25 Kasım 2012 Pazar

The Tall Man (2012)

The Tall Man 2012 yılı mahsulü Pascal Laugier tarafından yazılıp yönetilmiş olan ABD / Kanada / Fransa ortak yapımı bir film.


Son yıllarda korku sineması adına en farklı örneklerin Fransa’dan çıktığı söylenebilir. Yeni Fransız Dehşet Sineması olarak isimlendirilen bu yeni dalganın köşe taşlarından biri de Martyrs (2008) idi. Son derece saldırgan, sert ve bol kanlı Martyrs ile izleyenleri şoka uğratan Pascal Laugier, merakla beklenen yeni filmi The Tall Man ile karşımızda.

Washington’daki Cold Rock kasabası, tek geçim kaynağı olan maden kapatıldıktan sonra iyice fakirleşir. Hayatta kalmak için zorlukla mücadele eden kasaba halkının başına başka bir bela daha musallat olur. Kasabadaki çocuklar birer birer kaçırılmaktadır. Hiçbir ipucu bulamayan polis çaresiz kalır. Kasaba halkı kendi şehir efsanesini üretmekte gecikmez. Tall Man ismini verdikleri doğaüstü figürün çocukları kaçırdığına inanırlar. Julia Denning (Jessica Biel), Cold Rock’a doktor kocası ile beraber henüz maden açıkken yerleşmiştir. Herkese her konuda yardım ettiği için, kısa zamanda kasabanın sevilen simalarından biri olan kocasının ölümünden sonra kasabayı terketmeyen Julia, açık tuttuğu klinikte ücretsiz tıbbi hizmet vermeye devam eder. Küçük oğlu David ve onun bakıcısı Christine ile beraber yaşamaktadır. Bir gece eve gizlice giren biri David’i kaçırır. Küçük oğlunu bir yabancının kucağında kapıdan çıkarken gören Julia peşlerine düşer ve uzun zamandır kasabayı huzursuz eden kaçırılma olaylarının çözüme kavuşma süreci başlar.



Martyrs, yönetmenin kendi tanımı ile insanın çektiği acı ve ızdırap üzerine bir yapım idi. Çok sert işkence sahnelerine ev sahipliği yapmasını rağmen Laugier ısrarla işkenceyi değil acıyı ön planda tutmak istediğini belirtmişti. The Tall Man ise her bakımdan daha farklı bir yapım. En baştan söyleyelim, aşırı şiddet veya kan içeren sahnelere pek yüz vermiyor. Daha çok, küçük bir kasabada geçen gizemli kaçırılma olayları üzerinden sistem eleştirisi yapma gayretinde.

The Tall Man, korku sinemasına aşina bünyelere fazlasıyla tanıdık gelecek birkaç öğeden oluşan, küçük ama basit bir korku filmi gibi başlıyor. Sırlarla dolu küçük bir kasaba ve en başta doğaüstü bir figür olarak sunulan Tall Man karakteri etrafında dönen bir hikayeyi anlatacakmış gibi yapıyor. Ancak kazın ayağı öyle değil. Devamlı yön değiştiren The Tall Man, bol sürprizli bir anlatım diline dört elle sarılıyor ve kolayca tahmin edilemeyecek sırlarını sırayla açık ettikçe izleyenleri şaşırtmayı başarıyor. Bu anlatım dili doğal olarak izleyeni, her an yeni bir sürpriz gelişme olacağına dair daimi bir beklentiye sokuyor. Bu sayede merak duygusunu filmin bütününe yayarak ilgiyi zirvede tutmaya çalışan The Tall Man’in bu amacına ulaştığını söylemek mümkün.



Filmle ilgili sevmediğim iki nokta var. Birincisi Tall Man karakteri ve etrafında oluşan doğaüstü fenomene yeterince yer verilmemesi. Gerçi finalde Tall Man sembolik olarak bir yerlere oturuyor ama gene de onun üzerinden korku öğeleri daha baskın bir hale getirilebilirdi. İkincisi ise son kısımdaki didaktik anlatım. Filmin genel havasına pek uygun düşmeyen bu bölüm, bana Ümit Ünal’ın Nar’ını (2011) anımsattı. Nar’ı da o didaktik monologlar serisinden oluşan kısım hariç çok sevmiştim.

Bütün senaryo, Jessica Biel’in canlandırdığı karakter üzerine kurulu olduğu için, onun performansı filmin başarısındaki en belirleyici unsurlardan biri olacaktı. Biel, karakterin değişimlerini inandırıcı bir oyunculukla veriyor ve kendinden beklenen katkıyı sağlamakta zorlanmıyor.

The Tall Man, hakkında ne kadar az şey bilirseniz, o kadar fazla keyif alacağınız bir film. Pascal Laugier ismine aldanıp Martyrs tadında bir ‘işkence pornosu’ daha izleyeceğiniz yanılgısına düşmeyin. Finale kadar devam eden ‘twist’ silsilesi sayesinde, merak duygusunu başarıyla kaşıyan The Tall Man, gizemli öykülerden hoşlananlar için yerinde bir tercih olacaktır. (5/10)


.

23 Kasım 2012 Cuma

Gezici Festival’de Türkiye Sineması 2012



Gezici Festival, Türkiye Sineması 2012 bölümünde, usta yönetmenlerin beklenen filmlerinden yeni yönetmenlerin ödül alan filmlerine, ülkemizde bu yıl çekilen uzun metrajlı filmlerden derlenen zengin bir seçki sunuyor. Türkiye’de kadın olma durumu, yakın tarihimizle hesaplaşma ve Anadolu’nun öteki yüzüne bakan filmlerin yönetmen ve senaristleri Gezici Festival’in Ankara galalarında izleyicilerle bir araya gelecek. 



Gezici Festival’in ilk konuğu, 30 Kasım’da Zerre filminin senarist ve yönetmeni Erdem Tepegöz ve yapımcısı Kağan Daldal olacak. 1 Aralık’ta Lal Gece filminin gösterimi sonrası yönetmen Reis Çelik; Babamın Sesi’nin gösteriminden sonra da filmin senarist ve yönetmenlerinden Orhan Eskiköy izleyicilerle buluşacak. 2 Aralık’ta yönetmen ve senarist Ali Aydın, Küf filminin gösterimine katılacak. Gezici Festival, 3 Aralık’ta Araf’ın senarist ve yönetmeni Yeşim Ustaoğlu’nu, 4 Aralık’ta ise Devir filminin senarist ve yönetmeni Derviş Zaim’i konuk edecek.
 
Geçtiğimiz yıl da Gezici Festival izleyicisiyle buluşan Zeki Demirkubuz, son filmi Yeraltı’nın 5 ve 6 Aralık’taki gösteriminden sonra izleyicilerin sorularını yanıtlayacak. Festivalin Ankara’daki son gününde ise, Şimdiki Zaman filminin yönetmeni ve senaristi Belmin Söylemez ile filmin senarist ve yapımcısı Haşmet Topaloğlu festival izleyicisiyle bir araya gelecek.

Kadın yönetmenler ve Türkiye’de kadın olma

Gezici Festival, iki kadın yönetmenin bakışıyla aşkı, cinselliği ve kadın olmayı sorgularken; Türkiye’de kadın olma durumuna da en yeni örneklerle bakıyor. Antalya’da En İyi İlk Film ve Yönetmen de dahil dört ödül kazanan, Erdem Tepegöz’ün yönettiği Zerre, bir kadının küçük kızı ve annesiyle hayata tutunma çabasını anlatıyor. Cüneyt Cebenoyan’ın gerçekçiliğini Dardenne Kardeşler’in anlatımıyla karşılaştırdığı film, işçi sınıfına alışılmadık bir bakış sunuyor.



Adana’dan üç ödülle dönen, Belmin Söylemez’in yönettiği ve senaryosunu Haşmet Topaloğlu’yla birlikte yazdığı Şimdiki Zaman, bir kadının yaşamındaki tıkanıklığa ve şimdiki zamandan kurtulma çabasına bakıyor. Sanem Öge, kendisine Istanbul’da En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandıran Mina rolünde kahve fincanlarında başkalarının falına bakarken, kendi geleceğini de arayan bir kadını canlandırıyor.

İnan Temelkuran’ın Kristen Stevens’la birlikte yönettiği belgesel Siirt’in Sırrı, milli güreşçi Evin Demirhan’ın öyküsünü anlatıyor. Altın Koza’da üç ödül ve Antalya’da En İyi Belgesel ödülünü kazanan film, Evin’in bir yandan Türkiye’nin küçük bir şehrinde yaşayan, diğer yandan da dünya arenasında başarıya koşan genç bir kız olarak portresini çiziyor.

