masters of Horror (2005) -1. Sezon-'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TKGntwvJqTI/AAAAAAAAA9Q/itRJYsIw_rc/s72-c/masters+of+horror1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-3670574482409027832</id><published>2010-09-26T03:57:00.015+03:00</published><updated>2010-09-26T06:20:18.591+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Jukgeona hokeun nabbeugeona (2000)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Jukgeona hokeun nabbeugeona&lt;/span&gt; 2000 yılı mahsulü Seung-wan Ryoo tarafından yazılıp yönetilmiş olan Güney Kore yapımı bir film. Die Bad olarak da bilinir. Yönetmenin ilk filmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ62B-suXNI/AAAAAAAAA8I/TwRc5wE8cEM/s1600/die+bad+1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 228px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ62B-suXNI/AAAAAAAAA8I/TwRc5wE8cEM/s320/die+bad+1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521050338329517266" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dört ayrı başlık altında dört bölüme ayrılmış bir film olmasına rağmen aslında Die Bad kronolojik sırada ilerleyen tek bir hikaye anlatıyor. Yönetmen her bölümde farklı bir çekim tekniği kullanmayı tercih etmiş. Bölümler sırasıyla &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Rumble&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nightmare&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Modern Man&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Die Bad&lt;/span&gt; isimlerini taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ63S5xBfAI/AAAAAAAAA8Y/7ko6jMIiFXE/s1600/die+bad+3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ63S5xBfAI/AAAAAAAAA8Y/7ko6jMIiFXE/s320/die+bad+3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521051728574774274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Suk-hwan ve Sung-bin yurdum öğrencilerinden farksız okul yerine bilardocuda vakit geçirmeyi tercih eden lise öğrencisi iki arkadaştır. Bilardocuda takıldıkları bir gün yan masada bilardo oynayan farklı bir okulun öğrencileri ile ağız dalaşına girerler. Sung-bin'in bütün yatıştırma gayretine rağmen iki grup kavgaya tutuşur. Kavga sırasında Sung-bin kazayla diğer öğrencilerden birini öldürür ve hapse girer. Yedi sene sonra hapisten çıkar. Abisinin sayesinde bir garajda tamirci olarak çalışmaya başlar. Fakat eski suçlu olduğu ortaya çıkınca işinden ayrılmak zorunda kalır. Çevresi Sung-bin'e yaşamak için çok fazla açık kapı bırakmadığından yerel bir çeteye dahil olur. Güçlü yumrukları sayesinde kısa sürede küçük bir grubun başına geçmeyi başarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ63xI8uaOI/AAAAAAAAA8g/_NYWqDOcNRk/s1600/die+bad+4.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ63xI8uaOI/AAAAAAAAA8g/_NYWqDOcNRk/s320/die+bad+4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521052248046463202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu arada eski arkadaşı Suk-hwan polis olmuştur. Suk-hwan'ın kardeşi ise okulu bitirip çalışma hayatına atılmak yerine bir çeteye dahil olup az zamanda çok yol yapma planları içindedir. Yolu Sung-bin ile kesişir ve Sung-bin'in çetesine girerek okula gitmeyi bırakır. Kader Suk-hwan, kardeşi ve Sung-bin için kötü bir son ile bitecek olan ağlarını örmeye seneler önce başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ66eGVC_kI/AAAAAAAAA8w/2i4_ElHQCwE/s1600/die+bad+5.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ66eGVC_kI/AAAAAAAAA8w/2i4_ElHQCwE/s320/die+bad+5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521055219460537922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 800.000 dolar gibi düşük bir bütçe ile çekilen bu film için boyundan büyük işler başarıyor dersem sanırım abartmış olmam. Yönetmenin usta elleri, film boyunca kötü oyunculukların ve dövüş sahnelerindeki beceriksizliklerin üzerlerini usul usul örtmeye çalışıyor. Böylesi anları hafif tebessüm ederek izlesem bile bazı sahnelerde gerçekçiliği yakalamayı başardığını itiraf etmeliyim. Ayrıca yönetmen Ryoo'nun bilhassa yakın çekimlerde yaratıcı ve hayranlık uyandıran performanslar sergilediğini eklemekte fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ66oe2EaRI/AAAAAAAAA84/N_5fiFVH__A/s1600/die+bad+6.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ66oe2EaRI/AAAAAAAAA84/N_5fiFVH__A/s320/die+bad+6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521055397840185618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen Ryoo, filmini toplum içerisinde saygı(!) görmek isteyen (bunu istemeye mecbur bırakılan) erkek figürü üzerine kurmuş. Buradan hareketle gelir düzeyi düşük ailelere mensup çocukların hayat karşısındaki umutsuzlukları, daha lise yıllarında başlayan yılgınlık, tek umut olarak sokak çetelerini görmeleri gibi donelerle filmin temelini güçlendirmek istemiş. Benzer temalara Güney Kore sinemasına ait birçok filmde rastlamak mümkün. Die Bad'i benzerlerinden ayıran farkı yönetmenin mahareti diyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ664uupe5I/AAAAAAAAA9A/_4EuA09HPC8/s1600/die+bad+7.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ664uupe5I/AAAAAAAAA9A/_4EuA09HPC8/s320/die+bad+7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521055676981934994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu film sonrasında Seung-wan Ryoo için olumlu birçok eleştiri yapıldı. Ki bu eleştirileri boşa çıkarmayan Ryoo, bir sonraki filmi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pido nunmuldo eobshi&lt;/span&gt; (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;No Blood No Tears&lt;/span&gt;, 2002) ile çıtayı bir adım daha yukarıya çekti. Ama nedense sonrasında çektiği filmleri bir türlü beğenemedim. Ana akım sinemaya ait, etrafta onlarcası bulunan, kötü diyemesem bile rahatlıkla kişiliksiz, kimliksiz diyebileceğim &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arahan jangpung daejakjeon&lt;/span&gt; (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Urban Martial Arts Action&lt;/span&gt;, 2004) veya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Jjakpae&lt;/span&gt; (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;The City of Violence&lt;/span&gt;, 2006) gibi filmler çekti. Oysa ilk iki filmini görenler &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Güney Kore sinemasının Tarantino'su geliyor"&lt;/span&gt; gibisinden beklentilere garkolmuştu. Yazıya konu olan filmi izlediğinizde ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ67Dfg1i0I/AAAAAAAAA9I/W7nOEzFzyw8/s1600/die+bad+8.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ67Dfg1i0I/AAAAAAAAA9I/W7nOEzFzyw8/s320/die+bad+8.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521055861876034370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Jukgeona hokeun nabbeugeona, uzakdoğu sinemasına ait farklı lezzette düşük bütçeli bir ilk film. Belki izleyenlere az zamanda çok yol yaparak yükselmenin formüllerini vermiyor, ama az parayla nasıl &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"büyük"&lt;/span&gt; bir iş yapılabileceğini gösteriyor. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(7/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ653QE74AI/AAAAAAAAA8o/zP4zYbSnXd0/s1600/die+bad+2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ653QE74AI/AAAAAAAAA8o/zP4zYbSnXd0/s320/die+bad+2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521054552062418946" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-3670574482409027832?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/3670574482409027832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/09/jukgeona-hokeun-nabbeugeona-2000.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/3670574482409027832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/3670574482409027832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/09/jukgeona-hokeun-nabbeugeona-2000.html' title='Jukgeona hokeun nabbeugeona (2000)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TJ62B-suXNI/AAAAAAAAA8I/TwRc5wE8cEM/s72-c/die+bad+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-2620542843737451015</id><published>2010-09-06T00:37:00.007+03:00</published><updated>2010-09-06T01:07:50.853+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>The Reeds (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Reeds&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü Nick Cohen tarafından yönetilmiş olan İngiltere yapımı bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TIQSs-ZoxbI/AAAAAAAAA7o/YU2m0DyaHsk/s1600/TheReeds.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TIQSs-ZoxbI/AAAAAAAAA7o/YU2m0DyaHsk/s320/TheReeds.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513552407682401714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Londra'dan Norfolk Kıyıları'na haftasonu tatili için gelen altı genç (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;üçü erkek, üçü kız tabii ki&lt;/span&gt;) Corsair Star isimli tekneyi kiralarlar. Her şey en başta yolunda gidiyor gibidir. Yerel gençlerle yaşanan sessiz tartışma, buldukları köpek cesedi gibi ufak ayrıntılar grubun keyfini kaçırmaya yetmez. Açıklarda takılmaktan sıkılan delifişek gençler (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;nedense?&lt;/span&gt;) filme ismini veren sazlıklara dalmaya karar verirler. Sazlıkların ortasında talihsiz bir kaza geçirirler. Bu kaza aslında herşeyin başlangıcı gibidir. Asıl tehlike sazlıkların içinde kendilerini beklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TIQToxdxFAI/AAAAAAAAA74/233qt6ugp9k/s1600/1.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 138px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TIQToxdxFAI/AAAAAAAAA74/233qt6ugp9k/s320/1.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513553435002213378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aslında film üzerine konuşulacaklar filmin ta kendisi gibi klişe olmaktan öteye gitmeyecek gibi duruyor. Film her alanda büyük defolar barındırıyor. Oyunculuklar ve senaryo filmin en büyük handikapı. Ama yönetmen Cohen ve kurgucu arkadaşlar (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sanırım filmden hiçbir beklentileri olmadığı için&lt;/span&gt;) kötü gidişe ayak uydurarak zaten kötü olan (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;olacak&lt;/span&gt;) filmi daha da çekilmez hale getirmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TIQUKLMnL4I/AAAAAAAAA8A/IIByomNZEKU/s1600/2.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 138px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TIQUKLMnL4I/AAAAAAAAA8A/IIByomNZEKU/s320/2.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513554008845266818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı çok fazla uzatmadan The Reeds'i uzak durulacak filmler listesine dahil edersek hayat çok daha güzel olacak sanki. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(1/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TIQS1j3bHhI/AAAAAAAAA7w/R4lFx96rGyU/s1600/TheReeds2.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 237px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TIQS1j3bHhI/AAAAAAAAA7w/R4lFx96rGyU/s320/TheReeds2.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513552555178401298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-2620542843737451015?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/2620542843737451015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/09/reeds-2009.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2620542843737451015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2620542843737451015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/09/reeds-2009.html' title='The Reeds (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TIQSs-ZoxbI/AAAAAAAAA7o/YU2m0DyaHsk/s72-c/TheReeds.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-6147430635443131260</id><published>2010-08-10T00:34:00.009+03:00</published><updated>2011-12-20T01:55:15.961+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Revanche (2008)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Revanche&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Götz Spielmann tarafından yazılıp yönetilmiş olan Avusturya yapımı bir film.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB20szw5CI/AAAAAAAAA7I/ND7ut1J_1Pc/s1600/revanche+4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503529392400294946" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB20szw5CI/AAAAAAAAA7I/ND7ut1J_1Pc/s320/revanche+4.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 245px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Alex (Johannes Krisch), girdiği hiçbir işte dikiş tutturamamış, hapse girip çıkmış, "loser" sıfatının üzerine cuk oturduğu genç bir arkadaşımız. Viyana'da bir kerhanede getir götür işlerine bakan Alex, aynı kerhanede çalışan Ukraynalı fahişe Tamara'ya (Irina Potapenko) aşıktır. Tamara da Alex'e vurgundur. İkisinin de niyeti başlarını alıp güneye, sıcak ortamlara gidip "mutlu" olmaktır. Fakat borç belası Tamara ve Alex'i yaşadıkları şehirdeki sıkıcı hayata sağlam zincirlerle bağlamaktadır. Alex'in bu hayattan kurtulmak için bir planı vardır. Planı dedesinin yaşadığı kasabadaki koruması az bankayı soyup, borçları kapatıp, Tamara ile birlikte şehirden uzaklaşarak hayallerinin peşinde koşmak şeklinde özetlenebilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB2adbaq5I/AAAAAAAAA7A/b4RP8_5Gc5A/s1600/revanche+3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503528941595044754" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB2adbaq5I/AAAAAAAAA7A/b4RP8_5Gc5A/s320/revanche+3.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 173px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nihayet planı gerçekleştirmeye karar verirler. Alex Tamara'yı gizlice kerhaneden kaçırır. Bir otele yerleşirler. Soygunu gerçekleştirmek üzere bankaya gidecekken Tamara da kendisiyle gelmek için ısrar eder. Her ne kadar karşı çıksa da ısrarlara karşı koyamayan Alex, Tamara'yı da yanında götürür. Tamara arabada beklerken Alex bankaya girer. Herşey yolunda gidiyor gibidir. Bankada bir sorun çıkmaz. Fakat park yasağı olan bir yere park edilen araba polis memuru Robert'ın (Andreas Lust) dikkatini çeker. Arabanın yanında Tamara ile konuşan polisi gören Alex panik yapar ve polise ateş eder. Arabaya binip kaçarlarken arkalarından ateş eden Robert Tamara'yı vurur. Tamara ölür. Alex, Tamara'yı araba ile birlikte ormanlık arazide terkeder. Gözyaşları içinde dedesinin yanına gider. Gözlerden ırak, kırsalda bir başına yaşayan dedesine yardım etmeye başlar. Bir süre sonra farkeder ki Tamara'yı vuran polis memuru Robert karısı Susanne (Ursula Strauss) ile birlikte dedesine çok yakın bir evde oturmaktadır. Kader intikam ateşi ile yanıp tutuşan Alex için bambaşka planlar hazırlamaktadır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB4QnZAOjI/AAAAAAAAA7Y/leyeREm2Q3g/s1600/revanche+6.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503530971493841458" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB4QnZAOjI/AAAAAAAAA7Y/leyeREm2Q3g/s320/revanche+6.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 173px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2008 En İyi Yabancı Film Oscar ödülü adaylarından biri olan Revanche, kesinlikle ilgiyi hakeden filmlerden. Başarılı senaryosu ve başroldeki dört oyuncunun tatmin edici oyunculuklarına Spielmann'ın sevdiğimiz yönetmenlerden beslenen görüntüleri eklenince ortaya tadından yenmeyen bir film çıkmış. Hemşehrisi Haneke'nin soğuk ve acımasız dilini andıran sahneler ile dolu olan Revanche, bana birçok sahnede kalbimdeki yeri ayrı olan Antonioni'yi anımsattı. En hoşuma gidenini buraya yazmasam olmaz: Filmin başında dedesini motoru ile ziyarete giden Alex, Viyana'ya dönüş yolunda kıvrılan yolda uzaklaşırken kamera Alex'i takip etmeyi bırakır, uzun süre asfalt yolun kenarından ormana doğru inen patikayı izleriz. Anlamsız gibi görünen bu sahne çok daha sonra anlam kazanır. Soygun sonrası arabayla kasabadan uzaklaşan Alex yanında oturan Tamara'nın öldüğünü anlamış, gözyaşları içinde arabayı kullanmaktadır. Bu sırada aynı patikayı gösteren sahne gene karşımıza çıkar. Bir süre sonra Alex arabası ile kadraja girer ve o artık çok iyi bildiğimiz patikadan içeri girer. Nedendir bilmem Revanche filminden asla unutmayacağım sahne o patika sahnesi olacak gibi geliyor bana.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB3vwSrQ2I/AAAAAAAAA7Q/-NPFrFbWRCE/s1600/revanche+5.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503530406947537762" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB3vwSrQ2I/AAAAAAAAA7Q/-NPFrFbWRCE/s320/revanche+5.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 172px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Revanche, hakkında uzun uzun konuşulacak filmlerden biri. Filmin dönüm noktası diyebileceğim soygun sahnesinden öncesi ve sonrası iki ayrı parça gibi duruyor. Film sanki bambaşka bir boyuta atlıyor. Gerçeklikten masala geçiş gibi. Ama bütün filme hakim olan duygu her iki bölümde de aynı: acı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB0ERMjIOI/AAAAAAAAA6w/PTHQhCM2sBM/s1600/revanche+2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503526361331081442" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB0ERMjIOI/AAAAAAAAA6w/PTHQhCM2sBM/s320/revanche+2.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 197px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Revanche, ana akım sinemanın günümüz izleyicilerini alıştırageldiği son sürat akıp giden filmlerden çok farklı. Hatta temposu için Antonioni filmleri ile yarışabilecek kadar durağan diyebilirim. Bu noktayı özellikle belirttikten sonra bu filmi mutlaka görmelisiniz diyerek son noktayı koyuyorum. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(8/10)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB168aovPI/AAAAAAAAA64/gwy6zrlkeNE/s1600/revanche+1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503528400157457650" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB168aovPI/AAAAAAAAA64/gwy6zrlkeNE/s320/revanche+1.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 226px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-6147430635443131260?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/6147430635443131260/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/08/revanche-2008.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6147430635443131260'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6147430635443131260'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/08/revanche-2008.html' title='Revanche (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGB20szw5CI/AAAAAAAAA7I/ND7ut1J_1Pc/s72-c/revanche+4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-7841412474411604514</id><published>2010-08-09T16:31:00.011+03:00</published><updated>2010-08-09T16:45:02.024+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>La doppia ora (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;La doppia ora&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü Giuseppe Capotondi tarafından yönetilmiş olan İtalya yapımı bir film. The Double Hour ismiyle de bilinir. Yönetmen Capotondi'nin ilk (ve an itibariyle tek) filmi. Umarım son olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGAEdskAO4I/AAAAAAAAA6I/Y6zAUaLPYbA/s1600/La+Doppia+Ora+1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGAEdskAO4I/AAAAAAAAA6I/Y6zAUaLPYbA/s320/La+Doppia+Ora+1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503403652871633794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sonia (Kseniya Rappoport) Torino'daki bir otelde oda hizmetçisi olarak çalışmaktadır. Şehre yeni gelmiştir ve erkek arkadaşı yoktur. Bu yüzden speed-dating denen enterasan bir uygulamanın vuku bulduğu çöpçatan bara gider. Burada Guido (Filippo Timi) ile tanışır. Eski polis olan Guido artık büyük bir villanın güvenliğinden sorumludur. Utangaç Sonia ve ketum ama fena romantik Guido kısa sürede kaynaşır. Beraber çıktıkları bir gün Guido, Sonia'yı çalıştığı yere götürür. Tam bu sırada villaya soyguncular gelir ve silahlı çatışma çıkar. Çatışmada Guido ölür. Sonia erken kaybettiği sevgilisinin hayaletini her yerde görmektedir. Olaylar fena halde gelişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGAEpczKECI/AAAAAAAAA6Q/dplTPLDUXDA/s1600/La+Doppia+Ora+2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 233px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGAEpczKECI/AAAAAAAAA6Q/dplTPLDUXDA/s320/La+Doppia+Ora+2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503403854798655522" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen Capotondi elindeki senaryonun taş gibi olduğunun farkında. Bu farkındalığın yarattığı rahatlık ile film boyunca türden türe atlayarak gerilimi dozaj dozaj artırıyor. Son çeyreğe girerken patlattığı sürpriz (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;twist&lt;/span&gt;) ile "hass..tir" nidaları eşliğinde benim pek sevemediğim finaline dalıyor. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bakmayın finali sevmediğime falan, yalan, film boyunca o kadar çok sürprizle karşılaşıyorsunuz ki, belki de film boyunca beklenen tek şeyin olduğu kısım final olduğu için bu b.k atmam, yoksa başka bir şey değil.&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGAE0LyFJvI/AAAAAAAAA6Y/JCQsMjv-ZrY/s1600/La+Doppia+Ora+3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 250px; height: 170px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGAE0LyFJvI/AAAAAAAAA6Y/JCQsMjv-ZrY/s320/La+Doppia+Ora+3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503404039209297650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;The Double Hour, romantik bir filmmiş gibi başlıyor. Bu şekilde giderken filmin dönüm noktası olan soygun sahnesinden sonra birden gerilim (hatta yer yer korku) sularına dalmaya karar veriyor. Filmde genel bir film-noir havasından bahsetmek mümkün. Bunun en önemli sebebi ise başroldeki Guido karakteri. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Le samouraï&lt;/span&gt;'dan (1967) fırlamış Costello'yu (Alain Delon) anımsattı bana. Bu noktada filmin başrol oyuncuları Kseniya Rappoport ve Filippo Timi'nin isimlerini tekrar anmakta fayda var. Her ikisi de film boyunca aksamıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGAE_s2MKmI/AAAAAAAAA6g/EB5NA56fg7o/s1600/La+Doppia+Ora+4.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 250px; height: 170px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGAE_s2MKmI/AAAAAAAAA6g/EB5NA56fg7o/s320/La+Doppia+Ora+4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503404237063465570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;La doppia ora, diken üstünde, meraktan çatlar bir halde film izlemenin ne olduğunu unutanlara hatırlatma amacıyla çekilmiş gibi. Kendinizi böylesi zeka dolu bir gerilimden mahrum bırakmayın. Haa bir de, filmi izlerken nefes almayı unutmayın. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(8/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGAFh3xRHaI/AAAAAAAAA6o/KNmVasZeoC8/s1600/La+Doppia+Ora+5.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGAFh3xRHaI/AAAAAAAAA6o/KNmVasZeoC8/s320/La+Doppia+Ora+5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503404824111160738" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-7841412474411604514?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/7841412474411604514/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/08/la-doppia-ora-2009.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7841412474411604514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7841412474411604514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/08/la-doppia-ora-2009.html' title='La doppia ora (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TGAEdskAO4I/AAAAAAAAA6I/Y6zAUaLPYbA/s72-c/La+Doppia+Ora+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-2351358054745289338</id><published>2010-07-28T13:15:00.011+03:00</published><updated>2010-07-28T14:13:40.638+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>L'amico di famiglia (2006)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;L'amico di famiglia&lt;/span&gt; 2006 yılı mahsulü Paolo Sorrentino tarafından yazılıp yönetilmiş olan İtalya yapımı bir film. Friend of the Family adıyla da bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TFAPzyNnujI/AAAAAAAAA5o/XfYwQdQJaCc/s1600/L%27amico+di+famiglia+1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 225px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TFAPzyNnujI/AAAAAAAAA5o/XfYwQdQJaCc/s320/L%27amico+di+famiglia+1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498912527346022962" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Taze keşfimiz Sorrentino filmlerine 2006 tarihli L'amico di famiglia ile devam edelim. Açıkcası bir önceki yazıda bahsettiğim &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://mkizilca.blogspot.com/2010/06/le-conseguenze-dellamore-2004.html"&gt;Le conseguenze dell'amore&lt;/a&gt; (2004) isimli filmden çok daha garip bir film var karşımızda. Fayda etmeyeceğini bilsem bile konusundan bir nebze bahsedeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geremia (Giacomo Rizzo) fiziksel anlamda çirkin kelimesinin kifayetsiz kaldığı bir terzidir. Dış görüntüsünün çirkinliği içine de akmış, para ile kurduğu hastalıklı ilişki sonucu cimrilikte sınır tanımayan, berbat bir adam olup çıkmıştır. Fiziksel ve ruhsal eksiklikleri nedeniyle geçkin yaşına rağmen karşı cinsle ilişkide sıkıntılar yaşamaktadır. Geremia, terziliğin yanısıra ufak miktarlarla etrafa borç vererek kendi çapında tefecilik de yapmaktadır. Bir gün bir adam kızı Rosalba'nın (Laura Chiatti) evlilik masrafları için Geremia'dan borç alır. Bu borç sonrası Geremia ailenin içine uzun bir süreliğine çıkmamacasına girecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TFAQGd2fWNI/AAAAAAAAA54/rfyHqynzDyM/s1600/L%27amico+di+famiglia+3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TFAQGd2fWNI/AAAAAAAAA54/rfyHqynzDyM/s320/L%27amico+di+famiglia+3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498912848297810130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film, Beauty and the Beast (Güzel ve Çirkin) hikayesinin üzerine kuruluymuş gibi dursa bile bundan çok daha fazlasını sunduğu ortada. Görsel açıdan Fellini filmleri kadar görkemli sahneler barındırırken, ara  ara (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;moda olduğu üzere&lt;/span&gt;) Lynch filmleri tadında gizemli sahnelere yer vermekten imtina etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TFAQP9Tg-WI/AAAAAAAAA6A/zPTkw1wXiY0/s1600/L%27amico+di+famiglia+4.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 218px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TFAQP9Tg-WI/AAAAAAAAA6A/zPTkw1wXiY0/s320/L%27amico+di+famiglia+4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498913011359873378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnsana dair en temel duyguların altında toplandığı karşıt kamplar; iyilik ve kötülük. Sinemanın varolduğu ilk günden bu yana işlemekten hiç bıkmadığı (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ve sanırım hiç bıkmayacağı&lt;/span&gt;), en sevdiği konuların başında geliyor.  Sorrentino, bu karşıt kampları günlük hayatta karşılaştıklarımızdan çok farklı bir insan üzerinde toplayarak insanların sadece siyah ve beyaz değil, (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kulağa her ne kadar klişe gelse bile&lt;/span&gt;) aksine gri olduğunu takdir edilesi bir sinema diliyle sıkmadan anlatmayı beceriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En az bir önce yazdığım Sorrentino filmi kadar tadına bakılası, sevilesi, herkese tavsiye edilesi bir film L'amico di famiglia. Kaçırmayın. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(7/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TFAP-kyHk0I/AAAAAAAAA5w/LBaOFW9McEI/s1600/L%27amico+di+famiglia+2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 218px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TFAP-kyHk0I/AAAAAAAAA5w/LBaOFW9McEI/s320/L%27amico+di+famiglia+2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498912712719569730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-2351358054745289338?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/2351358054745289338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/07/lamico-di-famiglia-2006.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2351358054745289338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2351358054745289338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/07/lamico-di-famiglia-2006.html' title='L&apos;amico di famiglia (2006)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TFAPzyNnujI/AAAAAAAAA5o/XfYwQdQJaCc/s72-c/L%27amico+di+famiglia+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-4031105798168324172</id><published>2010-06-12T19:35:00.007+03:00</published><updated>2010-06-12T19:50:08.632+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Le conseguenze dell'amore (2004)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Le conseguenze dell'amore&lt;/span&gt; 2004 yılı mahsulü Paolo Sorrentino tarafından yazılıp yönetilmiş olan İtalya yapımı bir film. The Consequences of Love olarak da bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TBO4ZZv9N4I/AAAAAAAAA5A/u9ZdjScxCp0/s1600/Conseguenze_dell_Amore.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TBO4ZZv9N4I/AAAAAAAAA5A/u9ZdjScxCp0/s320/Conseguenze_dell_Amore.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5481927917988296578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde yabancı bir kaynaktan 1970 doğumlu İtalyan yönetmen hakkında olumlu eleştiriler okumuş, filmlerini merak etmiştim. İlk olarak yönetmenin 2004 yılı filmine ulaştım. İyi ki de ulaşmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Titta di Girolamo (Toni Servillo) İsviçre'de bir otelde yaklaşık on yıldır ikamet eden sinir bozacak derecede sessiz, hiçkimseyle yakınlaşmamaya özen gösteren, ne iş yaptığı belli olmayan, kısaca nev-i şahsına münhasır sıfatını dibine kadar hakeden enterasan biridir. Hayatını sabit bir rutine bindirmiş olan di Girolamo'nun alışkanlıkları da ilginçtir: Örneğin her çarşamba sabahı saat 10.00'da eroin kullanmak gibi. di Girolamo dışarıdan bakıldığında bütün benliği ile Godot'yu bekliyor gibidir. Ama ne kadar zorlarsanız zorlayın bir ipucu almak mümkün değildir. Otel çalışanları için de gizemini koruyan di Girolamo ile otelin barında çalışan güzeller güzeli Sofia (Olivia Magnani) arasında bakışlardan müteşekkil bir ilişki vardır ama di Girolamo aradaki mesafeyi diyaloga girmeden korumaya özen gösterir. Bir gün di Girolamo bütün standartlarını altüst edercesine Sofia ile konuşmaya başlar. Bu birçok sıradışı olayı ateşleyecek olan ilk kıvılcımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TBO5kGhWaMI/AAAAAAAAA5Q/rifuTvhI-8M/s1600/cda1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 222px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TBO5kGhWaMI/AAAAAAAAA5Q/rifuTvhI-8M/s320/cda1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5481929201316948162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen Sorrentino, Toni Servillo'nun da katkısıyla olağanüstü bir karakter yaratmayı başarmış. Filmin dili, görüntüleri, hikayesi sorunsuz bir şekilde o kadar güzel bir kimya ile birleşmiş ki seyrederken zevkten dört köşe olmamak mümkün değil. Filmin hikayesi çok güçlü, merak duygusu başarıyla her daim ayakta. Hatta di Girolamo bütün sırlarını bir bir ortaya döktüğünde bile filme olan ilgide en ufak bir azalma olmuyor. Kısacası dört dörtlük bir film diyebilirim Le conseguenze dell'amore için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TBO5xdbGvvI/AAAAAAAAA5Y/ePixpKnB934/s1600/cda2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TBO5xdbGvvI/AAAAAAAAA5Y/ePixpKnB934/s320/cda2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5481929430803070706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmin oyuncularından 1975 doğumlu Olivia Magnani İtalyan Sinemasının unutulmaz aktrislerinden Anna Magnani'nın (1908-1973) torunu imiş. Bir başka oyuncu, 1971 doğumlu Adriano Giannini ise ünü İtalya sınırlarını çoktan aşmış ünlü aktör Giancarlo Giannini'nin oğlu imiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu film yönetmen Paolo Sorrentino ile ilk buluşmam idi, ama bu son olmayacak besbelli. Bu filmi mutlaka izlemelisiniz. Böylesi kolay kolay bulunmuyor. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(8/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TBO4l0U9_xI/AAAAAAAAA5I/V-gIcGaPSQ0/s1600/Conseguenze+dell+Amore+2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 242px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TBO4l0U9_xI/AAAAAAAAA5I/V-gIcGaPSQ0/s320/Conseguenze+dell+Amore+2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5481928131281288978" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-4031105798168324172?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/4031105798168324172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/06/le-conseguenze-dellamore-2004.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/4031105798168324172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/4031105798168324172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/06/le-conseguenze-dellamore-2004.html' title='Le conseguenze dell&apos;amore (2004)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TBO4ZZv9N4I/AAAAAAAAA5A/u9ZdjScxCp0/s72-c/Conseguenze_dell_Amore.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-8628609124205757597</id><published>2010-06-01T13:51:00.005+03:00</published><updated>2010-06-01T14:11:29.266+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Accident on Hill Road (2010)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Accident on Hill Road&lt;/span&gt; 2010 yılı mahsulü Mahesh Nair tarafından yönetilmiş olan Hindistan yapımı bir film. Yönetmenin ilk filmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TATlEsaG0RI/AAAAAAAAA4Q/-CZllsAPaPo/s1600/accident-on-hill-road.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 242px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TATlEsaG0RI/AAAAAAAAA4Q/-CZllsAPaPo/s320/accident-on-hill-road.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477754915592261906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film, severek takip ettiğimiz birçoklarınca kült statüsüne layık görülmüş Stuart Gordon'un yönettiği &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Stuck&lt;/span&gt; (2007) isimli filmin yeniden yapımı (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;remake&lt;/span&gt;). Şaşırtıcı ama gerçek. Hep Hollywood doğuyu sömürecek değil ya, bu sefer de Hindistan'dan bir yönetmen batıdan bir filmi almış, yerel bir iki değişiklik yaparak nerdeyse birebir aynısını çekmiş. Stuck'ın film incelemesini Can Evrenol'un kaleminden &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.otekisinema.com/stuck-2007/"&gt;buradan&lt;/a&gt; okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin konusu hakkında bir şeyler karalamama gerek yok, çünkü dediğim gibi, Stuck ile birebir aynı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TATlbIWzU7I/AAAAAAAAA4g/rRyzJ3sv74E/s1600/accident-on-hill-road+3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 294px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TATlbIWzU7I/AAAAAAAAA4g/rRyzJ3sv74E/s320/accident-on-hill-road+3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477755301051716530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hindistan Sineması gerçekten garip bir sektör. Asla anlayamayacağım. Yıllık üretilen film sayısına bakıldığında her daim uzak ara birinciliği hiçbir ülkeye kaptırmıyorlar. Ama çıkan işlere baktığımızda niceliğe benzer bir nitelik başarısından uzak olduğu görülüyor. Çok fazla aşina olduğum bir sinema değil Hint Sineması ama, denk geldiğim örnekler üzerinden konuşacak olursam, genelde ülkenin durumunu yansıtmaktan ziyade hayal dünyasında geçen, herşeyin toz pembe olduğu tabloların çizildiği, lay lay lom filmler olduğunu görüyorum. Bu tespit aynen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Accident on Hill Road&lt;/span&gt; filmi için de geçerli. Gerçekten uzak bir Hindistan portresine işlenmiş batı kaynaklı bir hikaye var ortada. Tabii ki inandırıcılıktan uzak kalan film yer yer gülümsetse bile daha çok can sıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce gene burada yazmış olduğum Memento çakması &lt;a href="http://mkizilca.blogspot.com/2009/06/ghajini-2008.html"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ghajini&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; filminde olduğu gibi bu filmin de dumur katsayısı yüksek. Başroldeki genç kızımız Sonam'ın (Celina Jaitley) gece dışarda erkek arkadaşıyla eğlendiği sahneler, bana yeşilçamın seksenler video piyasası için çektiği filmlerdeki disko sahnelerini anımsattı. Hep bir yerlerden Tecavüzcü Coşkun ya da Faruk Peker fırlayacak diye bekledim nafile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TATlmlT-E8I/AAAAAAAAA4o/a8av6x5oOSg/s1600/accident-on-hill-road+4.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 269px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TATlmlT-E8I/AAAAAAAAA4o/a8av6x5oOSg/s320/accident-on-hill-road+4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477755497803027394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hindistan usülü yeniden yapım nasıl olurun cevabını merak edenler için Accident on Hill Road biçilmiş kaftan. Bence başarısız bir girişim. Ama belli mi olur? Belki bu tip filmlerin de seveni vardır. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(1/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TATlPBHJMAI/AAAAAAAAA4Y/y6wR058RvIY/s1600/accident-on-hill-road+2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TATlPBHJMAI/AAAAAAAAA4Y/y6wR058RvIY/s320/accident-on-hill-road+2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477755092948561922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-8628609124205757597?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/8628609124205757597/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/06/accident-on-hill-road-2010.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8628609124205757597'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8628609124205757597'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/06/accident-on-hill-road-2010.html' title='Accident on Hill Road (2010)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TATlEsaG0RI/AAAAAAAAA4Q/-CZllsAPaPo/s72-c/accident-on-hill-road.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-8603083222554920824</id><published>2010-05-31T12:59:00.001+03:00</published><updated>2010-05-31T13:02:02.875+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Bænken (2000)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bænken&lt;/span&gt; 2000 yılı mahsulü Per Fly tarafından yönetilmiş olan Danimarka / İsveç ortak yapımı bir film. The Bench olarak da bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TAOH1NrT5bI/AAAAAAAAA3w/L6ikkC0SGsU/s1600/Baenken+3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TAOH1NrT5bI/AAAAAAAAA3w/L6ikkC0SGsU/s320/Baenken+3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477370920086791602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kaj (Jesper Christensen) orta yaşın üzerinde, devletin sosyal yardımı ile geçinmeye çalışan, bazı bazı iş bulma kurumunun verdiği geçici işlerde çalışan bir alkoliktir. Kazandığı her kuruşu alkole yatıran Kaj çevresinde oluşan kendisi gibi alkol bağımlısı bir arkadaş grubu içinde her daim huysuzluk yaratabilen ters birisidir. Kaj'ın hayatı, yaşadığı sokağa kocasından kaçan genç bir kadının küçük çocuğu ile birlikte taşınması ile değişir. Kaj ve genç kadın arasında yılların akışına bırakılmış, yaşanmamış bir dolu anı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TAOH-wb1-TI/AAAAAAAAA34/IoLL7doC43E/s1600/Baenken+1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 234px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TAOH-wb1-TI/AAAAAAAAA34/IoLL7doC43E/s320/Baenken+1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477371084035979570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bænken, yönetmen Per Fly'ın birkaç kısa film ve birkaç dizi yönetmenliği denemesi sonrasında çektiği ilk uzun metraj filmi. Film alkolik Kaj üzerinden insana dair temel konular üzerinde kafa patlatıyor. Yaşam, ölüm, yaşlılık, aile, ilişkiler, fedekarlık, sorumluluk gibi. Bænken, gerçekçi bir dille ağır bir tempoda ilerlemesine rağmen özellikle Christensen'in katkısıyla sıkıcı olmaktan bütünüyle uzak kalmayı başarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TAOII92X2CI/AAAAAAAAA4A/xc10Q8VGvj4/s1600/Baenken+2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TAOII92X2CI/AAAAAAAAA4A/xc10Q8VGvj4/s320/Baenken+2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477371259435604002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yeri gelmişken filmin başarısında inanılmaz bir performans ile filmi alıp götüren 1948 doğumlu Danimarkalı aktör Jesper Christensen'in çok büyük bir payı var. Bu tip bir performansa sık sık rastlanmıyor. On numara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filme denk gelmeye çalışın. İnsana dair samimi birşeyler anlatmaya çabalayan sert bir film Bænken. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(7/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TAOIU_gDUzI/AAAAAAAAA4I/WihuEya4Pjo/s1600/Baenken.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 230px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TAOIU_gDUzI/AAAAAAAAA4I/WihuEya4Pjo/s320/Baenken.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477371466037285682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-8603083222554920824?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/8603083222554920824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/05/bnken-2000.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8603083222554920824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8603083222554920824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/05/bnken-2000.html' title='Bænken (2000)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TAOH1NrT5bI/AAAAAAAAA3w/L6ikkC0SGsU/s72-c/Baenken+3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-642745987995631481</id><published>2010-05-31T02:58:00.004+03:00</published><updated>2010-05-31T03:23:28.475+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sayıklama'/><title type='text'>Buenos Aires Arjantin'in başkentidir. *</title><content type='html'>Ne kadar uzun zaman olmuş buraya bir şeyler karalamayalı... Bunca zamandır hiç vaktim olmamış, garip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat bu; ne zaman, nerede, nasıl hikayeler hazırladığı önceden tahmin edilemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TAMBPp33a3I/AAAAAAAAA3o/5l4AnCmmVFU/s1600/anger.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 228px; height: 159px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TAMBPp33a3I/AAAAAAAAA3o/5l4AnCmmVFU/s320/anger.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477222940262493042" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki tekrar klavyemin başındayım ve film izlemeye hız kesmeden devam ediyorum. Aradaki boşluğu daha sık yazarak kapama niyetindeyim. Bakalım, göreceğiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* &lt;/span&gt;: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Korkuyu Beklerken (Oğuz Atay)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-642745987995631481?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/642745987995631481/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/05/buenos-aires-arjantinin-baskentidir.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/642745987995631481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/642745987995631481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/05/buenos-aires-arjantinin-baskentidir.html' title='Buenos Aires Arjantin&apos;in başkentidir. *'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/TAMBPp33a3I/AAAAAAAAA3o/5l4AnCmmVFU/s72-c/anger.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-1645571572145334175</id><published>2010-03-08T10:37:00.006+02:00</published><updated>2010-03-08T10:52:18.902+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Dla ciebie i ognia (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dla ciebie i ognia&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Mateusz Jemiol ve Tomasz Zasada tarafından yazılıp yönetilmiş olan Polonya yapımı bir film. İkilinin ilk filmleri. Filmin resmi bir uluslararası ismi olmamakla birlikte, internetteki basit çeviricileri kullandığımda "For you and fire" gibi bir sonuç aldım. Filmi izlerken faydalandığım İngilizce altyazı ise filmin ismini "Burn after Reading" olarak çevirmişti. Büyük oranda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Angel Heart&lt;/span&gt; (1987) isimli Alan Parker filmini anımsatan filmin konusuna geçelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S4z_yj8ZBAI/AAAAAAAAA3A/a_lBQRBOhSk/s1600-h/Dla+ciebie+i+ognia.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 225px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S4z_yj8ZBAI/AAAAAAAAA3A/a_lBQRBOhSk/s320/Dla+ciebie+i+ognia.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444007293691167746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Adam, işini bilen, genç ve hırslı bir gazetecidir. Hedeflerine doğru ilerlerken basamakları kaçar kaçar çıktığını önemsemez. Kapitalizmin acımasız dünyası içinde varolabilmek için gerekli şartlara haiz görünmektedir. Mahallesindeki kilisenin papazı hakkında yaptığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"pedofil rahip"&lt;/span&gt; haberini çalıştığı gazetede bastırabilmek için kellesini ortaya koyar. Haberin basılacağı gece kendini sağlama almak için rahibin çalışma odasına gizlice girer ve çeşitli porno dergiler ile birkaç çocuk pornosu videosu zulalar. Ertesi gün haber büyük yankı uyandırır. Haberi ihbar kabul eden polis, rahibin odasını aradığında zulalanmış porno materyallere ulaşır ve rahip hapse girer. Adam, başarılı bir haber yapmıştır. İş hayatındaki sanal başarıya rağmen özel hayatında üniversite öğrencisi nişanlısı Ania ile uyumlu bir hayat sürüyor gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S5S6I9SqFkI/AAAAAAAAA3Q/zGeDyjv5GDY/s1600-h/5.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 193px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S5S6I9SqFkI/AAAAAAAAA3Q/zGeDyjv5GDY/s320/5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446182512452310594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Zafer sarhoşluğu içinde karşıdan karşıya geçerken omzuna uzanıp kendini kaldırıma çeken bir el olmasa hızla gelmekte olan arabanın altında kalacak olan Adam, bu gizemli elin sahibine teşekkür etmek için kendisini nişanlısının evine akşam yemeğine davet eder. Tesadüfe bakın ki bu kişi Polonya'nın en büyük gazetesinin sahibi Janusz'dan başkası değildir. Janusz ile tanışmasını ülkenin en büyük gazetesinde işe girme şansı olarak değerlendirme niyetindeki Adam'ın hayatı gayet tıkırındadır. Ta ki kendisine isimsiz bir zarf gelene kadar. Zarfın içinden nişanlısı Ania'ya ait üç adet fotoğraf çıkar. Ania bu fotoğrafların kendisine ait olmadığını iddia etmektedir. Adam'ın araştırmaları sonuç vermez. Ama nişanlısına güvendiği için fotoğrafları çok önemsemez. Hemen akabinde bu sefer benzer bir isimsiz zarf içinde bir CD gelir. CD'nin içinde nişanlısının evinde çekilmiş kısa bir video görüntüsü vardır. Adam herşeyini ikinci plana atarak kendini bu zarfların esrarını çözmeye verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S5S58uSYX1I/AAAAAAAAA3I/bjMrERxxDjA/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 193px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S5S58uSYX1I/AAAAAAAAA3I/bjMrERxxDjA/s320/1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446182302266187602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dla ciebie i ognia çok düşük bütçeli bir film. Bu düşük bütçenin dezavantajları filmin başında izleyeni bir parça yoruyor. Amatör oyunculuklar ise filmin en büyük handikapı gibi görünüyor. Kısıtlı imkanlar nedeniyle film günümüzde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;talep ettirilen&lt;/span&gt; görsel  standartları yakalayamıyor. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu standartları yakalayıp konu sıkıntısı  çeken ülkemiz sineması düşünüldüğünde oyumu bu tarz filmlerden yana  kullanmakta beis görmüyorum.&lt;/span&gt;) Eğer (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim yaptığım gibi&lt;/span&gt;) biraz sabredilirse ilginç senaryosu sayesinde kötü oyunculuklar ve diğer negatif etmenler görmezden gelinebiliyor. Sinemanın en büyük silahlarından biri olan merak unsuru bu filmin de en büyük kozu. Anaakım (mainstream) sinema içinde değerlendirelebileceğimiz bu film, aslında çok da farklı olmayan hikayesini sıkmadan anlatabilmeyi başarıyor, ki filmin beni en çok etkileyen kısmı bu oldu. Bir ekip ne kadar büyük imkansızlıklar içinde olursa olsun, eğer derdi bir hikaye anlatmaksa ve hikaye anlatmayı becerebiliyorsa, anlattığı hikayeyi can kulağıyla dinleyecek birilerini mutlaka bulur. ABD Sineması sağolsun, salonlarımızı işgal eden dışı cilalanmış içi boş filmler yanında bu filmin değeri bir kat daha artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S5S6TtijjXI/AAAAAAAAA3Y/92i62q7NS48/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 193px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S5S6TtijjXI/AAAAAAAAA3Y/92i62q7NS48/s320/2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446182697202584946" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmin temposu ilk bir saatlik bölümde yükselen bir grafik çiziyor, ama orta bölümlerde düşen tempo ve ardarda gelen birkaç mantık hatası bir miktar can sıkıyor. Kısa sürede kendini toparlayan film son viraja girdiğinde kendinden emin, hızlı adımlarla aslında çok da sürpriz olmayan, hatta artık klişe diyebileceğimiz, finali ile nihayetleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S5S6fCccG5I/AAAAAAAAA3g/6nj0wMhPi0o/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 193px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S5S6fCccG5I/AAAAAAAAA3g/6nj0wMhPi0o/s320/3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446182891792636818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tekrar ediyorum, bu filmin önemsediğim kısmı ne anlattığı değil, nasıl anlattığı. Filmin yönetmenlerinin er ya da geç daha düzgün şartlarda çok daha iyi işler çıkartacağından eminim. İsimlerini bir yere kaydetmekte fayda var. Eğer ulaşabilirseniz bu düşük bütçeli filme bir şans verin. Pişman olmayacaksınız. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(6/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-1645571572145334175?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/1645571572145334175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/03/dla-ciebie-i-ognia-2008.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1645571572145334175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1645571572145334175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/03/dla-ciebie-i-ognia-2008.html' title='Dla ciebie i ognia (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S4z_yj8ZBAI/AAAAAAAAA3A/a_lBQRBOhSk/s72-c/Dla+ciebie+i+ognia.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-1680281586240933070</id><published>2010-02-12T15:27:00.010+02:00</published><updated>2010-02-12T17:54:00.183+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Goodbye Solo (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Goodbye Solo&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Ramin Bahrani tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. İran kökenli ABD vatandaşı yönetmenin ABD'deki azınlıkların yaşamlarından kesitler vermeyi adet edindiği filmlerinden biri. An itibariyle filmografisi şöyle oluyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Plastic Bag (2009)&lt;br /&gt;* Goodbye Solo (2008)&lt;br /&gt;* Chop Shop (2007)&lt;br /&gt;* Man Push Cart (2005)&lt;br /&gt;* Strangers (2000)&lt;br /&gt;* Backgammon (1998) (kısa)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S3V4tOaL4TI/AAAAAAAAA2o/6jxulSgfPkk/s1600-h/goodbye+solo+1.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S3V4tOaL4TI/AAAAAAAAA2o/6jxulSgfPkk/s320/goodbye+solo+1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437384843477115186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmimizin başkahramanı Souleymane isminde Senegal kökenli bir ABD vatandaşıdır. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ah be, "Afro-Amerikalı"yı cümle içinde kullanma fırsatını kaçırdım yahu!?.&lt;/span&gt;) Arkadaşları tarafından Solo olarak çağırılan kahramanımız gece vardiyasında taksi şoförlüğü yapmaktadır. Latin kökenli karısı Quiera ve karısının muhtemelen daha önceki beraberliğinden olan üvey kızı Alex ile beraber yaşamaktadır. Karısı hamiledir. Solo'nun en büyük hayali bir havayolları şirketinde host (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hostesin erkeğine host deniyordu değil mi?&lt;/span&gt;) olarak görev yapmaktır. Bir yandan ekmeğinin peşinden koşarken, bir yandan da host giriş sınavları için canla başla çalışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazlasıyla canayakın, iyiliksever, çevresindeki hemen herkesle iyi ilişkiler içinde olan, melek gibi bir adamdır Solo. Hatta bazen fazlasıyla kendi dertlerinden sıyrılıp başkalarının dertlerini dert edinen bir karaktere sahiptir. Gece vardiyasında çalıştığından kendine bazı sabit müşteriler edinmiştir. Misal takıldığı bardan arkadaşı olan başka bir Afro-Amerikalının (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Heh, bu sefer oldu!&lt;/span&gt;) hafiften yasadışı kokan nakliyatlarına her gece evsahipliği yapmaktadır. Bir gece yaşlı bir beyazı evinden sinemaya kadar götürürken isminin William olduğunu öğrendiğimiz adam kendisine ilginç bir teklifte bulunur. William, birkaç hafta sonra kendisini Blowing Rock ismindeki şehir dışında bulunan yüksek kayalıklara götürürse, Solo'ya 1.000 dolar vereceğini söyler. 100 dolar da kapora verir. William'ın fazlasıyla depresif halinden şüphelenen Solo, o gece adamın ağzından laf alamaz ama teklifi kabul eder. Daha sonraki günlerde William sabit müşterilerinden biri olur. William'ı her gün sinemaya götürüp getirmektedir. Bu vesileyle birbirlerine yakınlaşan iki adamın arkadaşlığı ilerler, bilindik arkadaşlıklara benzemese de Solo bir şekilde William'ın hayatına girip müdahele etmeye kararlıdır. Ama bilmediği karşısında kendisinden çok daha dirayetli, inatçı ve inatçılıkta tecrübeli olduğu belli olan güneyli bir eski toprak vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S3V43gmpXcI/AAAAAAAAA2w/uo0-euIppoM/s1600-h/goodbye+solo+3.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S3V43gmpXcI/AAAAAAAAA2w/uo0-euIppoM/s320/goodbye+solo+3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437385020159909314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İki erkeğin dostluklarının anlatıldığı filmler her daim prim yapar. Doğal olarak durağan yapısı ve yer yer sıkıcı temposuyla bu tarz filmler canımı çok kolay sıkabiliyor. Hatta bu filmin arşivimde ne işi var onu da anlamış değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;gece demek ayıp olur, bu sabaha karşı diyelim&lt;/span&gt;) uykusuzluğuma çare olsun niyetiyle hafiften sıkıcı bir film bulmak umuduyla arşivimde gezinmeye başladım. Goodbye Solo isimli filmi görünce dedim tamam, budur uykuma çare. Kesin seyrederken uyuyakalırım. Ama ne mümkün. Doksan dakika sonrasında hala aynı düzeydeki uykusuzlukla ekran başındaydım. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu aralar bu olay çok sık başıma gelmeye başladı, (bkz: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/hvid-nat-2007.html"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hvid Nat&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;), şikayetçi miyim, haşa!&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S3V5CEXJHpI/AAAAAAAAA24/wwDBN59ZMMs/s1600-h/goodbye+solo+4.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 175px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S3V5CEXJHpI/AAAAAAAAA24/wwDBN59ZMMs/s320/goodbye+solo+4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437385201557249682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunları neden anlattım bilmiyorum. Aslında niyetim filmi bir miktar övmek, ama bunu da abartmak istemiyorum. Çünkü benzer tarzda onlarca örneği bulunabilecek bir konuya saplanmış kalmış bir film. E tamam azınlıkların problemleri, ekonomik koşullar, ırkçılık gibi babayiğit konularla altı sağlamlaştırılmış, lafımız yok. Oyunculuklarda, sinematografide hiçbir sıkıntı yok. Yani sorunsuz ama, bilindik bir konuya çok da farklı bir açıdan yaklaşmayan bir film, Goodbye Solo.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bütün bunlar değil filmi sevme nedenim. Belki de gayet kişiseldir. Bilemedim. İzlemenizde fayda var diyerek bitireyim. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(5/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S3V4coiJ2lI/AAAAAAAAA2g/47Kw8JUVORU/s1600-h/goodbye+solo+2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S3V4coiJ2lI/AAAAAAAAA2g/47Kw8JUVORU/s320/goodbye+solo+2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437384558432082514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-1680281586240933070?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/1680281586240933070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/02/goodbye-solo-2008.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1680281586240933070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1680281586240933070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/02/goodbye-solo-2008.html' title='Goodbye Solo (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S3V4tOaL4TI/AAAAAAAAA2o/6jxulSgfPkk/s72-c/goodbye+solo+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-5782879536732046412</id><published>2010-02-03T12:23:00.004+02:00</published><updated>2010-02-03T12:27:50.274+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemahaber'/><title type='text'>Türkiye'den Kısalar</title><content type='html'>!f istanbul 9. Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali /&lt;br /&gt;Türkiye'den Kısalar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 Şubat 2010 Cumartesi - 14 Şubat 2010 Pazar&lt;br /&gt;Seanslar: 13:00 ve 15:30&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;!f istanbul 9. AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali Türkiye’den Kısalar /&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiyeli kısacıların son bir yıl içerisindeki eğilimlerinin, yetkinliklerinin ve getirdikleri yeni önermelerin kendimizce bir dökümünü yapmayı amaçladığımız ‘Türkiye’den Kısalar’ programı, kısaları yarıştırmaktan öte, bunların izleyiciler ile buluşması, kısacıların birbirleri ve sektörden diğer insanlar ile tanışması ve yeni üretimlere kapı açılması için bir ortam hazırlıyor. !f İstanbul bir kısa film festivali veya yarışması değil. !f İstanbul, tıpkı uzun metraj bölümlerinde olduğu gibi ‘Kısalar’ bölümünde de tematik seçkiler oluşturuyor ve bu sayede kısaların dolaşımına Türkiye için farklı bir anlayış getiriyor. Seçkiler, o sene izlediğimiz yüzlerce kısanın kafamızda oluşturduğu cümleler ve soru işaretleri etrafında şekilleniyor ve her bir seçki kendi içerisinde bir bütünlük taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Türkiye’den Kısalar’ programı bu yıl dört tematik seçki ile izleyicilerle buluşuyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;‘BİZ BURADA İYİYİZ’&lt;/span&gt; seçkisi, bizi insanların kendileri için kurdukları küçük dünyalarda gezdiriyor. Nevi şahsına münhasır çözümlerini bulan, cennetlerini kuran, kendileriyle ve dolayısıyla dünyayla barışık bu insanların hayata bakışları, hayatta kalabilmenin, dünyada yaşayan insan sayısı kadar çok şekli olabileceğini hatırlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;‘DUMANLI EV’&lt;/span&gt; ise kayıtsız kalmanın hiç de kolay olmadığı acıya odaklanıyor. İlham kaynağımız “Fakr-u zaruret içinde boğulan gönüller, dumanla dolu bir eve benzer” diyen Mevlâna. Dünya hali karşısında korku dolu ya da saldırgan olmanın; dünyanın amansız kalabalığı karşısında yalnız kalmanın, kendine kalabalık etmenin, nefsin acısı. Birilerinin evin penceresini açması gerekiyor ama kimsenin yerinden kalkacak gücü kalmamış gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;‘İTİŞ KAKIŞ’&lt;/span&gt;, ne içeride kalmayı, ne de birisinin pencereyi açmasını beklememeyi seçenlerin hikayelerini anlatıyor. Onlar itiş kakışın içindedirler, hatta itiş kakışın özneleri onlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;‘BİR İHTİMAL DAHA VAR, O DA GİTMEK Mİ DERSİN’&lt;/span&gt; seçkisi ise gidenlerin, göç edenlerin veya etmeye zorlananların hikayelerini anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadıköy KargArt Gösterimleri / Kadıköy KargArt Screenings&lt;br /&gt;* Gösterimler Ücretsizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.02.2010 Cumartesi / Saturday&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.00 / BİZ BURADA İYİYİZ / DOING JUST FINE 99’&lt;br /&gt;15.30 / DUMANLI EV / IT HURTS 101’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.02.2010 Pazar / Sunday&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.00 / İTİŞ KAKIŞ / WE STRUGGLE, WE PUSH 110’&lt;br /&gt;15.30 / BİR İHTİMAL DAHA VAR, O DA GİTMEK Mİ DERSİN? / TO GO OR NOT TO GO 102’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bss2mI7BI/AAAAAAAAA2Y/tXuEJI07pSE/s1600-h/if.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bss2mI7BI/AAAAAAAAA2Y/tXuEJI07pSE/s320/if.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433290255782964242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Program İçeriği (Alfabetik sıra ile kısalar) / Program Content (Shorts in alphabetical order)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;BİZ BURADA İYİYİZ / DOING JUST FINE 99’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARADA / INBETWEEN&lt;br /&gt;11’03’’ Yönetmen / Director: Ezgi Kaplan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAHAR / SPRING&lt;br /&gt;14’43’’ Yönetmen / Director: Özge Arslan, Sezen Çobanoğlu, Gözde Karavit, Batuhan Kurt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BALIKÇI / FISHERMAN&lt;br /&gt;19’ 30’’ Yönetmen / Director: M. Barış Çorak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BESAME MUCHO / KISS ME A LOT&lt;br /&gt;31’’ Yönetmen / Director: Kaan Karacehennem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU SAHİLDE / ON THE COAST&lt;br /&gt;21’42’’ Yönetmen / Director: Merve Kayan, Zeynep Dadak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FOTOJENİ / FOTOGENY&lt;br /&gt;04’18’’ Yönetmen / Director: Sertaç Yüksel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MERDİVEN / STAIRS&lt;br /&gt;12’48’’ Yönetmen / Director: Serdar Yılmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MODERNİZM / MODERNISM&lt;br /&gt;5’00’’ Yönetmen / Director: Gökalp Gönen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUTLU BİR PAZAR GÜNÜNDE ISLAK BORULAR / WET PİPES ON A HAPPY SUNDAY&lt;br /&gt;4’19’’ Yönetmen / Director: Özgür Erman, Baysan Yüksel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UN YA DA İRMİK HELVASI / HALVAH&lt;br /&gt;4’08’’ Yönetmen / Director: Övünç Anğun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;DUMANLI EV / IT HURTS 101’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKREP / SCORPIO&lt;br /&gt;10’ Yönetmen / Director: Vuslat Karan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEN / ME&lt;br /&gt;8’00’’ Yönetmen / Director: Can Alkanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESMA&lt;br /&gt;18’04’’ Yönetmen / Director: Koray Çalışkan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖL / THE LAKE&lt;br /&gt;DV, 6’32’’ Yönetmen / Director: Murat Uğurlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜVEN BANA / TRUST ME&lt;br /&gt;9’34’’ Yönetmen / Director: Nazlı Elif Durlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İKİ ASKER / TWO SOLDIERS&lt;br /&gt;13’25’’ Yönetmen / Director: Altan Yücel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KALICI HASARLAR ANSİKLOPEDİSİ / ENCYCLOPEDIA OF PERMANENT DAMAGES&lt;br /&gt;8' 43'' Yönetmen / Director: Dağhan İş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOR&lt;br /&gt;7’21’’ Yönetmen / Director: Berkay Ferah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEK NEFESTE AŞK / LOVE IN ONE BREATH&lt;br /&gt;7’57’’ Yönetmen / Director: Dicle Atan, Kahraman, Güneş, Gökay Gürtunca, Ayşenur Yalçın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜÇTE BİR / ONE THIRD&lt;br /&gt;10’15’’ Yönetmen / Director: Ferit Katipoğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;İTİŞ KAKIŞ / WE STRUGGLE, WE PUSH 110’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALTI / SIX&lt;br /&gt;28' Yönetmen / Director: Çağla Zencirci, Guillaume Giovanetti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AYŞEGÜL İSYANDA / AYŞEGÜL IN REBELLION&lt;br /&gt;4’19’’ Yönetmen / Director: Aylin Kuryel, Zeyno Pekünlü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEN TEKİM / ONLY ME&lt;br /&gt;4’45’’ Yönetmen / Director: iyisaatteolsunlar / letthegoodtimesroll&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNSANSILAR / ANTHROPOIDS&lt;br /&gt;13'14" Yönetmen / Director: Akın Andırın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUZ EĞRİSİ / BANANA SLOPE&lt;br /&gt;13’46” Yönetmen / Director: Cenk A. Ertürk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEYSE HALİM ÇIKSIN FALİM/ COFFEE FUTURES&lt;br /&gt;22’ Yönetmen / Director: Zeynep Devrim Gürsel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OLUR ÖYLE... / ...IT HAPPENS&lt;br /&gt;2’04’’ Yönetmen / Director: Arda Uysal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PLASTICITY&lt;br /&gt;5’04’’ Yönetmen / Director: Recep Akar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UÇURTMA / THE KITE&lt;br /&gt;1’18’’ Yönetmen / Director: İlhami Kapıcı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VOL&lt;br /&gt;2’22’’ Yönetmen / Director: Hüseyin Bulut&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÜKSEK İHTİMAL / HIGH POSSIBILITY&lt;br /&gt;11’12’’ Yönetmen / Director: Ahmet Yaşar, Kerem Soyyılmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;BİR İHTİMAL DAHA VAR, O DA GİTMEK Mİ DERSİN? / TO GO OR NOT TO GO 102’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR MASAL / A TALE&lt;br /&gt;4‘ 30’’ Yönetmen / Director: Defne Tesal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DENG / SESLER / VOICES&lt;br /&gt;19’52’’ Yönetmen / Director: Filiz Işık Bulut&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FAIR LAWN&lt;br /&gt;13’54” Yönetmen / Director: Esra Saydam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜZEL KOKMADIĞIMI BİLİYORUM / I KNOW I DON’T SMELL GOOD&lt;br /&gt;2’02” Yönetmen / Director: Cenk A. Ertürk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÖY / THE VILLAGE&lt;br /&gt;11`20” Yönetmen / Director: Mustafa Dok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİRYA&lt;br /&gt;18’50’’ Yönetmen / Director: Cengiz Düz, Merve Numanoğlu, Aylin Öztürk, Gülşah Çakmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜÇ / THREE&lt;br /&gt;19'53'’ Yönetmen / Director: Ayşegül Yazmacı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZANQIRT / ZANQIRT&lt;br /&gt;13’38’’ Yönetmen / Director: Bünyamin Demir, Enver Demircan, Zeynel Arifin Gümüşçü, Fırat Taş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıntılı Bilgi için:   &lt;a href="http://www.kargart.org/"&gt;http://www.kargart.org/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-5782879536732046412?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/5782879536732046412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/02/turkiyeden-ksalar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/5782879536732046412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/5782879536732046412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/02/turkiyeden-ksalar.html' title='Türkiye&apos;den Kısalar'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bss2mI7BI/AAAAAAAAA2Y/tXuEJI07pSE/s72-c/if.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-3277023542251496985</id><published>2010-02-02T05:07:00.001+02:00</published><updated>2010-02-02T05:09:18.682+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemahaber'/><title type='text'>!Geceyarısı Filmleri!</title><content type='html'>!Geceyarısı Filmleri!&lt;br /&gt;“Karanlıktan korkar mısınız?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlayan: KargART ve Serdar Kökçeoğlu&lt;br /&gt;* 12 Şubat Cuma, Saat: 23:00&lt;br /&gt;* Gösterimler ücretsizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bqnxVcaAI/AAAAAAAAA2Q/AU8p8hNTIs8/s1600-h/geceyarisi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 233px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bqnxVcaAI/AAAAAAAAA2Q/AU8p8hNTIs8/s320/geceyarisi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433287969448159234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“GÜRÜLTÜNÜN SANATLARI”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film: "NOISE - A Film About Noise Music"&lt;br /&gt;Süre: 9 dakika&lt;br /&gt;Yönetmen: N.O. Smith&lt;br /&gt;Altyazısız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film: "Good Alchemy Video 3: Merzbow"&lt;br /&gt;(Live At East Gallery Tokyo 24 June 1994)&lt;br /&gt;(Live At 2B, Eindhoven 31 Oct 1992)&lt;br /&gt;Süre: 24 dakika&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film: "Nor Noise"&lt;br /&gt;Süre: 1 saat 58 dakika&lt;br /&gt;Yönetmen: Tom Hovinbøle&lt;br /&gt;İngilizce altyazılı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Gecede ayrıca çeşitli noise müzik performans ve videolarından küçük bir kolaj gösterilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yüksek ses ve kuru gürültü konusunda hassas olan izleyicilere tavsiye edilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOISE MÜZİK İÇİN ÖZEL BİR SEÇKİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Gürültü negatif sestir; kulağın (duymak) istemediği "öteki" sestir. Öte yandan 20. yüzyılın başından beri kimi önemli sanatçıların başını döndürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fütüristler ve Dadaistler gürültü olgusunu rahatsız ediciliği nedeniyle önemsemişlerdi. Daha sonra avangard besteciler kontrollü bir gürültüyü müziğe kazandırdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doksanlı yıllara kadar hem akademik elektronik müziğin hem de yeraltı sanatçılarının ilgisini çeken "noise", doksanlı yıllarda adeta geri döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merzbow gibi japon sanatçıların zaman içinde sahip çıktığı bu yeni alt tür özellikle Amerikalı müzisyenlerin ilgisini çekmeye başladı. Son 10 yıl içinde öyle bir noise patlaması yaşadık ki, bugün "The Wire Primers" gibi taze müzik kitaplarında gürültünün ustalarına özel bir yer ayrılıyor. Tabii bastırılan gürültünün geri dönüşünde The Wire dergisinin de önemli bir payı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;!Geceyarısı Filmleri! müzikal gecelerinin ilkini noise müzik belgesellerine ayırdı: N.O. Smith'in 16 yaşındaki çektiği NOISE - A Film About Noise Music isimli 9 dakikalık kısa belgesel geceyi açıyor. Belgeselde Lightning Bolt, Black Dice ve Wolf Eyes gibi yıldız isimlerin konserlerinden görüntüler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun hemen ardından, 24 dakikalık kısa ve acılı bir Merzbow konseri izleyeceğiz. Zamanında İstanbul'da da sıradan bir pazar gününü unutulmaz kılmıştı bu efsanevi isim. Nor Noise ise ağırlıklı olarak Kuzay Amerikalı sanatçılara yer verse de, belki de konu üzerine yapılmış en önemli belgesel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gürültüden korkmayanlara gecede bazlı canlı seslerin de sürpriz yapabileceğini hatırlatalım. Konser mi? Neden olmasın, hazırlıklı gelin!]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-3277023542251496985?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/3277023542251496985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/02/geceyars-filmleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/3277023542251496985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/3277023542251496985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/02/geceyars-filmleri.html' title='!Geceyarısı Filmleri!'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bqnxVcaAI/AAAAAAAAA2Q/AU8p8hNTIs8/s72-c/geceyarisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-481158336236713617</id><published>2010-02-01T16:24:00.005+02:00</published><updated>2010-02-01T16:48:20.486+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemahaber'/><title type='text'>Underground Film Gösterimleri</title><content type='html'>Underground Film Gösterimleri&lt;br /&gt;"Toplum Düşmanı" Sergisi Özel Gösterimleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlayan: Underground Poetix ve KargART&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*9 Şubat Salı, Saat: 20:30&lt;br /&gt;* Gösterimler ücretsizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞUBAT PROGRAMI //&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Toplum Düşmanı” // “Public Enemy” Özel Gösterimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ataque de Pánico!”&lt;br /&gt;Fede Alvarez&lt;br /&gt;Uruguay //2009&lt;br /&gt;5’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bo1Y9ye-I/AAAAAAAAA2A/OlIFDrT_jsM/s1600-h/ataque+de+panico.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 179px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bo1Y9ye-I/AAAAAAAAA2A/OlIFDrT_jsM/s320/ataque+de+panico.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433286004401404898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2009 Uruguay yapımı bilimkurgu kısa filmidir. Filmi bağımsız film yapımcısı Fede Alvarez yönetti. Alvarez 3 Kasım 2009'da filmi YouTube'a yükledi. Film medyada geniş yer bulunca yönetmen, yapımcılığını Sam Raimi'nin üstleneceği bir Hollywood filmi için 30 milyon dolarlık teklif aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sisin ardından çıkan dev robotlar Uruguay'ın başkenti Montevideo'ya saldırırlar. Robotlar uzay gemisi filosu ile birlikte şehrin önemli binalarını yok ederek büyük bir panik yaşanmasına sebep olurlar. Filmin sonunda robotlar bir araya gelerek dev bir küreye dönüşürler sonrasında küre patlar ve açığa çıkan dev bir ateş topu şehri yutar. Filmde saldırı için herhangi bir açıklama getirilmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa film 2009'da Mantevideo'da çekildi. Filmin resmi yapım bütçesi 300 dolar olarak açıklandı. Yönetmenlik, senaryo yazımı ve kurgulamaya ek olarak Alvarez, bilgisayar ile oluşturulmuş görüntü (CGI) temelli görsel efektlerin süpervizörlüğünü de yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin büyük kısmına eşlik eden müzik John Murphy'nin enstrümantal parçası "In the House - In a Heartbeat"dır. Müzik 2002 yapımı 28 Gün Sonra filmi için bestelenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Capital”&lt;br /&gt;Sarah Morris&lt;br /&gt;ABD 2000&lt;br /&gt;19’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bphn_hy6I/AAAAAAAAA2I/qacVhQQwcVY/s1600-h/sarah+morris.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 222px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bphn_hy6I/AAAAAAAAA2I/qacVhQQwcVY/s320/sarah+morris.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433286764349475746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sarah Morris’in filmi “Capital”, Washington’da 11- 14 Eylül 2000’de çekildi. Politik ikonların hızla sıralanmasının gösterilmesinden oluşuyor: yollar, Beyaz Saray Basın Ofisi, Dünya Bankası, üniformalı gizli servis üyeleri, başkanlık konvoyu, Watargate Kompleksi, Kennedy Merkezi, Enerji Departmanlığı, J. Edgar Hoover Binası ve daha niceleri….Film, Morris’in, çevremizdeki yapılanmış dünyayı anlamaya ve çözmeye başlamasını sorgulayarak devam ediyor. Capital’de güç ve para için elle tutulamaz bir arzu ve geniş ölçekli paranoyanın izleriyle haşır neşir olunması politik süreci örneklemeye ve günlük hayatımızı yapılandıran mimariye bir metafor haline geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1967 doğumlu İngiliz Sarah Morris, 1990’ların ortalarından beri kentsel çevre psikolojisi ve mimarisi ile el ele giden karmaşık soyutlamalar ve filmleriyle uluslararası ilgi çekti. Morris resimlerini, filmlerine paralel olarak gösterirken her ikisiyle de kentsel, sosyal ve bürokratik topolojilerin izini sürdü. Her iki araçla da çağdaş şehrin psikolojisi ve onun mimari olarak çözümlenmiş siyasasını keşfe çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“La jetée”&lt;br /&gt;Chris Marker&lt;br /&gt;Fransa // 1962&lt;br /&gt;28’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bnbdvUBYI/AAAAAAAAA14/aEF4GDhyYBo/s1600-h/la+jetee.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 228px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bnbdvUBYI/AAAAAAAAA14/aEF4GDhyYBo/s320/la+jetee.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433284459494638978" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Chris Marker’ın efsanevi bilim kurgusu, nükleer bir kıyametin ardından zaman ve hafızayı irdeliyor. Tüm film neredeyse tamamen fotoğraf karelerinden oluşuyor. III. Dünya Savaşı’ndan sağ kalan birkaç kişiye, geçmişi değiştirmek ve geleceğe geçiş yapmak için yapılan umutsuz bir deneyin izlerini sürer. Bunun için savaş öncesi günlerden çok net bir anısı olma eşsiz yeteneğine sahip bir adam seçilir. Çocukluğundan kalma belirsiz bir anı parçasından bir şey değildir bu: Orly havaalanına bir ziyaret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ballard filmle ilgili: “ Bu garip ve poetik film bilim kurgu, psikolojik fabl ve fotomontajın bir karışımı… kendi karalamalarının teamüllerini yaratıyor. Bilim kurgunun başarısız olduğu her durumda muzaffer bir şekilde başarılı oluyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bmDSJxZFI/AAAAAAAAA1w/a7BQY8wS388/s1600-h/underground.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 222px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bmDSJxZFI/AAAAAAAAA1w/a7BQY8wS388/s320/underground.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433282944555902034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-481158336236713617?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/481158336236713617/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/02/underground-film-gosterimleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/481158336236713617'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/481158336236713617'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/02/underground-film-gosterimleri.html' title='Underground Film Gösterimleri'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S2bo1Y9ye-I/AAAAAAAAA2A/OlIFDrT_jsM/s72-c/ataque+de+panico.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-4139955432725876978</id><published>2010-01-26T12:41:00.000+02:00</published><updated>2010-01-26T12:42:53.394+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>The Girlfriend Experience (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Girlfriend Experience&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü Steven Soderbergh tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1pfBt-_nRI/AAAAAAAAA1I/H4Vibj-YJ0A/s1600-h/girlfriend_experience.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1pfBt-_nRI/AAAAAAAAA1I/H4Vibj-YJ0A/s320/girlfriend_experience.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429756783876873490" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sürprizlerle dolu yönetmenin filmografisini hatırlamakta fayda var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* The Informant! (2009)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Girlfriend Experience&lt;/span&gt; (2009)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Che: Part Two&lt;/span&gt; (2008)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Che: Part One&lt;/span&gt; (2008)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ocean's Thirteen&lt;/span&gt; (2007)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Good German&lt;/span&gt; (2006)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bubble&lt;/span&gt; (2005)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ocean's Twelve&lt;/span&gt; (2004)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Eros&lt;/span&gt; (2004) ("Equilibrium" isimli bölüm)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Solaris&lt;/span&gt; (2002)&lt;br /&gt;* Full Frontal (2002)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ocean's Eleven&lt;/span&gt; (2001)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Traffic&lt;/span&gt; (2000)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Erin Brockovich&lt;/span&gt; (2000)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Limey&lt;/span&gt; (1999)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Out of Sight&lt;/span&gt; (1998)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Schizopolis&lt;/span&gt; (1996)&lt;br /&gt;* Gray's Anatomy (1996)&lt;br /&gt;* Underneath (1995)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;King of the Hill&lt;/span&gt; (1993)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kafka&lt;/span&gt; (1991)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sex, Lies, and Videotape&lt;/span&gt; (1989)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chelsea (Sasha Grey) Manhattan'da çalışmakta olan ücreti kabarık eskort kızlardan biridir. Bir spor salonunda çalışmakta olan erkek arkadaşı Chris (Chris Santos) ile birlikte yaşamaktadır. Chelsea, bir gün basılmasını umduğu kitabına altlık oluşturması babında detaylı bir günlük tutmaktadır. Bu günlüğe buluştuğu sabit müşterilerine ait kişisel bilgilerin yanında her buluşmasını en ince ayrıntısına kadar not etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1pfXttp1II/AAAAAAAAA1Y/n_MKRKXFLoU/s1600-h/g2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 130px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1pfXttp1II/AAAAAAAAA1Y/n_MKRKXFLoU/s320/g2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429757161761264770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1988 doğumlu Sasha Grey son yıllarda adını duyurmuş bir porno yıldızı. Doğrusu yönetmenin kendisini fazla zorlamayacak açılardan çekim yapma gayretlerini bir kenara bıraksak bile kötü bir oyunculuk sergilediğini söyleyemem. Hızını alamayan Grey, 2009 senesi içinde oynadığı onlarca porno filmin yanında &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Smash Cut&lt;/span&gt; (2009, y.Lee Demarbre) isimli korku filminde de rol aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1pfO_8f96I/AAAAAAAAA1Q/G0q5pJetpmA/s1600-h/sasha+grey.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 211px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1pfO_8f96I/AAAAAAAAA1Q/G0q5pJetpmA/s320/sasha+grey.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429757012036548514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;The Girlfriend Experience klasik anlamda bir hikaye ya da olay örgüsü barındırmıyor. Ama bu filmin hiç bir şey söylemediği anlamına gelmiyor. Chelsea'nin mesleği dolayısıyla erkek arkadaşı ile yaşadığı problemler üzerinden kadın erkek ilişkilerine göz atarken, müşterileri ile yaptığı konuşmalardan ABD topraklarından bütün dünyaya yayılan ekonomik kriz üzerinde odaklaşmayı da ihmal etmiyor. Günümüz piyasa koşullarının olmazsa olmazlarından reklam ve pazarlama tekniklerinin ya da dış pazarlara açılma ihtiyacının fahişelik sektörü üzerinden anlatımı manidar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1pfgSZT_vI/AAAAAAAAA1g/NYL3BR2Gbis/s1600-h/g3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 135px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1pfgSZT_vI/AAAAAAAAA1g/NYL3BR2Gbis/s320/g3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429757309047013106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;The Girlfriend Experience, sadece filmin finalindeki sahne için bile seyredilmeyi hak ediyor. Kesinlikle izlenmeli. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(7/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1pghevc3-I/AAAAAAAAA1o/hdphTH46CbY/s1600-h/g4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 135px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1pghevc3-I/AAAAAAAAA1o/hdphTH46CbY/s320/g4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429758429052592098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-4139955432725876978?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/4139955432725876978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/girlfriend-experience-2009.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/4139955432725876978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/4139955432725876978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/girlfriend-experience-2009.html' title='The Girlfriend Experience (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1pfBt-_nRI/AAAAAAAAA1I/H4Vibj-YJ0A/s72-c/girlfriend_experience.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-5516992033658573917</id><published>2010-01-19T13:03:00.004+02:00</published><updated>2010-01-19T13:10:40.064+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemahaber'/><title type='text'>“Bir Film Nasıl Okunur?”</title><content type='html'>Kimle: Alkan Avcıoğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süre: Ayda 4 gün, 12 saat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihler: Her Pazar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat: 19:00 – 22:00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süre: 8 hafta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Bir Film Nasıl Okunur?”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu atölye çalışmasında amaç sinemanın temel konseptlerini tanıtıp çağdaş film gramerini kavramaya dair pratik geliştirmek. Kamera, ışık, kurgu, ses, oyunculuk gibi sinemasal anlatım öğelerini ayrı ayrı ve nihayetinde bir bütün olarak inceleyip kavrayarak, film izleme deneyimlerini zenginleştirip farklı okuma biçimleri geliştirilecek. Filmlerin hep gözümüzün önünde duran kodlarını okumayı öğrenirken klasiklerden çağdaş örneklere birçok film masaya yatırılacak. Her kamera konumunun, her görüntü düzenlemesinin anlamı nasıl şekillendirdiğinin sahne örnekleri üzerinden incelendiği atölyede, bir filmin nasıl analiz edilebileceğine dair filmlerin anlam perdesini aralamaya uzanan bir yolculuğa çıkılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1WSUoYn9iI/AAAAAAAAA1A/Dvy6_RfzNY4/s1600-h/atolyeler.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1WSUoYn9iI/AAAAAAAAA1A/Dvy6_RfzNY4/s320/atolyeler.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428405809000740386" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alkan Avcıoğlu Hakkında:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1982, İzmir doğumlu Alkan Avcıoğlu, Uludağ Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. 2001 yılında Lull dergisini çıkartmaya başladıktan kısa bir süre sonra muhtelif süreli yayınlarda müzik ve sinema yazarlığı yapmaya başladı. Şubat 2003’ten bu yana “Sinema” dergisinin daimi yazarlarından olan Alkan Avcıoğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Sinema ve TV üzerine yüksek lisans yaptı. 2007 yılında film analizi üzerine seminer ve dersler vermeye başladı. Sinemayı göstergebilim, psikanaliz gibi farklı disiplinlerle birlikte sorgularken, feminist film teorisi ve sinemada toplumsal cinsiyet rolleri üzerine akademik çalışmalarına devam ediyor. Halen film eleştirmenliği yapmakta olan Alkan Avcıoğlu, şu anda Marmara Üniversitesi İletişim Bilimleri bölümünde doktora tezini hazırlamakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıntılı Bilgi için : &lt;a href="http://www.kargart.org/"&gt;http://www.kargart.org/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-5516992033658573917?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/5516992033658573917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/bir-film-nasl-okunur.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/5516992033658573917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/5516992033658573917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/bir-film-nasl-okunur.html' title='“Bir Film Nasıl Okunur?”'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S1WSUoYn9iI/AAAAAAAAA1A/Dvy6_RfzNY4/s72-c/atolyeler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-3436458327620855522</id><published>2010-01-19T12:58:00.001+02:00</published><updated>2010-01-19T13:01:18.435+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>The Echo (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Echo&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Filipinli yönetmen Yam Laranas tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. Film 2004 yılı yapımı gene Yam Laranas tarafından yönetilmiş olan Sigaw isimli Filipinler yapımı filmin yeniden çevrimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u1_uZS4vI/AAAAAAAAA0Q/wPPcOF0lbvs/s1600-h/e1.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u1_uZS4vI/AAAAAAAAA0Q/wPPcOF0lbvs/s320/e1.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425630282488406770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenin Hollywood semalarında ilk kez göründüğü filminin konusu şöyle: Bobby içerde geçirdiği uzun yıllar sonunda şartlı tahliye ile serbest kalır. Kendisi içerdeyken ölen annesinin yaşadığı apartman dairesine yerleşir. Hayatını tekrar rayına oturtmaya çabalayan Bobby ilk olarak kendine bir iş bulur. Kendisi gibi eski bir mahkum olan Hector Rodriguez'in işlettiği bir oto tamirhanesinde çalışmaya başlar. Eski kız arkadaşı Alyssa ile ufak ufak arayı ısıtma turları olumlu sonuçlar vermeye başladığında her şey Bobby için yolunda gibi görünmektedir. Ancak yan daireden gelen kavga sesleri bazı geceler fazlasıyla rahatsız edicidir. Yan dairede bir polis, karısı ve küçük kızı ile birlikte yaşamaktadır. Adam mütemadiyen karısını dövmektedir. Sonunda her gece devam eden bu işkenceye dayanamayan Bobby olaya müdahele etmek için yan daireye girdiğinde dairenin bomboş olduğunu görür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u2RM797OI/AAAAAAAAA0g/Wb7tA7DqmbQ/s1600-h/e3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u2RM797OI/AAAAAAAAA0g/Wb7tA7DqmbQ/s320/e3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425630582744673506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmi giriş, gelişme ve sonuç olarak kabaca üç bölüme ayırırsak, ilk iki bölüm ufak tefek aksaklıkları gözardı edersek çok fazla sorun barındırmıyor. Ama maalesef sonuç diyebileceğim final kısmı çok kötü. Bir türlü ulaşıp da izleyemediğim esas film Sigaw'dan ayrıldığı noktaları çok merak ettim doğrusu. Bana sanki bu işte biraz da işbilmez Hollywoodlu yapımcıların parmağı varmış gibi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u2ZdfxVwI/AAAAAAAAA0o/n0tY1vMDABA/s1600-h/e4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u2ZdfxVwI/AAAAAAAAA0o/n0tY1vMDABA/s320/e4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425630724628764418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aslında film hiç fena değil. Standart hayalet veya hayaletli ev/daire filmlerinin sunabileceği her türlü klişe olay örgüsüne sahip. Final kısmına kadar her şey yolunda giderken birden nedense bütün olan biteni bir yere bağlayalım hesabına giriliyor ve filmin kendisi final bölümünde boğulup kalıyor. Daha doğrusu filmin sanki bir sonu yok gibi. Doğal olarak yazılar akmaya başladığında "ne oldu şimdi?" sorusu kafaları meşgul etmeye başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u2h7M7IdI/AAAAAAAAA0w/PatBmfnfAsk/s1600-h/e5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u2h7M7IdI/AAAAAAAAA0w/PatBmfnfAsk/s320/e5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425630870041731538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sigaw&lt;/span&gt; (2004) isimli filmi bulup izledikten sonra bu filme tekrar göz atmakta fayda var. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kendime açık not...&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u2rl-QTDI/AAAAAAAAA04/RL8b7rkmcEM/s1600-h/e6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u2rl-QTDI/AAAAAAAAA04/RL8b7rkmcEM/s320/e6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425631036141751346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hayaletli ev filmlerini seviyorsanız The Echo tercih edebileceğiniz filmlerden biri. Sonuçta piyasada dolanan onlarca berbat hayalet filminden daha iyi olduğunu garanti edebilirim. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(4/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u2H_2ePxI/AAAAAAAAA0Y/k5K4Gl88P9c/s1600-h/e2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u2H_2ePxI/AAAAAAAAA0Y/k5K4Gl88P9c/s320/e2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425630424613142290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-3436458327620855522?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/3436458327620855522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/echo-2008.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/3436458327620855522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/3436458327620855522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/echo-2008.html' title='The Echo (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0u1_uZS4vI/AAAAAAAAA0Q/wPPcOF0lbvs/s72-c/e1.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-1367293563722572447</id><published>2010-01-14T09:41:00.001+02:00</published><updated>2010-01-14T09:43:06.230+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Hvid nat (2007)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hvid nat&lt;/span&gt; 2007 yılı mahsulü Jannik Johansen tarafından yönetilmiş olan Danimarka yapımı bir film. White Night olarak da bilinir. Senaryo, yönetmen Jannik Johansen ve üstad &lt;a href="http://mkizilca.blogspot.com/2009/01/anders-thomas-jensen.html"&gt;Anders Thomas Jensen&lt;/a&gt;'e ait.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tJRTPATLI/AAAAAAAAAyg/ubLcY4xFrMA/s1600-h/hvid+nat+1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 250px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tJRTPATLI/AAAAAAAAAyg/ubLcY4xFrMA/s320/hvid+nat+1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425510737667706034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tam bir işkolik olan Ulrich bir gece iş arkadaşları ile önemli bir iş zaferini kutlamak üzere müdavimi oldukları anlaşılan gürültülü bir diskoya giderler. Danseden bir kızın görüntüsünden anlaşılmaz bir şekilde rahatsız olan Ulrich, arkadaşlarını da yanına alarak diskoyu terkeder. Arka mahallelerden birinde geç saatlerde açık olan salaş diyebileceğim bir bara giderler. Burada bardaki bir sarhoşla tartışan Ulrich adamla itişmeye başlar. Dengesini kaybederek masalardan birinin üzerine devrilen adam aldığı darbe ile ölür. Ülkenin en büyük avukatlık bürolarından birinin sahibi olan babası en iyi iki avukatını gönderir ve Ulrich ilk celsede beraat eder. Bu olay Ulrich'in hayatının dönüm noktasıdır. Birden durup hayatı sorgulamaya başlar. İşini, çevresini, evliliğini. Geri dönülmez büyük adımlar atmak üzeredir. Peki psikolojik durumu bu değişiklikler için hazır mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tLL4Q8ZiI/AAAAAAAAAyo/QZE9-CMwF8o/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 130px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tLL4Q8ZiI/AAAAAAAAAyo/QZE9-CMwF8o/s320/1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425512843551991330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçen gece oldukça geç bir saatte uykum kaçtı ve bir film izleyerek uyuyakalırım gibisinden kendimce dahiyane bir fikirle yataktan kalktım. Konusunun basitliğine güvenerek Hvid nat'ı seçtim. Ne kadar yanılmışım. Her şeyiyle sıradan ve iddiasız gibi görünen bir film. Gel gör ki film hakikaten sıradan ve iddiasız. Ne öykü akışında, ne senaryoda, ne sürprizlerde (twist) önceden tahmin edilemeyen hiçbirşey olmuyor. Ama anlayamadığım bir şekilde film beni içine aldı ve nasıl olduğunu anlayamadan o saatte o durumda kendini sonuna kadar izlettirdi. Sanırım bu A.T. Jensen kişisi bir büyücü. Senaryo yazmanın bütün hilelerini çözmüş bir dahi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tLU-AoOjI/AAAAAAAAAyw/SIPLXLu6spE/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 130px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tLU-AoOjI/AAAAAAAAAyw/SIPLXLu6spE/s320/2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425512999712995890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Daha önce yazdığım &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/rembrandt-2003.html"&gt;Rembrandt&lt;/a&gt;'da (2003) olduğu gibi bu film de sırtını karakterlerin başarıyla kurgulanmasına yaslıyor. Hemen hemen aynı oyuncularla benzer kalitede bir oyunculuk gösterisi bu filmin de artısı. Daha önceki filmdeki neşeli hikayenin yerini bu sefer daha hüzünlü bir hikaye alıyor ama formül bir kez daha tutuyor. Lars Brygmann (Ulrich Nymann), Nicolas Bro (Bertel Nymann), Anne Sophie Byder (Camilla Nymann) ve Rikke Louise Andersson (Karina Nielsen) başrollerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tLgCTGQQI/AAAAAAAAAy4/XaQ3DZKcpSc/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 130px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tLgCTGQQI/AAAAAAAAAy4/XaQ3DZKcpSc/s320/3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425513189842764034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Alttan alta yüzeysel de olsa verilen toplumsal ve sosyal mesajlar fazlasıyla sıradan duruyor, ama filmin izlenirliğini etkilemiyor. Diğer teknik konularda ise -türünün gereği çok zorlayıcı olmadığını göz önüne alsak bile- kusursuz görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tL8fnMmmI/AAAAAAAAAzA/PiXjOdcHKCI/s1600-h/4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 130px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tL8fnMmmI/AAAAAAAAAzA/PiXjOdcHKCI/s320/4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425513678748031586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Bir kitap okudum ve hayatım değişti."&lt;/span&gt; ya da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Bir film izledim ve hayatım değişti." &lt;/span&gt;gibi oldukça bilindik bir klişenin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Bir adam öldürdüm ve hayatım değişti."&lt;/span&gt; versiyonu diyebiliriz Hvid nat için. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(7/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tJExCr7xI/AAAAAAAAAyY/9SSB4zrTAFU/s1600-h/hvid+nat+2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 230px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tJExCr7xI/AAAAAAAAAyY/9SSB4zrTAFU/s320/hvid+nat+2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425510522330803986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-1367293563722572447?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/1367293563722572447/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/hvid-nat-2007.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1367293563722572447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1367293563722572447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/hvid-nat-2007.html' title='Hvid nat (2007)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0tJRTPATLI/AAAAAAAAAyg/ubLcY4xFrMA/s72-c/hvid+nat+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-6563696825793368436</id><published>2010-01-13T14:41:00.001+02:00</published><updated>2010-01-13T14:43:56.195+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>It's Alive (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;It's Alive&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Josef Rusnak tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir yeniden çevrim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0umdQjEqUI/AAAAAAAAAzI/T3bTe6P100U/s1600-h/a5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0umdQjEqUI/AAAAAAAAAzI/T3bTe6P100U/s320/a5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425613197686384962" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Üniversite öğrencisi Lenore Harker (Bijou Phillips) erkek arkadaşı Frank'den (James Murray) hamile kaldığını öğrenince okuldan ayrılıp onun yanına, yaşadığı çiftlik evine yerleşmeye karar verir. Henüz hamilelik süresi tamamlanmadan bebeğin karnında çok büyüdüğünü farkeden doktorlar bebeği sezaryen ile almaya karar verirler. Doğumun gerçekleştiği ameliyathaneden uzun süre ses seda çıkmayınca içeri girdiklerinde karşılaştıkları manzara korkunçtur. Doğuma katılan bütün doktor ve hemşireler hunharca katledilmiş, geriye sadece Lenore ve kucağında uyuttuğu bebeği kalmıştır. Polis bütün aramalarına rağmen katile ait bir iz bulamaz. Anestezi etkisi altındaki Lenore ise hiçbirşey hatırlamamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film için yeniden çevrim diyoruz ama senaryonun büyük oranda değiştirildiğini belirtmekte fayda var. Maalesef bu değişikliklerin hepsi filmin aleyhine işlemiş. Nerdeyse sadece filmin ismini aynı bırakmışlar bile diyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk filmde doğum esnasındaki cinayetlerden sonra ameliyathaneye girdiklerinde katil bebeği bulamıyorlardı. Yeniden çevrimde ise bebek mışıl mışıl annesinin kucağında uyuyor. İlk filmde kayıp katil bebek bütün şehre terör estirirken, yeniden çevrimde annesinin de işbirliği ile bebek çiftlik evine yanaşan canlıları hedef alıyor. Bunların yanında mekan konusu büyük sorun teşkil ediyor. İlk filmin tamamı büyük şehirde ve kanalizasyonlarda geçerken yeniden çevrimde hikayeyi nedense kırsal alana taşımayı uygun görmüşler. Bu değişiklik filme o kadar çok zarar veriyor ki, bunun sebebi üzerine düşündüğümde aklıma bir tek şey geliyor: bütçeyi aşağılarda tutmak. O zaman da insan sormadan edemiyor: Madem paranız yok, madem ilk filme saygınız yok, madem korku filmlerine inancınız yok, neden bir yeniden çevrim projesi? Bu sorunun cevabı para olamaz. Çünkü bu filmin elle tutulur bir gişe başarısı sağlayamayacağı aşikar. Hepsini bir kenara bırakıp ilk filmi hatırlamamız bile yeterli. Larry Cohen bu filmin bütçesinin çok aşağısında kalan bir rakama çıkardığı filmi ile (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;çok büyük rakamlar olmasa bile&lt;/span&gt;) umduğundan çok daha fazlasını kazanmıştı. Öyle ki filmin ikincisi ve hatta üçüncüsü çekilmişti. Bu üç filmin afişlerine bakmak bile yeniden çevrimi izlemekten çok daha fazla keyif veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;It's Alive&lt;/span&gt; (1974)&lt;br /&gt;Yazan ve yöneten: Larry Cohen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0utOE_UkgI/AAAAAAAAA0A/DuwwGSjhsYQ/s1600-h/a1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 217px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0utOE_UkgI/AAAAAAAAA0A/DuwwGSjhsYQ/s320/a1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425620633466999298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0uslDTENRI/AAAAAAAAAz4/BOh6j0WQEoQ/s1600-h/a2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 213px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0uslDTENRI/AAAAAAAAAz4/BOh6j0WQEoQ/s320/a2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425619928638305554" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;It Lives Again&lt;/span&gt; (1978)&lt;br /&gt;Yazan ve yöneten: Larry Cohen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0unLlsMkXI/AAAAAAAAAzo/IrF61XAbU-k/s1600-h/a4.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 198px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0unLlsMkXI/AAAAAAAAAzo/IrF61XAbU-k/s320/a4.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425613993635778930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;It's Alive III: Island of the Alive&lt;/span&gt; (1987)&lt;br /&gt;Yazan ve yöneten: Larry Cohen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0uoMzonH7I/AAAAAAAAAzw/eyWEBZotwN4/s1600-h/a3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 206px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0uoMzonH7I/AAAAAAAAAzw/eyWEBZotwN4/s320/a3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425615114070335410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Keşke bu berbat yeniden çevrimi bir sebepten bitiremeseydiler de görme şansımız olamasaydı. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(1/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0utrVy2G9I/AAAAAAAAA0I/nr80ocL2Gmw/s1600-h/a6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0utrVy2G9I/AAAAAAAAA0I/nr80ocL2Gmw/s320/a6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425621136194280402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-6563696825793368436?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/6563696825793368436/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/its-alive-2008.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6563696825793368436'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6563696825793368436'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/its-alive-2008.html' title='It&apos;s Alive (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0umdQjEqUI/AAAAAAAAAzI/T3bTe6P100U/s72-c/a5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-4039656645156087748</id><published>2010-01-11T15:24:00.008+02:00</published><updated>2010-01-11T16:35:47.302+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Rembrandt (2003)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rembrandt&lt;/span&gt; 2003 yılı mahsulü Jannik Johansen tarafından yönetilmiş olan Danimarka / İngiltere ortak yapımı bir film. Rembrandt'ın senaryosunu ise yönetmen Jannik Johansen ile beraber daha önce detaylı olarak yer verdiğim &lt;a href="http://mkizilca.blogspot.com/2009/01/anders-thomas-jensen.html"&gt;Anders Thomas Jensen&lt;/a&gt; yazmış. Bu adamın elinin değdiği her film en azından vasatın üzerinde oluyor. Bunu bilir bunu söylerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0su27JQfyI/AAAAAAAAAxw/Z3gOK-DgEi0/s1600-h/Rembrandt.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 234px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0su27JQfyI/AAAAAAAAAxw/Z3gOK-DgEi0/s320/Rembrandt.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425481697222229794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gelelim Rembrandt'a. Karşımızda basit bir suç hikayesinin üzerine kurulu insan ilişkileri hakkında samimi bir film var. Jensen'in en başarılı olduğu konu olan inandırıcı karakterler yaratma hususundan payını Rembrandt da fazlasıyla almış. Hal böyle olunca ortaya tadından yenmeyen başka bir film çıkıyor. İyi ki yolum zamanında Jensen ile kesişmiş de Danimarka Sineması'na dalmışım. Arka arkaya birbirinden leziz filmler izleyebiliyorum bu sayede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0szbtXd5rI/AAAAAAAAAx4/TBlgKgQWc_w/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 169px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0szbtXd5rI/AAAAAAAAAx4/TBlgKgQWc_w/s320/1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425486727225403058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmin konusu ise kabaca şöyle; Mick küçük işler çeviren basit bir hırsızdır. Sık sık kısa süreli hapis ziyaretleri sonrası dışarı çıktığında tekrar yakalanana kadar küçük işlerine devam etmektedir. Hayatı hapishane ile evi arasında mekik dokumakla geçer. Karısı öldükten sonra eski porno oyuncusu Trine ile beraber yaşamaktadır. Kendilerine göre düzenli, tutarlı bir ilişkileri vardır. Ölen karısından olan oğlu Tom ile araları iyi değildir. Ara sıra hapishane giriş çıkışlarında karşılaşırlar. Yaptığı hırsızlık işlerinde kendisine kumara düşkün tembel teneke Kenneth yardımcı olur. Mick, Kenneth'i oğlunun yerine koymuş, yaptığı bütün hatalara rağmen kendisinden vazgeçmemiştir. Tom ise babasının yolundan gitmiş, ufak hırsızlıklarla hayatını sürdürmektedir. Asosyal, evden pek çıkmayan, bilgisayar ve çizgi roman düşkünü kuzeni Jimmy ile beraber kalmaktadır. Sevgilisi yoktur, ama orta yaşlı ve evli Charlotte ile kocasının da bilgisi dahilinde seks üzerine kurulu bir ilişkisi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0sz1xzLL5I/AAAAAAAAAyI/R-XXKLueZ7U/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 169px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0sz1xzLL5I/AAAAAAAAAyI/R-XXKLueZ7U/s320/3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425487175091957650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mick, Tom, Kenneth ve Jimmy, Tom'un hapishanede rastladığı birisinin istediği bir tabloyu çalmak için biraraya gelirler. Beklenildiği üzere yanlış tabloyu çalarlar. Ama çaldıkları tablo Danimarka'da bulunan tek gerçek Rembrandt tablosudur ve değeri 15 milyon dolar civarındadır. Tabloyu polise yakalanmadan paraya çevirmek için birbirinden garip ve komik olayların içine balıklama dalarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0szmp9Gw_I/AAAAAAAAAyA/Xy8q4E5FJ0Y/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 169px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0szmp9Gw_I/AAAAAAAAAyA/Xy8q4E5FJ0Y/s320/2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425486915288089586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film gücünün büyük bir kısmını da oyunculardan alıyor. Kanlı canlı karakterlere can vermede çok sıkıntı yaşamıyorlar. Bu da filmin inandırıcılığını artırıyor. Lars Brygmann (Mick), Jakob Cedergren (Tom), Nikolaj Coster-Waldau (Kenneth), Nicolas Bro (Jimmy), Paprika Steen (Charlotte), Søren Pilmark (Bæk) ve Sonja Richter (Trine) başrollerde. Ayrıca Anders Thomas Jensen'in favori oyuncularından, Ulrich Thomsen ve Mads Mikkelsen'den sonra uluslararası sinema dünyasına açılan Nikolaj Lie Kaas da filmde kamyon şoförü Karsten rolünde çok kısa görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0s0AT1ijKI/AAAAAAAAAyQ/GktN1xJczME/s1600-h/4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 169px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0s0AT1ijKI/AAAAAAAAAyQ/GktN1xJczME/s320/4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425487356027374754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnsan ilişkileri (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;baba-oğul, kadın-erkek, vs.&lt;/span&gt;) üzerine çekilmiş kalburüstü filmlerden biri Rembrandt. İzlemekte fayda var. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(7/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-4039656645156087748?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/4039656645156087748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/rembrandt-2003.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/4039656645156087748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/4039656645156087748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/rembrandt-2003.html' title='Rembrandt (2003)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0su27JQfyI/AAAAAAAAAxw/Z3gOK-DgEi0/s72-c/Rembrandt.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-39620678498832247</id><published>2010-01-11T14:22:00.004+02:00</published><updated>2010-01-11T14:30:18.470+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemahaber'/><title type='text'>!Geceyarısı Filmleri!</title><content type='html'>!Geceyarısı Filmleri!&lt;br /&gt;“Karanlıktan korkar mısınız?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlayan: KargART ve Serdar Kökçeoğlu&lt;br /&gt;* 15 Ocak Cuma, Saat: 23:00&lt;br /&gt;* Gösterimler ücretsizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Öteki Uzay Maceraları”&lt;br /&gt;Film: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lifeforce&lt;/span&gt; / Space Vampires (1985)&lt;br /&gt;Süre: 101 dk.&lt;br /&gt;Yönetmen: Tobe Hooper&lt;br /&gt;Türkçe Altyazılı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0sZKH6YJgI/AAAAAAAAAxg/5eQJ5T6G55U/s1600-h/lifeforce.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 215px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0sZKH6YJgI/AAAAAAAAAxg/5eQJ5T6G55U/s320/lifeforce.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425457837811181058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*Gecede ayrıca Steampunk dünyasına kişisel ve başarılı bir dokunuş olan 26 dk'lık “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Mysterious Geographic Explorations of Jasper Morello&lt;/span&gt;” adlı film gösterilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0sZaPy-MHI/AAAAAAAAAxo/PA2WiyO8qjQ/s1600-h/morello.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 206px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0sZaPy-MHI/AAAAAAAAAxo/PA2WiyO8qjQ/s320/morello.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425458114805510258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ocak ayında &lt;a href="http://www.otekisinema.com/"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Öteki Sinema&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;’nın seçtiği filmler var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak ayında "Öteki Sinema" sitesinin sizin için seçtiği cool filmlerle karşınızdayız. 80'lerin en eğlenceli ve en unutulmuş bilim kurgu fantazyalarından “Lifeforce” ile hem dönemin ruhunu yeniden yaşatmak istiyor, hem de artık görmeyi çok özlediğimiz animatronikler ve mekanik efektlerin başarılı ve yaratıcı bir uygulamasını izlemeye davet ediyoruz sizleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;80'lerin tüm efekt numaralarını bünyesinde barındıran “Lifeforce”, bu açıdan harika bir film! Bugüne kadar gördüğünüz hiçbirşeye benzemiyor. Bir blockbuster değil ama çok emek harcanmış olduğu belli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Halley” kuyruklu yıldızı dünyaya yaklaşırken bir uzay gemisi, bu kuyruklu yıldızı önceden incelemek üzere görevlendirilir. Kuyruklu yıldızı inceleyen ekip, meteorun hemen ön kısmında organik bir uzay gemisi gibi birşey keşfeder. Bu uzay gemisinin içine araştırma için giren ekip üyeleri beraberlerinde dünyaya korkunç bir kabus getireceklerdir. Birbiri ardına içlerinden yaşam enerjileri çekilerek öldürülen kurbanların hikayesi vampirlere kadar gidecektir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cannon film şirketinin çılgın yükseliş zamanlarında dönemin yıldızı "Texas Chainsaw Massacre” ile iyice parlamış Tobe Hooper'a çektirdiği film yüzünden Yönetmen ve Stüdyonun epey arası açılmış... Her ne kadar stüdyonun gazabına uğramış ve projede emeği geçen kimse tarafından yeterince sevilip sahiplenilmemiş, adeta bir üvey evlat gibi piyasalar tarafından da unutulmuş bir film olsa da, “Lifeforce”un kült statüsüne ulaştığının ve filmin dünya üzerinde birçok hayranı bulunan özel bir film olduğunun altını çizmek gerek. Kaçırmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0sYWjX9BvI/AAAAAAAAAxY/ocN7l4waumQ/s1600-h/geceyarisi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 283px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0sYWjX9BvI/AAAAAAAAAxY/ocN7l4waumQ/s320/geceyarisi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425456951829792498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-39620678498832247?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/39620678498832247/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/geceyars-filmleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/39620678498832247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/39620678498832247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/geceyars-filmleri.html' title='!Geceyarısı Filmleri!'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0sZKH6YJgI/AAAAAAAAAxg/5eQJ5T6G55U/s72-c/lifeforce.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-764760563251809671</id><published>2010-01-06T12:36:00.002+02:00</published><updated>2010-01-06T13:01:27.032+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Haze (2005)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Haze&lt;/span&gt; 2005 yılı mahsulü Shinya Tsukamoto tarafından yazılıp yönetilmiş olan Japonya yapımı bir film. Yönetmen aynı zamanda filmin başkahramanını canlandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0RmgOMa8yI/AAAAAAAAAxA/_cOTB8TdexY/s1600-h/h2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0RmgOMa8yI/AAAAAAAAAxA/_cOTB8TdexY/s320/h2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423572555012961058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tsukamoto birbirinden garip ama bir o kadar da leziz onlarca işin yönetmeni. Uzakdoğu filmlerine ucundan kıyısından bulaşmış herkesin muhakkak uğradığı önemli bir durak. Filmografisini hatırlamakta fayda var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tetsuo: The Bullet Man (2009)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Akumu Tantei 2&lt;/span&gt; (Nightmare Detective 2, 2008)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Akumu Tantei&lt;/span&gt; (Nightmare Detective, 2006)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Haze&lt;/span&gt; (2005)&lt;br /&gt;* Fîmeiru (Female, 2005) ("Tamamushi" isimli bölüm)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Vital&lt;/span&gt; (2004)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Rokugatsu no hebi&lt;/span&gt; (A Snake of June, 2002)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sôseiji &lt;/span&gt;(Gemini, 1999)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bullet Ballet&lt;/span&gt; (1998)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tokyo Fist&lt;/span&gt; (1995)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tetsuo II: Body Hammer&lt;/span&gt; (1992)&lt;br /&gt;* Yôkai hantâ: Hiruko (Hiruko the Goblin, 1991)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tetsuo&lt;/span&gt; (1989)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Denchu Kozo no boken&lt;/span&gt; (Adventures of Electric Rod Boy, 1987)&lt;br /&gt;* Futsu saizu no kaijin (The Phantom of Regular Size, 1986) (kısa film)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005 yılı yapımı Haze'e dönelim. 49 dakikalık bu filmde bir Tsukamoto filminden bekleyeceğiniz her türlü acayiplik mevcut. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;burada acayiplik olabilecek en olumlu anlamda kullanılmıştır.&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005 yılında yönetmenden &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Digital Short Films by Three Filmmakers 2005&lt;/span&gt; isimli seçkide yer alması için 25 dakikalık bir film çekmesi istenmiş. Bu seçki için Haze'i çeken yönetmen daha sonra bu kısanın süresini 49 dakikaya çıkartarak filminin bir nevi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;uzun versiyon&lt;/span&gt;unu oluşturmuş. Konusu şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir adam ancak sürünebileceği kadar küçüklükte olan bir dehlizde uyanır. Kim olduğu, buraya nasıl geldiği hakkında en ufak bir fikri bile yoktur. Sürünerek bulunduğu ortamı keşfetmeye, hatırlayamadıklarını hatırlamaya ve bir yolunu bulabilirse bu delikten kurtulmaya çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0RmtN0sefI/AAAAAAAAAxQ/DmOeHErNh5s/s1600-h/h4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0RmtN0sefI/AAAAAAAAAxQ/DmOeHErNh5s/s320/h4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423572778251745778" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Konusunu okuduğunuzda benzerlerine defalarca denk geldiğinizi düşünerek hemen burun kıvırmayınız. Bu film kesinlikle diğerlerinden farklı. Atmosfer açısından ele alırsak film klostrofobi hissini dibine kadar veriyor. Genel anlamda Haze için tek mekanda (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ama ne mekan&lt;/span&gt;) istemi dışında esir tutulan ve bir şekilde hafızası silinmiş birinin kurtulma (survival) hikayesi diyebilirim. Filmin olabildiğince etkili şiddet sahneleri (gore) kullandığını da eklemeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0Rmp9gK84I/AAAAAAAAAxI/S8OMn-3-6VU/s1600-h/h3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0Rmp9gK84I/AAAAAAAAAxI/S8OMn-3-6VU/s320/h3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423572722331087746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen bir röportajında &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Great Escape&lt;/span&gt; (1963, y.John Sturges) filmindeki bir sahneden etkilenerek bu filmi çektiğini söylemiş. Tsukamoto, Charles Bronson'un oynadığı karakterin (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Danny Velinski "Tünel Kralı"&lt;/span&gt;) kaçmak için tünel kazarken klostrofobisi ile savaştığı sahnelerden bahsediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ucu açık, ne olup bittiği hakkında yeteri kadar bilgi vermeyen (birçok noktayı izleyenin hayal gücüne bırakan) filmlere bayılırım. Haze de bu tarz bir film. Atmosfer açısından bulunmaz nimet değerindeki bu filmi mutlaka izleyin. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(8/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0RmNs4y6aI/AAAAAAAAAww/8p8BRpgo7h8/s1600-h/h1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0RmNs4y6aI/AAAAAAAAAww/8p8BRpgo7h8/s320/h1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423572236834630050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-764760563251809671?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/764760563251809671/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/haze-2005.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/764760563251809671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/764760563251809671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2010/01/haze-2005.html' title='Haze (2005)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/S0RmgOMa8yI/AAAAAAAAAxA/_cOTB8TdexY/s72-c/h2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-1414885666646765877</id><published>2009-12-06T21:05:00.009+02:00</published><updated>2009-12-06T23:40:36.973+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>The Children (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Children&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Tom Shankland tarafından yönetilmiş olan İngiltere yapımı bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxwZSlO000I/AAAAAAAAAvQ/fVHW8XXnXrU/s1600-h/c1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxwZSlO000I/AAAAAAAAAvQ/fVHW8XXnXrU/s320/c1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412228659215127362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Noel tatili için iki aile (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;korku filmlerinin vazgeçilmez mekanı&lt;/span&gt;) kırsal alanda konuşlanmış, gözlerden ırak bir evde buluşurlar. Elaine, Jonah ve 3 çocukları Casey, Miranda ve Paulie'den oluşan ilk ailemiz Elaine'ın kızkardeşinin evine gelir. Kızkardeş Chloe'nin ailesi ise kocası Robbie ile 2 çocukları Leah ve Nicky'den oluşmaktadır. Paulie daha ilk günden kaynağı belirsiz bir hastalık sebebiyle aksırıp tıksırmaya, ara ara kusmaya başlar. Ebeveynler Paulie'nin bu durumunu farketmezler ya da önemsemezler. Hastalığın diğer çocuklara bulaşması uzun sürmez. İki aile için Noel tatili kanlı geçecek gibi durmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxwgidTLoDI/AAAAAAAAAvo/yY2PQ0AZJO4/s1600-h/c3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 172px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxwgidTLoDI/AAAAAAAAAvo/yY2PQ0AZJO4/s320/c3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412236628545216562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmin daha önce benzerlerini defalarca izlediğimiz bir konusu var. Çocuk kaynaklı şiddetin konu edildiği filmler dendiğinde ilk aklıma gelenler &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Village of the Damned&lt;/span&gt; (1960, y.Wolf Rilla), &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.otekisinema.com/?p=2317"&gt;Who Can Kill a Child?&lt;/a&gt; (1976, y.Narciso Ibáñez Serrador) ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Children of the Corn&lt;/span&gt; (1984, y.Fritz Kiersch). Belki ismini zikrettiğimiz filmler kadar öne çıkan bir iş değil ama görsel açıdan sorunsuz olan The Children kendini izlettirmede bir sıkıntı yaşamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxwg90iF2BI/AAAAAAAAAvw/jt8Gz-KYGow/s1600-h/c4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 172px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxwg90iF2BI/AAAAAAAAAvw/jt8Gz-KYGow/s320/c4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412237098638235666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Vahşet (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;gore&lt;/span&gt;) sahnelerinde günümüz imkanlarından sonuna kadar faydalanmaktan imtina etmeyen The Children, seyirlik bir film olmaktan öteye gidemiyor. Amma velakin son yıllarda çekilen korku filmlerine baktığımda, birçoğunu izlemenin bile başlı başına sıkıntı yarattığını görüyorum. Bu açıdan bakarsak The Children daha tercih edilebilir bir seçenek gibi duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxwh4rM2s-I/AAAAAAAAAv4/BAbx-hAOUxA/s1600-h/c5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 172px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxwh4rM2s-I/AAAAAAAAAv4/BAbx-hAOUxA/s320/c5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412238109745525730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda şiddetin kaynağının çocuklar olduğu filmlerdeki sayıca artış dikkatimi çekiyor. Nedir bunun sebebi bilmiyorum. Ama artık bu durumun şaşırtıcı bir unsur olmaktan uzaklaşıp sıradanlaşmaya başladığını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxwkmw-a0YI/AAAAAAAAAwA/RrA3ntDHxjQ/s1600-h/c6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 172px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxwkmw-a0YI/AAAAAAAAAwA/RrA3ntDHxjQ/s320/c6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412241100592828802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son söz; The Children &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"haftasonu bir korku filmi patlatayım, başyapıt olmasa da olur ama salak saçma bir film olmasın"&lt;/span&gt;ın karşılığı gibi. Ben izlediğime pişman değilim. Sanki. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(4/10) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxwZXzl0JuI/AAAAAAAAAvY/PgEVV-1ZfO4/s1600-h/c2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxwZXzl0JuI/AAAAAAAAAvY/PgEVV-1ZfO4/s320/c2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412228748968994530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-1414885666646765877?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/1414885666646765877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/12/children-2008.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1414885666646765877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1414885666646765877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/12/children-2008.html' title='The Children (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxwZSlO000I/AAAAAAAAAvQ/fVHW8XXnXrU/s72-c/c1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-7539694643507373003</id><published>2009-12-06T19:56:00.010+02:00</published><updated>2009-12-07T00:39:41.698+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>My Sister's Keeper (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;My Sister's Keeper&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü Nick Cassavetes tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxv5kKStLdI/AAAAAAAAAuo/uEUjSzYzF9I/s1600-h/m1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxv5kKStLdI/AAAAAAAAAuo/uEUjSzYzF9I/s320/m1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412193776849202642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İki çocukları Jesse (Evan Ellingson) ve Kate (Sofia Vassilieva) ile gayet mutlu bir hayat süren Fitzgerald ailesinin hayatı kızları Kate'in lösemi olduğunu öğrenmeleri ile altüst olur. Hastalığı hızla kötüye giden Kate'in nakil yapılması için uygun organlara zamanında ulaşamaması Kate'in doktorunun aileye kayıtdışı bir teklif yapmasına vesile olur. Doktor laboratuar ortamında ihtiyaç duydukları özelliklere sahip olan bir tüp bebek yapmalarını önerir. Baba Brian (Jason Patric) olaya soğuk baksa da anne Sara'nın (Cameron Diaz) baskısına karşı koyamaz ve teklifi kabul ederler ve Anna Fitzgerald dünyaya gelir. Anna (Abigail Breslin) 5 yaşından itibaren ablası Kate için kaba bir tabirle yedek parça deposu işlevi görmeye başlar. Anna 11 yaşına geldiğinde böbreklerinden birisini Kate'e vermek durumundadır. Kate'in iki böbreği birden iflas etmiştir. Bu bitmek bilmeyen tıbbi nakillere karşı daha fazla dayanamayan Anna ailesini dava etmeye karar verir. Vücudunu kullanma hakkının ailesinden alınıp kendisine verilmesini talep etmektedir. Oldukça popüler bir figür olan avukat Campbell Alexander (Alec Baldwin) ile anlaşan Anna, o güne kadar olayın ciddiyetinin farkında olmayan ailesinin herşeyi yeniden düşünmesini sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxv7zexRLhI/AAAAAAAAAu4/poBJVoRDyxU/s1600-h/m3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxv7zexRLhI/AAAAAAAAAu4/poBJVoRDyxU/s320/m3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412196239067393554" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen Nick Cassavetes genelde seyretmekten pek haz almadığım türde filmleri bana izlettirmeye devam ediyor. Bilenler bilir, romantik filmlerden uzak dururum oldum bittim. Ama Cassavetes'in yönettiği &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Notebook&lt;/span&gt; (2004) isimli film bu zinciri kırmayı başarabilmiş nadir filmlerden biridir. E, ne de olsa babasının oğlu. Nick Cassavetes'i sinemaya bakış açımı etkileyen en önemli yönetmenlerden biri olan John Cassavetes'in oğlu olması sebebiyle takip etmeye başladım. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bir ara John Cassavetes ile ilgili bir iki kelam etmeliyim sanki.&lt;/span&gt;) İzlediğim her filminden öyle ya da böyle (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;babasının filmlerinden olduğu kadar olmasa da&lt;/span&gt;) birşeyler aldığımı itiraf etmeliyim. Bu film de onlardan biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxv7v-HQQwI/AAAAAAAAAuw/sUQzmQMrQKY/s1600-h/m2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxv7v-HQQwI/AAAAAAAAAuw/sUQzmQMrQKY/s320/m2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412196178761630466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Zaten filmin okur okumaz insanı etkileyen bir konusu var. Ama film tamamen bu konu üzerine yoğunlaşmıyor. Hemen başında bu dava etme mevzusuna bir dokunduktan sonra Fitzgerald ailesinin hastalık sonrası dönüşen hayatına odaklanıyor. Her karaktere eşit oranda zaman ayırarak hepsiyle içli dışlı olmamızı sağlıyor. Bu sayede bütün karakterler iki boyutlu olmaktan kurtulup canlı kanlı yaşayan bireylere dönüşüyor. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu noktada avukat Alexander'ın en şanssız karakter olduğunu düşünmekteyim, biraz da senaryonun gidişinden dolayı kendisi bir parça ikinci plana atılmış gibi duruyor.&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxv8CT3UezI/AAAAAAAAAvA/GdgTUupl9kk/s1600-h/m4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxv8CT3UezI/AAAAAAAAAvA/GdgTUupl9kk/s320/m4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412196493838023474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında her anlamda başarılı bir film My Sister's Keeper. Benim gibi türe uzak birini bile ekran karşısına çiviledi. Kaçırmayın derim. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(7/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxv8nTB_XiI/AAAAAAAAAvI/fL6qyOGiLWw/s1600-h/m5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 256px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxv8nTB_XiI/AAAAAAAAAvI/fL6qyOGiLWw/s320/m5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412197129269501474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-7539694643507373003?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/7539694643507373003/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/12/my-sisters-keeper-2009.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7539694643507373003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7539694643507373003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/12/my-sisters-keeper-2009.html' title='My Sister&apos;s Keeper (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sxv5kKStLdI/AAAAAAAAAuo/uEUjSzYzF9I/s72-c/m1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-8177103775514455521</id><published>2009-11-28T13:48:00.001+02:00</published><updated>2009-11-28T13:51:06.121+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Polytechnique (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Polytechnique&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü Denis Villeneuve tarafından yönetilmiş olan Kanada yapımı bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxELNhNN-aI/AAAAAAAAAuI/oPhhiYXGlvQ/s1600/p1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 222px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxELNhNN-aI/AAAAAAAAAuI/oPhhiYXGlvQ/s320/p1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409116954328693154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film, 6 Aralık 1989'da Kanada'da vuku bulan, École Polytechnique Katliamı (ya da Montreal Katliamı) olarak bilinen, 25 yaşındaki Marc Lépine'in Montreal Üniversitesi'ne bağlı bir mühendislik fakültesi olan École Polytechnique'i yarı otomatik silahı ile basıp 14 kadını öldürmesini anlatıyor. Lépine, feminizm ile savaştığını söyleyerek kadınları hedef alan baskınında 14 kadını öldürmüş, on kadın ve dört erkeği yaralamış, sonrasında ise intihar etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxENiH71FmI/AAAAAAAAAuQ/aci36mS2Neo/s1600/p5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxENiH71FmI/AAAAAAAAAuQ/aci36mS2Neo/s320/p5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409119507345380962" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Polytechnique, kurmaca bir filmden ziyade belgesele daha yakın duruyor. Ama tam manasıyla belgesel de diyemeyiz. Senaryo oluşturulurken olayı yaşayan ve olaydan sağ kurtulanların tanıklıklarından faydalanılmış. Bir de olay sonrası ele geçirilen katilin yazmış olduğu mektup ve notlardan. Okulun basılması, öncesi ve sonrası üç farklı kişinin gözünden anlatılıyor. Birebir kurşunlara hedef olan ama kurtulan Valérie, elinden geldiğince kızlara yardım etmeye çalışan Jean-François ve katilin ta kendisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxENqg-aJqI/AAAAAAAAAuY/VHw6VUEFWwo/s1600/p4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxENqg-aJqI/AAAAAAAAAuY/VHw6VUEFWwo/s320/p4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409119651506038434" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film sinemasal anlamda çok farklı bir söylemle ortaya çıkmıyor. Olayı farklı birinci şahıslardan anlattığında &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Rashômon&lt;/span&gt; (1950, y. Akira Kurosawa) filminde olduğu gibi birbirinden tamamen farklı bakış açılarından olayı yorumlamıyor. Aksine bir yap-bozun eksik parçalarını biraraya getirerek olayın tamamını objektif bir şekilde anlatma gayretinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxENzGNp1oI/AAAAAAAAAug/IS4V9fDjapQ/s1600/p3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxENzGNp1oI/AAAAAAAAAug/IS4V9fDjapQ/s320/p3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409119798941046402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film siyah beyaz olarak çekilmiş. Gerçek bir olayı anlattığı için renkli çekilirse cinayet sahnelerindeki kanın izleyenleri rahatsız edebileceği düşünülerek bu yola başvurulmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz Ekim ayında Filmekimi programında da yer alan bu filme göz atmakta fayda var gibi. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(6/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxEKWJZRiwI/AAAAAAAAAuA/pWDPsrGw59M/s1600/p2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 205px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxEKWJZRiwI/AAAAAAAAAuA/pWDPsrGw59M/s320/p2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409116003044002562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-8177103775514455521?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/8177103775514455521/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/11/polytechnique-2009.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8177103775514455521'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8177103775514455521'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/11/polytechnique-2009.html' title='Polytechnique (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SxELNhNN-aI/AAAAAAAAAuI/oPhhiYXGlvQ/s72-c/p1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-4113071778270300280</id><published>2009-11-18T00:45:00.001+02:00</published><updated>2009-11-18T00:47:04.689+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>The Thaw (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Thaw&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü Mark A. Lewis tarafından yönetilmiş olan ABD / Kanada ortak yapımı bir film. Frozen olarak da bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMleFD-RDI/AAAAAAAAAtI/6poFUQB6nFI/s1600/t7.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMleFD-RDI/AAAAAAAAAtI/6poFUQB6nFI/s320/t7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405205176459871282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dr. David Kruipen (Val Kilmer) ve ekibi kuzey kutbuna yakın bir bölgede araştırma yaparken dev bir mamut fosiline rastlarlar. Mamutun içinde hala hayatını sürdürmekte olan ilk çağlara ait bir parazit vardır. Parazit ilk olarak leşi ufak ufak kemirmekte olan bir kutup ayısının vücuduna yerleşir. Akabinde ise Dr. Kruipen ve ekibindekilerin vücutlarına. Hızla büyüyüp çoğalan parazitler insanlık için büyük bir tehlike arz etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMl3JYOruI/AAAAAAAAAtY/BcpxCNub5Sk/s1600/t1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 128px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMl3JYOruI/AAAAAAAAAtY/BcpxCNub5Sk/s320/t1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405205607115304674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMl3SRydJI/AAAAAAAAAtg/W8sW7xLwcHc/s1600/t2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 128px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMl3SRydJI/AAAAAAAAAtg/W8sW7xLwcHc/s320/t2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405205609504208018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar olurken dört öğrenci küresel ısınma konulu bir araştırma için Dr. Kruipen'in ekibine katılmak üzere yola çıkar. Araştırma merkezine vardıklarında karşılaştıkları durum hiç de hayallerindeki gibi değildir. Sağ kalanlar parazitin bütün dünyaya yayılmasını engellemek için canlarını dişlerine takarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMl3i5-tRI/AAAAAAAAAto/TJWfY6HE2-k/s1600/t3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 128px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMl3i5-tRI/AAAAAAAAAto/TJWfY6HE2-k/s320/t3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405205613967750418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMmY00BQVI/AAAAAAAAAtw/MKrchsovo0g/s1600/t4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 128px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMmY00BQVI/AAAAAAAAAtw/MKrchsovo0g/s320/t4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405206185710272850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Konusundan da anlaşılacağı üzere elimizde en sevdiğim filmlerden biri olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Thing&lt;/span&gt; (1982, y. John Carpenter) filmine aşırı derecede öykünen bir film var. Film zaten ismi ile bile bu öykünmenin varlığını reddedemez durumda. Ama işte sadece öykünmek yetmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMmqRQd94I/AAAAAAAAAt4/SaEBrevXO2Y/s1600/t5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 128px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMmqRQd94I/AAAAAAAAAt4/SaEBrevXO2Y/s320/t5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405206485403563906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sürprizsiz, yavan bir film The Thaw. Sırtını daha önce iş yapmış ve çok beğenilmiş bir filmin konusuna dayamış, gerisini boşvermiş. İnanılmaz senaryo gedikleri, insanın sinirlerini bozacak cinsten gerçeklikten uzak karakterler, mantık hataları ve etkileyici olmaktan çok komik diyebileceğim bir yaratık (her ne kadar parazit de olsa, insanlığın varlığını tehdit eden bir yaratık sonuçta) tasarımı filmi iyice çekilmez hale getiriyor. Ben ettim, siz etmeyin. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(1/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMlj1OaMGI/AAAAAAAAAtQ/1NF0qs7RYFI/s1600/t6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 235px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMlj1OaMGI/AAAAAAAAAtQ/1NF0qs7RYFI/s320/t6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405205275287892066" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-4113071778270300280?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/4113071778270300280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/11/thaw-2009.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/4113071778270300280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/4113071778270300280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/11/thaw-2009.html' title='The Thaw (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwMleFD-RDI/AAAAAAAAAtI/6poFUQB6nFI/s72-c/t7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-6874975627902008410</id><published>2009-11-17T20:12:00.008+02:00</published><updated>2009-11-17T21:48:00.938+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Dying Breed (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dying Breed&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Jody Dwyer tarafından yönetilmiş olan Avustralya yapımı bir film. Yönetmenin ilk uzun metraj filmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL1DDhPETI/AAAAAAAAAsY/edVC15IjhTk/s1600/d4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 217px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL1DDhPETI/AAAAAAAAAsY/edVC15IjhTk/s320/d4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405151935631135026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmin konusuna göz attığımızda sanki film dolu dolu birşeylerden bahsediyormuş havası yaratmak adına Avustralya tarihinden ikonlaşmış iki figüre gönderme yapıyor. Biri nesli tükenmiş olan Tazmanya Kaplanı, diğeri ise Batı Tazmanya olarak bilinen aynı bölgede 1824 yılında cinayet ve yamyamlık suçlarından asılmış olan "The Pieman" lakaplı Alexander Pearce. Ama bu iki figür filmde kelebek misali lezzetsiz birer sos olmaktan öteye gidemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL3GkZAr9I/AAAAAAAAAsw/0f96fm3clTw/s1600/d1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL3GkZAr9I/AAAAAAAAAsw/0f96fm3clTw/s320/d1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405154195017871314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pearce'ın gerçek hikayesine baktığımızda 1822 yılında çeşitli suçlardan girdiği Sarah Adası Hapishanesinden yedi mahkum arkadaşıyla kaçtığını görüyoruz. Bu sekiz kişiden ikisi daha sonra kendileri teslim olmuşlar. Kalan altısı ise izini kaybettirmiş. Pearce daha sonra Hobart yakınlarında yakalanmış. Pearce sorgusunda kaçış esnasında aç kaldığı için diğer mahkum arkadaşlarını yediğinden bahsetmiş. Yetkililer Pearce'ın yalan söylediğini kanaat getirerek diğer beş mahkumun gözden ırak bir yerlerde firarda olduğu sonucuna varmışlar. Tekrar aynı hapishaneye gönderilen Pearce bir sene içinde bu sefer başka bir mahkum arkadaşı ile beraber tekrar kaçmış. Bu sefer on gün gibi bir sürede yakalanan Pearce'ın ceplerinden diğer mahkuma ait kalıntılar(!) bulununca Pearce'ın yamyamlığı tescillenmiş. Pearce 1824 yılında asılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL8tfBK-3I/AAAAAAAAAs4/E_2oPf9xRO8/s1600/d5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 177px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL8tfBK-3I/AAAAAAAAAs4/E_2oPf9xRO8/s320/d5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405160361148742514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dying Breed'e gelirsek, film Pearce'ın 1822 yılında hapishaneden kaçtığı sahne ile başlar. Film, gerçek hikayeyi bozarak Pearce'ın o günden beri yakalanamadığından ve o çevrede bugüne kadar yüzlerce kayıp olduğundan dem vurur, izleyicinin kaybolanların Pearce ve/veya sülalesi tarafından yendiğine inanması yönünde yönlendirmek adına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL8tvQkoZI/AAAAAAAAAtA/f-HbzdQYzS4/s1600/d6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 177px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL8tvQkoZI/AAAAAAAAAtA/f-HbzdQYzS4/s320/d6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405160365508305298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hayvanbilimci Nina ve sevgilisi Matt neslinin tükendiğine inanılan Tazmanya Kaplanı'nın peşine Batı Tazmanya bölgesine gelirler. Nina sekiz sene önce aynı bölgede araştırma yaparken ölen ablasının başladığı işi bitirmeyi istemektedir. Burada araştırma gezisini finanse eden Matt'in arkadaşı fırlama Jack ve onun sevgilisi Rebecca ile buluşurlar. Klişe dörtlümüzü ıssız ormanlık bölgede sıfatlarına layık klişe bir macera beklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL2o692noI/AAAAAAAAAsg/Q44UB1tNdso/s1600/d3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 221px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL2o692noI/AAAAAAAAAsg/Q44UB1tNdso/s320/d3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405153685681905282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Elinde sağlam bir malzeme olmasına rağmen bunu değerlendiremeyen bir film Dying Breed. Bozarak kullansa bile tarihten aldığı ilgi çekici bir hikaye, harika mekanlar gibi artıları elinin tersiyle bir kenara iterek daha önce defalarca izlediğimiz klişelere dört kolla sarılıyor. Yönetmen konuya girmekte de bir hayli sıkıntı yaşıyor. Uzun ve sıkıcı bir başlangıcı var. Filmin bir korku filmi hüviyetine bürünmesi çok zaman alıyor. Velhasıl uzak durmakta fayda var.&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; (1/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL23V4d_aI/AAAAAAAAAso/d6U9olI13jw/s1600/d2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL23V4d_aI/AAAAAAAAAso/d6U9olI13jw/s320/d2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405153933425245602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-6874975627902008410?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/6874975627902008410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/11/dying-breed-2008.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6874975627902008410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6874975627902008410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/11/dying-breed-2008.html' title='Dying Breed (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SwL1DDhPETI/AAAAAAAAAsY/edVC15IjhTk/s72-c/d4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-6744914989586988050</id><published>2009-10-27T12:23:00.001+02:00</published><updated>2009-10-27T12:25:15.555+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Chan sam ying hung (1998)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Chan sam ying hung&lt;/span&gt; 1998 yılı mahsulü Johnnie To tarafından yönetilmiş olan Hong Kong yapımı bir film. A Hero Never Dies olarak da bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuY5HzDVy7I/AAAAAAAAAqo/0GfnRypOFLU/s1600-h/c1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 225px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuY5HzDVy7I/AAAAAAAAAqo/0GfnRypOFLU/s320/c1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397064009576205234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mr. Fong ve Mr. Yam Hong Kong'da kapışan iki rakip mafya babasıdır. Jack (Leon Lai) ve Martin (Ching Wan Lau) ise bu rakip mafya babaları için çalışan çete reisleridir. Jack, Mr. Yam'ın sağ kolu iken Martin, Mr. Fong'un sağ koludur. İki çete yaklaşık bir yıldır savaş halindedir. Her iki çete reisi de Tayland'da yaşayan bir kahinden akıl almakta, o ne derse yapmaktadırlar. Gene böyle bir akıl alma(!) ziyareti sırasında Mr. Yam ve adamları kaldıkları otelde baskına uğrarlar. Çatışmadan Mr. Yam ufak sıyrıklar ile kurtulurken Jack ve Martin ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılır. Mr. Yam direkt Hong Kong'a geri döner. Kendilerinden daha güçlü birinin (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yani tam emin değilim ama muhtemelen öyle&lt;/span&gt;) himayesinde biraraya gelen iki mafya babası barış yapmaya karar verir ve Hong Kong'u beraber yönetmeye başlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Jack ve Martin farklı hastanelerde yaşam savaşı vermektedir. Martin'in iki bacağı birden kesilir. Sakat ve beş parasız kalan Martin'in yanında sadece kız arkadaşı Fiona (Fiona Leung) vardır. Mr. Fong çaresiz ikilinin hiçbir çağrısına cevap vermez. Fiona gerektiğinde çalarak, gerektiğinde fahişelik yaparak Martin'e bakar ve bir yolunu bularak Hong Kong'a geri dönmelerini sağlar. Sakat kalan Martin'in artık tek bir emeli vardır, intikamını almak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuY-1vj_cLI/AAAAAAAAAq4/GdazDoWK68M/s1600-h/c3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuY-1vj_cLI/AAAAAAAAAq4/GdazDoWK68M/s320/c3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397070296471531698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Jack ise hastanede yaşam savaşı verirken yanında sadece kız arkadaşı Yoyo (YoYo Mung) vardır. Mr. Yam, Mr. Fong gibi adamını yalnız bırakmaz ve Tayland'a birkaç adam göndererek Jack'i öldürtmek ister. Yoyo, Jack'i kurtarmak için hayatı pahasına mücadele eder, Jack kurtulur, ancak Yoyo alevlerin arasında kalır ve bütün vücudu yanar. Jack, Tayland'da normal bir işe girerek gözlerden ırak Yoyo'ya bakmaya başlar. Bir süre sonra yeri Mr. Yam tarafından tespit edilir ve yeni adamlar göndererek tekrar Jack'i öldürtmek ister. Jack bu saldırıdan da kurtulur. Hong Kong'a geri dönüp yarım kalan işini halletmeden rahat edemeyeceğini anlar. İntihar etmek isteyen Yoyo'nun son dileğini yerine getirdikten sonra intikam şarkılarını söylemek için Hong Kong'a geri döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuY_OLobbzI/AAAAAAAAArI/6_V-tet8Kxw/s1600-h/c5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuY_OLobbzI/AAAAAAAAArI/6_V-tet8Kxw/s320/c5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397070716323196722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ne söyleyeceğimi bilemediğim filmlerden biri bu. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gerçi To çok sık beni durumda bırakıyor ya, neyse.&lt;/span&gt;) To'nun en sevdiğim yanlardan biri dümdüz, hiç ara sokaklara sapmadan kafasında kurduğu hikayesini anlatması. Ama bu sefer elimizde bir hikaye yok. Karakterler gayet canlı, sevilesi, özdeşleşmeye müsait, ama gel gör ki içinde hareket edip yaşayacakları bir senaryodan yoksunlar. Filmin gerçekten bir hikayesi yok. Bu durum en sevdiğiniz dondurmayı ısmarlayıp ilk dili atmaya hazırlanırken, dondurmanın külahtan kayıp yere düşmesi gibi çaresiz bırakıyor insanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuY_AfctkgI/AAAAAAAAArA/_VUCRzghIAA/s1600-h/c4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuY_AfctkgI/AAAAAAAAArA/_VUCRzghIAA/s320/c4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397070481124594178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmi, yazılarını ayıla bayıla okuduğum komşularımdan &lt;a href="http://genovaninja.blogspot.com/"&gt;Tuğba&lt;/a&gt;'nın 2009 yılı mahsulü Johnnie To filmi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Vengeance&lt;/span&gt; için yazdıkları ile bitirmek istiyorum. Kelimesi kelimesine Chan sam ying hung için yazılmış gibi duruyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Erkekler arası bir kardeşlik türküsü." ya da "Eninde sonunda, bir erkek, işini her zaman kendi başına bitirmelidir" ya da "Klasik, şiir gibi silah patlamaları sahneleriyle dolu ama arası 'nedense' boş bir Johnnie To filmi". &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel de not ver şimdi bu filme... &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(5/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuY-mu7lCnI/AAAAAAAAAqw/W05-6a-v4c4/s1600-h/c2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuY-mu7lCnI/AAAAAAAAAqw/W05-6a-v4c4/s320/c2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397070038603991666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-6744914989586988050?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/6744914989586988050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/10/chan-sam-ying-hung-1998.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6744914989586988050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6744914989586988050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/10/chan-sam-ying-hung-1998.html' title='Chan sam ying hung (1998)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuY5HzDVy7I/AAAAAAAAAqo/0GfnRypOFLU/s72-c/c1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-281265937929782438</id><published>2009-10-26T13:44:00.011+02:00</published><updated>2009-10-26T15:00:07.342+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Ga-myeon (2007)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ga-myeon&lt;/span&gt; 2007 yılı mahsulü Yun-ho Yang tarafından yönetilmiş olan Güney Kore yapımı bir film. Rainbow Eyes olarak da bilinir. 1966 doğumlu yönetmenin filmografisindeki sekizinci film. (Gereksiz bilgiler no:54718)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuWZgRlW7ZI/AAAAAAAAAqA/Fk7rXrn-Jis/s1600-h/g1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 225px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuWZgRlW7ZI/AAAAAAAAAqA/Fk7rXrn-Jis/s320/g1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396888508228365714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ga-myeon sağ gösterip sağ vuran "katil kim?" sorunsalını baş köşeye koymuş bir polisiye. Karmaşıkmış gibi başlayan film 15-20 dakikalık emek sonrası hakimiyetim altına girdi. Finaldeki sürprizi (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;twist&lt;/span&gt;) hariç her daim kontrolüm altındaydı. Aslına bakarsanız filmin tek sorunu da buydu bence. Fazla tahmin edilebilir bir senaryoya sahip. Fakat öte yandan yönetmenin yepeni bir işe soyunmak gibi bir iddiası olduğunu sanmıyorum. Türün sınırları içerisinde kurallara uygun dansetmeye çabalayan bir film Ga-myeon.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuWcwlPmGQI/AAAAAAAAAqg/6jLBdX5pj08/s1600-h/g5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 137px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuWcwlPmGQI/AAAAAAAAAqg/6jLBdX5pj08/s320/g5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396892086918584578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dedektif Kyung-yoon (Kang-woo Kim) filmimizin başkahramanı. Yönetmen, dedektif Kyung-yoon karakterini Fransız film-noir akımı dahilinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alain Delon&lt;/span&gt; ile zirve yaptığı yalnız dedektif/suçlu karakterine öykünerek yaratmaya çalışmış. Sırf bu öykünme adına çekildiği bariz belli olan sahneler, filmin bütününe yedirilemediği için yama gibi sırıtıyor. Bütün klişelerin hüküm sürdüğü bir polisiye içerisinde böylesi bir karakter yaratma uğraşı bana biraz boşa kürek çekmek gibi geldi. O sahneler (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;filmin süresini gereksiz yere uzatmak dışında&lt;/span&gt;) pek bir işe yarıyor gibi gözükmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuWcLkrks-I/AAAAAAAAAqY/dfvjcjH69f0/s1600-h/g4.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 137px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuWcLkrks-I/AAAAAAAAAqY/dfvjcjH69f0/s320/g4.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396891451112338402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmin konusuna gelirsek, bir spor salonu sahibi bıçakla delik deşik edilerek hunharca öldürülür. Cinayeti araştıran ekip bir saç teli dışında hiçbir kanıt bulamaz. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Buradaki cinayet araştırması sahneleri CSI Seoul tadındaydı, söylemeden edemedim.&lt;/span&gt;) Zaten bir yere varmayan araştırmalar, sorgulamalar devam ederken benzer tarzda başka bir cinayet işlenir. Bu seferki kurban bir öncekinin yakın bir arkadaşından başkası değildir. Askerde tanışmış olan iki kurbanın eşcinsel ilişkisi olabileceğinden şüphelenen polis cinayetlerin sebebini bir türlü bulamaz. Cinayetlere sebep olan olayın kilit noktasında dedektif Kyung-yoon duruyor gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuWbOUIzMZI/AAAAAAAAAqQ/oppo9uPxwrs/s1600-h/vlcsnap-236320.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 137px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuWbOUIzMZI/AAAAAAAAAqQ/oppo9uPxwrs/s320/vlcsnap-236320.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396890398699499922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kyung-yoon, erkeksi kadın dedektif Eun-joo (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;tabii ki içten içe Kyung-yoon'a aşık&lt;/span&gt;), Kyung-yoon'un uzatmalı sevgilisi, Kyung-yoon'un geçmişinde kalan bir lise arkadaşı ve onun ablası, askerde olan bir olay, o olayın günümüze kalan izdüşümleri ve bunların neticesinde öldürülen kurbanlar. Ga-myeon, ana hatlarıyla klasik bir "katil kim?" polisiyesinin bütün gereklerini yerine getiren iyi bir polisiye film. Fazla kafayı yormadan birkaç saat geçirme ve/veya içi boş bir film izleme ihtiyacını karşılamak için biçilmiş kaftan. Giriş yazılarından hemen sonraki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;De Palma&lt;/span&gt; özentisi harika plan da cabası. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(4/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuWZn3qhVcI/AAAAAAAAAqI/wV6WziI8D9I/s1600-h/g2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuWZn3qhVcI/AAAAAAAAAqI/wV6WziI8D9I/s320/g2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396888638709650882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-281265937929782438?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/281265937929782438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/10/ga-myeon-2007.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/281265937929782438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/281265937929782438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/10/ga-myeon-2007.html' title='Ga-myeon (2007)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuWZgRlW7ZI/AAAAAAAAAqA/Fk7rXrn-Jis/s72-c/g1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-1941573838706217320</id><published>2009-10-22T14:47:00.009+03:00</published><updated>2009-10-26T11:53:16.923+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Riaru Onigokko (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Riaru Onigokko&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Issei Shibata tarafından yönetilmiş olan Japonya yapımı bir film. The Chasing World olarak da bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVr9q-4EWI/AAAAAAAAApQ/e6dYwpppgns/s1600-h/r1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 228px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVr9q-4EWI/AAAAAAAAApQ/e6dYwpppgns/s320/r1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396838435727610210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Japonya'da en çok kullanılan ismin Satou olduğunu öğrendiğim bir film oldu bu. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Doğru yanlış bilmiyorum, ben filmin yalancısıyım.&lt;/span&gt;) Günümüz Japonya'sında olağandışı kazalar birbirini izlemektedir. Satou ismindeki insanlar birer birer enterasan kazalara kurban giderek ölmektedir. Hiç kimse bu olaya mantıklı bir açıklama getiremez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVt9xkI2bI/AAAAAAAAApY/WNyXpo69sAs/s1600-h/r2.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 172px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVt9xkI2bI/AAAAAAAAApY/WNyXpo69sAs/s320/r2.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396840636517767602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tsubasa Satou liseli bir gençtir. Annesi uzun yıllar önce ölmüştür. Kızkardeşi Ai Satou garip bir hastalık sebebi ile hastanede yatmaktadır. Dış dünyaya konuşmak dahil tepkisiz kalan Ai, senelerdir üzerinde envai çeşit tedavi denenmesine rağmen bu tedavilerin hiçbirine cevap vermemektedir. Babası ise annesinin ölümünden sonra kendisini alkole vermiştir. Bu sorunlu aile hayatının yanısıra Tsubasa'nın okul hayatı da pek parlak değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVwzHWc7pI/AAAAAAAAApo/WAojvrACB3I/s1600-h/r6.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 172px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVwzHWc7pI/AAAAAAAAApo/WAojvrACB3I/s320/r6.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396843751922265746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yakuza özentisi Hiroshi Satou'nun (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;evet, bu arkadaşın ismi de Satou&lt;/span&gt;) kurduğu lise çetesi etrafa terör estirirken en çok kendilerine direnen Tsubasa'yı rahatsız etmektedir. Tsubasa klasik bir çeteden kaçma gününde parkın içinde yakalanır. Tam Hiroshi'den ilk yumruğu yiyecekken bir anda mekan sabit kalmasına rağmen etrafındaki insanlar yok olur. Tsubasa uzun müddet ne olduğunu anlayamaz. Bir süre sonra farkeder ki paralel bir evrene geçmiştir. Kendi dünyasındaki herkesin bir eşi bu dünyada da mevcuttur. Farklı koşullardan geçtiği için değişik karakterlerde olmalarının dışında herşey aynıdır. Ama bu dünyaya garip bir imparator peydah olmuş, "Monster Game" adında garip bir uygulama başlatmıştır. İmparator robot askerlerini her sabah sokaklara salmakta ve robotlar ismi Satou olan herkesi tek tek avlamaktadır. Tsubasa kendi dünyasındaki ölümlerin sebebini de öğrenmiş olur. Paralel evrenlere ait herhangi bir dünyada birisi öldüğünde diğer evrenlerdeki eşleri de aynı anda ölmektedir. Tsubasa bir yandan robotların elinden kurtulmaya çalışırken, bir yandan da kendi geçmişi ile yakından alakalı bu Satou kıyımının sebebini öğrenmeye çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVxF_liJgI/AAAAAAAAAp4/Ig0g0CF11y8/s1600-h/r5.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 172px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVxF_liJgI/AAAAAAAAAp4/Ig0g0CF11y8/s320/r5.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396844076255553026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Konusu ne kadar ilgi çekici değil mi? Konusuna aldanıp izlediğim berbat filmler kategorisine yeni bir film daha eklendi. Film hakkında çok fazla şey söylemeye gerek görmüyorum. Düşük bütçesinin verdiği sıkıntıları inanılmaz senaryo gediklerine eklediğimizde ortaya ancak böylesi kötü bir film çıkıyor. Bunlar yetmezmiş gibi bir de çizgi altı oyunculuklar iyice can sıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVxFeXKknI/AAAAAAAAApw/V_FCtIGpToM/s1600-h/r4.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 172px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVxFeXKknI/AAAAAAAAApw/V_FCtIGpToM/s320/r4.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396844067336917618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Batoru Rowaiaru&lt;/span&gt; (Battle Royale, 2000, y.Kinji Fukasaku) tadında bir film yakalayabilirim umuduyla çıktığım Riaru Onigokko serüveni tam bir hayal kırıklığı ile son buldu. Artık önümüzdeki serüvenlere bakacağım. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(1/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVwUfpOCJI/AAAAAAAAApg/pEbxIuBqvYk/s1600-h/r3.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 172px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVwUfpOCJI/AAAAAAAAApg/pEbxIuBqvYk/s320/r3.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396843225867487378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-1941573838706217320?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/1941573838706217320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/10/riaru-onigokko-2008.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1941573838706217320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1941573838706217320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/10/riaru-onigokko-2008.html' title='Riaru Onigokko (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SuVr9q-4EWI/AAAAAAAAApQ/e6dYwpppgns/s72-c/r1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-8722104301787372468</id><published>2009-10-19T23:14:00.002+03:00</published><updated>2009-10-19T23:15:40.477+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Alien Trespass (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alien Trespass&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü R.W. Goodwin tarafından yönetilmiş olan ABD / Kanada ortak yapımı bir film. Emmy ve Grammy ödülleri ile haşır neşir olan dizi filmlerinin yapımcısı ve yönetmeni olarak bilinen Goodwin bu uzun metraj filmde 50'li yılların bilim kurgu filmlerine saygı niteliğinde bir film çekmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/StzG5AcA1vI/AAAAAAAAAow/Dz59fV8dE1E/s1600-h/a1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 215px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/StzG5AcA1vI/AAAAAAAAAow/Dz59fV8dE1E/s320/a1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394405136355350258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Konu fazlasıyla bildik gelecek. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sadece konu mu?&lt;/span&gt;) Hikayemiz 1957 yılının bir bahar akşamında başlar. California, Mojave Çölü'ne bir UFO düşer. Çölün kıyısındaki gözlerden ırak kasabada bir bilim kurgu filminin ihtiyaç duyduğu her türlü karakter yaşamaktadır. O sırada gökbilimci Ted Lewis karısı Lana ile beraber evlilik yıldönümlerini kutlamaktadır. Çöle düşen gök cismini araştırmak üzere yola çıkması için önce karısını uyutması gerekmektedir. O karısını uyutana kadar UFO'dan dışarı çıkan Ghota isimli bir yaratık önüne çıkan canlıları ayırt etmeden suyunu çıkarana kadar öğütmeye başlar. UFO'yu kullanan esas uzaylımız Urp, bir an önce Ghota'yı yakalayıp, uzay gemisini tamir edip gezegenimizden ayrılma niyetindedir. Uzay gemisine gelen Ted Lewis'in bedenini ödünç alan Urp, Ghota'nın peşine düşer. Bu uğurda kendisine garson Tammy ve kasabanın gençleri yardım ederken, her zamanki gibi kolluk kuvvetleri olayları geç (ya da yanlış) anlamada insanüstü çaba harcayarak Lewis'in (Urp'un) yoluna itina ile taş koyarlar. Urp'un söylediğine göre eğer Ghota'yı bölünmeden önce yakalayamazlarsa, Ghota bütün dünyayı yiyene kadar durmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/StzHXm9alMI/AAAAAAAAAo4/r0V51-ja0oQ/s1600-h/a2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 251px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/StzHXm9alMI/AAAAAAAAAo4/r0V51-ja0oQ/s320/a2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394405662092072130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gerek konusu, gerek efektleri  ve çekim teknikleri olsun, 50'li yıllardaki bilim kurgu filmlerine mota mot taklit eden bir film Alien Trespass. Açıkcası bu durum bir yere (sonuca) varmak için bir araç olarak kullanılmaktan ziyade, filmin amacı olmuş gibi duruyor. Bu açıdan baktığımızda ben bu filmin neden çekildiğini anlayabilmiş değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/StzHeSNxXCI/AAAAAAAAApA/wU1Ar4m5Jkw/s1600-h/a3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 251px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/StzHeSNxXCI/AAAAAAAAApA/wU1Ar4m5Jkw/s320/a3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394405776782613538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evet, tamam, 50'li yıllardaki bilim kurgu filmleri kadar eğlenceli ve can sıkmadan neşeli bir şekilde bariz olan finaline kadar temposunu korumayı başarıyor. Ama gel gör ki benim canım bu tarz bir film izlemek istese, alırım &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Blob&lt;/span&gt;'u (1958), alırım &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Them!&lt;/span&gt;'i (1954), ne bileyim alırım &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;It Came from Outer Space&lt;/span&gt;'i (1953) onu seyrederim. Bunların yerine &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alien Trespass&lt;/span&gt;'i tercih etmek için bir tek sebep bile gelmiyor aklıma. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(3/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/StzHmJubdPI/AAAAAAAAApI/F9mLLrWRUfM/s1600-h/a4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/StzHmJubdPI/AAAAAAAAApI/F9mLLrWRUfM/s320/a4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394405911942624498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-8722104301787372468?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/8722104301787372468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/10/alien-trespass-2009.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8722104301787372468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/8722104301787372468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/10/alien-trespass-2009.html' title='Alien Trespass (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/StzG5AcA1vI/AAAAAAAAAow/Dz59fV8dE1E/s72-c/a1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-7450055339761600312</id><published>2009-09-30T14:30:00.000+03:00</published><updated>2011-12-15T00:23:50.310+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Automaton Transfusion (2006)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Automaton Transfusion&lt;/span&gt; 2006 yılı mahsulü Steven C. Miller tarafından yazılıp yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. Film sadece 9 (evet, dokuz!!!) günde, 30.000 dolara çekilmiş. 1981 doğumlu yönetmenin ilk filmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sr9l4k2ppGI/AAAAAAAAAm4/Dl5KT2BMyWg/s1600-h/a1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386135701998380130" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sr9l4k2ppGI/AAAAAAAAAm4/Dl5KT2BMyWg/s320/a1.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 232px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kendi halinde bir Amerikan kasabası olan Grover City nerden geldiği, neden geldiği belli olmayan ani bir zombi saldırısına maruz kalır. Aynı kasabanın lisesindeki gençler ise durumlarının elverdiğince eğlenme derdindedir. Saldırı başladığında popüler öğrenciler arasında kabul görmeyen üç genç bu zombi saldırısına karşı en fazla direnecek olanlar gibi gözükmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında konu bu kadar basit. Lafı fazla dolandırmaya gerek yok. Zombiler saldırır, genç arkadaşlar kurtulmaya çalışır. Film belli bir noktadan sonra zombi saldırısının sebebi üzerine bir şeyler anlatmaya çabalıyor ama sebep daha önceki zombi filmlerindeki sebeplerden çok uzağa düşmediği için yeterince ilgi çekmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sr9oUb0VYqI/AAAAAAAAAnI/dYzTtDvbTPw/s1600-h/a3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386138379632337570" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sr9oUb0VYqI/AAAAAAAAAnI/dYzTtDvbTPw/s320/a3.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 229px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmde bütçe kaynaklı bir sorun olarak göze çarpan ilk aksama saldıran ve saldırılanların neredeyse tamamının genç nüfusdan oluşması. Ortada sanki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"hadi arkadaşlar gelin, bir zombi filmi çekelim!"&lt;/span&gt; havası var gibi. En nihayetinde elimizde aşırı düşük bütçeli bir zombi filmi var. Bu tip ayrıntıları fazla kafaya takmadan izlendiğinde film yer yer eğlenceli olabiliyor. Ama gene de benzer tarzdaki filmleri düşündüğümde bu filmin sınıfta kaldığını söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sr9oRNtvFUI/AAAAAAAAAnA/Js0Ao48cQCo/s1600-h/a2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386138324306957634" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sr9oRNtvFUI/AAAAAAAAAnA/Js0Ao48cQCo/s320/a2.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 214px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tamam, büyük usta &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lucio Fulci&lt;/span&gt;'ye selam çaktığı göz çıkarma sahnesi hoştu, güzeldi. Birkaç güzel zombi saldırı sahnesi de var. Ama hepsi o kadar. Geriye pek bir şey kalmıyor. Bir de artık bu düşük bütçeli filmlerde (ve/veya gişe filmlerinde) savunma silahı olarak elektrikli testere kullanmaktan vazgeçsinler yahu. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tobe Hooper&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sam Raimi&lt;/span&gt; zamanında elektrikli testerenin etinden, sütünden dibine kadar faydalanmışlar. Gönül artık daha yaratıcı yeni silahlar görmek ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Automaton Transfusion zombileri, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;28 Days Later...&lt;/span&gt; (2002) zombileri gibi ölümüne koşan cinsten. Zaten bir koşmaya başladılar mı, tutabilene aşkolsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sr9oXFEZ_3I/AAAAAAAAAnQ/2nkor09qJBU/s1600-h/a4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386138425065340786" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sr9oXFEZ_3I/AAAAAAAAAnQ/2nkor09qJBU/s320/a4.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 209px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Zombi filmlerine düşkün bünyeler için yokluk zamanlarında bir parça bal niyetine izlenebilir, zombi filmlerine mesafeli yaklaşanlar için ise &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"30.000 dolara dokuz günde çekilen film nasıl olur?"&lt;/span&gt; sorunsalına cevap niteliğinde olabilir. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(4/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-7450055339761600312?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/7450055339761600312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/09/automaton-transfusion-2006_30.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7450055339761600312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7450055339761600312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/09/automaton-transfusion-2006_30.html' title='Automaton Transfusion (2006)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sr9l4k2ppGI/AAAAAAAAAm4/Dl5KT2BMyWg/s72-c/a1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-5694357967632369748</id><published>2009-09-29T15:19:00.003+03:00</published><updated>2009-09-29T15:24:21.702+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Mùi Du Du Xanh (1993)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mùi Du Du Xanh&lt;/span&gt; (The Scent of Green Papaya) 1993 yılı mahsulü Anh Hung Tran tarafından yazılıp yönetilmiş olan Fransa yapımı bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SsH6ZMIJABI/AAAAAAAAAno/EarePOBIMCk/s1600-h/m3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 222px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SsH6ZMIJABI/AAAAAAAAAno/EarePOBIMCk/s320/m3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386861939970867218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fransa'da yaşayan 1962 doğumlu Vietnamlı yönetmenin &lt;a href="http://mkizilca.blogspot.com/2009/06/xich-lo-1995.html"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Xich Lo&lt;/span&gt; (Cyclo, 1995)&lt;/a&gt; isimli filmi beni en çok etkileyen filmlerden biridir. Nedendir bilmem yazıya konu olan filmi bugüne kadar izleme fırsatım olmamıştı. Kısmet bugüneymiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film, 1993 Cannes Film Festivalinde yönetmen Anh Hung Tran'a Award of the Youth ve Golden Camera ödüllerini kazandırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film, Mui adlı küçük kızın 1950lerde geçen yaşamının iki farklı(!) döneminden kesitler sunuyor. Mui henüz 10 yaşında iken köyünden ayrılıp Saigon'da ikamet eden tüccar bir ailenin yanına hizmetçi olarak verilir. Aile büyükanne, anne, baba, üç erkek çocuk ve yaşlı bir hizmetçiden oluşmaktadır. Büyükanne kocasının ölümünden sonra evin üst katında inzivaya çekilmiş, günlerini ibadet ile geçirmektedir. Baba ev işleri ile çok ilgilenmez, çalışmaz, müzik ve alkol ile vaktini geçirir. Evin bütün finansal yükü annenin omuzlarındadır. Kumaş ticareti yaptığı dükkanı idare eder. Evin ekmeğini (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;pardon pirincini&lt;/span&gt;) kazanır. Erkek çocuklardan birisi Mui'den küçük, diğeri Mui'den biraz daha büyüktür. Üçüncü çocuk yirmili yaşlarındadır. O da babası gibi müzik ve alkole eğilim gösterir. Cefakar yaşlı hizmetçi Mui'ye hizmetçilik işinin gereklerini öğretir. Çok çalışkan olan Mui itiraz etmeden işini layıkıyla yapar. Mui çok konuşmaz, devamlı etrafını gözler, öğrenir, ama etrafında olan bitene müdahale etmez. Anne Mui'ye karşı ekstra bir sevgi beslemektedir. Bunun sebebi Mui'yi seneler önce ölen küçük kızının yerine koymasıdır. Küçük kız eğer yaşasa, Mui yaşlarında olacaktır. Baba'nın kötü huylarından bir başkası da dönem dönem evin bütün kazancını alarak günlerce ortadan kaybolmasıdır. Bu kaybolmalarından bir tanesinde küçük kız hastalanmış, parasızlıktan tedavi göremeyerek babanın eve geri dönmesinden bir gün önce ölmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SsH6ROXnv1I/AAAAAAAAAnY/vNb_O7TTqHE/s1600-h/m1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SsH6ROXnv1I/AAAAAAAAAnY/vNb_O7TTqHE/s320/m1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386861803133714258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmin ikinci bölümünde zaman 10 sene sonraya alınır. Mui 20 yaşındadır. Yanında kaldığı ailenin şekli değişmiştir. Yaşlı hizmetçi, büyükanne ve baba ortada yoktur. Anne, büyükannenin yerini almış gibidir. Evin büyük oğlu evlenmiştir. Mui'yi evin büyük oğlunun müzisyen olan arkadaşı Khuyen'e verirler. Mui 10 sene öncesinde görmeye başladığı Khuyen'e daha o yaşlarda aşık olmuştur. Nişanlı olan Khuyen de aslında Mui'ye karşı boş değildir. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hep bu cümleyi kurmak istemişimdir...&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SsH6Vj3s3tI/AAAAAAAAAng/AUr1TtAX5lk/s1600-h/m2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SsH6Vj3s3tI/AAAAAAAAAng/AUr1TtAX5lk/s320/m2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386861877624889042" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen Anh Hung Tran aslında konuyu çok fazla dallandırıp budaklandırmadan sadece iki farklı evin içinde olup bitenleri iki farklı yaşdaki Mui'nin gözünden anlatıyor. Seyirciye sadece Mui'nin gördüğü, duyduğu ve/veya anlayabildiği kadarı aktarılıyor. Bu sayede yönetmen yapmayı en çok sevdiği şey &lt;span style="font-style: italic;"&gt;-anlatmak istediklerini sembollerle anlatmak-&lt;/span&gt; için kendine geniş alanlar açıyor. Bunun da üstesinden fazlasıyla geldiğini söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mùi Du Du Xanh, sessiz, sakin, dingin bir film. İzleyeni yormayan cinsten. Filmin huşu içindeki akışına kapılmamak mümkün değil gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film içinde oldukça sık tekrarlanan (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim de izlemekten keyif aldığım&lt;/span&gt;) harika planlar mevcut. Özellikle sahnenin görünen ön kısmında birtakım olaylar olup biterken, sahnenin daha az görünen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;-fon diyebileceğimiz-&lt;/span&gt; kısmında da hareket olan sahneleri çok sevdim. Renk ve etkileyici kareler açısından da zengin bir film Mùi Du Du Xanh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar beni &lt;a href="http://mkizilca.blogspot.com/2009/06/xich-lo-1995.html"&gt;Xich Lo&lt;/a&gt; kadar etkilemese de, her eve lazım diyebileceğim filmlerden biri. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(7/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-5694357967632369748?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/5694357967632369748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/09/mui-du-du-xanh-1993.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/5694357967632369748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/5694357967632369748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/09/mui-du-du-xanh-1993.html' title='Mùi Du Du Xanh (1993)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SsH6ZMIJABI/AAAAAAAAAno/EarePOBIMCk/s72-c/m3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-2046532718936136688</id><published>2009-09-22T01:38:00.000+03:00</published><updated>2009-09-22T01:39:48.843+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>The Tattooist (2007)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Tattooist&lt;/span&gt; 2007 yılı mahsulü Peter Burger tarafından yönetilmiş olan Yeni Zelanda / Singapur ortak yapımı bir film. Filmografisinden anlaşıldığı üzere kendini dizi film yönetmeye vermiş bir arkadaş Burger. Keşke hep öyle kalsaymış, uzun metraja bulaşmasaymış. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yersiz temenni!&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sre2HrVQJRI/AAAAAAAAAmw/fOqkRQ2ZaNg/s1600-h/t3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 242px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sre2HrVQJRI/AAAAAAAAAmw/fOqkRQ2ZaNg/s320/t3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383972122551919890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu bayramda izlediğim filmlerin hepsi düdük çıkıyor yahu. Bu filme sarılma nedenim ise bir öncekinden daha da garip. Yeni Zelanda yapımı bir film ve yönetmenin ismi Peter. Kendi kendime "bu bir işaret olmalı!" dedim. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Demez olaydım.&lt;/span&gt;) &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Peter Jackson&lt;/span&gt;, sensin bunlara sebep...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı dövme sanatçısı (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;dövmeci desek olmuyor mu?&lt;/span&gt;) Jake Sawyer (Jason Behr), dünyanın farklı köşelerindeki dövme fuarlarına katılarak her ülkenin kendine ait lezzetlerinden bal almaya düşkün bir kardeşimizdir. Singapur'daki bir fuar esnasında Yeni Zelanda'dan fuara katılan bir grup Samoalı dövmeci ile karşılaşır. Geleneksel tekniklerine olan hayranlığını dövme yapmak için kullandıkları enterasan aleti çalarak gösterir. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sırt kaşımak için kulandığımız garip bir tahta nesne vardı bir zamanlar, ona çok benziyor yahu.&lt;/span&gt;) Aletin keskin ucu Jake'in elini keser. O günden sonra Jake'in dövme yaptığı kişiler birer birer ölmeye başlar. Cin gibi olan Jake bu olayın sebebini şıp diye anlar: çaldığı aletin içine hapsolmuş bir ruh tarafından lanetlenmiştir. Olayı çözmek için Yeni Zelanda'ya gelir. Olaylar gelişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sre13rtU7cI/AAAAAAAAAmo/PAzo9cz2zgE/s1600-h/t2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sre13rtU7cI/AAAAAAAAAmo/PAzo9cz2zgE/s320/t2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383971847774989762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yer yer uzakdoğu hayalet filmlerini andıran The Tattooist, inatla bir yüzünü batıya çevirmeye çalıştığı için ortaya ne tarafa döneceğini şaşırmış bir film çıkmış. Halbuki uzakdoğu filmlerine yakın durmaya karar vermiş olsa, Japon olsun, Tayland olsun, Güney Kore olsun, uzakdoğu filmlerinden aşina olduğumuz ota b.ka giren ruhların bizi korkutmaya çalışması zincirine yepyeni bir halka eklemiş olacaktı. Bu şansı kaçırdığı için eminim ki bütün film ekibi başlarını dağlara taşlara...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sre1uDAYA9I/AAAAAAAAAmg/KA0m3YbxK7o/s1600-h/t1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sre1uDAYA9I/AAAAAAAAAmg/KA0m3YbxK7o/s320/t1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383971682230207442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Neyse, senaryo gedikleri, yavaş temposu, yaratıcılıktan uzak çekimleri ile The Tattooist her manada sıkıcı bir film. Uzak durmakta fayda var gibi. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(1/10) &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-2046532718936136688?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/2046532718936136688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/09/tattooist-2007.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2046532718936136688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2046532718936136688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/09/tattooist-2007.html' title='The Tattooist (2007)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sre2HrVQJRI/AAAAAAAAAmw/fOqkRQ2ZaNg/s72-c/t3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-4589608200759015294</id><published>2009-09-21T19:13:00.005+03:00</published><updated>2009-09-21T19:45:33.969+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Putevoy Obkhodchik (2007)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Putevoy Obkhodchik&lt;/span&gt; (Trackman) 2007 yılı mahsulü Igor Shavlak tarafından yönetilmiş olan Rusya yapımı bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SretNQUJyJI/AAAAAAAAAmI/ymK_D5aBzXo/s1600-h/t1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 209px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SretNQUJyJI/AAAAAAAAAmI/ymK_D5aBzXo/s320/t1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383962322774116498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Rus yapımı bir kesmece (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;slasher&lt;/span&gt;) filminin varlığından haberdar olunca açıkcası heyecanlanmıştım. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Niyeyse artık?&lt;/span&gt;) Bu heyecan haliyle anlamsız bir beklenti yarattı bende. Ekran başına oturduğumda nerdeyse harika bir film izleyeceğimden emin gibiydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki girişten anlaşıldığı üzere bu deneyim tam bir hayalkırıklığı ile sonuçlandı. Vasat bile olamayan bir korku filmi Trackman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SretUZIketI/AAAAAAAAAmQ/J9UFvfJLSD4/s1600-h/t2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SretUZIketI/AAAAAAAAAmQ/J9UFvfJLSD4/s320/t2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383962445400537810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dört arkadaş detaylı bir plan yaparak bir banka soymaya karar verirler. Soygun plana uygun bir şekilde devam eder iken etrafta devriye atmakta olan üç polis içeri girer. Kısa süren bir çatışma sonucu polislerden ikisi ölür. Dört kafadar bankadaki parayı toparlayıp yanlarına üç rehine alarak bankadan tüyerler. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Rehinelerden ikisi banka çalışanı taş hatunlardan seçilirken, son rehine sağ kalan polis olur.&lt;/span&gt;) Bankanın arka tarafındaki bir girişten yıllardır kullanılmayan bir tünele girerler. İçlerinden biri dışarıda kalarak girişin üzerini kapatır. Daha sonra motorsikletine atlayarak tünelin çıkışına doğru intikal eder. Hiçbir engele takılmadan çıkış noktasına gelen 4. soyguncu, arkadaşlarını beklerken kim olduğunu anlayamadığı biri tarafından öldürülerek gözleri oyulur. İçeride kalanlar çıkış yolunu bulmak konusunda pasif davrandıklarından av peşinde koşan kimliği belirsiz katil için ideal birer kurban adayı konumuna geçerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konusundan anlaşıldığı üzere yeraltındaki tünelde geçen film, klostrofobik kapalı bir mekanda, manyak bir katilin farklı kesimlerden, şans eseri biraraya gelmiş bir avuç insanın peşine düşmesinden ibaret. Böyle bir filmde doğal olarak en çok önem verilmesi gereken nokta cinayetlerin yaratıcılığı olmalı. Gel gör ki cinayet sahnelerinin tamamı hayal kırıklığı. Hatta filmdeki ilk cinayet sahnesi 45. dakikada!!! Yönetmen bize 45 dakika içerdekilerin tünelin içinde salak salak kavgalar edip yürümelerini seyrettiriyor. Buna rağmen karakterlerinin hiçbirini iki boyutlu olmaktan kurtaramıyor. Yazmak istediğim bir iki şey daha var ama inanın gereksiz yere alan kaplayacak, yazmayacağım sanki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sretb5kt0QI/AAAAAAAAAmY/WzYJWJfOfY8/s1600-h/t3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 198px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sretb5kt0QI/AAAAAAAAAmY/WzYJWJfOfY8/s320/t3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383962574367609090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son söz: Neresinden tutsam elimde kalan bir film Trackman. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(0/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-4589608200759015294?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/4589608200759015294/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/09/putevoy-obkhodchik-2007.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/4589608200759015294'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/4589608200759015294'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/09/putevoy-obkhodchik-2007.html' title='Putevoy Obkhodchik (2007)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SretNQUJyJI/AAAAAAAAAmI/ymK_D5aBzXo/s72-c/t1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-40225161157252774</id><published>2009-09-09T16:27:00.009+03:00</published><updated>2009-09-09T17:09:39.284+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Madman (1982)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Madman&lt;/span&gt; 1982 yılı mahsulü Joe Giannone tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. Yönetmenin filmografisinde başka film görünmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqez4iRxh5I/AAAAAAAAAlA/5PcRs76Wra4/s1600-h/m1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 241px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqez4iRxh5I/AAAAAAAAAlA/5PcRs76Wra4/s320/m1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379466063772747666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film "It all started during a campfire at North Sea Cottages, a special retreat for gifted children..." (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Herşey yetenekli çocuklar için North Sea Evlerinde düzenlenmiş olan kamp ateşi sırasında başladı...&lt;/span&gt;) gibisinden abuk bir cümle ile başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe0Eh-smuI/AAAAAAAAAlI/m1-xXZgjIAs/s1600-h/m2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe0Eh-smuI/AAAAAAAAAlI/m1-xXZgjIAs/s320/m2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379466269851163362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kamp ateşi etrafında toplanan çocuklar ve kamp görevlileri alışılageldiği üzere birbirlerine korku hikayeleri anlatmaya başlar. Kamp müdürü olduğunu tahmin ettiğim Max, bulundukları ormanda geçen Mad Marz'ın hikayesini anlatır. Marz bir gece aniden dellenerek karısını ve iki çocuğunu öldürmüştür. Sonrasında olay yerine gelen polis ne cesetleri ne de Marz'ı bulabilmiştir. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Eğer ortada ceset yoksa polis neden ormanın derinliklerindeki bir eve geliyor ve kim, nerden biliyor Marz'ın delirip ailesini katlettiğini, neyse devam edelim..&lt;/span&gt;) Güya Mad Marz'ın ismini çığırırsan, Mad Marz efendi davete icabet edip kendisini çağıranları kesip biçermiş. Tabii ki çocuklardan biri eğlencesine Mad Marz'ın ismini defalarca tekrarlar. İsmini duyan Marz efendi harekete geçer ve tuttuğunu öldürmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe1DthahII/AAAAAAAAAlg/R85vdgpIV7A/s1600-h/m5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe1DthahII/AAAAAAAAAlg/R85vdgpIV7A/s320/m5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379467355281327234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe1UR4I0iI/AAAAAAAAAlo/WyJA_Cd3yPw/s1600-h/m6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe1UR4I0iI/AAAAAAAAAlo/WyJA_Cd3yPw/s320/m6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379467639918219810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmin ilgi çekici tek yönü (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;onun da ne kadar ilgi çekici olduğu tartışılır&lt;/span&gt;), slasher türüne ait klişelerden biri olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"sevişen önce ölür!"&lt;/span&gt; klişesini hafiften titretmesi. Filmdeki üç ablamızdan hiç sevişmeyeni ilk olarak ölürken, çekinerek sevişen ablamız ikinci sırayı alır. İnanmayacaksınız ama sevişgen abla sona kalır ve final kızı olmaya hak kazanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe12fyFS8I/AAAAAAAAAlw/dK6tp2-fC8w/s1600-h/m10.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe12fyFS8I/AAAAAAAAAlw/dK6tp2-fC8w/s320/m10.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379468227766471618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Seksenlerin slasher filmlerini ayrı bir gözle izlerim ama Madman hiçbir övgüyü haketmiyor. Hiçbir yenilik içermeyen senaryosu bile sorunlu. Hele finali yok mu, beni benden aldı(!).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe2WrQ1kOI/AAAAAAAAAmA/OGt7WxnGPqY/s1600-h/m12.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe2WrQ1kOI/AAAAAAAAAmA/OGt7WxnGPqY/s320/m12.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379468780604068066" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filme ismini veren çılgın abinin makyajı ise evlere şenlik. Hele ellerine ve ayaklarına geçirdiği oyuncak dükkanından fırlamış plastik el ve ayaklar akıllara zarar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe0lwb3dNI/AAAAAAAAAlY/7D7klkHLMsk/s1600-h/m4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe0lwb3dNI/AAAAAAAAAlY/7D7klkHLMsk/s320/m4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379466840667288786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe0liei6KI/AAAAAAAAAlQ/ghNHJwWau2c/s1600-h/m3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqe0liei6KI/AAAAAAAAAlQ/ghNHJwWau2c/s320/m3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379466836920428706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sonsöz olarak zaten ulaşması zor olan bu filme şans eseri denk gelirseniz düşünmeden es geçin derim.&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; (1/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-40225161157252774?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/40225161157252774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/09/madman-1982.html#comment-form' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/40225161157252774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/40225161157252774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/09/madman-1982.html' title='Madman (1982)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sqez4iRxh5I/AAAAAAAAAlA/5PcRs76Wra4/s72-c/m1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-6820486589713500255</id><published>2009-08-11T23:40:00.010+03:00</published><updated>2009-08-12T00:48:56.569+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Duplicity (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Duplicity&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü Tony Gilroy tarafından yazılıp yönetilmiş olan ABD / Almanya ortak yapımı bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SoHl9eOFRgI/AAAAAAAAAkY/iVw5t5C5Djw/s1600-h/d2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SoHl9eOFRgI/AAAAAAAAAkY/iVw5t5C5Djw/s320/d2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368825075049252354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gilroy gayet enterasan bir adam. Yönetmenlikten ziyade senaryo yazarlığı ile ön plana çıkan bir isim. Bugüne kadar senaryosuna öyle ya da böyle elini değdirdiği filmlere bir göz attığımda (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ki an itibariyle 15 adet&lt;/span&gt;) hemen hepsinin adını orta karar bir sinema izleyicisinin bile bir şekilde duymuş olabileceğini farkettim. Bu kadar bahsettikten sonra bu filmleri sıralamak farz oldu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;State of Play&lt;/span&gt; (2009, y.Kevin Macdonald)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Duplicity&lt;/span&gt; (2009, y.Tony Gilroy)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Michael Clayton&lt;/span&gt; (2007, y.Tony Gilroy)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Bourne Ultimatum&lt;/span&gt; (2007, y.Paul Greengrass)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Cutting Edge: Going for the Gold&lt;/span&gt; (2006, y.Sean McNamara)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Bourne Supremacy&lt;/span&gt; (2004, y.Paul Greengrass)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Bourne Identity&lt;/span&gt; (2002, y.Doug Liman)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Proof of Life&lt;/span&gt; (2000, Taylor Hackford)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bait&lt;/span&gt; (2000, y.Antoine Fuqua)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Armageddon&lt;/span&gt; (1998, y.Michael Bay)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Devil's Advocate&lt;/span&gt; (1997, y.Taylor Hackford)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Extreme Measures&lt;/span&gt; (1996, y.Michael Apted)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dolores Claiborne&lt;/span&gt; (1995, y.Taylor Hackford)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;For Better and for Worse&lt;/span&gt; (1993, y.Paolo Barzman)&lt;br /&gt;* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Cutting Edge&lt;/span&gt; (1992, y.Paul Michael Glaser)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gilroy ilk yönetmenlik denemesini 2007 tarihli &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Michael Clayton&lt;/span&gt; isimli film ile yaptı. İlk film için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"eli yüzü düzgün"&lt;/span&gt;den fazlasını barındıran film, 2008 Oscarlarında tam 8 dalda aday olmuş, en iyi yardımcı kadın oyuncu (Tilda Swinton) Oscarını kapmıştı. Duplicity, Gilroy'un yönettiği ikinci film. Aynı Michael Clayton isimli filminde olduğu gibi bu filmde de birbirinden ünlü oyuncular var. Clive Owen, Julia Roberts, Tom Wilkinson, Paul Giamatti ve birçoklarına birşey ifade etmese de benim gibi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Danimarka Sineması&lt;/span&gt;na kafayı takmışlar için varlığı bir filmin garanti belgesi niteliğinde olan Ulrich Thomsen. Gerçi saydığım (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sevdiğim&lt;/span&gt;) isimlerden Wilkinson ve Giamatti yeterince zaman alamadıkları için bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"tadı damağımda kaldı"&lt;/span&gt; durumu yaşadım diyebilirim. Hele Thomsen, sadece filmin sonunda çok kısa bir süreliğine görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SoHmYJkR-VI/AAAAAAAAAkw/-xm4M6PvxoU/s1600-h/d5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 192px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SoHmYJkR-VI/AAAAAAAAAkw/-xm4M6PvxoU/s320/d5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368825533361682770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Claire Stenwick (Roberts) CIA için, Ray Koval (Owen) MI6 için çalışan ajanlardır. Bir Dubai macerasında tanışan ikili fiziksel manada bir iletişim yaşarlar. Bu ilk karşılaşma sonrasındaki beş sene içerisinde gittikçe yakınlaşan ikili, hayatlarının planını gerçekleştirmek için bağlı bulundukları gizli servislerden ayrılıp iş dünyasının gizli servislerinin içine dalar. İki rakip firmanın gizli servislerine dahil olan Stenwick ve Koval, bu iki firmanın rekabetinden doğan karmaşadan maddi değeri yüksek bir kar elde etme umuduyla planlarını uygulamaya başlar. Bütün bu karmaşa içerisinde filmdeki karakterlerin hepsi devamlı şüphededir. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tabii ki bu daimi şüphe durumuna izleyen de elinde olmadan dahil oluyor, ben oldum oradan biliyorum.&lt;/span&gt;) Kimin eli kimin cebindenin cevabı filmin sonunda saklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SoHmE9PIQfI/AAAAAAAAAkg/6cjkluVRRWE/s1600-h/d3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 217px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SoHmE9PIQfI/AAAAAAAAAkg/6cjkluVRRWE/s320/d3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368825203634225650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Duplicity&lt;/span&gt;, ana akım sınırları içerisinde dövüşen, karmaşık, bol sürprizli filmleri sevenler için ideal bir tercih olacaktır. Benim filmi tercih etme sebebim ise tamamen Clive Owen. Kafayı taktığım aktör ve/veya aktrislerin nedense bütün filmlerini izlemeye gayret ediyorum. Nitekim Owen ve Roberts ikilisinin daha önce karşılıklı döktürdükleri &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Closer&lt;/span&gt; (2004, y.Mike Nichols) isimli vasat üstü tecrübeden sonra bu filmi izlemem kaçınılmazdı. Her ne kadar aldığım zevk ibresi Closer filmindeki kadar üst bir seviyeye varmadıysa da hiç sıkılmadığımı itiraf etmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SoHmQzqFYKI/AAAAAAAAAko/darS99zelu8/s1600-h/d4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 234px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SoHmQzqFYKI/AAAAAAAAAko/darS99zelu8/s320/d4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368825407221358754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Lafı gene çok uzattım. Bir önceki paragrafın başında söylediğim gibi Duplicity ana akım sınırları içerisinde kalındığı müddetçe gayet izlenesi bir film. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(5/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SoHmhpIgneI/AAAAAAAAAk4/ZhqBUUXKZWc/s1600-h/d1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 222px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SoHmhpIgneI/AAAAAAAAAk4/ZhqBUUXKZWc/s320/d1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368825696453959138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-6820486589713500255?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/6820486589713500255/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/08/duplicity-2009.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6820486589713500255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6820486589713500255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/08/duplicity-2009.html' title='Duplicity (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SoHl9eOFRgI/AAAAAAAAAkY/iVw5t5C5Djw/s72-c/d2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-3413074008700006201</id><published>2009-08-05T23:50:00.009+03:00</published><updated>2009-08-06T00:48:14.320+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Secret Défense (1998)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Secret Défense&lt;/span&gt; 1998 yılı mahsulü Jacques Rivette tarafından yönetilmiş olan Fransa yapımı bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn6OlBO2bI/AAAAAAAAAjw/40h8qLDyaYw/s1600-h/s2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 242px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn6OlBO2bI/AAAAAAAAAjw/40h8qLDyaYw/s320/s2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366595559351048626" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sylvie Rousseau (Sandrine Bonnaire) otuzlu yaşlarında bir bilimkadınıdır. Devlet destekli bir laboratuarda kansere çare arayan ekibin önemli bir parçasıdır. Kardeşi Paul (Grégoire Colin) beş sene önce bir tren kazasında ölen babalarının bir cinayete kurban gittiğine inanmaktadır. Cinayeti zamanında babasının sağ kolu olan Walser'in (Jerzy Radziwilowicz) işlediğine emin gibidir. Paul, Walser'i öldürmeyi kafaya koyar. İlk başta Sylvie olayı önemsemez ama daha sonra düşündükçe o da olayın girdabına kendini kaptırır. Kardeşinin başının belaya girmesini istemediği için babalarının intikamını kendi almaya karar verir. Walser'in evine gizlice girer. Walser evde yalnız değildir, yanında sekreteri Véronique de vardır. Sylvie, Walser'i öldürmek isterken yanlışlıkla kendisine müdahale etmeye çalışan Véronique'i öldürür. İşler iyice karışır. Sylvie gerçeklerin peşinde koşarken ailesi ve geçmişi ile ilgili hiç bilmediği sırları yavaş yavaş öğrenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn5pnH7yjI/AAAAAAAAAjo/o_nonpJVp0c/s1600-h/s1.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 192px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn5pnH7yjI/AAAAAAAAAjo/o_nonpJVp0c/s320/s1.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366594924260870706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle filmin başrol oyuncusu Sandrine Bonnaire hakkında bir iki kelam etmek lazım. Zira kendisi filmi ilk dakikalardan itibaren aldığı gibi finale kadar soluksuz getiriyor. At yarışlarında bir tabir vardır: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Çıktığı gibi gelir."&lt;/span&gt; Pek yarış kaybetmeyen atlar için söylenir. Teşbihte hata olmaz, Sandrine Bonnaire çıktığı gibi geliyor. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu arada söylemeden edemeyeceğim kendisi bu filmde Isabelle Huppert'e ne kadar da benziyor, hem oyunculuk hem de fiziksel olarak. Tabii akla hemen Huppert ile Bonnaire'in karşılıklı döktürdüğü Claude Chabrol harikalarından &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;La Cérémonie&lt;/span&gt; (1995) geliyor ister istemez.&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn8IH2XcjI/AAAAAAAAAj4/l52kVVRejxg/s1600-h/s3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 168px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn8IH2XcjI/AAAAAAAAAj4/l52kVVRejxg/s320/s3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366597647464886834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn8Qer1UJI/AAAAAAAAAkI/kKdAa85zzAo/s1600-h/s5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 168px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn8Qer1UJI/AAAAAAAAAkI/kKdAa85zzAo/s320/s5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366597791033675922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn8NLYDTZI/AAAAAAAAAkA/w9Ku9W_vpSY/s1600-h/s4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 168px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn8NLYDTZI/AAAAAAAAAkA/w9Ku9W_vpSY/s320/s4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366597734310825362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmin süresi alışılageldik sürelerden bir hayli uzun. Üç saate yaklaşan süresi Bonnaire'in oyunculuğu ile sıkıcı olmanın çok uzağında kalıyor. Ancak bence senaryo bu kadar uzun süreyi kaldıracak kadar iyi değil. Film kurgu aşamasında rahatlıkla çok daha kısa bir süreye indirebilirdi gibi geldi bana. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hiç şüphem yok.&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn8Tp-tRwI/AAAAAAAAAkQ/XS3TnaM2ihM/s1600-h/s6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 168px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn8Tp-tRwI/AAAAAAAAAkQ/XS3TnaM2ihM/s320/s6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366597845605238530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ana akım filmlere aşina bünyeler filmden uzak dursa iyi olur. Yoksa yukarıdaki övgüler doğrultusunda zaten bulması zor olan bu filmi izlemeye başladıklarında ilk bir saatini keyifle izleyeceklerine emin olduğum gibi, sonraki iki saat için küfür yiyeceğimden de eminim. Ama yok arkadaş, ben oyunculuğun ön planda olduğu filmleri seviyorum ve bir parça sarkan senaryo beni rahatsız etmez diyorsanız, sizleri Sandrine Bonnaire şova gönül rahatlığı ile davet edebilirim. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(6/10)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Not: Bu filmin aynı isme sahip 2008 yılı mahsulü film ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-3413074008700006201?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/3413074008700006201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/08/secret-defense-1998.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/3413074008700006201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/3413074008700006201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/08/secret-defense-1998.html' title='Secret Défense (1998)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Snn6OlBO2bI/AAAAAAAAAjw/40h8qLDyaYw/s72-c/s2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-1962038741569863560</id><published>2009-08-04T07:19:00.006+03:00</published><updated>2009-08-04T08:07:17.118+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Franklyn (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Franklyn&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Gerald McMorrow tarafından yazılıp yönetilmiş olan İngiltere / Fransa ortak yapımı bir film. 1970 doğumlu yönetmenin ilk filmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnfAkWNhxxI/AAAAAAAAAjI/QZY5eRqMQ2g/s1600-h/f2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 231px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnfAkWNhxxI/AAAAAAAAAjI/QZY5eRqMQ2g/s320/f2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365969211705378578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamanda izleyip sevdiğim &lt;a href="http://mkizilca.blogspot.com/2009/06/powder-blue-2009.html"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Powder Blue&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; (2009) filmine çok benzeyen bir film Franklyn. Aralarındaki tek fark sinema dili olarak farklı şivelerde konuşmaları. Ama neyse ki Franklyn anlayamayacağımız kadar yerel bir şive kullanmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnfA5Ki5epI/AAAAAAAAAjQ/vDxcaDgQMBs/s1600-h/f3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnfA5Ki5epI/AAAAAAAAAjQ/vDxcaDgQMBs/s320/f3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365969569351039634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türdeşlerinde olduğu gibi bu filmde de birkaç darbeli insanın birbirinden habersiz süregiden hayatlarından kesitler izliyoruz. &lt;u&gt;&lt;br /&gt;Günümüz, Londra.&lt;/u&gt; Milo (Sam Riley) düğüne birkaç gün kala evleneceği kadın tarafından terkedilmiş olan gerçek aşkın peşinde koşmaktan yorulmuş iflah olmaz bir romantiktir. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gerçi bu romantikliği üzerine filmde gereğinden fazla vurgu yapıldığından yer yer can sıkabiliyor.&lt;/span&gt;) Milo çocukluk aşkı Sally ile yaşamış(&lt;span style="font-style: italic;"&gt;!&lt;/span&gt;) olduğu kadar saf bir aşkın peşindedir. Peter (Bernard Hill) Londra'nın arka sokaklarında çaresizce kayıp oğlunu aramaktadır. Emilia'nın (Eva Green) annesi (Susannah York) ile arası babası öldükten sonra iyice kötüye gider. Londra varoşlarındaki izbe apartman dairesinde kendine özgü intihar odaklı sanat eserleri yaratma çabası içinde hayatını heba etmektedir. &lt;u&gt;&lt;br /&gt;Belirsiz bir zaman, belirsiz bir şehir.&lt;/u&gt; (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Meanwhile City -Bu Esnada Şehri-&lt;/span&gt;) Londra'da geçen öykülere paralel olarak dinin egemen olduğu bu belirsiz şehirde yaşayan tek dinsiz olan Jonathan Preest (Ryan Phillippe) dine karşı savaş açmış bir kahramandır. Süper kahraman edası ile taktığı maskesi dışında herhangi bir süper gücü yoktur. Filmin hemen başında yakalanan Preest hapishanede geçirdiği dördüncü yılında bir yolunu bulup hapishaneden kaçar. Onu hayata bağlayan tek bir hedefi vardır: seneler önce kendisine emanet edilen küçük bir kız çocuğunun ölümüne yol açan dini tarikatlardan birinin lideri olan The Individual'ı öldürerek intikamını almak.&lt;br /&gt;Bütün bu renkli karakterler hiç ummadıkları bir zamanda, hiç ummadıkları bir mekanda yollarının kesişeceğini bilmeden hayat mücadelelerini sürdürme gayretindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnfAQ2G-AZI/AAAAAAAAAjA/VUL-dhV38fo/s1600-h/f1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnfAQ2G-AZI/AAAAAAAAAjA/VUL-dhV38fo/s320/f1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365968876670419346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnfA5uGn9-I/AAAAAAAAAjg/WeDeGC6yb24/s1600-h/f5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnfA5uGn9-I/AAAAAAAAAjg/WeDeGC6yb24/s320/f5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365969578896127970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnfA5d3xOwI/AAAAAAAAAjY/K-b_RwzZxus/s1600-h/f4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnfA5d3xOwI/AAAAAAAAAjY/K-b_RwzZxus/s320/f4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365969574538853122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen McMorrow daha önce defalarca sıkılmadan izlediğimiz bir konuyu almış, önceki örneklerden farklı bir dille o kadar güzel anlatmış ki hayran olmamak elde değil. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yani ben hayran oldum sanki, bilemiyorum.&lt;/span&gt;) Powder Blue için yazdığım cümleyi aynen bu film için de tekrar etmek istiyorum. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Eğer &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Crash&lt;/span&gt; (2004, yönetmen Paul Haggis), &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Magnolia&lt;/span&gt; (1999, yönetmen Paul Thomas Anderson), &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Traffic&lt;/span&gt; (2000, yönetmen Steven Soderbergh) gibi filmleri sevdiyseniz bu filmi de sevmemeniz için hiçbir neden yok."&lt;/span&gt; Hatta daha fazla sevmeniz için ekstra sebepler var diyerek son noktayı koyayım. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(8/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-1962038741569863560?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/1962038741569863560/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/08/franklyn-2008.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1962038741569863560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1962038741569863560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/08/franklyn-2008.html' title='Franklyn (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnfAkWNhxxI/AAAAAAAAAjI/QZY5eRqMQ2g/s72-c/f2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-795628497918573933</id><published>2009-08-01T06:13:00.002+03:00</published><updated>2009-08-01T06:21:15.080+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>House (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;House&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Robby Henson tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. Frank E. Peretti ve Ted Dekker tarafından yazılmış olan aynı isimli romandan sinemaya uyarlanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnMja4y1oxI/AAAAAAAAAig/LHPOabdFNfY/s1600-h/h1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 196px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnMja4y1oxI/AAAAAAAAAig/LHPOabdFNfY/s320/h1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364670525957579538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Jack ve Stephanie Singleton isimli çift Alabama kırsalında yollarını bulmaya çalışırken bir polisin (Michael Madsen) tavsiyesi sonucu ara bir yola saparlar. Pek tekin gözükmeyen yolda başlarına (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;tabii ki&lt;/span&gt;) bir kaza gelir. Bir traktörden düştüğü tahmin edilen parçalara çarpan çiftin iki lastiği birden patlar. Hemen yakınlarında benzer halde duran başka bir araba daha vardır. Geldikleri yoldan gerisin geriye yürümeye başlayan çiftimiz arabayla geçerken görmedikleri bir eve rastlarlar. En azından telefon etmek için içeri girerler. İçerde evin sahiplerine değil ama diğer kazazede çifte rastlarlar. Evin garip sahiplerinin ortaya çıkması uzun sürmez. Telefon çalışmadığı için (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne kadar bilinmedik bir sürpriz?!