4 Ocak 2013 Cuma

Dredd 3D (2012)

Dredd 3D 2012 yılı mahsulü Pete Travis tarafından yönetilmiş olan İngiltere / ABD / Hindistan ortak yapımı bir film.



İngiltere kökenli çizgi kahramanların belki de en ünlüsü Judge Dredd, 1995 yılındaki başarısız girişimden sonra bir kez daha sinemaya uyarlandı. Yönetmenliğini Pete Travis’in yaptığı filmin senaryosu Alex Garland’a ait.

Radyasyona maruz kalmış geleceğin Amerikası çoraklaşmış bir toprak parçası haline dönüşmüştür. Kıtanın doğu yakasında kurulu Mega City One, eski ve yeni binaların bir arada bulunduğu, yaklaşık 800 milyon kişinin yaşadığı, radyasyonlu bölgeden yalıtılmış devasa bir şehirdir. Günde 17.000 civarında suçun işlendiği bu vahşi şehirde düzeni, özel yetkilerle donatılmış yargıçlar sağlamaktadır. Yargıçlar bir suç işlendiğinde olay yerine gidip, yargılama, karar alma ve cezayı infaz etme yetkilerinin hepsine birden sahiptir. Dredd, en tecrübeli ve en acımasız yargıçlardan biridir. Çaylak yargıç adayı Cassandra Anderson, Baş Yargıç tarafından Dredd’in yanına verilir ve Dredd, genç kızın yargıç olup olamayacağı hakkındaki son kararı vermek üzere görevlendirilir. Anderson yargıç olmak için gerekli testlerden geçer not alamamış olmasına rağmen, insanların akıllarından geçenleri okumak gibi sıra dışı, psişik bir yeteneğe sahip olduğundan, kendisine son bir şans daha tanınmıştır. Dredd ve Anderson üç kişinin öldürüldüğü suç mahalline giderler. 200 katlı, dev bir bloktan oluşan Peach Trees isimli yaşam alanındaki cesetler, derileri yüzüldükten sonra üst katlardan birinden aşağı atılmıştır. Anderson’ın ilk saha görevi, basit bir tutuklama ile nihayetlenebilecekken, yanlış kişiyi tutuklamaları sonucu bir anda ortalık karışır. 



Bu bir çizgi roman uyarlaması olduğu için, öncelikle Dredd karakterinin ete kemiğe bürünmüş halinden biraz söz etmek lazım. Dredd’in kıyafeti gerçekçilik adına bir parça değiştirilmiş olsa bile çok rahatsızlık vermiyor. Aynı durum silahı için de geçerli. Dredd, çizgi romanda asla kaskını çıkarmaz ve sadece ağız kısmı açıkta kalan kasklı yüzüyle bir anlamda adalet(!)in soğuk ve acımasız yüzünü simgeler. Bu çok önemli ayrıntı es geçilmiyor ve Dredd film boyunca kaskını çıkarmıyor. Karakteri canlandıran Karl Urban, yüzü hiç gözükmeden oynamak zorunda kalıyor ve zor bir işin üstesinden başarıyla geliyor. Yani Dredd, dış görünüş itibariyle çizgi roman hayranlarını üzmüyor. Hatırlanacak olursa 1995 yapımı filmin en çok eleştirilen yanlarından biriydi bu dış görünüş ve kask çıkarma mevzusu.

Filmin hikâyesi maalesef pek etkileyici değil ve büyük oranda geçtiğimiz ay vizyona giren The Raid’i (2011) anımsatıyor; çok katlı bir binada sıkışıp kalan polisler (yargıçlar) ile binada yaşayan suçlular arasında gerçekleşen ölüm kalım mücadelesi. Bu aşırı benzerlik ister istemez iki filmi karşılaştırmayı gerektiriyor. The Raid, zayıf hikâyesini aşırı gerçekçi dövüş sahneleri ve görsel açıdan zengin, etkileyici koreografiler ile süsleyerek zor bir işi başarıyor ve soluksuz izlenen bir aksiyon şovuna dönüşmekte zorlanmıyordu. Dredd için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Dövüş sahnelerinden çok, ateşli silahlarla çarpışma sahnelerine, katlar arası yaşanan kovalamacaya, bol patlamalı, hoplamalı, zıplamalı sahnelere ağırlık veren Dredd, aksiyonda bir süreklilik yakalamakta zorlanıyor. Bu haliyle gece yarısından sonra televizyonlarda yayınlanan ikinci sınıf, ucuz aksiyon filmlerinden bir farkı kalmıyor. Dredd, aşırı şiddet sahneleri ile meşhur Robocop’u (1987) da anımsatıyor. Giriş bölümünde, AVM’de masum bir vatandaşı kafasına silah dayayarak esir alan suçlu ile Dredd’in karşı karşıya kaldığı sahne gibi birçok benzer sahne mevcut. Ancak kopyalamaya çalıştığı abartılı ve bol kanlı ölüm sahneleri, herhangi bir amaca hizmet etmediğinden sağa sola yapıştırılmış yamalar gibi duruyor. Kısacası biraz ondan, biraz bundan alayım tarifesi, her zaman olduğu gibi gene işe yaramıyor ve Judge Dredd gibi verimli olma olasılığı yüksek bir kaynak bir kez daha heba ediliyor. 



Bahsetmek istediğim bir diğer oyuncu da Lena Headey. Sert yüz hatları ve erkeksi görüntüsüyle en sevdiğim kadın oyunculardan biri olan Linda Hamilton’a benzerliği ile dikkat çeken Headey’nin, Terminator: The Sarah Connor Chronicles isimli dizide Sarah Connor’ı canlandırması tabii ki bir tesadüf değil. Headey, sıklıkla olduğu gibi bu filmde de erkeksi yönleri ağır basan bir karakteri canlandırıyor; yüzünün bir tarafı boydan boya bıçak yarası ile süslenmiş eski fahişe, şimdilerde 200 katlı bir bloğu kontrol eden suç şebekesinin başı Ma-Ma (Madeline Madrigal) rolünde etkileyici bir performans sergiliyor. Ma-Ma’nın piyasaya sürdüğü ve kullananların gerçekliği normalin %1’i oranı hızda algıladığı Slo-Mo isimli yeni uyuşturucu, filmde önemli bir yer kaplıyor. Bu arada söylemeden edemeyeceğim, filmin en güzel sahneleri, bu Slo-Mo’yu kullananların gözünden aktarılan sahneler. Üç boyutun en verimli kullanıldığı sahneler de denebilir. 



Dredd, 1995’teki Sylvester Stallone’lu versiyonun düştüğü bariz hataları yinelemiyor belki ama ilgi çekici bir hikâye sunmayı da başaramıyor. Kafaların patladığı, derilerin yüzüldüğü abartılı şiddet sahneleri, alışık olmayan izleyiciler için rahatsız edici olabilir. Aksiyon meraklısı bünyeler hoşça (ama boşça) vakit geçirmek için tercih edebilirler. Judge Dredd hayranlarının iyi bir sinema uyarlaması beklentisi ise bir başka bahara kaldı sanki. (4/10)

Not: Judge Dredd’in diğer medya uyarlamaları arasında en başarılısı, Anthrax’ın Among the Living (1987) albümünde yer alan ve Dredd’e ithafen yazılan ‘I Am the Law’ (Kanun Benim) isimli şarkı sanırım. Hala Anthrax’ın en sevilen şarkıları arasında zirveye oynuyor.


.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder