1 Mart 2013 Cuma

Lawless (2012)

Lawless 2012 yılı mahsulü John Hillcoat tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. Senaryosunu ünlü müzisyen Nick Cave’in yazdığı film, üç kardeşin Büyük Buhran olarak isimlendirilen 1930’lar Amerika’sında geçen hikâyesini anlatıyor. 



Nick Cave, on parmağında on marifet tanımına uyan nadir sanatçılardan biri. Avustralyalı Cave için kullanacağım sıfatların başına ‘ozan’ı koyardım herhalde. İnsanı kolayca avucunun içine almayı başaran şarkı sözleri gösteriyor ki kelimeler en büyük silahı. The Birthday Party ile başlayan, Nick Cave and the Bad Seeds ile devam eden muhteşem müzik kariyeri bile yeterliydi aslında Cave’in şu fani dünyanın unutulmaz isimleri arasında yer almasına. Sinemaya da bulaşmayı tercih etti, aktör, besteci ve senaryo yazarı olarak. Bu hafta gösterime girecek üçüncü senaryo denemesi Lawless’ın yönetmenlik koltuğunda ise bir önceki senaryosu The Proposition'ı (2005) de çeken John Hillcoat oturuyor. Hillcoat, en son, sert ve güçlü distopik yol hikâyesi The Road’u (2009) yönetmişti. 

Matt Bondurant’ın romanından uyarlanan Lawless, kaçak içki üretimi yaparak geçinen Bondurant kardeşlerin hikâyesini anlatıyor. Yirminci yüzyılın en büyük ve en uzun süren ekonomik krizlerinden biri olan ve Büyük Buhran olarak isimlendirilen dönemin başlangıcı 29 Ekim 1929 olarak gösterilir, yani Kara Salı olarak da bilinen, Wall Street’in çöktüğü tarih. Bir anda bütün dünyayı etkileyen ABD kaynaklı ekonomik krizin hemen akabinde II. Dünya Savaşı patlak verir. Krizin sona ermesi ile savaşın bitiş tarihlerinin birbirine yakın olması ise tesadüften çok uzaktır. 



Lawless’ın hikâyesi, bu kriz döneminin hemen başında, 1931 yılında Franklin, Virginia’da başlar. Forrest, Howard ve Jack isimli üç kardeş, bölgedeki herkes gibi kaçak içki üreterek geçimlerini sağlamaktadır. Çevrelerinde kardeşlerin ölümsüz olduğu yönünde bir efsane dolanmaktadır. Bunun sebebi, Howard ve Forrest’ın ayrı ayrı milyonda bir denilecek şanslarla ölümden döndükleri yaşanmışlıklardır. I. Dünya Savaşı sırasında Howard'ın görev aldığı tabur denizde boğulur ve koca taburdan bir tek Howard sağ olarak kurtulmayı başarır. Aynı yıl ülkeyi silip süpüren İspanyol gribine yakalanan Forrest, bütün olasılıkların aksine bu öldürücü hastalıktan kurtulur. İşte bu yüzden, Bondurant kardeşleri hiçbir şeyin öldüremeyeceğine inanılır. 

Kaçak içki konusunda sert önlemler almaya başlayan hükümet, bölgeye Charlie Rakes adında bir vekil gönderir. Bölgeyi haraca bağlayarak kaçak içki sevkiyatını denetim altına almak isteyen Rakes’e bir tek Bondurant kardeşler direnir. Aralarında oluşan husumetin kanlı olaylara sebebiyet vermesi kaçınılmazdır. 



