30 Eylül 2012 Pazar

Korku Dolu Günler Pera Film’de

Pera Müzesi Film Etkinlikleri kapsamında Pera Film sonbahar sezonuna, 3-28  Ekim'de Hollanda Film Enstitüsü EYE işbirliğiyle Hollanda’dan Korku Filmleri: Nederhorror ve 13-28 Ekim'de ise İstanbul Cervantes Ensitüsü işbirliğiyle hazırladığı İspanyol Kült Korku Filmleri: Terror Pop (1969-1972) programları ile devam ediyor. 

“Nederhorror”: Hollanda’dan Korku Filmleri 03-28  Ekim 2012

 



Pera Film, dünyanın dört bir yanında 31 Ekim gecesi kutlanan Cadılar Bayramı’nı, efsanevi korku hikayelerinden ve Hollanda yapımı çağdaş filmlerden oluşan Hollanda’dan Korku Filmleri programı ile kutluyor. 1983 yılında Hollanda yapımı korku filmi De lift (Asansör) gösterildiğinde ve Warner Brothers tarafından tüm dünyaya dağıtıldığında, Hollanda basını gururla “Nederhorror“un doğumunu ilan etmişti. Basının deyişiyle söz konusu sinema tarzı en büyük başarıyı Hollanda’da yakalayabilirdi. İleri yıllarda beklenen Nederhorror patlaması yaşanmamış olsa da 2000’li yılların başlarından itibaren çekilen korku filmlerinin sayısında dikkat çekici bir artış gösterdi ve son yıllarda, çeşitli korku filmi festivalleri düzenlenmeye başladı. Hollanda Film Enstitüsü EYE ve Pera Film işbirliğiyle, Hollanda çağdaş korku filmlerinden oluşan bu seçkide, 2011 yılında uluslararası Fantasporto Film Festivali’nde  En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini kazanan, aynı yıl Amerikalı oyuncu ve prodüktör Charlize Theron’un Amerikan versiyonu için film haklarını satın aldığı Two Eyes Staring gibi pek çok ödüllü film yer alıyor.

“Terror Pop”: İspanyol Kült Korku Filmleri (1969-1972) 13-28 Ekim 2012 




Pera Film, korku sinemasına saygı duruşuna İstanbul Cervantes Enstitüsü işbirliğiyle hazırladığı İspanyol Kült Korku Filmleri programı ile devam ediyor; 1960’ların sonlarından 1970’li yıllara İspanyol sinemasının “Terror Pop” olarak adlandırılan döneminden kült bir seçki ile seyircilerin karşısına çıkıyor. İspanyol sinema geleneği gerçekçilik, müzikaller ve komediye oldukça çok yer verir, öyle ki fantastik sinema tarzı ve korku filmlerine yıllar boyunca neredeyse hiç yer verilmemiştir. 1960’ların sonlarından itibaren ise korku filmleri bu duruma istisna teşkil etmeye başlar.  “Terror Pop” programında 1969-1972 yılları arasında dört çarpıcı film sunuluyor.




.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Malatya Film Festivali’nden Kitap Hediyesi

Dünyanın konuştuğu kitap, sinemaseverler için festival boyunca ücretsiz dağıtılacak!

Dan Fleming’in tüm dünyada ses getiren sinema kitabı ¨Making the Transformational Moment in Film¨ sinemaseverler ve sinema öğrencileri için çevriliyor.



Bu yıl 9-15 Kasım 2012 tarihleri arasında üçüncü kez gerçekleştirilecek olan Malatya Uluslararası Film Festivali sinemaseverler ve sinema bölümü öğrencileri için sinema teknik kitapları hazırlamaya devam ediyor. Sinema tekniği üzerine çok az kitabın yayınlanmış olduğu ülkemizde, MUFF ilk yılından itibaren bu eksikliği giderebilmek için teknik bir kitabı yayına hazırlıyor. MUFF birinci yılında Jeremy Vineyard’ın “Sinemada Çekim Teknikleri: Her Sinemacının Bilmesi Gereken Önemli Kamera Hareketleri” kitabını; ikinci yılında Gael Chandler’ın “Film Kurgusu: Sinemaseverlerin ve Film Yapımcılarının Bilmesi Gereken Mükemmel Kesmeler, 2009” kitaplarını sinemaseverlere ve sinema öğrencilerine armağan etmişti.

Malatya Uluslararası Film Festivali geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da, bir önceki kitapların devamı niteliğinde; Yeni Zelanda Üniversitesi Sanat Okulu Ekran ve Medya Araştırmaları Kürsü Başkanı Dan Fleming’in “Making the Transformational Moment in Film” adlı yeni kitabını, Festivale katılacak sinemacı ve sinema öğrencileri için Türkçe olarak hazırlıyor.

Eleştirmenlere göre kitabın en önemli yararı; sinema insanlarına, film yapımındaki ham materyallerin bir araya getirilerek, nasıl bir dönüşüm yarattığını, ayrıntılar ve örneklerle öğretmesi.

Yazar bu kitapta anlık dönüşümün nasıl inşa edildiğini, anın nasıl sahnelendiğini, görsel kompozisyonların nasıl kullanıldığını, öykünün nasıl yapılandırıldığını, renk, ışık ve müziğin nasıl bir araya getirildiğini ve karakterlerin nasıl ete kemiğe büründüğünü; Vincent Wardve diğer yönetmenlerin filmlerinin önemli kareleri ile örneklendirerek anlatıyor. Fleming’egöre dönüşüm süreci, renk, ışık ve müzik öğelerinin bir araya gelmesiyle oluşuyor ve tüm içeriğe etki ediyor.


.

28 Eylül 2012 Cuma

Mafya Dergi İşine Giriyor!

Kültür Mafyası dergisi 1 Ekim’de bayilerde…

Kültür Mafyası, 1 Mart 2010 tarihinde web sitesi olarak yayın hayatına başladı. Yayıncılık ve kültür üretim alanlarındaki tekelleşmeye dikkat çekmek için Kültür Mafyası ismini tercih eden ekip; bağımsız ve özgün içerik üretimini samimi bir dille gerçekleştirdiği için 2 yıl içerisinde önemli bir takipçi sayısına ulaştı.

Kültür Mafyası, internet yayıncılığında kazandığı tecrübelerini, hayalleri ile birleştirerek, Ekim 2012 ayından itibaren basılı bir dergi çıkartma kararı aldı. Okuma sürecinde kağıt ile temasa ve kağıdın kokusunu hissetmeye önem veren Mafya ekibi, kendisi gibi düşünen okurların varlığına inandığı için bu hayalinin peşinden gidiyor…



“Evet, biraz deliyiz. Çünkü mevcut dergiler kapanıp internet yayıncılığına yönelirken, biz tam tersini yapıyor, internet yayıncılığından dergi yayıncılığına geçiyoruz. Bir nevi Son Matbucular’ız… Deliyiz, çünkü arkamızda hiçbir politik ve ekonomik güç odağı olmadan, sadece samimiyetimize ve kalemlerimizin gücüne güvenerek bu işe girişiyoruz… Deliyiz, çünkü aklın egemenliği ile derdimiz var bizim… Bu ülkede yayıncılığın, kültür ve sanat üretiminin samimi ve çıkar gözetmeksizin yapılabileceğine, yapılırsa da insanlar tarafından ilgi göreceğine dair umudumuz var… Kültür Mafyası Dergisi, bu umudun peşinden gidiyor… Zaten yayıncılık aslında deli işi, duygu işi biraz; akılla, mantıkla yayıncılık olmaz…” (Turgay Özçelik)