Yeşim Ustaoğlu, Adana, Moskova, Abu Dhabi ve Tokyo’dan ödüllerle dönen filmi Araf’ta geçmişle geleceğin arasına sıkışmış yaşamlar süren Zehra ve Olgun’un olgunlaşma hikayesini trajik bir aşkla harmanlayarak anlatıyor. Ustaoğlu, bir kez daha hüzünlü insan hikayelerinden yola çıkarak toplumsal dönüşüme ayna tutuyor.

Yakın tarihimizle hesaplaşma

Bu bölümde gösterilecek ödüllü iki film, Türkiye’nin yakın tarihinin karanlık yüzüne yürek parçalayan insan hikayeleriyle bakıyor. Venedik Film Festivali’nde Geleceğin Aslanı ödülünü alan Ali Aydın’ın yönettiği Küf, 18 yıldır oğlundan haber alamayan bir babanın hüzünlü öyküsünü anlatıyor. Yalnız bir demiryolu çalışanı olan Basri’yi sade ve iz bırakan oyunculuğuyla Ercan Kesal canlandırıyor.



Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan’ın Altın Koza’dan En İyi Film ve Senaryo ödülleriyle dönen filmleri Babamın Sesi de bu bölümde gösterilecek. Eskiköy ve Doğan, Maraş Katliamı’nın etkisi ve Türkiye’nin asimilasyon politikalarına Kürt-Alevi bir ailenin hikayesi üzerinden bakıyor.

Anadolu’nun öteki yüzü

Türkiye Sineması 2012, Anadolu’nun koyun çobanlarını, Güneydoğu Anadolu’nun taşlaşmış feodal düzenini ve puslu bir Ankara’yı üç usta yönetmenin kendi özgün bakışlarıyla anlatıyor. Reis Çelik, Berlin’de Kristal Ayı kazanan son filmi Lal Gece’de Anadolu’nun kadını yok sayan ataerkil ve feodal yapısına alışık olmadığımız bir pencereden bakıyor. Çelik, 14 yaşında bir kızla yaşlı bir adamı zifaf odasına koyuyor ve kamerasını film boyunca giderek gerilen bu odadan ayırmıyor.



Zeki Demirkubuz, St. Petersburg’da İzleyici Ödülü, Osians’ Cinefan’da En İyi Asya Filmi Ödülü ve Istanbul’da beş ödül alan filmi Yeraltı’nda Dostoyevski'nin "Yeraltından Notlar" adlı eserini çarpıcı bir uyarlamayla günümüz Ankara'sına aktarıyor. Engin Günaydın, takıntılı, içine kapanık devlet memuru Muharrem’in çöküşünü izleyiciyi sarsan bir gerçekçilikle veriyor. Derviş Zaim, son filmi Devir’de kamerasını Anadolu’ya ve doğanın döngüsüne çeviriyor. Burdur’un Hasanpaşa ilçesinde yaklaşık 750 yıllık bir geçmişi olan koyun yıkama şenliği etrafında gelişen film, üç koyun çobanı üzerinden yöre insanlarını ve yöre hayatını gözler önüne seriyor.

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenecek Gezici Festival 30 Kasım–10 Aralık 2012 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak. Festival her yıl olduğu gibi Ankara’dan başlayacak, 30 Kasım–6 Aralık’taki gösterimlerin ardından 7-10 Aralık tarihleri arasında geçtiğimiz yıl da festivale ev sahipliği yapan Sinop’a, Sinop Valiliği, Sinop Belediyesi ve Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla  konuk olacak. 


.

22 Kasım 2012 Perşembe

İzmir Kısa Film Festivali

Sinema Üstadı Krzysztof Kieslowski’nin Kısa Belgeselleri  İzmir’de.

Geride bıraktığımız 13 yılda, Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali Türkiye’nin en önemli kısa film festivali olmuştur. Uluslararası İzmir Kısa Film festivali ilk kez 2000 yılında  düzenlenmiş ve o günden bu yana Türkiye’nin en önemli kısa film festivallerinden biri olmuştur. Festivalin, düzenlendiği İzmir’in tek sinema festivali olma özelliği büyük önem arz etmektedir.



Her yıl uluslararası ve ulusal kategorilerde kısa filmlere Altın Kedi Ödülleri veren festival, yurtdışından ve Türkiye’den sinema dünyasında önemli ve isim yapmış kişileri jürisine davet ederek kısa filmin gelişimi açısından rekabete dayalı ortam yaratmıştır. 

Yarışmalı bölümünün yanı sıra; Türkiye’den ve dünyadan o yılın panoramasını çizmek amacı ile özenle seçilmiş filmler gösterime alınmakta ve sinemaseverlerle buluşturulmaktadır.

Film gösterimleri paneller, söyleşiler, sergiler ve başka etkinliklerle de desteklenmektedir. Bu açılardan Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali seyirciyle en fazla kaynaşan, kitlelere en başarılı şekilde ulaşan film festivali olma özelliğini de korumaktadır.

Film gösterimlerinin önemli bir kısmı filmlerin ekip ve oyuncularının da katılımıyla gerçekleşmektedir. Festival böylelikle sinemacı ve seyircileri bir araya getiren önemli bir buluşma noktası olmaktadır.

13. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali

Uluslararası İzmir Kısa Film Festivaline bu yıl 71  ülkeden 2000'den  fazla  film başvurmuş olup 42 ülkeden 175 film seçilmiştir.

Festival etkinlikleri Kültür Bakanlığının ve Başbakanlık Tanıtma Fonunun önemli katkıları ve  Fransız Kültür Merkezi, Goethe Enstitüsü ve İKSEV ile işbirliği içinde  İzmirli sinema severlerle Fransız Kültür Merkezi'nde buluşacak.

Bu yıl festival izleyicileri Oscar, Bafta, Cannes , Berlin ve diğer önemli festivallerde ödül kazanmış filmlerin yanı sıra, ilk kez gösterime giren filmlerle de buluşacaktır.

Festivalde bir başka ilgi noktası Cannes 2011 film festivali yarışmasında "Quinzaine" ve "Cinefondation" yarışmalarına katılan filmlerden oluşan bölümdür.

Avrupa Film Akademisi ile işbirliği çerçevesinde 2012 yılında Avrupa Film Akademisi ödülü için yarışan bir çok film de programda bulunmaktadır. 

Altın Kedi Ödülleri 2012

Festivalin ulusal kategorisinde 10 film, Uluslararası kategorisinde ise 12 film  Altın Kedi ödülü için yarışacak. 

Genç Oyunculara Altın Kedi Ödülü…

Ulusal filmler alanında “Genç oyunculara destek verme ve tanıtımlarına katkıda bulunma amacı ile yeni bir dal tesis etti” ve “Genç ve umut veren oyuncuları” ödüllendirmeye karar verdi.

Krzysztof Kieslowski kısa filmleri festivalde…

Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, programında en büyük sinema ustalarının eserlerine de yer vermektedir, bu yıl Krzysztof Kieslowski’nin 1969-1980  yılları arasında yapmış olduğu belgesel kısa filmler de izleyicilerle buluşacaktır. 

Kısa Film Festivallerinde bir ilk : Kısa Film Marketi

Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, yenileme geleneğine bir katman daha ekleyerek, kısa filmcilere, kısa film festivalcilerine, programcılarına ve tüm sinema severlere yeni bir hizmet sunuyor.

13. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali, 21-25 Kasım tarihlerinde Market için özellikle seçilmiş  filmleri bilgisayar ortamında tüm ziyaretçilerine sunacaktır. Sinema severler Fransız Kültür Merkezinin kütüphanesinde bulunan bilgisayarlarda dünyanın her köşesinden gelen kısa filmlerle buluşma imkanına sahip olacaktır.

Canlı piyano müziği eşliğinde film gösterimi 

Dr. Caligari’nin Muayenehanesi (Das Cabinet des Dr. Caligari), Robert Wiene’nin yönettiği 1920 yapımı Alman dışavurumcu filmdir. Sessiz sinema döneminde çekilmiş ve siyah beyaz olan film  Alman Dışavurumcu akımının ve Alman Sineması Klasiklerinin  daha sonra yapılmış olan filmlerin üzerinde en çok etki uyandıran filmlerindendir.

Filmin gösterimi, İKSEV ve Goethe Enstitüsü ile işbirliği içinde gerçekleşecektir. Usta müzisyen Zafer Çebi filme piyano ile eşlik edecektir.

Söyleşiler…

13.Uluslararası Kısa Film Festivali, bu yıl sinema severleri ve genç sinemacıları, dünya kısa film piyasasında kilit noktalarda bulunan kişilerle buluşturuyor.

Dünya Sinemasında Perspektifler Phillipe Jalladeau
Short Fim Corner Cannes festivali  Alice Kharoubi
Ayrıca yönetmen Ümit Ünal seyircilerle son yazdığı kitap üzerinde sohbet edecek: Işık Gölge Oyunları  Ümit Ünal


.

20 Kasım 2012 Salı

Elemiyoruz, ellemiyoruz!

2. El Film Festivali

‘Elemiyoruz, ellemiyoruz’ sloganıyla yola çıkan ve 20-24 Şubat 2013 tarihleri arasında yedincisi düzenlenecek olan ANKAmall 2. El Film Festivali bu kez ritim konsepti ile sinemaseverlerle buluşacak. Festivale film başvuruları ise 22 Ocak 2013 tarihinde son bulacak.



Yedi Notanın Dördüncüsü!

2013 yılı için belirlenen ritim konsepti doğrultusunda; film başlıklarını yedi nota üzerinden kategorilendiren festivalde; ilk nota DO-Denedin Olmadıysa, ikinci nota RE-Reddettiler Elendiysen, üçüncü nota ‘Mİ-Mantığına İnanmadılarsa’ sloganı ile açıklanmıştı. Dördüncü nota ise ‘FA-Farkını Anlamadılarsa’ başlığı ile festival seyircisinin karşısına çıkacak.

Ahde Vefa Gecesi!

Festival komitesi iki senedir düzenlediği ahde vefa gecelerinin devamını bu sene de getiriyor. 8 Aralık 2012 tarihinde M1886 Sanat Galerisi’nde düzenlenecek olan geceye sinemaseverler, kısa filmciler ve festival destekçileri davet edilecek. Gecede festivallerin filmleri elememesi dileği ile 77 adet dilek feneri havaya bırakılacak.

Festivale El Verenlere Meyve Veriyoruz!

Festival komitesi daha önce altı yıl boyunca festivale katkı ve katılım sağlayan 77 sinemacı adına kızılçam dikerek ‘El Ele Ormanı’ adında bir hatıra ormanı oluşturulacağını açıklamıştı. Festival şimdi de, festivale el veren ve düzenlenmesi için elinden geleni yapan destekçileri için hatıra ormanı yapmaya karar verdi. Festivalin kurumsal destekçileri için oluşturulacak olan ‘El Verdik’ adındaki bu hatıra ormanı meyve ağaçlarından oluşacak ve dikilmesi için arazinin iklim şartları ve toprak yapısı doğrultusunda elma, kayısı ve ceviz ağaçlarından biri seçilebilecek. Bu ormanın festival destekçilerine küçük bir teşekkür niteliği taşıması ve ağaçlar meyve verdikçe destekçilere ulaştırılması amaçlanmaktadır. Orman Ankara’nın doğusunda yer alan, şehir merkezine 50 km uzaklıktaki Elmadağ ilçesinde 23 Şubat 2013 tarihinde oluşturulacaktır. Bu hatıra ormanında yer alacak olan kurumsal destekçiler şöyle: Kültür ve Turizm Bakanlığı, ANKAmall, Ece Türkiye, Çankaya Belediyesi, Büyülü Fener Sineması, Cosmic Creative, Siyav Otel, Sudem Restorant, Hermes Ofset, ODTÜ Mezunlar Derneği, Odtülü Malatyalılar Derneği, M1886 Sanat Galerisi, Eski-Yeni, Beşli Hukuk Bürosu, Ergül Danışmanlık, Limak Holding, CarrefourSA İzmir, Gizem Turizm, Mardin Sinema Derneği, Haminne Network, Marmara Park, NTV SPOR, Age Holding, Dream TV, Hollanda Büyükelçiliği, Amerika Büyükelçiliği, Adam Film, Galata Film, PTT Film, Arka Pencere, Aylak Madam, Beyazperde.com, Cinedergi, Film Arası, Kelle Koltukta Creative, TMMOB, Mülkiyeliler Birliği, Modern Zamanlar, NTV Spor, Ötekisinema.com, Radyo Bilkent, Radyo Hacettepe, Radyo Vizyon, Roxanne Pub, Sadibey.com, Sinemakavram, Sinetopya, Tersninja.com, Kavaklıderem Derneği, Yıldırım Mayruk Moda Evi, Yamak Strategy.


.

16 Kasım 2012 Cuma

Malatya Film Festivali Yarışma Sonuçları

Malatya Valiliği’nin koordinasyonunda, Malatya Kayısı Araştırma-Geliştirme ve Tanıtma Vakfı tarafından; T.C. Kültür Bakanlığı, Başbakanlık Tanıtma Fonu, Malatya Belediyesi ve İnönü Üniversitesi’nin destekleri ve Manas Evleri’nin ana sponsorluğunda; Festival Concept International organizasyonu ile bu yıl üçüncüsü düzenlenen Malatya Uluslararası Film Festivali’nde büyük ödül “Tepenin Ardı”nın! 


A Haber ekranlarından canlı olarak yayınlanan ödül töreni, Korhan Abay ve Defne Halman’ın sunumu ile Malatya Kongre ve Kültür Merkezi Kemal Sunal Salonu’nda gerçekleşti. Malatya Valisi ve Festival Onursal Başkanı Sayın Vasip Şahin’in konuşması ile başlayan gecede 19 dalda “Kristal Kayısı” ödülleri sahiplerini buldu. 

John Sayles’e Onur Ödülü 

Sandy kasırgası nedeniyle açılış törenine katılamayan Amerikan sinemasının seçkin ve saygın bağımsız yönetmenlerinden biri olan John Sayles’e “Onur Ödülü” Uluslararası Jüri Başkanı Tahmineh Milani tarafından takdim edildi. John Sayles, Malatya’da geçirdiği zaman ve halkın konuk severliği için teşekkür etti. “Türkiye’yi tanımak için iyi bir deneyimdi. Ve büyümekte olan bu şehir ile umarım festival de büyür ve devam eder.” dedi.
Ulusal Uzun Film Ödüllerinin Tam Listesi

Jüri: Senarist ve Yönetmen Biket İlhan, Gazeteci ve Turkuvaz Medya Kurumsal İletişim Müdürü Fecir Alptekin, Oyuncu ve Şair Pelin Batu, Yönetmen Mehmet Eryılmaz ve Sinema Yazarı Rasih Yılmaz. 



En İyi Film: Tepenin Adı 
En İyi Yönetmen: Reis Çelik - Lal Gece 
En İyi Kadın Oyuncu: Jale Arıkan - Zerre 
En İyi Erkek Oyuncu: Tamer Levent, Reha Özcan, Mehmet Özgür, Berk Hakman, Furkan Berk Kiran, Mehmet Okur - Tepenin Ardı 
En İyi Senaryo: Emin Alper - Tepenin Ardı 
En İyi Özgün Müzik: Saki Çimen - Ateşin Düştüğü Yer 
Jüri Özel Ödülü: FerahFeza 
En İyi Görüntü Yönetmeni: Ercan Yılmaz - Ateşin Düştüğü Yer 
En İyi Kurgu: Mesut Ulutaş - Zerre 
SİYAD Ödülü: Tepenin Ardı 



Uluslararası Uzun Film Ödüllerin Tam Listesi

Jüri: İranlı Kadın Yönetmen Tahmineh Milani, Senarist ve Yönetmen Suha Arraf, Sinema Yazarı Esin Küçüktepepınar, Sinema Yazarı Aruna Vasudev ve Hamburg Film Festivali Direktörü Albert Wiederspiel. 

En İyi Film: No (No) 
En İyi Yönetmen: Benh Zeitlin - Beasts Of The Southern Wild (Düşler Diyarı) 
En İyi Kadın Oyuncu: Rachel Mwanza - War Witch (Savaş Cadısı) 
En İyi Erkek Oyuncu: Roy Assaf - God’s Neighbors (Müfettişler) 
En İyi Senaryo: Philippe Falardeau - Monsieur Lazhar (Lazhar Bey) 
En İyi Özgün Müzik: Carlos Cabezas - No (No) 
Jüri Özel Ödülü: Best Set Design - Beasts Of The Southern Wild (Düşler Diyarı) 

Ulusal Kısa Film Ödüllerin Tam Listesi

Jüri: Yönetmen Tan Tolga Demirci, Akademisyen Ethem Özgüven ve Sanat Yönetmeni Deniz Ziya Temeltaş. 

En İyi Kısa Film: Aralık 
Jüri Özel Ödülü: Dom 
En İyi Kısa Film Mansiyon: Kafes 


.

3 Kasım 2012 Cumartesi

Resident Evil: Retribution (2012)

Resident Evil: Retribution 2012 yılı mahsulü Paul W.S. Anderson tarafından yazılıp yönetilmiş olan Almanya / Kanada ortak yapımı bir film.


Doksanlı yılların sonunda video oyunu olarak hayatımıza giren Resident Evil’ın sinemaya da sıçraması gecikmedi. Paul W.S. Anderson’ın yapımcı, senaryo yazarı ve yönetmen olarak yer aldığı aynı isimli ilk filmin yapım tarihi 2002 idi. Resident Evil maliyetinin üç katından fazla gişe geliri elde edince, aynı video oyun cephesinde olduğu gibi, doğal olarak bir seriye dönüştü. İnişli çıkışlı bir grafik çizen seri, Resident Evil: Apocalypse (2004), Resident Evil: Extinction (2007) ve Resident Evil: Afterlife (2010) ile devam etti. Serinin beşinci ve şimdilik son halkası ise Resident Evil: Retribution (RE: Retribution).

Dördüncü filmin sonunda Alice’i salgından kurtulmuş insanların toplandığı Arcadia isimli bir geminin güvertesinde bırakmıştık. RE: Retribution, tam buradan başlar. Jill Valentine komutasındaki Umbrella’ya ait V-22 helikopter filosu gemiye ani bir baskın düzenler. Baskında denize düşüp bayılan Alice, esir düşer. Umbrella’nın tesislerinden birine götürülür ve eski müttefiki Jill Valentine tarafından sorguya alınır. Sorgu sırasında tesisin enerji kaynağı bilinmeyen bir dış müdahele ile kesilir. Bu kesintiden faydalanan Alice hücresinden kaçar. Bir süre sonra kendisine yardım edenin Albert Wesker tarafından görevlendirilen Ada Wong olduğunu öğrenir. Kısa sürede kaynaşan ikilinin, Rusya’nın kuzeyindeki Kamçatka’da bulunan tesisten kaçabilmeleri için, aralarında Luther West’in de bulunduğu bir ekip yardıma gelir ve çıkış yolunu temizlemek üzere tesise girer. Alice ve arkadaşlarının tesisten sağ olarak çıkmaları hiç de kolay olmayacaktır.



Filmin yapımcılarından Jeremy Bolt, RE: Retribution hakkında şöyle demiş; “Bu film daha öncekilerin hepsinden daha fazla sürpriz barındırıyor. Filme video oyun ruhu da vermeye çalıştık ki hayranların daha fazla ilgisini çeksin.” Bu cümle bütün filmi özetlemiş desek yanlış olmaz sanırım. RE: Retribution’ın bütün güçlü ve zayıf yönlerine ait ipuçlarını içinde barındırıyor.

Önce şu ‘sürpriz’ meselesine bir bakalım. Evet, filmde birkaç sürpriz var. RE: Retribution ile serinin önceki halkalarında karşılaştığımız karakterlerden birçoğu geri dönüyor, ölmüş olanlar bile. Nasıl oluyor da ölüler geri dönüyorun cevabı ise fazla zor değil: klonlama. Önceki filmlerde Alice’in klonlarını görmüştük, RE: Retribution’da da serinin sevilen karakterlerinden Rain (Michelle Rodriguez), Carlos (Oded Fehr) ve One (Colin Salmon) gibi ön plana çıkanların çoğu, klonları ile bile olsa, bir kez daha maceraya dahil oluyor. Çok daha güzel bir sürpriz ise bir önceki filmin (ve hatta serinin) en etkileyici yaratıklarından biri olan, eli baltalı dev yaratık Axeman’in tekrar ortaya çıkması. Hem bu sefer Alice bir değil, iki Axeman’e karşı savaşıyor. Bu ‘bütün ekip toplandık’ tadındaki, iyi kötü bütün sevilen karakterleri bir paket haline getirip tek film içinde sunma dışında da pek fazla sürpriz yok açıkçası.

Diğer ve çok daha önemli mesele ise ‘video oyun ruhu vermeye çalışmak’. RE: Retribution’ın neredeyse tamamı Alice’in hapsedildiği Umbrella tesisinde geçiyor. Burası, Tokyo, New York, Moskova gibi belli başlı şehirlerde gerçekleşebilecek virüs salgınlarını simüle edebilmek için, adı geçen şehirlerin devasa maketlerinin inşa edildiği bir tesis. Alice ve arkadaşları, tesisten kaçabilmek için sırayla bu bölümlerden geçiyorlar ve her bölümde, zorluk katsayısı gittikçe artan rakiplere karşı ölümüne mücadele ediyorlar. Herhangi bir video oyununda rahatlıkla karşılaşılabilecek, ‘level atlama’ mantığında ilerleyen bir kurgu var ortada. Sanki ‘video oyun ruhu vermeye çalışmak’tan çok, işin kolayına kaçarak, basbayağı bir video oyununu birebir filme almışlar.



RE: Retribution’da her zaman olduğu gibi Alice (Milla Jovovich) ve yeni eklenen karakterlerden Ada Wong (Bingbing Li) diğerlerine nazaran daha fazla öne çıkıyor. Yenilerden Alice’i kurtarmaya gelen ekibin başındaki Leon S. Kennedy (Johann Urb) fazla sıkıntı yaratmazken, aynı ekipte bulunan Barry Burton (Kevin Durand) ağzından düşmeyen purosuyla serinin unutulmayacak karakterlerinden biri haline dönüşüyor. Geri dönüşleri büyük bir sürprizmiş gibi sunulan eski dostlar ise çok fazla süre alamadıkları için pek tat vermiyorlar.

RE: Retribution dur durak bilmeyen aksiyonuyla türün hayranlarını memnun edecek kapasiteye sahip. Ancak bir hikaye anlatmaktan ziyade sadece aksiyona odaklandığı için seriye pek de bir katkısı yok. Dolayısıyla seriye düşkün bünyelerde bir parça rahatsızlık yaratacağı kesin. ‘Ne anlatıyor’u boş verip, sadece ‘Alice ve arkadaşları çok sıkı korunan Umbrella tesisinden kaçar’ cümlesinin, abartılı dövüş koreografileri ile süslü, işçiliği on numara görüntülerle ifade edilmiş hali bana yeter diyorsanız, RE: Retribution tam da sizin kaleminiz.(4/10)


.

1 Kasım 2012 Perşembe

John Sayles Malatya Film Festivali’nde

Malatya Valiliği’nin koordinasyonunda, Malatya Kayısı Araştırma-Geliştirme ve Tanıtma Vakfı tarafından düzenlenen 3. Malatya Uluslararası Film Festivali kapsamında İnönü Üniversitesi iki önemli etkinliğe ev sahipliği yapacak. 



14 Kasım Çarşamba günü İnönü Üniversitesi Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezi’nde önce saat 14.00’de “Ortadoğu Barışına Sinemanın Katkısı” konulu panelle sinemanın barışa katkısının nasıl olacağı sorusuna da cevap aranacak; ardından saat 16.00’da bağımsız sinemanın usta ismi John Sayles sinemaseverlerle buluşacak. 

“Ortadoğu Barışına Sinemanın Katkısı” 

Ana teması “Ortadoğu ve Barış” olan 3. Malatya Uluslararası Film Festivali kapsamında “Ortadoğu Barışına Sinemanın Katkısı” konulu panel düzenlenecek. Son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan sorunlar üzerinden sinemanın sosyal hayata ve politikaya etkilerinin tartışılacağı panelde sinemanın barışa katkısının nasıl olacağı sorusuna da cevap aranacak. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezinde 14 Kasım Çarşamba günü saat 14.00’te gerçekleşecek panelin moderatörlüğünü Sinema Yazarı Alin Taşçıyan üstleniyor. Panelin konuşmacıları ise; İranlı kadın yönetmen Tahmineh Milani, senarist ve yönetmen Suha Arraf ve Meni Yaesh olacak.


“John Sayles Söyleşisi” 

3. Malatya Uluslararası Film Festivali Onur Konuğu bağımsız sinemanın usta ismi John Sayles, 14 Kasım Çarşamba günü İnönü Üniversitesi Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezinde saat 16.00’da sinemaseverlerle bir araya gelecek ve deneyimlerini sinemaseverlerle paylaşacak. 17 filme imza atmış ve hala çalışmalarına devam eden, tüm dünyada birçok yönetmene ilham kaynağı olmayı başarmış Amerikan sinemasının seçkin ve saygın bağımsız yönetmenlerinden biri olan John Sayles, söyleşide sinemaseverlerin sorularını da yanıtlayacak. 




.