Lawless için kırsalda geçen bir gangster filmi diyebiliriz. Aynı dönemde yaşayan ve adı artık herkesçe bilinen Al Capone, Tommy Maloy ya da Lucky Luciano gibi meşhur gangsterler, büyük çetelere liderlik yaptılar. Birbirleriyle girdikleri güç kavgaları sonucunda kendi hükümranlıklarını kurdukları bölgelerde güçlerini hükümete de kabul ettirdiler. Başarı ve çöküş hikâyesi anlatmak adına iyi malzeme veren dönem birçok kez sinemaya konu oldu. Lawless, o şatafatlı çatışmaların geçtiği büyük şehirlerden uzağa, kırsala bakıyor ve bölgenin yarattığı efsanelerden Bondurant kardeşlerin öyküsüne odaklanıyor. En büyük kardeş Howard, iri yarı yapısı ve kemik kıran yumrukları ile kardeşlerin vurucu gücü rolüne soyunmuş durumda. Ortanca kardeş Forrest, bütün organizasyonları yapıyor, ticareti ve alışverişi kontrol ediyor, kısaca grubun beyni konumunda. Her ikisi de durumlarından memnun, daha da büyümek gibi hırsları yok. En küçükleri Jack ise diğer iki kardeşten birçok yönüyle ayrılıyor. Sevkiyatlarda arabayı kullanan Jack’in belki de yaptığı en iyi şey bu, araba kullanmak. Ama elindekiyle yetinmeyen Jack, hayranı olduğu büyük gangsterler gibi olmak istiyor, onlar gibi giyinmek, silah kullanmak ve hüküm sürmek istiyor. Kardeşlerinin alaylı yaklaşımlarına rağmen devamlı kendi başına iş halletmeye çalışıyor ve ailenin başını sık sık belaya sokuyor. Kanunsuzlar, birbirinden farklı üç kardeşin yüzyılın en sıkıntılı döneminde, zaten imkânları kısıtlı olan kırsalda var olma mücadelesini ve istemeden de olsa aynı hedefte birleşmesini anlatıyor. 

Filmin oyuncu kadrosu bir hayli ilgi çekici görünüyor. Tom Hardy az konuşan, ‘ağır abi’ Forrest karakterinde bir parça zorlanmışa benziyor. İnişli çıkışlı bir grafik çizse bile genelde çok fazla rahatsız etmiyor. Jason Clarke, Howard rolüne cuk oturmuş, en sıkıntısız oyunculuğu onun gösterdiğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Guy Pearce, Prometheus’tan sonra burada da çok ağır makyaj altında oynamak zorunda kalmış. Ama öyle ‘gıcık’ bir karaktere can veriyor ki daha göründüğü ilk sahnede filmin kötü adamı ile karşılaştığınızı anlıyorsunuz. Çok kısa bir rolde görünen Gary Oldman, her zamanki gibi daha fazla izleme isteği uyandırıyor. Jessica Chastain ve Mia Wasikowska ise kısıtlı sürelerine rağmen iyi iş çıkarmışlar. Rollerin büyüklüğüne göre sıralama yaparsak en başta yazmam gereken Shia LaBeouf’u bilerek sona bıraktım. Transformers etkisi midir, nedir, bilmiyorum ama bu çocuğa bir türlü ısınamadım. Oyunculuğunda beni iten bir şeyler var. 



Yönetmen Hillcoat, kendine has görsel bir tat yakalama peşinde emin adımlarla ilerlemeye devam ediyor. Aynı The Proposition ve The Road gibi Lawless da ağır tempoyla ilerleyen sakin bir film. Ancak Hillcoat, gerektiğinde kanlı şiddet sahneleri kullanmaktan da çekinmiyor. Forrest’ın Chicago’dan gelen iki kiralık katil ile kapıştığı sahne ile finaldeki çatışma sahnesini örnek gösterebilirim. Özellikle köprüdeki çatışma sahnesi çok iyi kotarılmış. 

Lawless, gangster filmlerine yakın durmakla beraber, kırsalda yaşayan üç kardeşin var olma mücadelesine odaklanan, sorunsuz akışı nedeniyle seyir zevki yüksek, akıcı bir film. Kardeşlerin ölümsüzlüğü gibi hoş bir detay ile de süper kahraman filmlerine göz kırpıyor. Belli bir seviyenin üzerinde, kaliteli bir film arayanlar için uygun bir tercih olacaktır. (6/10)


.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder