25 Şubat 2013 Pazartesi

!f İstanbul 2013 Ödüller Belli Oldu!

!f İstanbul’da Büyük Ödül sambacılarla gecekonduların ötesindeki Brezilya’ya gitti.

!f İstanbul’un merakla beklenen yarışmalı bölümü Keş!f’in “ilham veren” yönetmenleri belli oldu. Günümüz Brezilya’sına farklı bir bakış getiren Komşu Sesler’in yönetmeni Kleber Mendonça Filho Keş!f Jüri Ödülü’nün sahibi olurken, SİYAD Ödülü de Öldürme Eylemi filmiyle Joshua Oppenheimer’a gitti.



12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, dün gece BackYard’da yapılan ödül töreniyle sona erdi. Beste Bereket’in sunuculuğunu yaptığı gecede Keş!f Yarışması Ödülleri ve Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülleri sahiplerini buldu.

Keş!f Ödülü Brezilyalı Yönetmenin 

Sinema dünyasından usta isimlerin “sinemada cesur hikâye anlatımı ve biçimsel arayış" kriterlerini gözeterek, en çok "İlham Veren Yönetmen"i seçtikleri Uluslararası Keş!f Yarışması’nda bu yıl 11 ülkeden 9 film yarıştı.



Meltem Cumbul, Richard Peña, Miguel Gomes, Marianne Slot ve Denis Côté’den oluşan Keş!f Jürisi, Neighbouring Sounds/Komşu Sesler’in yönetmeni Kleber Mendonça Filho’yu “yılın ilham veren yönetmeni” seçti. Jüri adına açıklamayı okuyan Meltem Cumbul; “Ödülü vermeye karar verdiğimiz film, bizi günümüz toplumuna dair algı açıcı bir yolculuğa çıkarmakla kalmıyor, bunu öyle bir şekilde yapıyor ki, sonunda her izleyicinin bu toplum hakkında kendi çıkarımlarına varmasına da izin veriyor” dedi.

Oyuncaklı hikâyesiyle kimi zaman zekice yazılmış bir komediye kimi zaman da bir gerilim filmine dönüşerek türler arasında sürüklenen Komşu Sesler, seyirciyi Brezilya’nın Recife adlı kıyı kasabasında bir mahallenin sakinlerinin yaşamlarında gezintiye çıkarıyordu.

SİYAD Joshua Oppenheimer Dedi!

Ceylan Özçelik, Çağdaş Günerbüyük ve Yeşim Tabak’tan oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisinin seçimi ise The Act of Killing/Öldürme Eylemi’nin yönetmeni Joshua Oppenheimer oldu.



SİYAD Jürisi adına konuşan Yeşim Tabak, ödülü verme gerekçeleri olarak şunları söyledi: "Kurmacanın gücünü belgesel sinemanın sınırları içine dahil etme konusundaki yaratıcı yöntemi; bu sayede, bir insanlık suçunu ya da suçluları teşhir etmenin ve buna karşı bir siyasi tavır almanın çok ötesine geçerek malzemesini felsefi boyutuyla, üstelik sinemanın doğası hakkında da düşündürerek ortaya koyabildiği için, SİYAD Ödülü’nü Öldürme Eylemi’ne veriyoruz.”

Endonezya’da geçen belgesel, karaborsada sinema biletleri satan Anwar ve arkadaşlarının ‘sinema çetesi’nin, daha sonra milyonlarca kişinin öldürülmesinden sorumlu paramiliter, aşırı sağcı bir örgüte dönüşmesini anlatıyor. Film, geçtiğimiz hafta da Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde Ekümenik Jürisi Ödülü ve Seyirci Ödülü’nü kazanmıştı.

Kısa İzleyicisi Sonra’yı Seçti!