&lt;/span&gt;) geceyi orada geçirmeye karar verirler. Kazazedelerimiz için hayatlarının en zorlu gecesi başlamak üzeredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnMjevYNoKI/AAAAAAAAAio/j8sMkbGtn6I/s1600-h/h2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnMjevYNoKI/AAAAAAAAAio/j8sMkbGtn6I/s320/h2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364670592149463202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnMjhv0KMtI/AAAAAAAAAi4/N98TEr_ya4A/s1600-h/h4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnMjhv0KMtI/AAAAAAAAAi4/N98TEr_ya4A/s320/h4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364670643806286546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İlk bir saati gayet tempolu geçen filmin maalesef son yarım saati çekilecek gibi değil. Gerçi artık övmüş bulunduğum ilk bir saatin de çok matah bir tarafı yok. Baştan aşağı klişelerle bezenmiş ismi gibi sıradan bir film House.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Michael Madsen çılgınlar gibi film çekmeye devam ediyor. Özellikle son senelerde coştu. Sadece 2009 senesinde rol aldığı film sayısı 30. Yazıyla otuz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnMje7T9RQI/AAAAAAAAAiw/ri_bCJxUqGA/s1600-h/h3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 217px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnMje7T9RQI/AAAAAAAAAiw/ri_bCJxUqGA/s320/h3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364670595352839426" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film hakkında çok fazla şey yazmak istemiyorum. Kendisini çok fazla ciddiye alan film çoğu sahnede komik duruma düşüyor. Bazı sahnelerde oyuncular beni çok güldürdü. Görsel açıdan pek defo barındırmayan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;House&lt;/span&gt;, çizgi dışı filmlerden ziyade ana akım filmlere düşkün bünyelere pek rahatsızlık vermeden eşlik edecektir. Artık benzerlerini defalarca izlemekten yorulduğum finali hariç. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(2/10)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-795628497918573933?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/795628497918573933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/08/house-2008.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/795628497918573933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/795628497918573933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/08/house-2008.html' title='House (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnMja4y1oxI/AAAAAAAAAig/LHPOabdFNfY/s72-c/h1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-6894760492095937372</id><published>2009-07-31T16:06:00.012+03:00</published><updated>2009-07-31T17:08:37.547+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>The Devil's Tomb (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Devil's Tomb&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü Jason Connery tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL3RpsHWmI/AAAAAAAAAho/vyT45vD16Tk/s1600-h/d1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL3RpsHWmI/AAAAAAAAAho/vyT45vD16Tk/s320/d1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364621988772403810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1963 doğumlu yönetmen Jason Connery, ünlü aktör Sean Connery'nin oğlu. Jason Connery, elliden fazla film ve dizide rol aldıktan sonra ilk filmi olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pandemic&lt;/span&gt;'i 2008 yılında yönetti. Akabinde yazımıza konu olan The Devil's Tomb geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başrollerde tanıdık birçok isme rastlıyoruz; Cuba Gooding Jr., Ron Perlman, Henry Rollins (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Rollins de bayağı ısındı aktörlüğe, bu sene içinde 3 filmde daha izleyeceğiz kendisini kısmetse.&lt;/span&gt;) ve Stephanie Jacobsen bana en tanıdık gelenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mack (Cuba Gooding Jr.) liderliğindeki bir grup asker CIA tarafından Orta Doğu çöllerinden birindeki (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;muhtemelen Afganistan&lt;/span&gt;) sığınakta bulunan profesör Wesley'i (Ron Perlman) kurtarmakla görevlendirilir. Wesley'nin kızı olan antropoloji profesörü Elissa da (Valerie Cruz) gruba katılır. Helikopterle çölün ortasında ıssız bir yere bırakılırlar. Sığınağa girip profesörü aldıktan sonra çıkmak için altı saatleri vardır. Tabii ki işler göründüğü gibi değildir. Sığınakta hiç ummadıkları "&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;şey&lt;/span&gt;"lerle karşılaşırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL4WkFSnHI/AAAAAAAAAiA/fPCBQXE72Uc/s1600-h/d2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL4WkFSnHI/AAAAAAAAAiA/fPCBQXE72Uc/s320/d2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364623172678360178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL4UEqJVAI/AAAAAAAAAh4/Rt9PQ9mIH38/s1600-h/d3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 169px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL4UEqJVAI/AAAAAAAAAh4/Rt9PQ9mIH38/s320/d3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364623129883268098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL4RJCpCdI/AAAAAAAAAhw/R8IR8SCjpN8/s1600-h/d4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 169px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL4RJCpCdI/AAAAAAAAAhw/R8IR8SCjpN8/s320/d4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364623079520143826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamanda Afganistan çöllerini (takip edebildiğimce) &lt;a href="http://www.otekisinema.com/?p=5691"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Objective&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; (2008, yönetmen Daniel Myrick) ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Red Sands&lt;/span&gt; (2009, yönetmen Alex Turner) isimli iki film ile ziyaret eden Hollywood bu ziyaretlerinden memnun kalmış olacak ki aynı tarzda çekilmiş yeni bir film ile karşımızda. The Devil's Tomb, Red Sands gibi dümdüz bir film değil, ama The Objective kadar gizemli olmayı da başaramıyor. İki arada kalmış gibi. Büyük ustalardan Andrei Tarkovsky'nin Stanislaw Lem'in romanından sinemaya aktardığı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Solyaris&lt;/span&gt; (Solaris, 1972) filmini kendine referans alan film bu yükün altında ezilmekten kurtulamıyor. Solyaris'de vuku bulan olağandışı olayları uzayın sonsuz karanlığından alıp yerin yüzlerce metre altındaki bir araştırma sığınağına (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;araştırma sığınağı ne yahu?!&lt;/span&gt;) taşımakla yaratıcı olunamıyor maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sığınaktaki garip olaylar askerlerin bilinçaltına atmayı yeğledikleri en zayıf duygu ve düşüncelerini sömüren halüsinasyonları görmeleri ile başlıyor. Finale doğru ise bu garip olaylar inanamayacağınız kadar uçuk yerlere bağlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL5coN7y6I/AAAAAAAAAiQ/SM_SFNgOlTE/s1600-h/d6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL5coN7y6I/AAAAAAAAAiQ/SM_SFNgOlTE/s320/d6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364624376379198370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir ara Nickels'ı (Zack Ward) önündeki ekranda bir film izlerken görürüz. İzlediği film başrolünde Jason Connery'nin oynadığı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Night Skies&lt;/span&gt; (2007, yönetmen Roy Knyrim) isimli filmdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL48H4xK6I/AAAAAAAAAiI/aPIMnpDK7_Q/s1600-h/d5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 150px; height: 220px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL48H4xK6I/AAAAAAAAAiI/aPIMnpDK7_Q/s320/d5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364623817944673186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Senaryoyu bir kenara koyarsak The Devil's Tomb için uçuk kaçık bir aksiyon filmi diyebiliriz. Sıkmadan rahatlıkla seyredilebilir olması artı puan. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Son zamanlarda ABD kaynaklı filmlerin birçoğunda olmayan bir özellik.&lt;/span&gt;) Oyuncuların hepsi daha önceki bildik performanslarının çok altında kalıyorlar. Sanırım bu eksiyi yönetmenin hanesine yazmak gerekiyor. Neyse lafı çok uzatmayalım, mantığınızı bir kenara koyup görsel açıdan sırıtmayan hareketli bir aksiyon filmi izlemek istiyorsanız &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Devil's Tomb&lt;/span&gt; bu isteğinizi karşılayacaktır. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(5/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-6894760492095937372?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/6894760492095937372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/devils-tomb-2009.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6894760492095937372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/6894760492095937372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/devils-tomb-2009.html' title='The Devil&apos;s Tomb (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnL3RpsHWmI/AAAAAAAAAho/vyT45vD16Tk/s72-c/d1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-7508059528169947431</id><published>2009-07-31T11:35:00.009+03:00</published><updated>2009-07-31T13:21:16.311+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>The Cycle (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Cycle&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Michael Bafaro tarafından yönetilmiş olan Kanada yapımı bir film. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Devil's Ground&lt;/span&gt; olarak da bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnK1qg0XxpI/AAAAAAAAAhY/eZaKeITjXjQ/s1600-h/c3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 249px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnK1qg0XxpI/AAAAAAAAAhY/eZaKeITjXjQ/s320/c3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364549848120411794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bafaro doksanlı yılların sonundan itibaren birçok vasat filme imza attı. The Cycle da onlardan biri. Bafaro nedense bu vasat filmlerinin çoğunu bana izletmeyi başardı. Bunun en büyük sebebi başrol için seçtiği isimler. Sanırım bende de bir problem var, insan aynı tuzağa defalarca düşmez ki yahu. Örnekleyelim; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sleeping Dogs&lt;/span&gt; (1998) başrolde C. Thomas Howell, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Barber&lt;/span&gt; (2001) başrolde Malcolm McDowell, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Canes&lt;/span&gt; (2006) başrolde Edward Furlong ile Michael Madsen ve son olarak bu gereksiz yazıya konu olan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Cycle&lt;/span&gt; (2008) başrolde Daryl Hannah. Hannah'ı düşük bütçeli bir slasher filminde izleme fikri bile beni heyecanlandırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnK1_H2eLdI/AAAAAAAAAhg/TZsrVg1sHAQ/s1600-h/c4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnK1_H2eLdI/AAAAAAAAAhg/TZsrVg1sHAQ/s320/c4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364550202195586514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Carrie (Daryl Hannah) ABD'nin arka sokakları diyebileceğim kırsalında arabasıyla giderken önüne genç bir kız atlar. Amy Singer (Leah Gibson) adındaki bu kızımız peşindeki manyak bir katilden kaçmaktadır. Carrie, Amy'yi arabasına alır, beraber uzaklaşırlar. Amy başına neler geldiğini anlatmaya başlar. Yaklaşık bir saat süren bu süreç boyunca Hannah'ımın yüzünü dahi göremeyiz. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ah be, neler hayal etmiştim halbuki.&lt;/span&gt;) Boston Üniversitesi'nde okumakta olan Amy ve dört arkadaşı bir karavanla bölgeye gelmiş, eski yerli mezarlıklarını ararken bulmamaları gereken daha yakın tarihe ait ceset kalıntıları bulmuş, sonrasında ise manyak bir katil tarafından teker teker avlanmaya başlamışlar. Amy geriye sağ olarak kalan son kişidir. Carrie ve Amy en yakındaki benzinliğe gidip polise haber vermeyi ve bu işten kurtulmayı düşünürler. Ama slasher filmlerinde karakterlerin düşündükleri her zaman gerçekleşmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnK076dl2mI/AAAAAAAAAhI/w7eVdVw_FgE/s1600-h/c1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnK076dl2mI/AAAAAAAAAhI/w7eVdVw_FgE/s320/c1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364549047550335586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Vasat kelimesinin hakkını sonuna kadar veren bir film The Cycle. Türün diğer bilindik örneklerinden beslenerek finale doğru koşar adım ilerliyor, finale doğru düdük bir sürpriz (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;twist&lt;/span&gt;) ile izleyeni şaşırtmaya çalışıyor ama pek başarılı olamıyor. Hatta finalde daha düdük bir sürpriz ile ısrarcı olmaya çalışsa da başarısızlığı devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim gibi Hannah'ı manyak bir katilden kaçarken izlemek isteyenlere söyleyebileceklerime gelirsek; filmin son çeyreğinde çok kısa birkaç sahne var ama ağıza çalınan bir parmak bal etkisi bile yaratmaktan uzak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnK1Tths5aI/AAAAAAAAAhQ/FLNLd5obykk/s1600-h/c2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 225px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnK1Tths5aI/AAAAAAAAAhQ/FLNLd5obykk/s320/c2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364549456394773922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcı olmanın bir hayli uzağına düşen ölüm sahnelerini de bir kenara koyduğumuzda geriye pek birşey kalmıyor. İlla ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Daryl Hannah&lt;/span&gt; diyen bünyeler zaten filmi izleyeceklerdir, diğerlerinin uzak durmasında fayda var. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(1/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-7508059528169947431?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/7508059528169947431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/cycle-2008.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7508059528169947431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7508059528169947431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/cycle-2008.html' title='The Cycle (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SnK1qg0XxpI/AAAAAAAAAhY/eZaKeITjXjQ/s72-c/c3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-5016907306799598423</id><published>2009-07-22T15:44:00.008+03:00</published><updated>2009-07-27T13:56:32.108+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Sun Cheung Sau (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sun Cheung Sau&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü Dante Lam tarafından yönetilmiş olan Hong Kong yapımı bir film. Sniper olarak da biliniyor. Doksanlı yılların sonundan beri piyasaya eğlencelik aksiyonlar sunan yönetmen Lam'ın şimdilik son filmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SmzRtcEkEiI/AAAAAAAAAg4/5DoFFiyqyYE/s1600-h/s1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SmzRtcEkEiI/AAAAAAAAAg4/5DoFFiyqyYE/s320/s1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362891834851070498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hartman (Richie Ren) polis teşkilatındaki en iyi nişancı olarak bilinmektedir. Ama bu efsanenin arkasında bambaşka bir hikaye vardır. Takımındaki eski polis Lincoln (Xiaoming Huang) cezasını tamamlayıp hapishaneden çıkar. Hapishaneye düşmesine sebep olan olay bir görev esnasında vuku bulmuştur. Üstü olan Hartman'dan habersiz olarak bankadakileri rehin almış olan soyguncuya uygun olduğunu düşündüğü anda ateş etmiş, ama yanlışlıkla rehineyi vurmuştur. Dava esnasında teşkilattan kimse kendisine sahip çıkmamış, önce polislikten atılmış, sonrasında ise cezaevini boylamıştır. Öfkeyle dolu olan Lincoln, Hartman'dan intikam almak niyetindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SmzR8_gF7tI/AAAAAAAAAhA/tOpl1n0p4_I/s1600-h/s2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SmzR8_gF7tI/AAAAAAAAAhA/tOpl1n0p4_I/s320/s2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362892102059814610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aynı olaydaki soyguncu bir hapishaneden diğerine transfer edilirken adamları tarafından kaçırılır. Kaçırma esnasında yüksek bir yere konuşlanmış olan bir nişancı kendilerine yardım eder. Yardım eden kişi Lincoln'den başkası değildir. Hartman nişancının Lincoln olduğunu anlar ama delili yoktur. Kaçan soyguncuyu yakalamak için seferber olan polis olaya çok önem vermektedir. Bu arada Hartman'ın takımına yeni giren çaylak OJ (Edison Chen) ilk başlarda Hartman'a hayrandır. Daha sonra Lincoln ile ilgili olayları öğrendiğinde hayranlığı ona doğru kayar ve Lincoln'ün kendine has atış tekniğini benimseyerek onun gibi ateş etmeye çalışır. Bunu farkeden Hartman OJ'e bu tekniği yasaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SmcKNMDB2ZI/AAAAAAAAAgg/0HJhw6Xxceo/s1600-h/vlcsnap-1676217.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SmcKNMDB2ZI/AAAAAAAAAgg/0HJhw6Xxceo/s320/vlcsnap-1676217.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361265103096371602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SmcKQ2UUKII/AAAAAAAAAgo/nzpjqCPs3R0/s1600-h/vlcsnap-1676488.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SmcKQ2UUKII/AAAAAAAAAgo/nzpjqCPs3R0/s320/vlcsnap-1676488.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361265165982771330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Lincoln ölümü dahi göze alarak intikamının peşindedir, Hartman Lincoln'ü tekrar yakalama derdinde iken OJ ise kime hak vereceğini bilemeden ikisi arasında gidip gelmektedir. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cümleyi bir daha okudum da, aşk üçgeni gibi olmuş bunlar yahu.&lt;/span&gt;) İçlerinden biri ya da birileri ölmeden bu işin çözülmeyeceği bellidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SmcKUaB_NZI/AAAAAAAAAgw/mtTB-9fBFF8/s1600-h/vlcsnap-1730230.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SmcKUaB_NZI/AAAAAAAAAgw/mtTB-9fBFF8/s320/vlcsnap-1730230.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361265227109184914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Görsel açıdan hoş sahnelerle bezenmiş, aksiyon dozu yerinde, keyifli bir film Sun Cheung Sau. Hong Kong filmlerinde sıkça rastladığımız inandırıcılıktan uzak karakterler meselesini görmezden gelirsek izlerken pek sıkıntı çıkarmıyor. Yaz günlerine uygun hafif (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;light&lt;/span&gt;) bir aksiyon. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(3/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-5016907306799598423?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/5016907306799598423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/sun-cheung-sau-2009.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/5016907306799598423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/5016907306799598423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/sun-cheung-sau-2009.html' title='Sun Cheung Sau (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SmzRtcEkEiI/AAAAAAAAAg4/5DoFFiyqyYE/s72-c/s1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-2407456813778288096</id><published>2009-07-11T18:46:00.014+03:00</published><updated>2009-07-11T22:47:00.791+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Marin Boi (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Marin Boi&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü Jong-seok Yoon tarafından yönetilmiş olan Güney Kore yapımı bir film. Marine Boy olarak da bilinir. Yönetmenin ilk filmi. Marine Boy yakuzaların uyuşturucu nakliyesini yapanlara verdikleri isimmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljHe5Uq0MI/AAAAAAAAAfg/ZfTKsACJFVk/s1600-h/m1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljHe5Uq0MI/AAAAAAAAAfg/ZfTKsACJFVk/s320/m1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357251090354720962" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu sıcak yaz günlerinde iyice bunalmışken film serinletici etki yaratan deniz altı görüntüleri ile başlar. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ne de iyi yapar.&lt;/span&gt;) Chun-soo (Kang-woo Kim) basit bir yüzme hocasıdır. Ama kötü bir huyu vardır: Kumar. Bir gün yüksek meblağda para kaybeder. Borcu olan parayı ödemesi imkansız gibidir. Uluslararası uyuşturucu trafiğini organize eden Kang (Jae-hyeon Jo) liderliğindeki bir grup Chun-soo'yu kumar borcu olan adamların elinden alır. Artık bu gruba borçludur ve onlar ne derse onu yapacaktır. Bu arada işin içine Kang'ın ölmüş olan arkadaşı Choi'nin kızı Yuri (Si-hyeon Park) ve Kang'ı yakalamayı kafaya takmış dedektif girer. Kang, Chun-soo'dan deniz altından uyuşturucu taşımasını ister. Ama herkesin başka planı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin hemen başındaki kavga sahnesinde Chun-soo yediği yumruğun etkisi ile havada bir miktar süzüldükten sonra yere çakılır. Amma velakin yer bir anda denize dönüşerek Chun-soo'yu içine çeker. Daha önce &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Snatch&lt;/span&gt; (2000) filminde gördüğümüz bu sahnenin aynısını çeken Jong-seok Yoon, meslektaşı Guy Ritchie'ye bir selam göndermekten imtina etmemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljHnOPma1I/AAAAAAAAAfw/7Ujr_smBGjE/s1600-h/ms1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljHnOPma1I/AAAAAAAAAfw/7Ujr_smBGjE/s320/ms1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357251233409559378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljHrPq2HiI/AAAAAAAAAf4/zey3_IS0BR4/s1600-h/ms2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljHrPq2HiI/AAAAAAAAAf4/zey3_IS0BR4/s320/ms2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357251302511746594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bol sürpriz (twist) içeren yapısıyla ana akım (mainstream) sinema çizgilerinin dışına taşmayan film için Hollywood tarzı bir gerilim macera filmi diyebiliriz. Birkaç güzel deniz altı sahnesi yakalamayı da ihmal etmemişler. Chun-soo'nun ultra kalabalık balık sürüsü ile karşılaştığı sahneyi çok sevdim. Bahsettiğim sahnede yönetmen sanki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;E.T.: The Extra-Terrestrial&lt;/span&gt; (1982, yönetmen Steven Spielberg) filminin afişini yeniden canlandırmış gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sljqi7jTatI/AAAAAAAAAgA/2R29fWqyrR4/s1600-h/me1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sljqi7jTatI/AAAAAAAAAgA/2R29fWqyrR4/s320/me1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357289642579421906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljrWURkTZI/AAAAAAAAAgY/Hp907FJRkE4/s1600-h/me2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljrWURkTZI/AAAAAAAAAgY/Hp907FJRkE4/s320/me2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357290525389245842" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljrIvftrLI/AAAAAAAAAgQ/xjZA7XUBiKs/s1600-h/me3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljrIvftrLI/AAAAAAAAAgQ/xjZA7XUBiKs/s320/me3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357290292178169010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hae anseon&lt;/span&gt; (The Coast Guard, 2002, yönetmen Ki-duk Kim) ile aktörlük kariyerine başlamış olan Kang-woo Kim, daha sonra &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Silmido&lt;/span&gt; (2003, yönetmen Woo-Suk Kang) ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ga-myeon&lt;/span&gt; (Rainbow Eyes, 2007, yönetmen Yun-ho Yang) gibi kalburüstü filmlerde oynadı. Kendisini bundan sonra daha sık göreceğiz gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljHjOistaI/AAAAAAAAAfo/uYFELkiPfTw/s1600-h/m2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljHjOistaI/AAAAAAAAAfo/uYFELkiPfTw/s320/m2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357251164770186658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Marine Boy aynen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Truck&lt;/span&gt; (2008) gibi izlemezseniz bir şey kaybetmeyeceğiniz filmlerden. Ama eli yüzü düzgün bir macera gerilim filmi bana yeter diyorsanız &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Marine Boy&lt;/span&gt; doğru adres. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(4/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-2407456813778288096?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/2407456813778288096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/marin-boi-2009.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2407456813778288096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2407456813778288096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/marin-boi-2009.html' title='Marin Boi (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SljHe5Uq0MI/AAAAAAAAAfg/ZfTKsACJFVk/s72-c/m1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-1652861399013497596</id><published>2009-07-10T12:56:00.006+03:00</published><updated>2009-07-10T13:49:19.099+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Truck (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Truck&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Hyeong-jin Kwon tarafından yönetilmiş olan Güney Kore yapımı bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlcbpmRh3SI/AAAAAAAAAfI/-1gHQsf3VMY/s1600-h/t1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 225px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlcbpmRh3SI/AAAAAAAAAfI/-1gHQsf3VMY/s320/t1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356780683243150626" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Chul-min (Yu Hae-jin) şehirlerarası nakliyat işiyle uğraşan basit bir kamyon şoförüdür. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hatta kamyon bile değil kamyonet diyebiliriz.&lt;/span&gt;) Annesi ve küçük kızı ile birlikte yaşamaktadır. Küçük kızı kalp hastasıdır. Kalp nakli yapılabilmesi için yüksek miktarda paraya ihtiyacı vardır. Bütün birikimlerini biraraya toplayıp tefecilerden borç para alsa bile bu miktarı denk getiremez. Bir arkadaşı aklına girer ve elindeki para ile kumar oynamaya karar verir. Kumar masası hilelidir ve elindekilerin hepsini ve kamyonetini kaybeder. Üçkağıda geldiğini farkeden Chul-min ortalığı karıştırır. O sırada yanlışlıkla girdiği bir kapının ardında bulaştığı adamların patronu 3-4 kişiyi doğramaktadır. Şahit olduğu için önce Chul-min'i de öldürmeye karar verir. Ancak daha sonra sakinleşen patron kişi Chul-min'e kamyonetini geri verir ve eğer cesetlerden kurtulursa istediği parayı kendisine vereceğini söyler. Çaresiz kalan Chul-min cesetleri kamyonetine yükler ve yola çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Slcbyqmi1PI/AAAAAAAAAfY/MrQFnWYZcog/s1600-h/t3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Slcbyqmi1PI/AAAAAAAAAfY/MrQFnWYZcog/s320/t3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356780839023858930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada bütün ülke yakalanan seri katil Young-ho (Jin Ku) haberi ile çalkalanmaktadır. Bir yerden bir yere nakli yapılırken Young-ho polisin elinden kaçar. Şans bu ya bizim Chul-min'in kamyonetine biner. Chul-min için çok zor geçecek bir gece başlar. Kamyonetinde kurtulması gereken cesetler, yanındaki koltukta firarda olan bir seri katil ve ertesi sabaha parayı yetiştiremezse kalp nakli sırasını başka birine kaptıracak olan hastanede bekleyen kızı. Chul-min canını dişine takar ve hayatının macerasına atılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlcbtieFU1I/AAAAAAAAAfQ/uTPq87ww9XE/s1600-h/t2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlcbtieFU1I/AAAAAAAAAfQ/uTPq87ww9XE/s320/t2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356780750941541202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde çok fazla konuşmaya gerek olmayan basit bir gerilim hikayesi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Truck&lt;/span&gt;. Olağandışı şartlar altında bol miktarda tesadüflerin yardımı ile hedefine ulaşmaya çalışan ortadirek bir vatandaşın başından geçenleri konu ediyor. Alfred Hitchcock zamanında bu tarz filmlerin ağababasını yaptı. Nedense günümüz filmlerindeki tesadüfler Hitchcock filmlerindeki tesadüfler kadar zekice hazırlanmıyor. Bu da tabii ki filmin inandırcılığını zedeliyor. Kamyon şoförü rolünde Yu Hae-jin gayet başarılı olurken seri katil rolündeki Jin Ku inandırıcılıktan çok uzak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç itibariyle seyretmezseniz çok birşey kaybetmeyeceğiniz basit bir zaman geçirgeci Truck. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(4/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-1652861399013497596?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/1652861399013497596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/truck-2008.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1652861399013497596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1652861399013497596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/truck-2008.html' title='Truck (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlcbpmRh3SI/AAAAAAAAAfI/-1gHQsf3VMY/s72-c/t1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-2658185401348888989</id><published>2009-07-09T06:22:00.006+03:00</published><updated>2009-07-10T12:59:09.136+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Book of Blood (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Book of Blood&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü John Harrison tarafından yönetilmiş olan İngiltere yapımı bir film. Clive Barker'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;On Jerusalem Street&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Book of Blood&lt;/span&gt; isimli kısa hikayelerinden sinemaya uyarlanmış. Senaryo John Harrison ve Darin Silverman tarafından yazılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlVpX1-ajHI/AAAAAAAAAe4/DYOXg9t3njg/s1600-h/bb1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 215px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlVpX1-ajHI/AAAAAAAAAe4/DYOXg9t3njg/s320/bb1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356303190173846642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Paranormal olaylar konusunda hayli popüler bir isim olan Mary Florescu (Sophie Ward) üniversitede bu konuda ders vermesinin yanısıra yazdığı kitaplar ile de gündemdedir. Olayları araştırırken yanında hep elektrik elektronik teknisyeni Reg Fuller (Paul Blair) vardır. Ama Florescu ve Reg o güne dek hiçbir paranormal olay ile birebir karşılaşmamışlardır. Bir gün malum ikilimiz daha önce korkunç ve çözümlenememiş bir iki cinayet işlenmiş olan bir evi araştırmaya karar verir. Bu sırada Florescu'nun sınıfına yeni bir öğrenci gelir, Simon McNeal (Jonas Armstrong). Simon küçükken yaşadığı birkaç paranormal tecrübe sayesinde Florescu'nun dikkatini çeker. Beraber çalışmaya karar verirler. Bir anda aralarında cinsel bir elektriklenme olur. Reg geldiği ilk günden beri Simon'dan şüphelenmekte ve onun düzenbaz olduğunu düşünmektedir. Cinsel etkisinden dolayı Florescu, Simon ile beraber çalışmaya devam etmekte kararlıdır. Yeni araştırmaya başladıkları evin hayatları üzerinde asla değiştiremeyecekleri etkileri olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlVpe9r0DLI/AAAAAAAAAfA/Sd5eWK-FavQ/s1600-h/bb2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 233px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlVpe9r0DLI/AAAAAAAAAfA/Sd5eWK-FavQ/s320/bb2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356303312502394034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İlgiyi devamlı ayakta tutabilen (tutabilecek) bir konusu var Book of Blood'ın. Filmi başından sonuna kadar ilgiyle izledim ama nedense hep bir beklenti vardı: şimdi şahane bir şey olacak, şimdi kopacak derken film bitti. Bir yerlerde bir şeyler eksik kalmış gibi. En sevdiğiniz yemeği yediğinizi düşünün, ama bir türlü her zaman aldığınız lezzeti alamıyorsunuz, yemeği yapan aşçı ya bir baharatı koymayı unutmuş ya da sosunu hazırlarken farklı bir tarif denemiş, bu da yemeği yenilmez yapmıyor ama sizi her zaman almayı beklediğiniz lezzetten mahrum bırakıyor. Book of Blood aynı o en sevdiğiniz yemeğin eksik olarak önümüze konması gibi. Tatmin etmekten çok uzak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak vasat kelimesinin cuk oturduğu nadir filmlerden biri Book of Blood. Seyretmezseniz bir şey kaybetmezsiniz. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(5/10) &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-2658185401348888989?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/2658185401348888989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/book-of-blood-2008.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2658185401348888989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/2658185401348888989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/book-of-blood-2008.html' title='Book of Blood (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlVpX1-ajHI/AAAAAAAAAe4/DYOXg9t3njg/s72-c/bb1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-379755381533158461</id><published>2009-07-08T19:16:00.009+03:00</published><updated>2009-07-10T12:58:36.484+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Shortbus (2006)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Shortbus&lt;/span&gt; 2006 yılı mahsulü John Cameron Mitchell tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. Yönetmen Mitchell'ın yönettiği ikinci film. İlk filmi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hedwig and the Angry Inch&lt;/span&gt; (2001) ile güldürme konusunda yetenekli olduğunu göstermiş idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlTOvITsZII/AAAAAAAAAeg/PzeOcjjT22U/s1600-h/s1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 217px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlTOvITsZII/AAAAAAAAAeg/PzeOcjjT22U/s320/s1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356133165929620610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;New York şehri içinde ayrıksı bir grubun başından geçenlerin anlatıldığı filmde hepsinin toplandığı, hepsinden daha farklı bir mekan vardır: Shortbus. Yolu farklı olmaktan geçen her New Yorklunun yolu mutlaka Shortbus'dan geçer. Rob ve Sofia mutlu ve evli bir çifttir. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu ikisi pek birarada olmaz ya, neyse.&lt;/span&gt;) Aileler için danışmanlık yapan Sofia herkesin evlilik problemlerini çözerken kendi problemi karşısında çaresiz kalmaktadır: Sofia orgazm olamamaktadır. Sofia'nın hastalarından Jamie ve James isimli eşcinsel çiftin problemi ise bambaşkadır. Yaklaşık 5 yıldan beri beraber olan çift ilişkilerine farklılık katmak amacıyla aralarına birini daha almaya karar verirler. Shortbus'da tanıştıkları Ceth bu pozisyon için en uygun aday gibi gözükmektedir. Ama çifti karşı dairesinden gözetlemekte olan Caleb aynı şekilde düşünmemektedir. Jamie ve James çiftinin tavsiyesi ile Shortbus'a takılmaya başlayan Sofia, burada dışarıdan çok güçlü gözüken dominant hatun Severin ile tanışır. Severin'in de kimseye çaktırmadan içine gömdüğü problemleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlTQH7QUd-I/AAAAAAAAAew/nvMVYePABFE/s1600-h/s3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 210px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlTQH7QUd-I/AAAAAAAAAew/nvMVYePABFE/s320/s3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356134691434166242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bütün oyuncuların filme pozitif katkı yaptığı nadir filmlerden biri Shortbus. En zor sahnelerin bile altından başarıyla kalkmışlar. Ama genel olarak film bana biraz dağınık gibi geldi. Ama birbirinden farklı bölümlerin (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;episode&lt;/span&gt;) ucuca eklenerek oluşturulduğu uzun bir kahkaha maratonu gibi değil. Farklı karakterlerin hikayeleri arasındaki bağlanma mevzusu anında, sanki bazı yerlerde aksamalar var gibi. Her neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada söylemeden edemeyeceğim, sanırım Mitchell, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hedwig and the Angry Inch&lt;/span&gt; (2001) filminden sonra ne yapsa bir kusur bulacaktım. Ama suç onun. Hedwig gibi kusursuz filmlere çok sık denk gelmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlTO29d6ynI/AAAAAAAAAeo/SS9XB5Kg1VI/s1600-h/s2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 228px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlTO29d6ynI/AAAAAAAAAeo/SS9XB5Kg1VI/s320/s2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356133300458670706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cinsel tercihi hangi yönde olursa olsun herkese söyleyecek birşeyleri olan bir film &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Shortbus&lt;/span&gt;. Güldürürken düşündüren filmlerden hoşlananlara. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(6/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-379755381533158461?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/379755381533158461/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/shortbus-2006.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/379755381533158461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/379755381533158461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/shortbus-2006.html' title='Shortbus (2006)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SlTOvITsZII/AAAAAAAAAeg/PzeOcjjT22U/s72-c/s1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-5663472485403222263</id><published>2009-07-02T22:03:00.012+03:00</published><updated>2009-07-03T10:06:50.233+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>To Each His Own Cinema (2007)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;To Each His Own Cinema&lt;/span&gt; (Chacun son cinéma) 2007 yılı mahsulü birbirinden değerli 36 yönetmen tarafından yönetilmiş olan 34 kısa filmden oluşan Fransa yapımı bir film. Kısa filmlerin her biri 3 dakika sürüyor. Her yönetmenden sinema hakkındaki duygularını filme çekmeleri istenmiş. Mevzu sinema olunca her yönetmen kısasının içinde illa ki bir film afişi veya bir filmden görüntüler kullanmış. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;istisnalar kaideyi bozmaz.&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk0zaIixz3I/AAAAAAAAAdQ/6fdvLSwvmQE/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk0zaIixz3I/AAAAAAAAAdQ/6fdvLSwvmQE/s320/1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353992056076357490" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;To Each His Own Cinema ilk olarak 2007 Cannes Film Festivali'nde gösterilmiş. Festivalde gösterildiği akşam projenin destekçilerinden olan Canal + ekranlarından da izlemek mümkün olmuş. Daha sonrasında iki farklı şirket tarafından DVD olarak piyasaya sürülmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film Jim Harrison'ın "He wondered why we want to do everything big, before we were capable of doing small things well." (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Neden küçük şeyleri iyi yapabilecek düzeye gelmeden, herşeyin en büyüğünü yapmak isteriz ki diye merak etti.&lt;/span&gt;) sözleri ile açılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçkide yer alan yönetmenler ve kısa filmlerinin isimleri sırası ile aşağıdaki gibidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*01* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Raymond Depardon&lt;/span&gt; – Cinéma d'été (Open-Air Cinema)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*02* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Takeshi Kitano&lt;/span&gt; – One Fine Day&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk052I0Q3hI/AAAAAAAAAeY/PmQ5k4c7ujk/s1600-h/02.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 174px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk052I0Q3hI/AAAAAAAAAeY/PmQ5k4c7ujk/s320/02.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353999134255799826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*03* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Theo Angelopoulos&lt;/span&gt; – Trois minutes (Three Minutes)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk05nZvqTYI/AAAAAAAAAeQ/Z9QXzgt2rMc/s1600-h/03.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 174px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk05nZvqTYI/AAAAAAAAAeQ/Z9QXzgt2rMc/s320/03.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353998881101860226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*04* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Andrei Konchalovsky&lt;/span&gt; – Dans le noir (In the Dark)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*05* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nanni Moretti&lt;/span&gt; – Diaro di uno spettatore (Diary of a Moviegoer)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*06* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hou Hsiao-hsien&lt;/span&gt; – The Electric Princess House&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*07* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Jean-Pierre and Luc Dardenne&lt;/span&gt; – Dans l'obscurité (Darkness)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*08* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;David Lynch&lt;/span&gt; – Absurda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk05YVQsAiI/AAAAAAAAAeI/-pXwBR7UBDY/s1600-h/08.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 174px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk05YVQsAiI/AAAAAAAAAeI/-pXwBR7UBDY/s320/08.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353998622200168994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*09* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alejandro González Iñárritu&lt;/span&gt; – Anna&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*10* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zhang Yimou&lt;/span&gt; – En regardant le film (Movie Night)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*11* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Amos Gitai&lt;/span&gt; – Le Dibbouk de Haifa (The Dybbuk of Haifa)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*12* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Jane Campion&lt;/span&gt; – The Lady Bug&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*13* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Atom Egoyan&lt;/span&gt; – Artaud Double Bill&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*14* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aki Kaurismäki&lt;/span&gt; – La Fonderie (The Foundry)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk05KF3of9I/AAAAAAAAAeA/fEjue11Lyes/s1600-h/14.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 174px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk05KF3of9I/AAAAAAAAAeA/fEjue11Lyes/s320/14.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353998377550381010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*15* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Olivier Assayas&lt;/span&gt; – Recrudescence (Upsurge)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*16* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Youssef Chahine&lt;/span&gt; – 47 ans après (47 Years Later)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*17* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tsai Ming-liang&lt;/span&gt; – It's a Dream&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*18* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lars von Trier&lt;/span&gt; – Occupations&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk046PtuDhI/AAAAAAAAAd4/eFml3oSm7UE/s1600-h/18.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 174px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk046PtuDhI/AAAAAAAAAd4/eFml3oSm7UE/s320/18.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353998105315249682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*19* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Raoul Ruiz&lt;/span&gt; – Le Don (The Gift)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*20* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Claude Lelouch&lt;/span&gt; – Cinéma de boulevard (The Cinema Around the Corner)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*21* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gus Van Sant&lt;/span&gt; – First Kiss&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*22* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Roman Polanski&lt;/span&gt; – Cinéma érotique&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*23* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Michael Cimino&lt;/span&gt; – No Translation Needed&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*24* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;David Cronenberg&lt;/span&gt; – At the Suicide of the Last Jew in the World in the Last Cinema in the World&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk04oMc3VtI/AAAAAAAAAdw/uzlphW-G2XA/s1600-h/24.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 174px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk04oMc3VtI/AAAAAAAAAdw/uzlphW-G2XA/s320/24.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353997795201603282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*25* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Wong Kar Wai&lt;/span&gt; – I Travelled 9000km To Give It To You&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk04QsxV1CI/AAAAAAAAAdo/XTssXNqWjKU/s1600-h/25.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 174px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk04QsxV1CI/AAAAAAAAAdo/XTssXNqWjKU/s320/25.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353997391560561698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*26* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Abbas Kiarostami&lt;/span&gt; – Where Is My Romeo?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*27* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bille August&lt;/span&gt; – The Last Dating Show&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*28* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Elia Suleiman&lt;/span&gt; – Irtebak (Awkward)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*29* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Manoel de Oliveira&lt;/span&gt; – Rencontre unique (Sole Meeting)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk03ZhDQKlI/AAAAAAAAAdg/GbD-Bri1W8I/s1600-h/29.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 174px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk03ZhDQKlI/AAAAAAAAAdg/GbD-Bri1W8I/s320/29.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353996443521657426" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*30* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Walter Salles&lt;/span&gt; – À 8.944km de Cannes (5.557 Miles From Cannes)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*31* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Wim Wenders&lt;/span&gt; – War in Peace&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk02c1Ny6gI/AAAAAAAAAdY/2SLpaVM6Xxo/s1600-h/31.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 174px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk02c1Ny6gI/AAAAAAAAAdY/2SLpaVM6Xxo/s320/31.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353995400962566658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*32* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Chen Kaige&lt;/span&gt; – Zhanxiou Village&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*33* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ken Loach&lt;/span&gt; – Happy Ending&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*34* &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Joel and Ethan Coen&lt;/span&gt; – World Cinema&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçkiden benim favorilerim; kısada afişi ve metninden bir bölüm kullanılan La Notte (ve bittabii Jeanne Moreau) saplantımın körüklemesi sonucu sevmemin kaçınılmaz olduğu &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Three Minutes &lt;/span&gt;(Theo Angelopoulos), Lynch garipliğinden son örnek &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Absurda&lt;/span&gt;, her zamanki gibi az zamanda çok etkileyici hikayeler anlatmayı becerebilen Aki Kaurismäki kısası &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;The Foundry&lt;/span&gt;, sinemada film izlerken gevezelik yapanlar hakkındaki düşüncelerime tercüman olan &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Occupations&lt;/span&gt; (Lars von Trier) ve sinemaya olan aşkımı en erotik, en kırmızı, en ateşli anlatabilecek yönetmen olan Wong Kar Wai'den Godard'ın Alphaville'inden sesler eşliğinde &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;I Travelled 9000km To Give It To You&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olivier Assayas'ın kısasında başrolü &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Deniz Gamze Ergüven&lt;/span&gt; isimli bir Türk kızımızın oynadığı gereksiz bilgisini ekleyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 kıtadan 25 farklı ülkeden yönetmenlerin biraraya gelerek oluşturdukları bu projeye uzak durmayın. Sinema sevgisi üzerine naif ve içten bir selam. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(8/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-5663472485403222263?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/5663472485403222263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/to-each-his-own-cinema-2007.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/5663472485403222263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/5663472485403222263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/07/to-each-his-own-cinema-2007.html' title='To Each His Own Cinema (2007)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/Sk0zaIixz3I/AAAAAAAAAdQ/6fdvLSwvmQE/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-7497741148007706935</id><published>2009-06-27T00:01:00.006+03:00</published><updated>2009-06-27T00:41:25.619+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Powder Blue (2009)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Powder Blue&lt;/span&gt; 2009 yılı mahsulü Vietnamlı yönetmen Timothy Linh Bui tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkU_er8QptI/AAAAAAAAAdI/4CwoERvltNE/s1600-h/p3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 218px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkU_er8QptI/AAAAAAAAAdI/4CwoERvltNE/s320/p3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351753528623802066" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Daha önce defalarca benzerlerini izlediğimiz (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;belki defalarca sıkılmadan izleyeceğimiz&lt;/span&gt;) birbirine değen, değmeyen, teğet geçen farklı insanların yaşamlarından kesitler diye nitelendirebileceğim bir film Powder Blue. Birbirinden ünlü oyuncular tarafından canlandırılan karakterlerin hepsi canlı, hepsi aramızda yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkU_ab5ExzI/AAAAAAAAAdA/sWvB3fiSKr0/s1600-h/p2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkU_ab5ExzI/AAAAAAAAAdA/sWvB3fiSKr0/s320/p2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351753455595996978" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Rose Johnny (Jessica Biel) komadaki oğlunun hastane masraflarını karşılamakta zorlanan striptizci (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;egzotik dansçı&lt;/span&gt;) bir yalnız anne. Qwerty Doolittle (Eddie Redmayne) babasından kalan borç içindeki cenaze levazımat işlerini yürütmeye çalışan, hayatında hiç bir kadınla beraber olmamış, zaman zaman çocuklara kukla gösterileri yapan yalnız bir adam. Charlie (Forest Whitaker) hayatının kadını ile tanışıp evlendiği gün kaza yapan, kazada karısını kaybeden, kazadan sonra hayata tamamen küsüp o güne kadar biriktirdiği bütün yatırımlarını (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;50.000 dolar&lt;/span&gt;) nakite çevirip bu para karşılığında kendisini öldürecek birini arayan umutsuz biri. Jack Doheny (Ray Liotta) 25 sene yattığı cezaevinden çıktığında çok sevdiği karısının öldüğünü ve kendisini hiç görmemiş olan kızının striptiz yaparak hayatını kazandığını öğrenen, kızıyla bir şekilde temas kurmaya çalışan, hastalığından dolayı çok az ömrü kalmış olan yalnız bir baba. Sally (Lisa Kudrow) kocasından ayrıldıktan sonra kimseyle yakınlaşamamış, yanında duracak bir erkeğe ihtiyaç duyan, devamlı müşterilerinden biri olan umutsuz bir adam ile ilgilenen yalnız bir garson.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ana karakterlerin dışında ilginç bir iki yan karakter de var. Johnny'nin Scarlet takma ismi ile çalıştığı striptiz barın sahibi Velvet Larry rolünde Patrick Swayze ile Doheny'nin kontağı olan Randall rolünde Kris Kristofferson'ın isimleri anmaya değer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkU_VsL-rnI/AAAAAAAAAc4/fj1sZDPlayI/s1600-h/p1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 249px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkU_VsL-rnI/AAAAAAAAAc4/fj1sZDPlayI/s320/p1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351753374070910578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Eğer &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Crash&lt;/span&gt; (2004, yönetmen Paul Haggis), &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Magnolia&lt;/span&gt; (1999, yönetmen Paul Thomas Anderson), &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Traffic&lt;/span&gt; (2000, yönetmen Steven Soderbergh) gibi filmleri sevdiyseniz bu filmi de sevmemeniz için hiçbir neden yok. &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;(6/10)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-7497741148007706935?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/7497741148007706935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/06/powder-blue-2009.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7497741148007706935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7497741148007706935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/06/powder-blue-2009.html' title='Powder Blue (2009)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkU_er8QptI/AAAAAAAAAdI/4CwoERvltNE/s72-c/p3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-7264147858048957923</id><published>2009-06-26T02:15:00.005+03:00</published><updated>2011-12-20T01:58:25.305+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Donkey Punch (2008)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Donkey Punch&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü Oliver Blackburn tarafından yönetilmiş olan İngiltere yapımı bir film. Yönetmenin ilk filmi. Daha öncesinde çektiği üç beş kısa film var.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkQLofesTgI/AAAAAAAAAcY/QTpqfLWgI4Y/s1600-h/d1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351415047495896578" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkQLofesTgI/AAAAAAAAAcY/QTpqfLWgI4Y/s320/d1.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 211px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mallorca'ya tatil için gelen üç İngiliz kızımız (Lisa, Tammi ve Kim) çılgınca eğlenmek niyetindedir. Bir barda tanıştıkları üç İngiliz genç (Bluey, Josh ve Marcus) ile Mallorca açıklarına yatla açılıp eğlenceye açık sularda devam etmeye karar verirler. Yatta bekleyen Sean ile beraber kanı kaynayan yedi İngiliz genci için başta herşey şahane gider. Alkol, deniz, güneş, uyuşturucu derken seks. İşte o noktada olay kopar. Gezintinin başında Bluey filme ismini veren "Donkey Punch" isimli pozisyonu yattakilere (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ve izleyenlere&lt;/span&gt;) anlatır. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pozisyon kabaca aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi anal seks esnasında er kişinin boşalma anında dişi kişinin ense köküne yumruk atması ile gerçekleşir. Güya bu sırada dişi kişinin malum bölgesi daha fazla kasılacağından er kişinin zevk alma katsayısı tavan yaparmış mış mış...&lt;/span&gt;)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkQO4HLygFI/AAAAAAAAAco/cctfDVDP3Cs/s1600-h/d3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351418614386950226" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkQO4HLygFI/AAAAAAAAAco/cctfDVDP3Cs/s320/d3.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 238px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pozisyonun etkisinde kalan yaşça diğerlerinden küçük olan Josh orgy esnasında gaza gelip pozisyonu uygulamaya kalkar. Sonuç faciadır. Lisa ölür. Sonrasında geriye kalan altı kardeşimiz akla hayale gelmeyecek salaklıklar yaparlar. Birçoğu bu gezintiden sağ dönemeyecektir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkQO_910doI/AAAAAAAAAcw/L-5sR77VHf8/s1600-h/d4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351418749317838466" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkQO_910doI/AAAAAAAAAcw/L-5sR77VHf8/s320/d4.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 254px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şehir efsanesi olan bir cinsel pozisyon üzerine kurulu bir gerilim filmi çekmek, hatta filme bu pozisyonun ismini vermek sanırım cesaret işi. Deli cesareti. Daha çok ilgi çekmek, reklam gibi kaygılar yüzünden bu yola gidildiği gün gibi ortada. Bu kısmı gözardı ettiğimizde aslında geriye pek fazla bir şey kalmıyor. Sıradan aklı(!) karışmış panik gençlerin olabilecek en manasız ve yanlış tercihleri yaparak durumu daha zora sokmalarının hikayesi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkQOmKd4eUI/AAAAAAAAAcg/yKo0683m0bU/s1600-h/d2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351418306030500162" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkQOmKd4eUI/AAAAAAAAAcg/yKo0683m0bU/s320/d2.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 241px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir vatandaşlık görevi olarak Donkey Punch pozisyonunun tehlikesini herkeslere anlatmayı hedefleyen film bu ulvi misyonun altında eziliyor. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(3/10)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-7264147858048957923?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/7264147858048957923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/06/donkey-punch-2008.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7264147858048957923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/7264147858048957923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/06/donkey-punch-2008.html' title='Donkey Punch (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkQLofesTgI/AAAAAAAAAcY/QTpqfLWgI4Y/s72-c/d1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-1490847011729342716</id><published>2009-06-24T11:57:00.011+03:00</published><updated>2011-12-20T01:53:49.510+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Ghajini (2008)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ghajini&lt;/span&gt; 2008 yılı mahsulü A.R. Murugadoss tarafından yönetilmiş olan Hindistan yapımı bir film. Müzikler, 2008 Oscarlarında &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Slumdog Millionaire&lt;/span&gt; (2008, yönetmen Danny Boyle) ile 2 adet heykelcik kapan A.R. Rahman tarafından yapılmış.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkIv-BYv8FI/AAAAAAAAAb4/q1Yjy4I_E74/s1600-h/g1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350892049840205906" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkIv-BYv8FI/AAAAAAAAAb4/q1Yjy4I_E74/s320/g1.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 247px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Film aslında Tamil dilinde 2005 yılında gene A.R. Murugadoss tarafından çekilmiş. Tamil Hindistan'ın güneyinde konuşulan yerel bir dil. Film bir şekilde ünlü aktör Aamir Khan'ın dikkatini çeker ve Hindu dilinde yeniden çekilmesine karar verilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ghajini filminin benim ilgimi çekme sebebi ise ana temanın basbayağı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Memento&lt;/span&gt; (2000, yönetmen Christopher Nolan) ile birebir aynı olması. Hintlilerin Memento'yu nasıl yorumlayacaklarını merak ettim açıkcası.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkIw191OTfI/AAAAAAAAAcA/K0-WzEnMrEg/s1600-h/g2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350893010958568946" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkIw191OTfI/AAAAAAAAAcA/K0-WzEnMrEg/s320/g2.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 234px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sanjay Singhania (Aamir Khan) "kısa süreli hafıza kaybı" (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;short term memory loss&lt;/span&gt;) denilen hastalıktan muzdarip, intikam peşinde koşan, bol kaslı kahramanımız. En fazla 15 dakika içinde olanları hatırlayabilen Sanjay daha öncesi ile ilgili ne bir olay, ne bir yer, ne de bir yüz hatırlayamaz. Kendince önemli şeyleri hatırlamak adına yanında taşıdığı not defterine notlar alır, polaroid fotoğraf makinası ile fotoğraflar çeker, vücuduna dövmeler yapar. Varmak istediği tek bir hedef vardır: öldürülen sevgilisi Kalpana'nın (Asin) intikamını almak. Bunun için Ghajini'yi öldürmesi gerektiğine dair notlar almıştır. Ama bir problem vardır; Ghajini kimdir? Hiçbir şeyi hatırlayamadığı gibi bunu da hatırlayamaz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Konuyu okuduğunuzda Memento filmine yakın çizgide bir film izleyeceğinizi düşünüyor olabilirsiniz. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ki ben düşünmüştüm, oradan biliyorum.&lt;/span&gt;) Tamamen yanıldığınız söyleyebilirim. Filmin ilk yirmi dakikası içinde Sanjay bir adamı öldürür, olay yerine gelen polis bulduğu bir ipucu ile Sanjay'ın evini tespit eder, Sanjay'ı yakalar (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;nedense dedektif Arjun bütün bunları hep tek başına yapar&lt;/span&gt;), Sanjay'ın evini karıştırırken 2005 yılına ait bir günlük bulur. İşte ne olursa o anda olur. Birden ana konudan tamamen koparız. 2005 yılına dönüp Sanjay ile Kalpana'nın nasıl tanıştıklarını, Sanjay'ın Kalpana'ya nasıl aşık olduğunu falan Hint filmlerinin simgesi olan danslı müzikli sahnelerle öğreniriz. Yaklaşık bir saat boyunca (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;evet yanlış okumadınız, bir saat&lt;/span&gt;) saçma sapan bir aşk filminin içinde buluruz kendimizi. Neyse ki 2005 yılı (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ve günlük&lt;/span&gt;) biter de, saçma sahneler son bulur. Dedektif bir anda çılgınlar gibi 2006 yılının günlüğünü aramaya başlar. Çünkü 2005 yılbaşı günü Sanjay Kalpana'ya evlenme teklif etmiştir. Kalpana cevabını ertesi gün vereceğini söyler. Dedektif Arjun da Hintli değil mi, merak ediyor işte adam ne oldu diye. Arjun tam 2006 yılına ait günlüğü bulduğunda Sanjay kendine gelir, Arjun'u safdışı bırakır, Ghajini'yi öldürme görevine kitlenir ve evden dışarı çıkar. Bu sayede tekrar Memento çizgisine geri dönmüş oluruz. Bu sefer tıp öğrencisi Sunita devreye girer. Yardımcı olacağım derken işleri iyice karıştıran Sunita sayesinde 2006 yılının günlüğüne dalar gideriz. Alın size bir saat daha Hint usulü aşk filmi. Toplam süresi üç saatten biraz fazla olan filmin iki saati aşkın kısmı bu ıvır zıvır beş para etmez aşk meşk masalına ayrılmış.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkIxAtvUw2I/AAAAAAAAAcI/dok9AT3o_ak/s1600-h/g3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350893195617420130" src="http://3.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkIxAtvUw2I/AAAAAAAAAcI/dok9AT3o_ak/s320/g3.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 240px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani Ghajini, kurgusunu değil ama konusunu ödünç aldığı Memento'ya bütünüyle ihanet eden bir film. Üzerine geçirdiği Mementomsu maskesi ile aslında basit bir zengin adam fakir kız aşkını konu ediyor. Ama gerek posterleri ile olsun, gerek basın tanıtımları ile bu konudan hiç bahsedilmiyor. İşin reklam kısmında sadece ama sadece bu Mementomsu intikam hikayesi ön plana çıkartılarak ilgi çekilmeye çalışılmış, ki başarılı olduklarını söylemek mümkün. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;En azından ben tuzağa düştüm.&lt;/span&gt;)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sanjay Singhania rolündeki aktör Aamir Khan sanırım Hindistan'ın en ünlü aktörlerinden biri olsa gerek. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hint Sinemasına uzak olduğum için çok bilgim yok.&lt;/span&gt;) Senaryoyu ve yapımcıların aksi yönde ısrarına rağmen Kalpana rolü için Asin isimli Tamil aktristi kendi seçtiğine göre belli bir gücü olduğu aşikar. Kalpana rolündeki Asin Hint işi abartılı oyunculuktan örnekler sergilese de diğer oyuncuların yanında Aamir Khan ile beraber sivrildiği rahatlıkla söylenebilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkIxM3cIQVI/AAAAAAAAAcQ/X9mcl1KfFKw/s1600-h/g4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350893404379693394" src="http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkIxM3cIQVI/AAAAAAAAAcQ/X9mcl1KfFKw/s320/g4.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 240px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 320px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kopuk flashbackleri ile beni dumura uğratan bir film oldu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ghajini&lt;/span&gt;. Hint usulü Memento yeniden yapımı nasıl olur diye merak eden bünyelere tavsiye olunur. Dumur katsayısı yüksek bir yapım. Gözatmakta fayda var. &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(3/10)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2768917782441581714-1490847011729342716?l=mkizilca.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mkizilca.blogspot.com/feeds/1490847011729342716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/06/ghajini-2008.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1490847011729342716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2768917782441581714/posts/default/1490847011729342716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mkizilca.blogspot.com/2009/06/ghajini-2008.html' title='Ghajini (2008)'/><author><name>Murat KIZILCA</name><uri>https://profiles.google.com/117669023392624630284</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='//lh4.googleusercontent.com/-qgyEDH_r5k0/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABHs/z39M0GS23C4/s512-c/photo.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkIv-BYv8FI/AAAAAAAAAb4/q1Yjy4I_E74/s72-c/g1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2768917782441581714.post-7236238426944003802</id><published>2009-06-22T23:59:00.012+03:00</published><updated>2009-06-23T02:06:45.632+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>Karakter (1997)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Karakter&lt;/span&gt; 1997 yılı mahsulü Mike van Diem tarafından yönetilmiş olan Hollanda / Belçika ortak yapımı bir film. Character olarak da bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkAI45m41yI/AAAAAAAAAbQ/vH40g_5qkn4/s1600-h/k.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 222px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkAI45m41yI/AAAAAAAAAbQ/vH40g_5qkn4/s320/k.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350286130945775394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mike van Diem Karakter ile 1998 tarihinde yabancı film dalında Oscar ödülünü aldı.&lt;br /&gt;Filmi 13 Ekim 1998 tarihinde Beyoğlu Beyoğlu Sineması'nda 19:00 seansında izlemişim. Malum defterime film ile ilgili bir şeyler karalamışım. Bu karalamaları buraya aktarıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1920ler, Rotterdam. Çalkantılı bir dönemde (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;şiddetli bir ekonomik kriz yaşanırken&lt;/span&gt;) insafsız bir mübaşir olan Dreverhaven, hem ekonomik anlamda hem de statü olarak hızla yükselir. Dreverhaven'in ev işlerini gören saf gururdan inşa edilmiş Joba, mübaşirin evinde kalmaktadır. Bir gece Dreverhaven tarafından tecavüze uğrar. Bu olay bir daha tekrar etmez, iki taraf da hiçbir şey olmamış gibi günlük yaşamlarına devam eder. Hamile olduğunu anlayan Joba evi terkeder ve çocuğunu doğurur: Jacob Katadreuffe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıt kanaat geçinmelerine rağmen Dreverhaven'dan gelen tüm yardımları geri çeviren Joba oğlunu tek başına ama sevgi ve şefkatten yoksun olarak yetiştirir. Jacob çevresinden eksik olmayan alaycı kalabalığın kendisiyle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"piç"&lt;/span&gt; diyerek alay etmesini ömrü boyunca unutmaz. Bütün nefretinin odağına ise babasını yerleştirir. Babası ise Joba'dan maddi manevi hiçbir karşılık görmemesinin nefretini Jacob'a yükler. Filmin bundan sonrası klasik baba oğul çekişmesinin kurgusundan oluşuyor. Ama ne kurgu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkAGGzlQYpI/AAAAAAAAAbI/XtLcYOwCpSY/s1600-h/k1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 236px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkAGGzlQYpI/AAAAAAAAAbI/XtLcYOwCpSY/s320/k1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350283071311602322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Özellikle Dreverhaven ile Jacob'ın sırayla birbirlerine darbe vurduktan sonra aldıkları keyif ve rakibden(!) gelecek olan darbeye karşı bilerek isteyerek savunmasız durmaları... Gerçekçilik adına etkileyici sahneler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;SPOILER ALERT:&lt;/span&gt; Eğer filmi izlemediyseniz spoiler sonuna kadar okumayın. Çünkü direkt finali anlatmak niyetindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkAKk7zrM8I/AAAAAAAAAbw/kWU9G8d5U10/s1600-h/k3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 223px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkAKk7zrM8I/AAAAAAAAAbw/kWU9G8d5U10/s320/k3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350287986962150338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;----------------------SPOILER ALERT----------------&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Son sahnede Jacob avukat olup diplomasını alır. Kendini tutamaz, mıknatıs misali Dreverhaven'ın yanına, dükkana gider. Diplomasını aldığını söyler. Ayrılmak üzereyken Dreverhaven elini uzatıp tebrik eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jacob: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;-Bütün bu zaman boyunca bana engel olan eli sıkamam. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dreverhaven: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;-Ama aynı zamanda yardım da eden... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jacob dışarı çıkar. Rahatlayamamıştır. Çılgın gibi koşarak içeri girer ve Dreverhaven'ın üzerine atlar. Şiddetli bir kavgaya tutuşurlar. Her ikisi de yıllardır içlerinde biriktirdikleri nefreti kusmaktadır. Daha sonra Jacob dükkanı terkeder. Hamle sırası Dreverhaven'dadır. Dükkanın en üst katına çıkar, bıçağı karnına saplayıp kendini dükkanın boşluğundan aşağı bırakır. Ölür. Katil zanlısı olarak Jacob gözaltına alınır. Neyse ki dinlemeyi bilen akıllı bir polise denk gelir ve suçsuzluğu anlaşılarak serbest bırakılır. Tam Jacob'ın babası ile girdiği zorlu mücadeleyi kazandığını düşündüğümüz anda Dreverhaven'ın avukatından bir mektup alır. Bir vasiyetnamedir bu. Dreverhaven herşeyini Jacob'a bırakmıştır. Fakat asıl sürpriz bu değildir. Asıl sürpriz mektubun sonunda saklı olan Dreverhaven'ın ölümcül darbesidir. Mektup şu şekilde biter:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Saygılarımla&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Baban&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dreverhaven giderayak son hamlesini yaparak, rakibini uzatmalarda nakavt eder. Jacob beklenmedik yenilginin(!) verdiği şaşkınlıkla boş boş bakarak en uzağa yürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;------------------SPOILER SONU--------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_BEyQNihHEnA/SkAKgZz6K-I/AAAAAAAAAbo/FcPD85U2bOo/s1600-h/k2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10
