13 Aralık 2013 Cuma

Sinemanın Hikayesi

Sinemanın Hikayesi 19-29 Aralık 2013 tarihleri arasında İstanbul Modern’de!


İstanbul Modern Sinema, Sinemanın Hikayesi ile izleyiciyi dünya sinema tarihini başlangıcından bugüne bütünüyle anlatan 15 saatlik bir belgesel maratonuna davet ediyor.

Sinemanın Hikayesi 1

Beş yılı aşkın bir çalışma sonucunda Mark Cousins’in aynı adlı kitabını temel alarak yönettiği film, sinemanın getirdiği yenilikleri keşfe çıkarken sinemacıların hem dönemlerinin tarihi olaylarından hem de birbirlerinden nasıl etkilenmiş olduklarını inceliyor. Sessiz sinemanın ilk günlerinden Hollywood’un doğuşuna ve yıldız sistemine uzanarak, sinemanın Rusya, Japonya, Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere, İskandinavya ve ABD’deki sanatsal evrimini kat ediyor. Sinemanın Hikayesi, izleyiciyi hem tüm zamanların en iyi filmlerini kuşatan sürükleyici bir dünya turuna çıkarıyor, hem de Avrupa ve Amerika odaklı mevcut sinema algısını kırarak “7. Sanat”ın tarihini “dünyalaştırıyor”.
 
“Terminoloji kullanmadan, daha anlaşılabilir bir sinema tarihi” yazma fikriyle sinema tarihinin önemli duraklarına değinen belgesel, müthiş arşiv görüntülerinin yanı sıra Bernardo Bertolucci, Jane Campion, Gus Van Sant, Lars Von Trier, Claire Denis, Stanley Donen ve Claudia Cardinale gibi efsanevi sinemacılar ve oyuncularla söyleşiler içeriyor.
 
 

BÖLÜM 1 SİNEMANIN DOĞUŞU (1900-1920)
Bu ilk bölümde yönetmen sinema sanatının nasıl doğduğuna bakıyor. İlk filmlerin yapıldığı “sinema katedralleri”nde geçen filmde ilk yıldız oyuncuları, yakın plan çekimin ve özel efektin doğuşunu, Hollywood’un nasıl bir mit haline geldiğini görüyoruz.

BÖLÜM 2 HOLLYWOOD RÜYASI (1920’LER)
Hollywood bir yandan Charlie Chaplin, Buster Keaton gibi yönetmenlerle eğlence sektörünü parlatırken, bir yandan bu fanteziye meydan okuyan Robert Flaherty, Eric Von Stroheim ve Carl Theodor Dreyer gibi, filmlerin daha “ciddi” olması gerektiğini savunan isimleri gösteriyor. Evet, tüm zamanların en iyi filmlerine tanık oluyoruz.

BÖLÜM 3 DIŞAVURUMCULUK, İZLENİMCİLİK, GERÇEKÜSTÜCÜLÜK: DÜNYA SİNEMASININ ALTIN ÇAĞI (1920’LER)
1920’ler sinemanın altın çağıydı. Bu bölüm, Moskova’dan Berlin’e sinema buluşunun sınırlarını zorlayan yönetmenleri inceliyor. Alman dışavurumculuğu, Sovyet montajı ve Fransız empresyonizmi gibi yeni film hareketleriyle beraber, değerleri daha az bilinen Çin ve Japon sinemasının o dönemki ustalarını da unutmuyor.

BÖLÜM 4 SESİN GELİŞİ (1930’LAR)
Sesin gelmesiyle sinema için her şey değişti. Bu bölüm sinemanın türlerini ziyaret ediyor: Komediler, gangster filmleri, korku filmleri, Westernler, müzikaller. Bölümde ustaların ustası Howard Hawks karşımıza çıkıyor. Hitchcock, Hollywood’dan çok uzakta İngiltere’de yolunu çizerken, Fransız yönetmenler de haleti ruhiyeyi anlatmada ustalaşıyor. 1939 yılında yapılmış, tüm zamanların en büyük üç filminin ortak özelliği açıklanıyor.

BÖLÜM 5 SAVAŞ SONRASI SİNEMASI (1940’LAR)
5. bölüm savaş travmasının sinemayı ne kadar cesaretlendirdiğini anlatıyor. İtalya’dan Hollywood’a, Orson Welles’den karanlık Amerikan sinemasına geçiyor ve McCarthy döneminin dramını yansıtıyor. Yağmur Altında (Singin’ in the Rain) filminin yönetmeni Stanley Donen’ın ağzından kariyerini dinliyoruz.

BÖLÜM 6 CİNSELLİK & MELODRAM (1950’LER)
1950’lerdeki filmlerin hikayelerinde cinsellik ve melodram ağır basıyor. James Dean ile başlayıp dönemin cilalı isimlerini anan bölüm; Mısır, Meksika, Japonya gibi ülkelerdeki tutku ve öfke filmlerini ziyaret ediyor. Ayrıca Satyajit Ray, Kurosawa ve Ozu filmlerinin efsanevi aktrisi Kyoko Kagawa gibi isimlerle yapılan söyleşiler içeriyor.

BÖLÜM 7 AVRUPA’DA YENİ DALGA (1960’LAR)
Bu bölümde 50’lerden 60’lara geçiyor, İtalyan oyuncu Claudia Cardinale’in ağzından Federico Fellini’yi dinliyoruz. O sıralarda Danimarka’da Lars Von Trier, Ingmar Bergman’a olan hayranlığını dile getirirken; Bernardo Bertolucci, Pier Paolo Pasolini ile çalışmalarını anlatıyor. Bölüm, Fransız sinemacıların filmlerin altına nasıl bir bomba yerleştirdiklerini ve Yeni Dalga’nın Avrupa’yı nasıl kasıp kavurduğunu takip ediyor.

BÖLÜM 8 YENİ YÖNETMENLER, YENİ BİÇİM (1960’LAR)
Tüm dünyada 1960’ların baş döndürücü sinemasını izlediğimiz bu bölümde Hollywood’da belgeselin ana akım sinemayı nasıl etkilediği tartışılırken, Easy Rider ve 2001: Uzay Yolu Macerası (2001: A Space Odyssey) ile Amerikan sinemasında yeni dönemin işaretlerini inceleniyor. Polanski, Tarkovsky, Oshima ile aynı anda Afrika sineması da doğuyor.

BÖLÜM 9 70’LERİN AMERİKAN SİNEMASI
70’lerde daha olgun bir Amerikan sineması görüyoruz. Aşk Mevsimi (The Graduate) filminin yazarı Buck Henry o dönemki filmlerde taşlamayı anlatırken, Paul Schrader, Taksi Şoförü (Taxi Driver) için yazdığı senaryo üzerine konuşuyor.

BÖLÜM 10 DÜNYAYI DEĞİŞTİREN FİLMLER (1970’LER)
70’lerde dünyayı değiştirmeyi çalışan filmlerin hikayesi… Bölüm Almanya’da Wim Wenders ile başlıyor, ardından Britanya’da Ken Loach’a geçiyor, yeni Avustralya sinemasının başlangıcına giderken Japonya’da duruyor.

BÖLÜM 11 MULTİPLEKSLERİN GELİŞİ VE ASYA ANAAKIMI (1970’LER)
Yıldız Savaşları (Star Wars), Jaws ve Şeytan (The Exorcist) gibi filmlerin yaratıcılığını konuşarak başlayan bölüm, ardından dünyanın en ünlü yıldızı Amitabh Bachchan ile o yıllarda Bollywood’daki yeni sinema anlayışından bahsediliyor. Bruce Lee filmleriyle Hong Kong sinemasının enerjisi, Yuen Wo Ping ile aksiyon filmleri ve The Matrix’teki koreografi üzerine sohbet ediliyor.

BÖLÜM 12 GÜCE KARŞI SAVAŞ: SİNEMADA PROTESTO (1980’LER)
Beyaz Saray’da Ronald Reagan, İngiltere’de Margaret Thatcher ile 80’ler, filmlerde protestoyu öne çıkardı. Bağımsız Amerikan sinemasından John Sayles o yılları anlatırken, Pekin’de Çin sineması büyüyor, Polonya’dan Krzysztof Kieslowski ortaya çıkıyor.

BÖLÜM 13 YENİ SINIRLAR: AFRİKA, ASYA VE LATİN AMERİKA’DA DÜNYA SİNEMASI (1990’LAR)
1990’larda sinema yeni bir altın çağa girdi. Bölüm, İran’da Abbas Kiarostami ile başlıyor. Sonrasında yeni, cesur Japon korku sinemasının kurucularından Shinji Tsukamoto ile buluşuluyor. Ardından Paris’e geçerek Claire Denis ile sohbet ediliyor.

BÖLÜM 14 YENİ AMERİKAN BAĞIMSIZLARI VE DİJİTAL DEVRİM (1990’LAR)
Bölüm, Anglo-Sakson sinemasındaki oyuncul, cafcaflı örneklere yer verirken Tarantino’nun diyalog yazımına ve Coen kardeşlerin uç anlatımına bakıyor. Yıldız Gemisi Askerleri (Starship Troopers) ve Robocop filmlerinin senaristi metinlerindeki ironiyi tartışırken, Avustralya’da Baz Luhrmann, Romeo + Juliet ve Moulin Rouge’u anlatıyor. Bölüm, dijital dünyanın sinemayı nasıl şekillendireceğine dair bir incelemeyle bitiyor.

BÖLÜM 15 GÜNÜMÜZ SİNEMASI VE GELECEK (2000’LER)
Bu sön bölümle sinema tarihi şimdilik kapanıyor. 11 Eylül olaylarından sonra Amerikan filmleri ciddileşirken, Romen filmleri su yüzüne çıkıyor. David Lynch, tarihin en karmaşık rüya filmlerinden biri olan Mulholland Çıkmazı’nı (Mulholland Drive) yaparken, Başlangıç (Inception) filmi oyuna çeviriyor. Bu son bölüm Alexander Sokurov’un yenilikçi dilinden yola çıkarak, sinemanın şimdisinden geleceğine bakmaya çalışıyor.

Not: Gösterimler müze ziyaretçilerine ve üyelere ücretsizdir. Tüm gösterimler Türkçe altyazılıdır.


.
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder