28 Ocak 2013 Pazartesi

24. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde Yarışacak Kısa ve Belgesel Filmler

Dünya Kitle İletişim Araştırma Vakfı tarafından, Halkbank’ın ana sponsorluğunda düzenlenen ve bu yıl 14-24 Mart 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 24. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde yarışacak kısa ve belgesel filmler belli oldu. 



Bu yıl Ankara Uluslararası Film Festivali’ne başvuran 253 kısa film arasından 17 ve 84 belgesel film arasından 9 film yarışmaya hak kazandı. Festivale kısa film dalında başvuran 253 filmden 211’i kurmaca, 37’si deneysel, 5’i canlandırma kategorisindeydi. Festival program yönetimi tarafından yapılan değerlendirme sonunda, ön elemeyi geçen filmlerin ise 10’u kurmaca, 7’si deneysel kategorilerinde olurken, canlandırma dalındaki başvurular, yarışmayı açmak için yönetmelikte belirtilen yeterli sayıya (6) ulaşmadığından bu kategoride yarışma açılamadı. 

Ön eleme sonunda kısa film dalında yarışacak adaylar, kategorilere göre şu şekilde belirlendi: 

Kurmaca Kısa Filmler:

Birlikte – Barış Çorak 
Fırtınanın Sarhoşları – Eren Ulucan 
İstirahat Odası – Hakan Burcuoğlu 
Kök – Ümit Tayam 
Mavi Kalpli Kadın “Ağıt” - Can Eren 
Mod – Deniz Tarsus 
ON – Ece Ger 
Saat Adam – Eray Demir 
Sus – Şerif Toklucu 
Veda Makamı – İpek Kent 

Deneysel Kısa Filmler:

Aralık – Hüseyin Mert Erverdi 
Çözüm – Sadık Demiröz 
(kafes) – Oğuzhan Akalın 
Net 17950 – Özden Demir 
Origin The USA – Armağan Pekkaya 
Sisyphos – Deniz Bazan 
Vaha – Oğuzhan Kaya 

Belgeseller:
 
Beklemek – Bülent Öztürk 
Bir Düş-tü Sulukule – Müjgan Taner 
Devasa Yapboz: Oinoandalı Diogenes’in Epikurosçu Yazıtı – Nazım Güveloğlu 
Dom – Halil Aygün 
Dünyayı Kurtarmaya Çalışanlar – Akile Nazlı Kaya 
Faîlî Dewlet – Veysi Altay 
Gündöndü - Nejla Demirci 
Yaşam Marangozu – Deniz Koçak 
Yuva – Ebubekir Çetinkaya 


.

24 Ocak 2013 Perşembe

İnönü Üniversitesi 6. Kısa Film Festivali

Türk Sineması’na destek sağlamak, yaratıcı isimlerin ülkemiz sinema sektörüne tanıtılmasına ve İnönü Üniversitesi öğrencilerinin sanatsal duyarlılıklarının geliştirilmesine katkıda bulunabilmek amacıyla düzenlenen İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali, bu sene 7-10 Mayıs 2013 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. 



İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivalinde bu yıl yine kurmaca, belgesel ve deneysel kategorileri yer alıyor. 

Bu yıl, en iyi kurmaca film 3.000 TL, 
en iyi belgesel film 3.000 TL 
ve en iyi deneysel film 3.000 TL’lik ödülün sahibi olacak. 

Altıncısı düzenlenecek olan ve artık gelenekselleşen Festivalde yarışmalı bölümün yanı sıra, dünya sinemasından kısa film örnekleri, atölye çalışmaları ve yönetmenlerle söyleşiler de yer alacak. 

 Festivalin yarışma bölümüne son bir yıl içinde yapılmış, 15 dakikadan uzun olmayan kısa filmler, deneysel filmler ve 30 dakikadan uzun olmayan belgeseller başvurabilecek. Son başvuru ve film kopyalarının teslim tarihi ise 29 Mart 2013

Her sene büyük coşkuyla karşılanan ve her geçen yıl daha büyük bir heyecanla beklenen İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali, bu yıl da yarışmacılarını, katılımcılarını ve sinemaseverleri bekliyor. 

Festivalin Web Sayfası: http://festival.inonu.edu.tr/


.

19 Ocak 2013 Cumartesi

Akdeniz Üniversitesi 3. Kısa Film Günleri

Akdeniz Üniversite Sinema Topluluğu Kısa Film Günleri, sinemanın artık sanattan ziyade ticari bir meta olarak görülmesine ve akabinde maddi kaygılar temelinde şekillen sinema festivallerine, alternatif bir yaklaşım sunmak ve tüm kısa filmcileri özgün üretimlerini yarıştırmadan paylaşabileceği bir zemin oluşturmak amacıyla düzenlenmektedir. 



4 Mart tarihinde başlayacak olan ‘Kısa Film Günleri’ 8 Mart'ta son bulacaktır. Son katılım tarihi 15 Şubat. Etkinlikler sadece kısa film gösterimleriyle sınırlı olmayıp, paneller, söyleşiler, atölyeler gibi pek çok alternatif etkinlik de bu hafta içinde gerçekleştirilecek. Bu kapsamda başvuru yapacak olan kişi veya kurumlar sadece kısa film paylaşımına katılmak için değil, hafta boyunca panel, söyleşi, atölye gibi etkinlikler de gerçekleştirmek için talepte bulunabilirler. ‘Kısa Film Günleri’ programı 15 Şubat olan son katılım tarihinden sonra kesinleşecektir.


.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Los Angeles Türk Film Festivali’nde Kısa Film Finalistleri Belli Oldu

28 Şubat-03 Mart 2013 tarihleri arasında düzenlenecek olan 2. Los Angeles Türk Film Festivali’nde kısa film finalistleri belli oldu. 



164 kısa film arasından finale kalan 9 kısa film, festivalin tek seçicisi, Los Angeles Sanat Müzesi film küratörü Elvis Mitchell tarafından belirlendi.

Hollywood’daki tarihi Mısır Sineması’nda gösterilecek olan filmlerin yönetmenleri festival süresince Los Angeles’ta ağırlanacak. Finalist kısa filmler şöyle: 

Bir Dilim Hayat – Aysel Pınar Necef 
Bir Kurabiye Masalı – İlkyaz Kocatepe 
Buhar – Abdurrahman Öner 
Here’s Johnny – Tekin Girgin 
Kadife Çoraplar – Baturay Tavkul 
Mesut – Hakan Hücum 
Sonra – Nazlı Durlu 
Tepki – Emrah Örnek 
Upside Down – Tuğçe Özdemir


.

14 Ocak 2013 Pazartesi

Ege Görgün’ün Cinbaz'ı Raflarda

Ege Görgün’ün kaleme aldığı öykülerden oluşan “Cinbaz” raflardaki yerini aldı. 



Korku, uyandığında yanı başındaydı. Yüreğine sığmayacak kadar büyük bir korku. Bunda şaşacak bir şey yoktu. Hayatında en çok korktuğu yerde uyanmıştı. İpte asılı çamaşırlara bakılırsa zamanı da tutturmuştu. Ama ipin üstünde olası gereken şey orada değildi. Kesin bir sessizlik hüküm sürüyordu bahçede. Nefes alabiliyordu ama sanki hava yoktu çevresinde. En ince yapraklar bile kımıldamıyordu. Bir resmin içine hapsolmuştu sanki. Sonra aşina olduğu bir his yeşerdi içinde. Bu sayede bir yarı-rüya gördüğünün farkına vardı. Sabahları uyanmasına yakın, REM uykusunda gördüklerinden… Uyur-uyanık… Bilinçli-bilinçsiz… Gerçek-uydurma… Tek fark, bu kez kontrol hiçbir şekilde kendisinin değildi. Zaman zaman duyduğu, nereden geldiğini bilmediği o sesler gibi… 

Şeytan neticede düşmüş bir melektir. İnsana kötülük yapmaya gücü yetmez aslında. Peki öyleyse “saf kötülük”ün sorumlusu kimdir? Ege Görgün, Cinbaz’da çarpıcı bir biçimle, çarpıcı bir dille yanıt veriyor bu soruya. Elbette biz. İnsan! 

Marjinal Kitaplar etiketiyle raflardaki yerini alan kitabın düzeltisini Ezgi Ergenel, kapağını ise Sevinç Aydın üstlenmiş.


.

Uluslararası 2. El Film Festivali’nden ‘Türk Sineması’na Vefa Sözü

‘Elemiyoruz, ellemiyoruz’ sloganıyla yola çıkan ve 20-24 Şubat 2013 tarihleri arasında yedincisi düzenlenecek olan ANKAmall 2. El Film Festivali bu kez ritim konsepti ile sinemaseverlerle buluşacak. Festivale film başvuruları ise 22 Ocak 2013 tarihinde son bulacak. 



Yedi Notanın Beşincisi! 

NTV Radyo’nun basın desteği ile yedincisi düzenlenecek olan festivalde 2013 yılı için ritim konsepti seçilmişti. Bu doğrultuda film başlıklarını yedi nota üzerinden kategorilendiren festivalde; ilk nota DO- Denedin Olmadıysa, ikinci nota RE- Reddettiler Elendiysen, üçüncü nota Mİ- Mantığına İnanmadılarsa, dördüncü nota FA- Farkını Anlamadılarsa sloganı ile açıklanmıştı. Beşinci nota ise ‘SOL- Sinemaya Odaklanmak Lazımsa’ başlığı ile festival seyircisinin karşısına çıkacak.

Uluslararası 2. El Film Festivali’nden ‘Türk Sineması’na Vefa Sözü 

6 yıldır düzenlenen festival, 7. yılından itibaren Türk Sineması’nın emekçilerine ve duayenlerine sinemaya katkılarından dolayı ‘Ahde Vefa Ödülleri’ adı altında teşekkür etmeye karar verdi. Festival 7. yılında 7 isme ödül verecek. Bu sene ödül verilecek isimler ise şöyle: Adı Türkiye sınırlarını aşan yönetmen Çetin İnanç, filme çekilmiş 395 senaryosu ile dünyanın en ilgi çekici rekorlarının yer aldığı Guinness Rekorlar Kitabı’na giren Safa Önal, Türk sinemasının yakışıklı jönü Salih Güney, ilk kadın sinema yazarı olarak kabul gören Sevin Okyay, Türk sinemasının anı defteri Agah Özgüç, Türk filmlerinin unutulmaz ismi Sümer Tilmaç, Türk sinemasının başarılı kadın oyuncusu Selda Alkor

Peki Ödüller Nasıl Verilecek? 

24 Şubat 2013 tarihinde ANKAmall Sanatolia Sahnesi’nde gerçekleştirilecek olan festivalin kapanış töreninde verilecek olan ödüller, sahiplerine kavuşarak ölümsüzleşecek. Ödüllerini almak için festivale katılacak olan bu isimler festival izleyicisi ile bulaşacak. Kapanış töreninde yapacakları konuşmalar ile duygu ve düşüncelerini aktaracak olan, Ahde Vefa Ödülü sahipleri festival boyunca Ankara’da olacaklar. Ahde Vefa Ödülleri kriterleri ise şöyle: 

— Türk Sineması’na en az 22 yıl hizmet etme şartı aranmaktadır. 
— Ödüller sadece ulusal olarak verilmektedir. 
— Ödül alan her sinema emekçisi, ömür boyu festivalin onur konuğu listesinde yer alacaktır.


.

12 Ocak 2013 Cumartesi

Looper (2012)

Looper 2012 yılı mahsulü Rian Johnson tarafından yazılıp yönetilmiş olan ABD / Çin ortak yapımı bir film.



1973 doğumlu Rian Johnson, modern zamanlar dedektifi Brendan’ın (Joseph Gordon-Levitt) maceralarını anlattığı kara filmi Brick (2005) ve Wes Anderson karakterlerine öykünen kahramanların başrolde olduğu, ufak tefek eksiklerine rağmen hoş bir seyirlik olan The Brothers Bloom’dan (2008) sonra zeki ve orijinal senaryosuyla dikkat çeken Looper ile karşımıza çıkıyor.

Toronto Uluslararası Film Festivali’ndeki galasından sonra Fantastic Fest’de de gösterilen film, Eylül ayının sonundan itibaren dünyanın çeşitli ülkelerinde vizyona girmeye başladı. 12 Ekim 2012'de Tetikçiler ismiyle Türkiye'de gösterime giren Looper, bir anda herkesin birbirine tavsiye ettiği bir film haline dönüşüverdi. 



Sene 2044. Dünya büyük bir ekonomik krize girer ve zengin ile fakir arasındaki uçurum iyice derinleşir. Bu keskin sosyal değişimin doğal sonucu olarak, büyük suç örgütlerinin hakimiyetinde yozlaşmış bir sistem oluşur. Bu arada sebebi belirsiz bir mutasyon sonucu, nüfusun yüzde onu kadarının ufak çapta telekinetik güçlere sahip olduğu görülür. Bu güce sahip olanlar sadece küçük nesneleri bir miktar havaya kaldırabilmektedir. 2074’e gelindiğinde zaman yolculuğu icat edilir. Anında yasa dışı ilan edilen zaman yolculuğu, suç örgütlerinin kontrolüne girer. Bu örgütler, gelişmiş takip cihazları nedeniyle öldürdükleri kişilerin cesetlerinden kurtulmakta sıkıntı yaşamaktadır. Bu yüzden öldürmek istediklerini zaman makinesine koyup 2044’e yollayarak orada hazır bekleyen ‘tetikçiler’e öldürtürler. Joe da bu tetikçilerden biridir. Disiplinli bir şekilde çalışan Joe, bir yandan Fransızca öğrenip, emekliliğinden sonra Paris’e taşınmayı hayal ederken, bir yandan da gelecekten gelen, yüzleri kapalı kurbanlarını öldürerek kazandığı parayı, hayalini gerçekleştirebilmek için biriktirmektedir. Hayat Joe’nun planına uygun bir şekilde devam ederken, etrafta Rainmaker lakaplı birinin tetikçileri birer birer geçmişe gönderip öldürttüğüne dair dedikodular yayılır. Sıradan bir iş gününde, öldüreceği bir sonraki kurbanını bekleyen Joe, gelecekten gelen kendisiyle karşılaşır. Bir anlık şaşkınlıktan faydalanan Yaşlı Joe, genç halini kolayca ekarte edip kaçar. Joe, işler iyice sarpa sarmadan yaşlı halini yakalayıp, eski düzenine geri dönmek için garip bir kovalamacanın içine girer. 

Zaman yolculuğu, insanoğlunun en çok hayal ettiği şeylerden biri. Dolayısıyla zekice yapılan zaman yolculuğu filmlerinin her zaman ilgi çekmesine şaşmamak gerek. Looper da bu tanıma uyan bilim kurgulardan biri. Ama gücünü sadece buradan almıyor. İnandırıcı olmakta sıkıntı yaşamayan karanlık ve çok fazla uçmayan mekan, kostüm, silah tasarımları ve her ne kadar türe ait klişelerin izinden gitse de üç boyutlu olmayı başaran canlı karakterleri ile arkasını sağlama alıyor. Bitmedi. Eski usül aksiyonlar ile pek sık karşılaşmaya fırsat bulamadığımız zekice kurgulanmış bilim kurguyu da başarıyla harmanlıyor. Bir bilim kurgu/aksiyondan daha fazla ne beklersiniz ki? 



Yaklaşık 30 milyon dolar gibi bir bütçesi olan Looper, zaman yolculuğunu eksenine oturtan filmlerden en çok The Terminator (1984) ile benzeşiyor. Aynı Sarah ve John Connor gibi, Sara ve küçük oğlu Cid de gelecekten gelen bir katilden kaçmaya çalışıyor. Bu benzerliği imlemek adına oyuncu seçiminde de hoş bir numara yapılmış. Terminator: The Sarah Connor Chronicles dizisinde, Conor ailesini bölümler boyu bıkmadan usanmadan takip eden Cromartie rolündeki Garret Dillahunt’ı, Sara ve Cid’i huzursuz eden Jesse isimli bir tetikçi rolünde izliyoruz. 

Joe’yu canlandıran Joseph Gordon-Levitt’i, Yaşlı Joe’yu oynayan Bruce Willis’e benzetebilmek için makyajla dış görünüşü üzerinde epeyce uğraşıldığı belli oluyor. Bence sonuç gayet tatmin edici olmuş. Bu arada Brick’te de başrolü oynayan Gordon-Levitt, bundan sonra birçok iyi filmini izleyeceğimizi düşündüğüm Rian Johnson'un favori oyuncusu olacak gibi duruyor.



Aksiyon, gerilim, yeteri kadar mizah (özellikle kibrit çöpü esprisine bayıldım) ve az buçuk romantizmden fazlasıyla nasibini alan Looper, 2012'nin en iyi filmlerinden biri olmaya aday. Kesinlikle kaçırmayın. (8.5/10)


.

4 Ocak 2013 Cuma

Dredd 3D (2012)

Dredd 3D 2012 yılı mahsulü Pete Travis tarafından yönetilmiş olan İngiltere / ABD / Hindistan ortak yapımı bir film.



İngiltere kökenli çizgi kahramanların belki de en ünlüsü Judge Dredd, 1995 yılındaki başarısız girişimden sonra bir kez daha sinemaya uyarlandı. Yönetmenliğini Pete Travis’in yaptığı filmin senaryosu Alex Garland’a ait.

Radyasyona maruz kalmış geleceğin Amerikası çoraklaşmış bir toprak parçası haline dönüşmüştür. Kıtanın doğu yakasında kurulu Mega City One, eski ve yeni binaların bir arada bulunduğu, yaklaşık 800 milyon kişinin yaşadığı, radyasyonlu bölgeden yalıtılmış devasa bir şehirdir. Günde 17.000 civarında suçun işlendiği bu vahşi şehirde düzeni, özel yetkilerle donatılmış yargıçlar sağlamaktadır. Yargıçlar bir suç işlendiğinde olay yerine gidip, yargılama, karar alma ve cezayı infaz etme yetkilerinin hepsine birden sahiptir. Dredd, en tecrübeli ve en acımasız yargıçlardan biridir. Çaylak yargıç adayı Cassandra Anderson, Baş Yargıç tarafından Dredd’in yanına verilir ve Dredd, genç kızın yargıç olup olamayacağı hakkındaki son kararı vermek üzere görevlendirilir. Anderson yargıç olmak için gerekli testlerden geçer not alamamış olmasına rağmen, insanların akıllarından geçenleri okumak gibi sıra dışı, psişik bir yeteneğe sahip olduğundan, kendisine son bir şans daha tanınmıştır. Dredd ve Anderson üç kişinin öldürüldüğü suç mahalline giderler. 200 katlı, dev bir bloktan oluşan Peach Trees isimli yaşam alanındaki cesetler, derileri yüzüldükten sonra üst katlardan birinden aşağı atılmıştır. Anderson’ın ilk saha görevi, basit bir tutuklama ile nihayetlenebilecekken, yanlış kişiyi tutuklamaları sonucu bir anda ortalık karışır. 



Bu bir çizgi roman uyarlaması olduğu için, öncelikle Dredd karakterinin ete kemiğe bürünmüş halinden biraz söz etmek lazım. Dredd’in kıyafeti gerçekçilik adına bir parça değiştirilmiş olsa bile çok rahatsızlık vermiyor. Aynı durum silahı için de geçerli. Dredd, çizgi romanda asla kaskını çıkarmaz ve sadece ağız kısmı açıkta kalan kasklı yüzüyle bir anlamda adalet(!)in soğuk ve acımasız yüzünü simgeler. Bu çok önemli ayrıntı es geçilmiyor ve Dredd film boyunca kaskını çıkarmıyor. Karakteri canlandıran Karl Urban, yüzü hiç gözükmeden oynamak zorunda kalıyor ve zor bir işin üstesinden başarıyla geliyor. Yani Dredd, dış görünüş itibariyle çizgi roman hayranlarını üzmüyor. Hatırlanacak olursa 1995 yapımı filmin en çok eleştirilen yanlarından biriydi bu dış görünüş ve kask çıkarma mevzusu.