Levent Üzümcü, Jehan Barbur ve Zaytung her ay Kültür Mafyası’nda…

Kültür Mafyası, öğrencisinden öğretim görevlisine, gazetecisinden televizyoncusuna birçok farklı meslek grubundan yazarın oluşturduğu, bu yazarların tecrübe ve birikimlerini paylaştığı kolektif bir çabanın ürünü. Bu kolektif çaba, dergi sürecinde ekibe katılan Levent Üzümcü, Jehan Barbur ve Zaytung ile daha değerli bir hal aldı…

“Kurşun kalem kokusunu özleyenlere, dergilere dokunma hasreti çekenlere ne güzeldir ki cesaretli bir davranış sonucu “kültür mafyası” geliyor. Benim de artık bir köşem var. Ne mutlu bana…” (Jehan Barbur)

“Adada mafya kurduk… Kültür mafyası. Kültür mantarlarına karşı. Okumak istersen, katlanabilir, şarjın bitse de okunabilir.” (Levent Üzümcü)

“Kültür mafyası, parasını alamadığınız her türlü yazı-çeviri işlerinde sizin yerinize tahsilatı (bir şekilde) yaparak bu alanda önemli bir açığı kapatıyor. Aldıkları komisyonu sonuna kadar hak eden değerli bir kurum…” (Zaytung)
 
Sorgu odası, yeraltı röportajları, gizli celse, sayfalar ve haneler gibi kendine has bölümlerinin yanı sıra, Kültür Mafyası dergisinde sinemadan tiyatroya, edebiyattan müziğe, kültür-sanatın tüm alanlarındaki gelişmeleri takip edebilir, bu alanlara dair röportaj, eleştiri ve makalelerimizi okuyabilirsiniz…

“Bu ‘mafya’nın tek suçu, içeriği ile herkesi kendine bağlamak olacak.” (Sultan Arınır)

Zizek Sorgu Odası’nda…

Kültür Mafyası dergisi ilk sayısında dünyaca ünlü Slavoj Zizek’i sorgu odasına alıyor. Bedia Ceylan Güzelce’nin gerçekleştirdiği röportaj zihin açıcı olduğu kadar, tartışma yaratıcı… İlk sayımızda yer alacak bu röportaj uzun süre kültür sanat gündemini işgal edecek…

“Hepimiz önce okulda öğreniyoruz. Sonra öğrendiklerimizi ters yüz etmeye, unutmaya, yeniden öğrenmeye çalışıyoruz. Bunun yapıldığı yer, benim için, Kültür Mafyası’dır.” (Cansel Uygun)

Herkes okusun diye 5 TL!

Aylık olarak Türkiye çapında yayın yapacak olan Kültür Mafyası, herkesin okuyabilmesi için mimimum bir fiyatla, 5 TL’ye satılacak. 64 sayfalık dolu ve zengin içeriğiyle kültür-sanat yayıncılığında hem duruş, hem içerik, hem de fiyat olarak fark yaratacak olan Kültür Mafyası’nı 1 Ekim’den itibaren her ay gazete bayilerinden ve kitapevlerinden temin edebilirsiniz!..
Mafya ekibi: Ayşenil Şenkul, Banu Özyürek, Bedia Ceylan Güzelce, Burak Bayülgen, Burcu Önder, Cansel Uygun, Ceylan Özçelik, Dicle Koylan, Dilek Mayatürk, Duygu Çavdar, Engin Karabacak, Esen Kunt, Gökçe Uygun, Esra Açıkgöz, Hüseyin Aksoylu, Jehan Barbur, Levent Üzümcü, Meltem Sanlav Küpeli, Numan Serteli, Onur Avcı, Sinan Sülün, Sultan Arınır, Turgay Özçelik, Zaytung.
“Kültür Mafyası sanat düşkünlerinin özgür mabedidir.” (Ceylan Özçelik)

“Hiçbir Mafya bu kadar kültürlü olmamıştı.” (Sinan Sülün)

“’Başka türlü bir şey’ ise istediğiniz, başka türlü şeyler okumak için Kültür Mafyası dergisine hoş geldiniz…” (Gökçe Uygun)

“Kültür Mafyası; kültür hareketini bir karşıkültürel tavır, yöntem ve sistem içinde uygulayabilmenin potansiyel yapılanışı olmaya aday oluşundan dolayı; tanımını yaparken onun bir parçası olma nedeniniz de olabilir.” (Onur Avcı)

“Özgür ifade alanı olan, yazarın kendini olduğu gibi yansıtmasını sağlayandır Kültür Mafyası.” (Burcu Önder)

“Kültür Mafyası kültürü haraca bağlayanlara hesap sormaya geliyor..” (Numan Serteli)

“Kültür Mafyası’nın yazarak veya okuyarak içinde olmak, hayata tanıklık etmenin en hafifletici, en iyi gelen yollarından biri.” (Meltem Sanlav Küpeli)

“Sanatın kalbinin attığı tek bir yer olmadığına göre, yaşamını destekleyen tüm damarlar Kültür Mafyası tarafından takip edilmekte ve sanatın sağlığı için yine Kültür Mafyası tarafından beslenmektedir.” (Burak Bayülgen)

“Farklı tatların tek vücut olmuş, bütünleşik, aynı zamanda çok yönlü hali…” (Duygu Çavdar)

“Basılı sayfaların sihrine inanarak, akıntıya karşı “kalemleriyle” kürek çeken bir mafya ve dergisi takdimimizdir..” (Dilek Mayatürk)

“Her telden her demden farklı kalemlerin Türkiye’nin fikir ve sanat iklimine dokundukları önemli bir kültür sanat mecrası.” (Esen Kunt)

“Sinema, sanat, siyaset, müzik, edebiyat, hayat, dün ve bugün.” (Esra Açıkgöz)

“Öldüğünü düşündüğümüz her şey için Kültür Mafyası hayatta.’’ (Hüseyin Aksoylu)

”Kültür Mafyası, çikolata gibidir; ruha iyi gelir.” (Ayşenil Şenkul)


.

27 Eylül 2012 Perşembe

2.El Film Festivali Geliyor

Kalbinin Sesini Dinle Asla Vazgeçme! 

“Elemiyoruz, Ellemiyoruz” sloganıyla yola çıkan ve daha önce en az bir film festivalinden elenmiş filmlerin katılabildiği, “Uluslararası 2.El Film Festivali” yoluna tüm hızıyla devam ediyor. Festival 20-24 Şubat 2013 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenecek. 



Festival Bu Sene Tüm Ritmiyle İzleyici Karşısına Çıkacak! 

2007 yılında kurulan Uluslararası Ankamall 2.El Film Festivali, altı yıldır ön elemede elenen filmlere ev sahipliği yapıyor. Daha önce herhangi bir film festivalden elenip bir kenara atılan 1.500’e yakın film altı yıl boyunca festival gösterimlerinde yerini aldı ve almaya devam ediyor. Önceki senelerde sadece kısa metraj filmleri kapsayan festival iki yıldır hem kısa hem de uzun metraj filmlerin gösterimini gerçekleştiriyor. Geçen yıl futbol konseptiyle düzenlenen ve büyük ilgi gören festival bu yıl Ritim konseptiyle festival izleyicisiyle buluşacak. Festivalde gösterime girecek olan filmler ise 7 nota üzerinden kategorilendirilecek. Festivalde her sene olduğu gibi film gösterimlerinin yanı sıra ritim konseptine uygun olarak konser, atölye gibi çeşitli etkinlikler gerçekleştirilecek. 

Başvurular 22 Eylül’de Başlıyor! 

20-24 Şubat 2013 tarihlerinde yine ödülsüz ve jürisiz olarak düzenlenecek olan festival; teknik yeterliliği sağlamak koşuluyla gönderilen tüm filmlerin beyaz perdede gösterimini sağlayacak. Festivale film gönderim tarihleri ise 22 Eylül 2012’de başlayıp 22 Ocak 2013 tarihinde son bulacak. Film başvuruları festivalin web sitesinden online yapılabilecek. Festivalde ritim temalı filmlerin yanı sıra temasına bakılmaksızın herhangi bir festivalden elenmiş kısa ve uzun metraj filmlere yer verilecek. 



.

26 Eylül 2012 Çarşamba

Küçük Sinemacılar Altın Portakal’da

Sinema yazarı Banu Bozdemir’in çocuklar için yazdığı “Küçük Sinemacılar” kitabı Altın Portakal kapsamında yayımlanarak, çocuklara hediye edilecek. 



Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) işbirliğiyle 6-12 Ekim 2012 tarihlerinde düzenlenecek 49. Altın Portakal’ın festival kitapları arasında yer alacak “Küçük Sinemacılar”, Türkiye’de çocuklar için hazırlanan ilk sinema kitabı olma özelliği taşıyor. 

Banu Bozdemir, festival programı çerçevesinde, Antalyalı küçük sinemacıların katıldığı atölye çalışmalarına da imza atacak. 

Çocuklara her yönüyle sinema 

17 Bölümden oluşan “Küçük Sinemacılar”, Yeşilçam'ıyla, Hollywood’uyla, oyunculuk, film türleri, film formatları, film eleştirmenliği, yapım ekibi, yerli ve yabancı festivalleriyle sinemaya ilgi duyan ya da bu kitapla birlikte ilgi duymaya başlayacak çocuklara sinemanın tüm yönlerini anlatıyor. 

Oyuncu seçimi yönetmeni Harika Uygur, Beyoğlu Sineması Makinisti Mehmet Navruz, yer gösterici Erkan Kardan, “Okul” ve “Küçük Kıyamet” filmlerinin senaristi Doğu Yücel, “Şans Kapıyı Kırınca” ve “Keloğlan Kara Prens’e Karşı” filmlerinin yönetmeni Tayfun Güneyer, dekor tasarımcısı Hakan Yarkın, sanat yönetmeni Natali Yeres ve Naz Erayda, makyaj sanatçısı Arzu Yurter, dağıtımcı firma Bir Film’den Ersan Çongar, basın tanıtım sitesi www.sadibey.com’un yöneticisi Sadi Çilingir, Çizgi Filmciler Derneği Başkanı Derviş Pasin, görüşlerini bu kitap aracılığıyla çocuklarla paylaşan isimler arasında yer alıyor. 

Büyük hayaller için ‘Küçük Sinemacılar’ 

Kısa film yönetmeni, senarist, sinema yazarı, gazeteci, yazar Banu Bozdemir, “Küçük Sinemacılar” la ilgili şunları söyledi: Son dönemde çocuklar okullarındaki sinema kulüpleriyle sinemaya adım atmaya başladılar. Bu kulüpler aracılığıyla kadrajı, kompozisyonu, kamera kullanmayı öğreniyorlar. Kimi dernekler, minikler için sinema atölyeleri açtı. Ve ne zaman sömestr tatili gelse, sinema salonları bol bol çocukların izleyebileceği türden filmleri göstermeye başlıyor. Bu merak nereden kaynaklanıyor? Sinema tutkunu bir kuşak mı yetişiyor? Acaba çocuklar, büyüyünce kendilerine ne olacakları sorulduğunda artık doktor, öğretmen, mühendis demenin yanı sıra sanat yönetmeni, yönetmen, senarist gibi meslekleri mi tercih edecekler? 



İşte bu kitap, bir yandan çocuklara sinemanın büyülü dünyasını tanıtırken bir yandan da büyüdüklerinde severek yapmak isteyebilecekleri başka meslekler olduğunu da anlatıyor. Her 23 Nisan’da Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı koltuğuna oturan çocuklar, belki de böylece yönetmen, görsel yönetmen koltuklarına da oturmak isteyecekler. 

Çocuklarımız bu kitapla ileride kendilerine meslek olarak seçebilecekleri ve severek yapabilecekleri bir alanı tüm ayrıntılarıyla tanıma fırsatı bulacaklar.


.

25 Eylül 2012 Salı

Mientras duermes (2011)

Mientras duermes 2011 yılı mahsulü Jaume Balagueró tarafından yönetilmiş olan İspanya yapımı bir film. Sleep Tight olarak da bilinir. Türkiye'deki vizyon ismi ise Ölüm Uykusu. En baştan söyleyelim, İspanyol korku gerilim sinemasının yüz akı yönetmenlerinden Jaume Balagueró gene kalburüstü bir işe imza atmış.


1968 doğumlu Balagueró, ilk uzun metrajı Los sin nombre (1999) ile katıldığı birçok festivalde ödülleri toplayarak dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Oluşan beklentiyi boşa çıkarmayan işlere imza atmaya devam eden Balagueró, Darkness (2002), Frágiles (2005) ve televizyon için çekilmiş 70-75 dakikalık 6 filmden oluşan Péliculas para no dormir serisindeki en ilgi çekici bölümlerden biri olan Para entrar a vivir (To Let, 2006) ile yükselen çıkışını sürdürdü. Balagueró ismini hafızalara kazıyacak film ise Paco Plaza ile beraber yönettiği [Rec] (2007) olacaktı. 2009 tarihli devam filmi [Rec] 2’de yine beraber çalıştılar. Bilindiği üzere serinin üçüncü ayağı [REC]³ Génesis’i Paco Plaza tek başına yönetti. 

Açıkçası [Rec] gibi kanlı canlı bir zombi aksiyonun ardından Mientras duermes gibi ağır tempolu bir filmin geleceğini beklemiyordum. Bir apartmanın içine hapsolmuş hikâyesiyle tek mekânda geçen filmler kategorisine dahil edilebilecek Mientras duermes, yavaşça tırmanan gerilimiyle seyirciyi ufak dozlarla rahatsız ederek çığ gibi büyüyen bir huzursuzluğun içine sürüklüyor.


Cesar, Barcelona’daki bir apartmanda görevli olarak çalışmaktadır. Bütün kiracılar ile özel olarak ilgilenen Cesar, her birine ait can alıcı detayları en ufak ayrıntısına kadar bilmektedir. Üçüncü katta yaşayan Clara ise Cesar’ın özel ilgi alanına girmektedir. Her dairenin anahtarına sahip olan Cesar, geceleri Clara’nın dairesine girmeyi ve genç kadını uykusunda eterle bayıltıp sabaha kadar yanında uyumayı alışkanlık haline getirmiştir. Yaşam dolu biri olan Clara, her daim gülen yüzü ile etrafına ışıl ışıl mutluluk saçan bir kadındır. Clara’nın bu sebepsiz mutlu olma halini çekemeyen Cesar, genç kadını mutsuz etmek için elinden geleni ardına koymaz. Geceleri evine girdiğinde kullandığı kozmetiklerin içine çeşitli kimyasallar karıştırarak vücudunda alerjik kırmızılıklar çıkmasına neden olur. (Yönetmen burada alttan alta kozmetik ürünleri eleştiriyor gibi sanki.) Lavabonun altındaki borunun içine bir bez yerleştirir, lavabo tıkanır. O da yetmez, etrafa çürümüş meyve ve larvalar bırakır, daireyi hamam böcekleri basar. Bütün bunların hiçbiri Clara’yı mutsuz etmeye yetmez. Cesar, tam her şeyden vazgeçecekken hiç ummadığı tesadüfler sonucu olaylar beklenmedik bir hale bürünür. 

Konuyu okuduktan sonra herkesin aklına muhakkak aynı soru geliyordur: Cesar bütün bunları neden yapıyor? Bu sorunun cevabı hemen giriş bölümünde Cesar’ın iç sesi ile veriliyor: “Mutluluk. Benim sorunum işte bu. Mutlu olamıyorum. Hiç olmadım. Başıma iyi şeyler geldiğinde bile mutlu olamıyorum. Her sabah gözlerinizi hiç motivasyonunuz olmadan açmanın ne demek olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Tek bir sebep için harcadığım gayret. Sadece bir sebep. Her şeyin yok olmasını engellemek için bir sebep. İnanın bana elimden gelenin en iyisini yapıyorum. En iyisini. Hem de hayatımın her günü.” Hayata tutunabilmenin derdine düşen Cesar, içindeki kötücül karanlığın etkisiyle kendini Clara’yı mutsuz etmeye adıyor.


Cesar ve Clara arasındaki hastalıklı ilişkiye odaklanan Mientras duermes, “insanoğlu mutlu olmak için neleri göze alır?” gibi ağır sorular sorarken korku gerilim sinemasının gereklerini yerine getirmekten de geri durmuyor. Özellikle Cesar’ın bir aksilik sonucu Clara’nın dairesinde uyuyakaldığı gecenin sabahında, Clara ve sevgilisine görünmeden evden çıkmaya çalıştığı sahneler bütünü tırnak kemirten cinsten. Bu arada böcek fobisi olanlar dikkat! Clara’nın dairesini basan hamam böceklerinin beyazperdeyi kaplayan görüntüsü aşırı derecede rahatsızlık verici. 

Luis Tosar, her zaman olduğu gibi gene övgü dolu sözler hak eden bir performans sergiliyor. Zaten bütün senaryo onun performansı üzerine kurulu olduğu için en kilit noktada bulunan Tosar, bu şansı tek kişilik bir şova dönüştürmekte pek sıkıntı yaşamıyor. Korku ve gerilim severler, Mientras duermes’i gözü kapalı tercih edebilirler. (8/10)


.

24 Eylül 2012 Pazartesi

Altın Koza'da Ödüller Sahiplerini Buldu

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 19. Altın Koza Film Festivali 22 Eylül akşamı TÜYAP Uluslararası Kongre ve Fuar Merkezi’nde yapılan Kapanış ve Ödül Töreni ile sona erdi. 



Festival kapsamında yapılan Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın galibi ise, Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan’ın yönettiği ‘Babamın Sesi’ oldu. 17 Eylül’de başlayan Adana Büyükşehir Belediyesi 19. Altın Koza Film Festivali, 22 Eylül gecesi yapılan Kapanış ve Ödül Ödülleri Töreni ile son buldu. 

Festival kapsamında yapılan Ulusal uzun Metraj Film yarışması’nın sonuçları ise şöyle: 

En İyi Film: Babamın Sesi (Yapımcı: Özgür Doğan) 
Yılmaz Güney Ödülü: Şimdiki Zaman 
Adana İzleyici Ödülü: Lal Gece 
Jüri Özel Ödülü: Siirt’in Sırrı (İnan Temelkuran / Kristen Stevens) 



En İyi Yönetmen Ödülü: Pelin Esmer (Gözetleme Kulesi) 
En İyi Senaryo Ödülü: Orhan Eskiköy (Babamın Sesi) 
Jüri Özendirme Ödülü: Evin Demirhan (Siirt’in Sırrı) 
En İyi Görüntü Yönetmeni: Özgür Eken (Gözetleme Kulesi) 
En İyi Kadın Oyuncu: Nilay Erdönmez (Gözetleme Kulesi) 
En İyi Erkek Oyuncu: İlyas Salman (Lal Gece) / Engin Günaydın (Yeraltı) 
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Laçin Ceylan (Gözetleme Kulesi) / Nihal Yalçın (Araf-Yeraltı) 



En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Menderes Samancılar (Gözetleme Kulesi) 
En İyi Müzik: Ödüle değer çalışma bulunamadı. 
En İyi Kurgu: İnan Temelkuran, Kristen Stevens, Öner Biberkökü (Siirt’in Sırrı) 
En İyi Sanat Yönetmeni: Osman Özcan (Araf) 
Umut Veren Genç Erkek Oyuncu Ödülü: Barış Hacıhan (Araf) 
Film Yön En İyi Yönetmen Ödülü: Erden Kıral 
Film Yön Jürisi Özel Ödülü: Belmin Söylemez 
SİYAD En İyi Film Ödülü: Şimdiki Zaman 


.

23 Eylül 2012 Pazar

Altın Koza'da Kısaların Sonuçları Açıklandı

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 19. Altın Koza Film Festivali kapsamında yapılan Ulusal Öğrenci Filmleri ve Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışması’nın sonuçları açıklandı. 



23 Eylül’de sona erecek olan 19. Altın Koza Film Festivali kapsamında düzenlenen Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması ve Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışması’nda kazanalar belli oldu. 

Buna göre Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’nın en iyiler şöyle: 

En İyi Kurmaca: Kapı / Yönetmen: Nazire Taş / Mersin Üniversitesi 
En İyi Canlandıma: Tersyüz / Yönetmen: Tuğçe Özdemir / Anadolu Üniversitesi 
En İyi Deneysel: Kafes / Yönetmen: Oğuzhan Akalın / İstanbul Bilgi Üniversitesi 
En İyi Belgesel: Ben, Sen, O…/ Yönetmen: Zeynep Oral / Yaşar Üniversitesi ve Dom / Yönetmen: Halil Aygün / Erciyes Üniversitesi 



Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’nın jürisinde, Veli Kahraman (Sanat Yönetmeni, Yönetmen), Lamia Karaali (Canlandırma Yönetmeni), Türkan Derya (Yönetmen), Nadir Öperli (Yapımcı, Sinema Yazarı) ve Nesrin Cavadzade (Oyuncu) yer aldı. Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’na, iletişim ve güzel sanatlar fakültelerinin sinema-televizyon bölümlerine devam eden öğrenciler katılabiliyor. Yarışmaya bu yıl çeşitli üniversitelerden 170 eser başvurdu. 

Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’nda her dört dalda ‘En İyi Film’ seçilen esere 7.500 TL ödül veriliyor. Yine finale kalan her film için 500 TL ‘lik gösterim bedeli ödenmesi de sadece Altın Koza’ya ait bir uygulama olarak karşımıza çıkıyor. 

AKDENİZLİ KISA FİLMCİLER YİNE ALTIN KOZA’YI TERCİH ETTİ

Akdeniz ülkelerindeki yönetmenlerinin katılabildiği ve filmlerin yine, ‘Kurmaca’, ‘Belgesel’, ‘Canlandırma’ ve ‘Deneysel’ olmak üzere, dört kategoride değerlendirildiği yarışmaya, bu yıl değişik ülkelerden toplam 467 film başvurdu. Bunlardan 64’ü yarışmaya hak kazandı. 



Yarışmanın Jürisi’nde Fransa Marsilya Film Festivali’nden Anaelle Bourguignon, İtalya’dan film yönetmeni ve yapımcı David Maria Putort, Estonya’dan canlandırma film yönetmeni Priit Tender, Yunanistan Greek Film Center Kısa Film Bölümü’nden Paola Starakis ve Türkiye’den oyuncu Devin Özgür Çınar yer aldı. 

Yarışmanın sonuçları şöyle: 

En İyi Belgesel: Makine İnsan / Yön: Alfonso Moral – Roser Corella / İspanya 
En İyi Canlandırma: Buzlu Çikolata Faresi / Yön: Donato Sansone / İtalya 
Canlandırma Dalında Jüri Özel Ödülü: Gözlükler / Yön: Nadia Rais / Tunus 
En İyi Deneysel: Buhar / Yön: Abdurrahman Öner / Türkiye 
Deneysel Dalında Jüri Özel Ödülü: Kaynak A.B.D / Yön: Armağan Pekkaya / Türkiye 
En İyi Kurmaca: İstersen Babama Sor / Yön: Helli Hardy / İsrail 

Yarışmada her dalda en iyi film seçilen eser, 10.000 TL ile ödüllendiriliyor. 


.

13 Eylül 2012 Perşembe

Di Renjie zhi tongtian diguo (2010)

Di Renjie zhi tongtian diguo 2010 yılı mahsulü Hark Tsui tarafından yönetilmiş olan Çin / Hong Kong ortak yapımı bir film. Detective Dee and the Mystery of the Phantom Flame olarak da bilinir.



Uzakdoğu sinemasına ucundan kıyısından bile olsa, azıcık bulaşmış hemen herkesin Hark Tsui ile yollarının kesişmesi oldukça muhtemel. Yapımcı, senarist, yönetmen ve aktör olarak onlarca yapımda görev alan Tsui, Hong Kong sinemasının altın çağı denilen seksenli ve doksanlı yıllarda öne çıkan sinemacılardan biri.

Tsui, farklı türlere ait unsurları bir araya getirerek başarılı karışımlar oluşturmakta ustalaşmış bir yönetmen. Filmografisine bakıldığında hemen her türden örneğe rastlamak mümkün. Bazı işleri büyük gişe başarıları kazanırken, bazıları gişede çuvallasa bile kendi kült hayranlarını yaratıyor. 2010 tarihli Di Renjie, gişede başarılı olanlardan.


İmparator Tang Gaozhong'un ölümünden sonra saltanat vekilliğini sürdüren İmparatoriçe Wu, tarihin ilk kadın hükümdarı olarak taç giymeye hazırlanmaktadır. Bir kadının tahta geçmesi fikrinden rahatsızlık duyan kraliyet üyeleri ve yetkililer, İmparatoriçe'nin saltanatına son vermek için gizli planlar yapmaktadırlar. Bu arada taç giyme törenine yetiştirilmek üzere sarayın hemen dışında, 66 metre boyunda bir Buda heykeli inşa edilmektedir. 

İki yüksek rütbeli saray yetkilisi güneşe çıktıklarında içten yanarak kül olur. Her ikisi de ölmeden kısa süre önce heykelin içinde bulunan ve kötülüğü defettiğine, felaketleri önlediğine inanılan tılsımların kutsallığı ile ilgili umursamaz tavır içinde olduklarından, halk bu ölümlere tılsımların lanetinin sebep olduğuna inanır. İmparatoriçe Wu, gizemli ölümleri araştırmak üzere sekiz sene önce kendisine karşı ayaklandığı için hapse atılan Dedektif Dee’yi görevlendirir. İmparatoriçe’nin yakın koruması, kırbaçlı güzel Shangguan Jing'er ve baltalı albino Pei Donglai bu karışık davayı çözmesinde Dedektif Dee’nin en büyük yardımcıları olacaktır. 

Tang Hanedanlığı zamanında yaşamış gerçek bir kişilik olan başkahramanımız Dedektif Dee, birçok romana ve televizyon dizisine konu edildiğinden popüler bir figürdür. Robert van Gulik tarafından yazılan kitaplar sayesinde ünü Çin dışına taşarak batıda da belli oranda bir hayran kitlesi edinmiştir. Bu yüzden hem iç pazarda, hem de batıda gişe başarısı sağlamak adına hikayenin merkezine yerleştirilecek en uygun karakterlerden biri olduğu söylenebilir.


Di Renjie, Hark Tsui’nin birçok filminde rastlanılan türler arası karışımdan nasibini fazlasıyla alıyor. Gerilim, gizem, macera, komedi ve wuxia gibi kolaylıkla bir arada göremeyeceğiniz farklı türlere ait doneler, başarıyla aynı potada eritilerek servis ediliyor. Karakterler, kimi zaman bir Agatha Christie romanındaki gibi ipuçlarını birleştirerek katilin kim olabileceği üzerine fikir yürütüyor, kimi zaman Indiana Jones serisindekilerle yarışacak düzeydeki mekanlarda macera peşinde koşuyor, kimi zaman kılıç, balta, kırbaç, asa ve tabii ki ellerini kullanarak birbirleriyle kıyasıya dövüşüyor ve bütün bunların hepsi aynı filmin içinde gerçekleşiyor. 

Andy Lau, Bingbing Li, Chao Deng ve pek fazla süre alamasa da Tony Leung Ka Fai gibi önemli oyuncuların katkısı filmi bir üst seviyeye taşıyor. En etkileyici unsurlardan biri ise nefes kesen mekan tasarımları. İnşası devam eden dev Buda heykelinin içi, Hayalet Pazar, Sonsuzluk Tapınağı gibi görsel hayal gücünün zirve yaptığı sahnelerde en ince detayına kadar uğraşıldığı belli oluyor.


Peki filmin hiç mi zayıf tarafı yok? Aşırı CGI kullanımı kimi sahnelerde rahatsızlık verebiliyor. Film M.S. 689’da geçtiğinden, o tarihe ait genel şehir planları doğal olarak CGI destekli veriliyor, gerçi bu sahneler çok fazla sıkıntı yaratmıyor. Ancak mesela Dedektif Dee’nin geyiklerle dövüştüğü sahne biraz fazla ucuz görünüyor. Hark Tsui sinemasına aşina bünyelerin fazla yadırgamayacağı bir durum olsa da ABD patentli yüksek bütçeli filmlerle karşılaştırıldığında alay konusu olması muhtemel. 

Bir de cinayet sonrası gerek olay yerinde, gerekse cesetlerden arta kalanların saklandığı yerde yapılan araştırmalar, CSI: New York tadındaki dizilerle yarışır cinsten olduğundan yüzlerde tebessüm yaratıyor. 

2010 Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan Di Renjie, iki saat gibi uzun denebilecek süresine rağmen zamanın nasıl geçtiğini anlamadan keyifle izlenebilecek eğlenceli bir macera filmi. Uzakdoğu sinemasına mesafeli seyirciler bile gönül rahatlığıyla tercih edebilir. (7/10)


.

12 Eylül 2012 Çarşamba

Altın Portakal'da Sansüre Karşı 'Sansür'

Karikatür ve animasyon sanatçısı Tan Oral’ın, 1970 yapımı ödüllü animasyon filmi “Sansür”, Altın Portakal kapsamında ilk kez izleyici ile buluşacak.
 
Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) işbirliğiyle düzenlenen 49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin görsel iletişim sponsoru 1000 Volt Post Production’ın katkılarıyla izleyici ile buluşacak “Sansür”, yapımından 42 yıl sonra ilk kez gösterilecek.

Çizgi film formatında yapılan “Sansür”, 1970 yılında TRT’nin açtığı Kültür, Bilim ve Sanat Ödülleri yarışmasında 16 milimetrede Büyük Ödül’ün sahibi oldu. Ödül töreninden bir hafta sonra filmin TRT’de gösterileceği söylenir; ne var ki “Sansür”e dönemin tek kanalı TRT ekranlarında yer verilmez.

Tehdide tabi değil! Çocuklar da izleyebilir!

1975 yılında Akşehir – Nasrettin Hoca Kısa Film Yarışması’ndan da büyük ödülle dönen “Sansür”, 1977 yılında kitap olarak yayınlanır. Filmde yer alan karelerin kullanıldığı “Sansür”ün kitabını da benzer bir akıbet beklemektedir: Gözlem Çocuk Yayınevi tarafından yayımlanan kitap savcılığa ihbar edilir. Mahkemenin verdiği karar gereği yayınevi kitabı ön kapağına vurulmuş “tehdide tabidir!” mührüyle birlikte satmak zorundadır.


Dönem aynı zamanda, kitaplara yaş sınırının konduğu bir dönemdir. “Sansür”ün ön yüzünde “18 yaşından küçükler okuyamaz” ibaresi de yer alacaktır.

Sansürü sinemayla aşmak

Filmin ana fikrinin “umutsuzluğa kapılmamak, sansürü yine sinemayla aşmak” şeklinde belirlendiğini bildiren Tan Oral, “Sansür”ün kendini bu iddiayla var ettiğini belirtiyor. Filme bu temanın özgünlük kazandırdığını söyleyen Oral, sansüre ya da otosansüre karşı mücadelenin bitmemiş olduğunu vurguluyor.





.

11 Eylül 2012 Salı

Venedik Aslanları Altın Portakal’da

Venedik Film Festivali’nin en iyileri Altın Portakal Film Festivali’nde buluşuyor.
 
Venedik Film Festivali’nden Genç Aslan ödülüyle dönen Ali Aydın’ın “Küf” adlı filmi 49. Altın Portakal’ın yarışma filmleri arasında yer alıyor. Venedik’te Altın Aslan ödülüne değer görülen Güney Koreli yönetmen Kim Ki-Duk’un “Pieta” adlı filmi de Ustaların Gözünden başlığı altında Altın Portakal’da gösterilecek.



Geleceğin Aslan’ı
69. Venedik Film Festivali’nde Ali Aydın’a en iyi ilk yönetmenlik ödülü kazandıran ve dünya prömiyerini Venedik’te yapan “Küf”ün başrollerini Ercan Kesal, Muhammet Uzuner ve Tansu Biçer paylaşıyor.
Venedik Film Festivali’nde Uluslararası Film Eleştirmenleri Haftası (International Film Critics’ Week) bölümünde gösterilen 9 filmden biri olan Küf, Saraybosna Film Festivali’nde Work in Progress Ödülü’ne de değer görülmüştü.
18 yıldan bu yana kayıp olan oğlunu arayan, demiryollarında yol bekçisi olan Basri’nin, toplum tarafından yalnızlaştırılmasını ve vicdanın insanı ummadığı bir anda nasıl çepeçevre sarabileceğini anlatan Küf’ün senaryosu da Ali Aydın’a ait.



Genç Aslan Ali Aydın
Filmin Yönetmeni Ali Aydın, 1981′de İstanbul’da doğdu. Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Yönetimi (Art Manegement) bölümünde okudu. Çeşitli film ve televizyon dizilerinde yönetmen asistanlığı yaptı. Senaryosunu yazıp yönettiği ve Kültür Bakanlığı tarafından desteklenen ‘Küf’, Aydın’ın ilk uzun metraj filmi. Yönetmenliğini Ömür Atay’ın yapacağı “Evine Dön” isimli Kültür Bakanlığı destekli sinema filminin senaryosunda da Ali Aydın imzası yer alıyor.

Genç Aslan’lar Portakal sever
47. Altın Portakal’da en iyi film seçilen ‘Çoğunluk’ filmi de 67. Venedik Film Festivali’nde “Geleceğin Aslanı” ödülüne değer görülmüştü. Seren Yüce’ye en iyi yönetmen ödülünü kazandıran “Çoğunluk”un başrol oyuncusu Bartuğ Küçükçağlayan da 2010 yılının en iyi erkek oyuncu ödülünü, “Gişe Memuru” filminin başrol oyuncusu Serkan Ercan’la paylaşmıştı.

Altın Aslan Ustaların Gözü’nde
49. Festivalin Ustaların Gözünden bölümünde gösterilecek olan “Pieta – Acı”, Güney Koreli usta yönetmen Kim Ki-Duk’un son çalışması. Venedik Film Festivali’nde en iyi filme verilen Altın Aslan ödülüne değer görülen filmde, kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünen, mafya adına haraç toplayan acımasız bir adamın, yaşamına annesi olduğunu iddia eden bir kadının girmesiyle yaşadığı değişim anlatılıyor.



.

Ödüllü Belgeseller Altın Koza’da

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından 17-23 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek 19. Altın Koza Film Festivali, iki yıldır ana programında dünya festivallerinde ses getirmiş belgesellere yer veriyor. Dünyanın dört bir köşesindeki gerçekliklere ışık tutan bir düzine film bu sene de festivalin “Gerçeğin Çölü” başlıklı bölümünde seyirciyle buluşacak.


 
19. Altın Koza Film Festivali programında yer alan belgeseller Filistin’den Arjantin’e, ABD’den Liberya’ya, Çek Cumhuriyeti’nden Hırvatistan’a, Mısır’dan Japonya’ya, Yunanistan’dan Türkiye’ye sarsıcı bir yolculuk vaat ediyor. Bu yolculukta Erkan Oğur’un başını çektiği müzikal bir serüvenle, çekimi tam 37 yıla yayılan bir hayat hikayesiyle, ölüm cezası uygulayan bir adaletin soğuk yüzüyle, Mısır’da birarada yaşayan farklı inançların müstehzi öyküsüyle veya Yunanistan’daki krizin dinamiklariyle karşılaşmak mümkün.

“Gerçeğin Çölü”, Werner Herzog ve Helena Trestikova gibi dünyaca tanınmış yönetmenlerin son yapıtları da dahil olmak üzere hemen hepsi gösterildiği festivallerde yankı yaratmış ve ödüller kazanmış 14 film içeriyor.

Cenin Sineması (Cinema Jenin, Marcus Vetter, Filistin/Almanya)
Cenin Kampı’nda terkedilmiş eski bir sinema salonunun restore edilip hayata döndürülmesini konu alan “Cenin Sineması”, Filistin’deki hayata kültürel cepheden bakıyor. Aynı kampta geçen sene, kurucusu olduğu Özgürlük Tiyatrosu’nun önünde öldürülen Juliano Mer Khamis’in de son görüntülerinin yer aldığı film, bir ideal peşinde koşan insanların azmini yansıtıyor.

Uçuruma Doğru (Into te Abyss, Werner Herzog, Almanya/ABD)
Son dönemde kendini belgesel yapımına adayan ve geçen yıl yine Altın Koza Film Festivali’nde “Unutulmuş Düşler Mağarası” adlı filmini izlediğimiz usta sinemacı Werner Herzog, bu kez ABD adaletinin ürpertici yüzüne tutuyor kamerasını. Film, bizi infazını bekleyen ölüm cezası mahkumlarının dünyasına sokuyor.



Özel Kainat (Private Universe, Helena Trestikova, Çek Cumh.)
Çekoslovakyalı genç bir çift 1974 yılında ilk bebeklerine sahip olduğunda dünya bambaşka bir yerdi. Helena Trestikova, bu çiftin ve çocuklarının hayatını sonraki 37 yıl boyunca çekmeye devam etti. Ve ortaya hem dünya hem de Çek yakın tarihini de içeren inanılmaz bir hikaye çıktı.



Çıplak Generalin Günah Çıkarması (The Redemption of General Butt Naked, Daniele Anastasion, Eric Strauss, ABD)
Savaşın ve çatışma ortamının insanı nasıl insanlıktan çıkarabildiğini anlatan film, Liberya’da 14 yıl süren iç savaşın yarattığı inanması güç bir karaktere odaklanıyor. Çığırından çıkan iç savaşta acımasız bir çete reisi olarak binlerce insanın canına kıyan Joshua Milton Blahyi, nam-ı diğer General Çıplak Kıç, savaştan sonra nedamet getirmekte ve sıkı bir dindar olarak kurbanlarından af dilemektedir… Görüntüleriyle Sundance’te ödül kazanmış son derece çarpıcı bir belgesel.

Arjantin Dersi (Argentinian Lesson, Wojciech Staron, Polonya)
Oradaki göçmen çocuklarına Lehçe dersi vermek üzere Polonya’dan Arjantin’in uzak bir kasabasına göç eden bir kadının ve ailesinin öyküsü… Ailenin küçük çocuğu Janek yeni ortama ayak uydurmaya çalışır ve bir süre sonra ilk aşkını yaşar! Kimi belgeselin iç açıcı konulara da el atabildiğini gösteren, kişisel belgesel türünün en iyi örneklerinden sayılabilecek bol ödüllü sıcak bir film.



Telvin (Okan Avcı, Türkiye)
Kelime anlamı “halden hâle geçmek” olan “Telvin” kavramının karşılığını müzikte bulmaya çalışan üç müzisyenin; Erkan Oğur, İlkin Deniz ve Turgut Alp Bekoğlu’nun hikâyesi. Film boyunca, doğada hiçbir şeyin kendini tekrar etmediği, her şeyin sürekli değiştiği gerçeğinden hareketle tekrarı mümkün olmayan doğaçlama bir müzikle kendilerini ifade etmeye çalışan üçlüyü çıktıkları turnelerinde takip ediyor ve sık sık onlara kulak veriyoruz.

Krisis (Nikos Katsaounis, Nina Maria Paschalidou, Yunanistan)
Yunanistan’daki ekonomik kriz hakkında, kolektif bir multimedya projesinin ürünü olarak ortaya çıkan bir belgesel. Ekonomik bunalımla sarsılmış ülkenin sorunlarının farklı boyutlarını farklı bakış açılarıyla bir araya getiren “Krisis”, Yunanların ya harekete geçip bir şeyleri değiştirmeye karar verecekleri ya da ümitsizlik ve öfke içerisinde debelenemeye devam edecekleri “kıyamet günü” metaforu vasıtasıyla krizi inceliyor.

Savaş Muhabiri (The War Reporter, Silvestar Kolbas, Hırvatistan)
Yunanistan’ın dağılması sürecinde Sırplarla Hırvatlar arasında patlak veren çatışmalar, pek çok insanın hayatında kalıcı izler bıraktı. Bu filmin yönetmeni Silvestar Kolbas’ın hayatında olduğu gibi… Aslen fotoğrafçı olan Kolbas, çatışmaların yayılmasıyla birlikte savaş muhabirliği yapmak durumunda kalır ve eskiden komşu olan insanlar arasında nefret tohumlarının nasıl yeşerdiğine yakından tanıklık eder.

Işıkları Kapat! (Turn off the Lights, Ivana Mladenovic, Romanya)
Bu yıl Saraybosna Film Festivali’nde En İyi Belgesel seçilen film, hapisten yeni çıkmış üç Roman gencin ‘yeni’ hayatını konu alıyor. Yönetmen, aralarında cinayet de işlemiş olan bu gençlerin dünyasını derinlemesine yansıtmayı başaran kamerasıyla hayattan müthiş birer portre çıkarıyor ortaya.

Toprak (Earth, Victor Asliuk, Beyaz Rusya)
İkinci Dünya Savaşı’nda cephede hayatını kaybetmiş binlerce asker tarihe ‘kayıp’ olarak geçti. Özellikle de Rus cephesinde… Bir grup gönüllü genç, toprağı kazarak bu meçhul askerlerin kemiklerini bulmaya ve onlara birer mezar kazandırmaya çalışıyor… Bu sözsüz kısa film, savaşın anlamsızlığını bir kez daha yüzümüze vuruyor.

Dünyayı Kurtarmaya Çalışanlar (Akile Nazlı Kaya,Türkiye)
Türkiye’deki tohum, tarım ve biyoçeşitlilik mücadelesini konu alan bu filmin kahramanları ile “Dünyayı Kurtaran Adam”ın Cüneyt Arkın’ı arasında ortak bir yön var: İkisi de çıplak elleriyle devasa bir güce karşı mücadele veriyor. 9’uncu Seul Ekoloji ve Çevre Filmleri Festivali’nde En İyi Kısa Film ödülü kazanan film, animasyon tekniğini kullanarak belgesel dilinde de yeni bir kapı açıyor.



Meryem Ana Kıptiler ve Ben (The Virgin, The Copts and Me, Namir Abdel Messeeh, Fransa/Mısır)
Namir, inançlı bir Kıpti olan annesiyle birlikte, Meryem Ana’nın bir kaç yıl önce Mısır’da bir köyde gözüktüğüne dair VHS kasete kaydedilmiş bir görüntü izler, ancak annesinin tersine bir şey göremez. Fransa’da yaşayan Mısırlı yönetmen ülkesine dönerek bu konuyu araştırmaya karar verir… Bu yolculuk farklı yerlere götürür ve ortaya belgeselle kurmacanın içiçe geçtiği, son derece eğlenceli ve etkileyici bir film çıkar. İlk gösterimi bu sene Berlinale’de yapılan ve pek çok festivalden ödüllerle dönen film, Mısır’ın çok katmanlı toplum yapısının insancıl bir portresini de sunuyor.

İnsansız Bölge (No Man’s Zone, Toshi Fujiwara, Japonya)
Geçen sene Japonya’da yaşanan deprem felaketini Fukuşima’daki nükleer felaket izledi. Hasarlı reaktörlerin korkulu halleri, dünya medyasının gündemini bir süre işgal ettikten sonra unutulup gitti. Ancak orada yaşayanlar için durum çok farklı… Film, bizi bölgenin halihazırdaki durumunu ve orada hayatını sürdürenlerin içinde yaşadığı ortamı aktarıyor… Enerji sorununa ‘nükleer çözüm’ konusunu bir kez daha düşünmek için.

Modlinlern Öyküsü (A Story for the Modlins, Sergio Oksman, İspanya)
Yönetmen, Amerikalı bir ailenin fotoğraf arşivini Madrid’te bir çöpün kıyısına atılmış olarak bulur. Ve bu görüntüleri keyfine göre dizip buradan bir hikaye çıkarmaya çalışır… Kısa bir süre önce Documenta Madrid’te En İyi Belgesel ödülü kazanan, hikaye anlatımı üzerine bir ders niteliği de taşıyan son derece muzip bir kısa film.



 .

10 Eylül 2012 Pazartesi

Chernobyl Diaries (2012)

Chernobyl Diaries 2012 yılı mahsulü Bradley Parker tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film.

2007 yılında Oren Peli’nin Paranormal Activity’si ortalığı kasıp kavurmuştu, aynı The Blair Witch Project’in 1999’da yaptığı gibi. Devam filmleri ile başarılı bir reklam kampanyası sonucu oluşturulan yoğun ilginin ekmeğini yeme gayretleri, giderek azalan bir ivme ile devam etti. Peli, The River (2012) isimli dizinin senaryosuna katkıda bulunduktan sonra, şimdi de Carey ve Shane Van Dyke ile beraber yazdığı Chernobyl Diaries ile karşımızda.