Gecede ayrıca Türkiye’den Kısalar bölümü kapsamında verilen İzleyici Ödülleri’nin sahipleri de belli oldu. 18 kısanın gösterildiği bölümde en iyi kısa Nazlı Elif Durlu’nun yönettiği Sonra seçilirken, Akile Nazlı Kaya’nın Dünyayı Kurtarmaya Çalışanlar’ı ikinciliği, Yıldıray Yıldırım’ın 1982 adlı kısası da üçüncülüğü aldı.

Ankara ve İzmir’e Gidiyor 

17-24 Şubat tarihlerinde gerçekleşen !f İstanbul bu sene de dünyanın dört bir yanından ödüllü bağımsızlar ve ustaların son filmleri Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturdu. Bu yıl 80’den fazla filmin gösterildiği festivali 70 bin kişi izledi. Festival, 28 Şubat’ta Ankara ve İzmir’e doğru yola çıkacak ve 3 Mart’ta sona erecek.


.

23 Şubat 2013 Cumartesi

Akademi İstanbul Sinema Okulu Güncel Sinema Platformu Olma Yolunda!

Kerem Topuz başkanlığındaki Akademi İstanbul Sinema Okulu, hazırladığı uzun süreli ve yoğun programın yanında, 20 saat ve daha kısa süreli olan atölye programları ve ücretsiz seminerlerle sektördeki eğitim açığını kapatmayı hedefliyor. Bunun için sinema sektörünün çok çeşitli dallarından birçok profesyoneli aynı çatı altında buluşturuyor. 



Hedeflerinin, sinema hakkında her şeyin konuşulabildiği, paylaşılabildiği ve öğretilebildiği güncel bir platform yaratmak olduğunu söyleyen bölüm başkanı Kerem Topuz, bunu başarmanın yolunun “sürekli üretimden” ve “bilgi ve tecrübenin bire bir paylaşımından” geçtiğinin altını çizerek vurguluyor. Sektörün, sektör olabilmesinin de ilk öncelikli hedefinin “sürekli üretim” olması gerektiğini sözlerine ekliyor. 

“Film yapmayı denemeden öğrenemezsiniz!” sloganıyla yola çıkan Sinema Okulu da bu yüzden bütün eğitim programını uygulama ağırlıklı olarak belirlemiş. Birçok farklı dalda atölye programlarını da hayata geçirmeye hazırlanan Akademi İstanbul, çocukları da ihmal etmemiş. Küçük yaştaki katılımcıların sinema üretimi ile ilgili ilk deneyimlerini yaşayacakları Banu Bozdemir’in eğitmenliğinde “Küçük Sinemacılar Film Atölyesi” tam da bu hedefe yönelik bir program. Film müziği yapmak isteyen müzisyenler için Murat Özdemir’in vereceği “Film Müzikleri Yapımı Atölyesi”, sektöre girmek isteyen güzel sanatlar fakültesi öğrencilerine yönelik Natali Yeres’in “Sanat Yönetmenliği Atölyesi”, görüntüde istenen etkinin yaratılabilmesi için nelerin gerekli olduğunun öğretileceği ve çekim tekniklerine dair temel bilgilerin uygulamalı olarak aktarılacağı Aşkın Sağıroğlu’nun gözetiminde “Görüntü Yönetmenliği Atölyesi” bunlardan bazıları… 

Sinemanın diğer alanları için de bir buluşma yeri olacak olan ve katılımcıları bilgilendirme amacı güden Akademi İstanbul Sinema Okulu, usta sinemacıları, film yazarlarını, oyuncuları, dağıtımcıları, sinema salon sahiplerini, festival organizatörlerini, sinema derneği temsilcilerini düzenledikleri seminerler ve söyleşiler aracılığıyla katılımcılarla bir araya getirmeyi hedefliyor. 


.

20 Şubat 2013 Çarşamba

Berlin'de Ödül Kazanan Filmler İstanbul Film Festivali'nde

7-17 Şubat tarihleri arasında düzenlenen 63. Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyerlerini yapan filmlerin ikinci durağı 32. İstanbul Film Festivali olacak. Berlinale’nin 16 Şubat Cumartesi akşamı gerçekleştirilen töreninde ödül kazanan birçok film, İKSV tarafından Akbank sponsorluğunda 30 Mart–14 Nisan tarihlerinde yapılacak 32. İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşacak.


Berlin’de Gümüş Ayı’yı kazanan Danis Tanovic’in dokunaklı dramı An Episode in the Life of an Iron Picker, hurda demir toplayarak hayatını zorlukla kazanan Nazif’in öyküsünü anlatıyor. 2001 yılında Oscar No Man’s Land filmiyle Oscar’ın sahibi olan Danis Tanovic’in bu son filminin kadrosunda kendilerini oynayan amatör oyuncuların yer alıyor. Filmin başrolündeki Nazif Mujic de eleştirmenlerden de tam not alarak Berlin’de En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı.
İran’ın en çok baskı gören sinemacısı Cafer Panahi’nin, gizlice ve yetkililerden izin almadan çektiği son filmi Perde, Berlin Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’ne layık görüldü. Film çekmesi 20 yıl boyunca yasaklanan Panahi’nin ortak yönetmen Kamboziya Partovi ile birlikte çektiği Perde’nin mekânı pencereleri siyah perdelerle örtülmüş, deniz kenarında bir villa. Hayat, gerçeklik ve film çekmek hakkında fikirler yürütürken hem film türleri hem de öykü içinde öyküler arasında gezinen Perde, Nisan ayında İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşacak.
Özel Mansiyon’a layık görülen, Matt Damon ve John Krasinski’nin beraber oluşturduğu Promised Land, Matt Damon’un yönetmen koltuğunu zamanı olmadığı için dostu Gus Van Sant’a devrettiği bir dram. Film, ABD’de yaşanan ekonomik krizin kasaba halklarını nasıl etkilediğini bir enerji şirketinin operasyonları üzerinden anlatıyor. Başrollerini Matt Damon, John Krasinski ve Frances McDormand’ın paylaştığı film Amerika başta olmak üzere bütün dünyada basınçla kırma tekniğinin olumsuz etkilerinin tartışılmasına yol açtı. Yönetmen Gus Van Sant 2007’de festivale konuk olarak Sinema Onur Ödülü almıştı.
Sebastián Lelio’nun yönetmenliğini üstlendiği Gloria, Berlin Film Festivali’nde hem eleştirmenlerin hem de izleyicilerin büyük övgüsünü topladı. Filmin başrol oyuncusu Paulina Garcîa, 58 yaşında olmasına rağmen başkalarının dediklerine aldırmadan hayatını yaşayan ve gününü gün eden kadın rolüyle Berlin Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görüldü. Filmin yapımcısı ise geçen yıl Filmekimi kapsamında da gösterilen No’nun yönetmeni Pablo Larrain.


Anaïs Barbeau-Lavalette’nin senaryosunu yazdığı ve yönettiği Inch’allah ise Panorama Özel Mansiyon Ödülü ve FIPRESCI Ödülü’ne layık görüldü. Inch’allah, Batı Şeria’daki bir Filistin mülteci kampında, geçici bir klinikte kadın doğum uzmanı olarak çalışan Chloe’nin farklı kesimlerden tanıştıklarıyla birlikte savaşın etkisini içinde hissetmesini anlatıyor.
Filistinli yönetmen Annemarie Jacir‘in filmi When I Saw You, NETPAC Ödülü’ne layık görüldü. Jacir’in Bu Denizin Tuzu’nun ardından çektiği bu ikinci filmi 1967 yılında, Filistinli mültecilerin yerleştiği bir kampta geçiyor ve 11 yaşında, başına buyruk bir çocuğun özgürlük peşinde babasını arayışını konu alıyor. Huffington Post When I Saw Youyu “sinemasal bir şiir, son derece dokunaklı” olarak övdü.
Festivalde yer alacak bir diğer film de yönetmenliğini Malgoska Szumowska’nın yaptığı ve Berlinale’de Teddy Ödülü kazanan In The Name Of filmi. Memleketi Polonya’da özellikle din ve cinsellik konularından büyük tartışmalara yol açan film, küçük bir kasabaya atanan ve pedofili ile suçlanan bir rahibi izliyor.


Kim Mordaunt’un Laos’lu bir çocuğun ve ailesinin öyküsünü anlattığı The Rocket ise En İyi İlk Film Ödülü’nü kazandı. Bu film de İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek.

32. İstanbul Film Festivali’nin bütün programı Mart başında düzenlenecek basın toplantısıyla açıklanacak.


.

14 Şubat 2013 Perşembe

Akdeniz Üniversitesi 3. Kısa Film Günleri

Akdeniz Üniversite Sinema Topluluğu Kısa Film Günleri, sinemanın artık sanattan ziyade ticari bir meta olarak görülmesine ve akabinde maddi kaygılar temelinde şekillenen sinema festivallerine alternatif bir yaklaşım sunmak ve tüm kısa filmcileri özgün üretimlerini yarıştırmadan paylaşabileceği bir zemin oluşturmak amacıyla düzenlenmekte… 



4 Mart tarihinde başlayacak olan ‘Kısa Film Günleri’ 8 Mart'ta son bulacaktır. Son katılım tarihi 15 Şubat. Etkinlikler sadece kısa film gösterimleriyle sınırlı olmayıp, paneller, söyleşiler, atölyeler gibi pek çok alternatif etkinlik de bu hafta içinde gerçekleştirilecek. Bu kapsamda başvuru yapacak olan kişi veya kurumlar sadece kısa film paylaşımına katılmak için değil, hafta boyunca panel, söyleşi, atölye gibi etkinlikler de gerçekleştirmek için talepte bulunabilirler. ‘Kısa Film Günleri’ programı 15 Şubat olan son katılım tarihinden sonra kesinleşecektir.


.

7 Şubat 2013 Perşembe

Mesut Kara'dan Sinema ve 12 Eylül

“Kitap bana ulaştı, kitapçı raflarında da yerini almıştır sanırım… Aylar süren çalışmanın, emeğin basılı, taze kağıt ve matbaa kokulu kitaba dönüştüğünü görmek çok güzel ve heyecan verici… Yolculuğum sürüyor…“ (Mesut Kara) 



Kitaptan: "Geçmişin tüm izleri bellekten silinirken, toplumsal hayatın kılcal damarlarına dek yayılan ve etkisi günümüze dek uzanan büyük “dönüşüm” etkisini medyada olduğu gibi sanat alanında da gösterir. Bu çalışmada sinemaya olan etkisini, “12 Eylül Filmleri” adıyla anılan filmlere yansımalarını ele aldık. Toplumsal bellek açısından önemli olan “politik dönem filmleri” olarak da değerlendirilen bu filmler, ele aldıkları dönemi, o döneme ait olguları, yaşanmışlıkları işleme, dönemle hesaplaşma açısından yetersiz ve etkisiz kaldıklarını, yaklaşımlarının yüzeysel olduğunu söyleyebiliriz. Ele aldıkları geçmişle, darbeyle, darbenin yarattığı toplumsal dönüşümle hesaplaşmadaki yetersizlikleri bizzat darbenin kendisinin yarattığı dönüşümün sinemaya -yapımcısı, senaristi, yönetmeniyle sinemacıya- etkisinin sonucudur denebilir. Bu kitapta dökümünü yaptığımız bütün bu filmleri izledikten sonra, (Beynelmilel, Eve Dönüş, Bu son Olsun gibi filmleri, -belki birkaç film daha eklenebilir- dışında tutarak) toplamından ortaya çıkan, geriye kalan sonucu tek cümlede özetlemek istersek ‘yenilgi, teslimiyet, yılgınlık ve umutsuzluk’ sözcüklerini yan yana/arka arkaya kullanabiliriz. Toplamında anlatılan bir yenilgiler tarihidir. Geçmiş yoktur bu filmlerde. Nasıl bir geçmiş, hangi yaşanmışlıklar kahramanlarımızı bu filmlerde ‘bir sonuç olarak’ izlediğimiz bu büyük yenilgiye sürüklemiştir; göremeyiz, öğrenemeyiz. Gösterilen bu yenilginin yarattığı yılgınlık ve umutsuzluk ‘gelecek düşü’nü, başka bir dünya düşünü de yok etmiştir; gelecek yoktur. Oysa ‘anlatılmak istenen’ kahramanların, bu filmlerde de gösterildiği gibi cezaevlerine, düşmelerine, işkence görmelerine ideolojik seçimleri, başka ve daha güzel bir gelecek düşü neden olmuştur. 

Bu, 12 Eylül Filmleri’nde görülemese de gerçek hayatta böyleydi."

SİNEMA VE 12 EYLÜL / MESUT KARA 

İÇİNDEKİLER:

İlk Söz: 12 Eylül Karanlığı Kesintisiz Sürüyor 
Yaşananlar İzinde Dünden Bugüne Hatırlamalar 
12 Eylül 1980 Darbesi ve Sinema 
12 Eylül Filmleri 
Sonuç Yerine 
Ek 1: 1980’lerden Günümüze Sinema 
Ek 2: Söyleşiler: Sırrı Süreyya Önder, Ömer Uğur, Handan İpekçi, İsmail Güneş, Hüseyin Kuzu, Selma Köksal 


.

6 Şubat 2013 Çarşamba

6. Uluslararası Elazığ Çayda Çıra Film ve Sanat Festivali

Onu ilk hissettiği andan itibaren evladını ve yuvasını; kendisinden, hayallerinden, mutluluğundan, sağlığından kısaca yaşamından öne koyan; kendi yaşamını erteleyip hatta yok sayıp, evladı için yaşayan ‘Anne’ler, ‘Ana’lar; gecikmiş bir vefanın neticesinde, 6. Uluslararası Elazığ Çayda Çıra Film ve Sanat Festivali ile; Türkiye ve Dünya’da ilk kez özel bir kutlamaya, anmaya, festivale kavuşacaklar.


Her sene etkinliğini arttıran, her geçen yılla birlikte ismini ve faaliyetlerini daha geniş çevrelere duyuran Çayda Çıra Film Festivali komitesinin amacı; Anadolunun en etkin ve kalıcı Film ve Sanat Festivalleri’nden biri olmaktır. Bu sebeple arka arkaya film seanslarının düzenlendiği bir festivalden ziyade; ana hedef grubunun öncelikle Elazığ ve bölge halkı olması kaydıyla; Anadolu insanının sinema ve görsel sanatlara olan ilgisini artırıcı etkinliklerin düzenlendiği bir festival olmak amaçlanmaktadır.

Bu amaçla; bu sene 12-17 Mayıs 2013 tarihleri arasında yapılması planlanan etkinlikte ‘Anne’ teması; hem vefanın, hem de bu çabanın gayreti ile işlenecektir. ‘Anne’ ve bağlantılı olarak ‘Kadın’ temasının odak noktası alınacağı festivalde; Ödüllü Uzun Metraj Ulusal Film Yarışması, Ödüllü Kısa Film Yarışması, Konuk Ülke Uzun Metraj Film Seçkileri, Elazığ Film Seçkileri, Türki Cumhuriyetler Uzun Metraj Film Seçkileri, Resim ve Fotoğraf Sergileri, Film Söyleşileri, Film Çalıştayları ve Atölyeleri, Gala Konserleri düzenlenecektir. Ayrıca ‘E tipi cezaevi, çocuk bakım evleri, huzur evleri’ gibi dezavantajlı mekanlarda bulunan insanlarımız için de özel gösterimler planlanmaktadır.


Gerek ‘Sanat’, gerekse ‘Film’ bölümlerinde hem ülkemizdeki sinema ve iletişim profesyonellerinin, hem de konuk ülke kategorisindeki film emekçilerinin davet edileceği 6. Uluslararası Elazığ Çayda Çıra Film Ve Sanat Festivali’nin düzenleniş amacı;

* Kültürel açıdan; sinema profesyonelleriyle genç sinemacıların tanışmasını ve kültürel çeşitliliğin sinema yoluyla aktarımını ve birleştiriciliğini sağlamak;

* Ticari açıdan; pazarlanma ve gösterim şansı olmayan veya bulamayan kısa ve uzun metrajlı filmlerin, belgesellerin, canlandırma filmlerinin seyirciyle buluşmasını sağlamak;

* Ülke tanıtımı açısından; Avrupa Birliğine katılım sürecinde Türk filmlerinin ve film profesyonellerinin Dünya ile buluşmasını sağlamak;

* Turizm açısından; Elazığ ve çevresi merkezli olmak üzere Doğu Anadolu’da alternatif turizm olanaklarının çoğalmasını teşvik etmek ve Elazığ için kültür değerleri ile kültür turizmin de bir ‘Cazibe Kenti’ algısını yerleştirmek olarak özetlenebilir. Bu bağlamda festival katılımcılarına, festival programlaması çerçevesinde ilimizin tarihi ve turistik yerleri ve değerleri gezdirilerek; festival sonrasında da yıllar boyu bir nevi ‘Gönüllü Turizm Elçilerimiz’ olmaları hedeflenmektedir.


.

2 Şubat 2013 Cumartesi

Killer Joe (2011)

Killer Joe 2011 yılı mahsulü William Friedkin tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film.


William Friedkin ismi zikredilince, akla ister istemez korku klasikleri arasında yer alan The Exorcist (1973) geliyor. Daha sonra The French Connection (1971), Sorcerer (1977) ve Cruising (1980) gibi çizgi dışı filmleri ile anılıyor 1935 doğumlu yönetmen.

’80 sonrası üretimlerine bakıldığında, öyle çok fazla öne çıkan bir yapımla karşılaşmıyoruz. Tracy Letts’in oyunundan uyarlanan ve paranoya, aşk, komplo teorileri gibi ana başlıklarla ilgilenen 2006 yılı yapımı Bug, belki diğerlerinden bir adım daha önde duruyor. Killer Joe da gene Tracy Letts’in aynı isimli oyunundan uyarlanmış.


Ufak çapta torbacılık yapan Chris Smith, zulasını kaptırınca malın sahibi Digger’a 6.000 dolar borçlanır. Babası Ansel, üvey annesi Sharla ve kız kardeşi Dottie ile beraber yaşayan Chris, 50.000 dolarlık hayat sigortası olduğunu öğrendiği öz annesi Adele’i öldürterek sigortadan parayı almanın ve bu şekilde borcunu kapatmanın tek çözüm yolu olduğuna inanır. Sigortanın lehtarı Dottie olduğu için konuyu babasına açar ve onu ikna etmeyi başarır. Chris, Joe Cooper isimli polisin aynı zamanda kiralık katil olarak hizmet verdiğini öğrenir ve onu annesini öldürmesi için kiralar. Katil Joe, hizmetinin bedeli 25.000 doları peşin ister. Chris, parayı sigortadan aldıktan sonra vereceğini söyler. Bunun üzerine Katil Joe, karşılaştığı andan itibaren etkilendiği Dottie’yi parasını alana kadar alıkoymak ister. Çaresiz kalan Chris ve Ansel, teklifi kabul eder. Bundan sonra işler iyice karışır ve zaten zar zor ayakta kalmayı başaran ailenin domino taşları gibi yıkılması uzun sürmez. 

Killer Joe, dibe vurmuş Texaslı bir ailenin çözülme ve çöküş sürecini anlatıyor. Baba Ansel, hiçbir olaya müdahale edemeyen ya da etmeye gücü olmayan, olayları akışına bırakan ve kendi yakın çevresinde olan bitene seyirci kalan, pasif biri. Bir oto tamircisinde çalışan Ansel, maddi gücü de olmadığı için her şeyden elini ayağını çekmiş ve başarısızlığını kabullenmiş, anlamdan yoksun bir yaşam sürüyor. Üvey anne Sharla, tutkularının esiri bir kadın. Bir pizzacıda garson olarak çalışan Sharla, kocasını başka erkeklerle aldatarak, seksi tek kaçış yolu olarak görüyor ve bu sayede hayatına anlam katmaya çalışıyor. Oğul Chris, bir baltaya sap olamadığından ufak çapta uyuşturucu satıcılığı yaparak gününü kurtarma derdinde. Ailenin küçük kızı Dottie ise bir başka âlem. Bakireliği ısrarla vurgulanan Dottie, ailenin bozulmamış, masum kalmış tek ferdi. Ancak o da uyurgezerliği ve garip konuşmaları ile bu dünyaya ait değilmiş gibi bir his uyandırıyor. Smith ailesinin bu hale gelmesinden sorumlu olan kendileri mi, yoksa sistem mi? Film, bu sorunun cevabını seyirciye bırakıp, ailenin çöküş sürecine odaklanmayı yeğliyor.


Filmin asıl kahramanı Joe Cooper, ailenin çöküş sürecinde adeta bir katalizör görevi görüyor ve zaten malum olan sonu hızlandırıyor. Aslında Killer Joe, unutulmaz İtalyan sinemacı Pier Paolo Pasolini’nin 1968 tarihli Teorema’sını fazlasıyla anımsatıyor. Teorema‘da da Terence Stamp’in can verdiği ‘ziyaretçi’, varlıklı bir aileyi ziyaret ediyor ve ailenin hayatını allak bullak ettikten sonra evi terk ediyordu.

Senaryo gereği filmin bütün yükünü omuzlanmak durumunda kalan Joe Cooper rolündeki Matthew McConaughey, inandırıcı bir kötü adam portresi çizmekten çok uzak. Aynı üzerindeki ceket gibi, bu rol de ona bir numara büyük gelmiş sanki. Diğer oyuncular ise tekdüze karakterleri canlandırdıkları için pek kendilerini gösterme şansı bulamıyorlar.


William Friedkin, çok daha zorlu senaryoların altından rahatlıkla kalkmış, yeteneği tartışılmayan bir yönetmen. Ama Killer Joe’da ters giden bir şeyler var. Film bir türlü havasını bulamıyor ve türler arasında gidip geliyor. Kara komedinin sularında gezinirken, birden ciddi bir gerilime dönüşüyor, bazı sahneler özelinde de istismar sinemasının sınırlarını zorluyor. Dottie ile Joe’nun akşam yemeği sahnesi ile Joe’nun Sharla’yı öldüresiye dövdüğü sahne, istismar sinemasının sınırlarında gezinen, hazmı zor sahneler. Friedkin’in sert tarzını sevenlerin beğeneceği bu sahneler, ana akımın yörüngesinde kalan seyirciler için fazlasıyla zorlayıcı olacaktır. 

Killer Joe’nun, William Friedkin filmografisinin öne çıkan yapımlarından biri olmayacağı kesin. Coen Kardeşler tadında bir kara komedi potansiyeli bulunan hikâye, ne yöne gideceğine karar veremeyen bir karmaşaya dönüştüğünden, ortaya hiç kimseyi tam manasıyla memnun etmeyen bir iş çıkmış. Killer Joe’yu sadece Friedkin ustanın azılı hayranlarına ve yazıda bahsi geçen sert sahneleri izlemek isteyenlere tavsiye edebilirim. (4/10)


.