Filmin hikâyesi maalesef pek etkileyici değil ve büyük oranda geçtiğimiz ay vizyona giren The Raid’i (2011) anımsatıyor; çok katlı bir binada sıkışıp kalan polisler (yargıçlar) ile binada yaşayan suçlular arasında gerçekleşen ölüm kalım mücadelesi. Bu aşırı benzerlik ister istemez iki filmi karşılaştırmayı gerektiriyor. The Raid, zayıf hikâyesini aşırı gerçekçi dövüş sahneleri ve görsel açıdan zengin, etkileyici koreografiler ile süsleyerek zor bir işi başarıyor ve soluksuz izlenen bir aksiyon şovuna dönüşmekte zorlanmıyordu. Dredd için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Dövüş sahnelerinden çok, ateşli silahlarla çarpışma sahnelerine, katlar arası yaşanan kovalamacaya, bol patlamalı, hoplamalı, zıplamalı sahnelere ağırlık veren Dredd, aksiyonda bir süreklilik yakalamakta zorlanıyor. Bu haliyle gece yarısından sonra televizyonlarda yayınlanan ikinci sınıf, ucuz aksiyon filmlerinden bir farkı kalmıyor. Dredd, aşırı şiddet sahneleri ile meşhur Robocop’u (1987) da anımsatıyor. Giriş bölümünde, AVM’de masum bir vatandaşı kafasına silah dayayarak esir alan suçlu ile Dredd’in karşı karşıya kaldığı sahne gibi birçok benzer sahne mevcut. Ancak kopyalamaya çalıştığı abartılı ve bol kanlı ölüm sahneleri, herhangi bir amaca hizmet etmediğinden sağa sola yapıştırılmış yamalar gibi duruyor. Kısacası biraz ondan, biraz bundan alayım tarifesi, her zaman olduğu gibi gene işe yaramıyor ve Judge Dredd gibi verimli olma olasılığı yüksek bir kaynak bir kez daha heba ediliyor. 



Bahsetmek istediğim bir diğer oyuncu da Lena Headey. Sert yüz hatları ve erkeksi görüntüsüyle en sevdiğim kadın oyunculardan biri olan Linda Hamilton’a benzerliği ile dikkat çeken Headey’nin, Terminator: The Sarah Connor Chronicles isimli dizide Sarah Connor’ı canlandırması tabii ki bir tesadüf değil. Headey, sıklıkla olduğu gibi bu filmde de erkeksi yönleri ağır basan bir karakteri canlandırıyor; yüzünün bir tarafı boydan boya bıçak yarası ile süslenmiş eski fahişe, şimdilerde 200 katlı bir bloğu kontrol eden suç şebekesinin başı Ma-Ma (Madeline Madrigal) rolünde etkileyici bir performans sergiliyor. Ma-Ma’nın piyasaya sürdüğü ve kullananların gerçekliği normalin %1’i oranı hızda algıladığı Slo-Mo isimli yeni uyuşturucu, filmde önemli bir yer kaplıyor. Bu arada söylemeden edemeyeceğim, filmin en güzel sahneleri, bu Slo-Mo’yu kullananların gözünden aktarılan sahneler. Üç boyutun en verimli kullanıldığı sahneler de denebilir. 



Dredd, 1995’teki Sylvester Stallone’lu versiyonun düştüğü bariz hataları yinelemiyor belki ama ilgi çekici bir hikâye sunmayı da başaramıyor. Kafaların patladığı, derilerin yüzüldüğü abartılı şiddet sahneleri, alışık olmayan izleyiciler için rahatsız edici olabilir. Aksiyon meraklısı bünyeler hoşça (ama boşça) vakit geçirmek için tercih edebilirler. Judge Dredd hayranlarının iyi bir sinema uyarlaması beklentisi ise bir başka bahara kaldı sanki. (4/10)

Not: Judge Dredd’in diğer medya uyarlamaları arasında en başarılısı, Anthrax’ın Among the Living (1987) albümünde yer alan ve Dredd’e ithafen yazılan ‘I Am the Law’ (Kanun Benim) isimli şarkı sanırım. Hala Anthrax’ın en sevilen şarkıları arasında zirveye oynuyor.


.