Chris, evlenmeyi düşündüğü uzatmalı sevgilisi Natalie ve onun en yakın arkadaşı Amanda ile birlikte uzun bir Avrupa tatiline çıkar. Yıllar önce Kiev’e yerleşen Chris’in ağabeyi Paul’a da uğramayı ihmal etmezler. Kiev’de geçirdikleri birkaç gün sonrasında Moskova’ya geçmeyi düşünen üçlüye Paul bambaşka bir teklif getirir: ‘ekstrem turizm’ adı altında pazarlanan, Çernobil nükleer santrali yakınındaki Pripyat isimli boşaltılmış kente yapılacak bir günlük gezi. Biraz isteksizce de olsa teklifi kabul ederler.

Bilindiği üzere Çernobil’de 1986 yılında yaşanan felaketten sonra santralde çalışanların yaşadıkları Pripyat tamamen boşaltılmıştır. O günden beri karantina altında bulunan bölgeye bütün girişler yasaktır. 

Uri isimli eski bir askerin tek başına işlettiği turizm ofisinden eski tipte bir minibüsle yola çıkmadan önce gruba Avustralyalı Michael ve bir aydır beraber olduğu Norveçli sevgilisi Zoe de katılır. Pripyat’a girişte sıkıntı yaşasalar bile beş yıldır bu işi yapan Uri arka yolları kullanarak şehre girer. İlk başlarda her şey yolundadır, güle eğlene fotoğraflar çekilir, radyasyon oranı düşük seviyelere inmiş hayalet şehrin ürkütücü görüntüsüne hayran kalınır. Arada birkaç korkutucu aksilik yaşansa bile hava kararmadan minibüse geri dönerler. Ancak minibüsün buji kabloları bir hayvan(?) tarafından kemirilmiştir. Tabii ki telefonlar çekmez ve telsizle kimseye ulaşamazlar. Gece vakti yürüyerek şehirden çıkmak tehlikeli olduğu için geceyi minibüste geçirmeye karar verirler. Kısa bir süre sonra şehirde başkalarının da bulunduğunu fark ederler. Bu başkalarının gruptakilerin gitmelerine izin vermeye hiç niyetleri yok gibidir.


Fragmanını ilk izlediğimde Chernobyl Diaries’in izlemesi sıkıntılı ‘buluntu film’ (found footage) örneklerinden biri olacağını düşünmüştüm. Neyse ki öyle değilmiş, ama hemen sevinmeyin, seyircinin başını döndürmede en az onun kadar iddialı el kamerası ile çekimler zaman zaman sıkıntılı anlar yaşatabiliyor. 

Filmin en büyük dezavantajı fazlasıyla tahmin edilebilir olması. Gerçi bazı sahnelerde bunu kendi lehine kullanmayı gayet iyi beceriyor. Özellikle ilk yarım saati çok başarılı olan film, tekinsiz mekân gibi önemli bir ayrıntının yardımıyla ürkütücü bir atmosfer yaratmada pek sıkıntı yaşamıyor. Terk edilmiş hayalet şehir Pripyat ve Çernobil faciası gibi gerçek hayat ile bağlantılı detaylar üzerine kurulan senaryonun, iyi satacak bir fikir olduğu aşikâr. Bunun bilinciyle karakterler ve çarpıcı bir final gibi önemli detayların fazla önemsenmemesi de filmin eksileri arasına eklenebilir.


Chernobyl Diaries, ilk yarım saat sonrasında başarıyla kurduğu ürkütücü atmosfere sırtını dayıyor ve karanlık dehlizlerde, terk edilmiş apartmanların içinde, şehrin loş sokaklarında geçen bitmek bilmez bir kaçıp kovalamacanın peşine düşüyor. El kamerasının oynaklığı sayesinde, net bir görüntü alamadan geçen dakikalar boyunca, karakterler bir o yana bir bu yana koşturup çığlık atmaktan başka bir şey yapamıyorlar. The Blair Witch Project’i andıran çekimler, oyuncuların kendilerini gösterme fırsatını ellerinden alıyor. Frit Villt serisi ile ismini duyuran Ingrid Bolsø Berdal’ı (Zoe) yeterince izleyememek fazlasıyla üzücü. 

Bradley Parker’ın yönettiği ilk uzun metraj olan Chernobyl Diaries, iyi bir fikirden yola çıkan, başarılı mekân tasarımları ile dikkat çeken, ancak daha çok ani ses ve görüntü efektleriyle seyirciyi zıplatmayı hedefleyen ve berbat bir finale ev sahipliği yapan, sıradan bir korku filmi olmaktan kurtulamıyor. Amerikalı gençlerin tehlikelerle(!) dolu yabancı ülkelerde başlarına gelen korkunç olayları anlatan Turistas (Brezilya), Hostel (Slovakya) ve The Ruins (Meksika) gibi örneklerin Ukrayna ayağı da böylece tamamlanmış oluyor. 

Azılı korku sineması düşkünü bünyeler için zaman zaman ilgi çekici anlar barındıran Chernobyl Diaries, iyi bir seçim olabilir. Ama çok tatmin edici bir deneyim olmadığının altını çizmek şartıyla. (5/10)


.

9 Eylül 2012 Pazar

Altın Portakal’ın Uluslararası Jürisi Açıklandı

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) işbirliğiyle 6-12 Ekim 2012 tarihleri arasında düzenlenecek 49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması jürisinde yer alacak isimler açıklandı. 



Asya, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinden özgün bir dil geliştirmeyi başarmış, sinemaya farklı bakış açıları getiren yetenek ve isimlerin keşfini hedefleyen Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nın başkanlığını usta Macar yönetmen István Szabó yapacak.

Jüride Yeni İsimler

“Confidence”, “Mephisto”, “Colonel Redl” “Hanussen”, “Sweet Emma, Dear Böbe” filmlerinin Oscar ödüllü yönetmeni István Szabó’nun başkanlık edeceği Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması jürisinin diğer üyeleri arasında:

Jacques Tati, Jean-Baptiste Mondino, Martin Scorcese, Emir Kusturica, Jean -Jacques Beineix, Jean-Pierre Jeunet, Françoic Ozon gibi usta yönetmenlerle çalışan; “Amelié”, “Delicatessen”, “Arizona Dream” gibi kült filmleriyle tanınan Fransız yapımcı Claudie Ossard;

“Güz Sancısı”, “Aşk Tesadüfleri Sever” ve 2012 Cannes Film Festivali’nde En İyi Kısa Film ödülüne değer görülen “Sessiz” adlı filmlerin başarılı oyuncusu Belçim Bilgin;

1989 yılı Hollanda Film Festivali yöneticisi; Hollanda’nın ilk film komisyonu Rotterdam Medya Fonu kurucusu Jacques van Heijningen;

“Berlin in Berlin”, “Neredesin Firuze” ve “Adem’in Trenleri” filmlerindeki başarılı performansıyla tanınan Türk sinema oyuncusu Cem Özer;

300 den fazla tanınmış yönetmen ve sinema oyuncusu ile söyleşiler yapan, 2012 Venedik Film Festivali FIBRESCI jürisinde yer alan Polonyalı sinema yazarı Barbara Hollender, yer alıyor.

49. Altın Portakal’ın uluslararası jürisi, 6-12 Ekim tarihleri arasında yarışmaya seçilen 10 filmi izleyerek bu yılın En İyi Yabancı Film ödülünü belirleyecek.

Jüriyi Tanıyalım

 István Szabó: István Szabó 1938 yılında Budapeşte’de doğdu. İlk kısa filmini 1959, ilk uzun metraj filmini 1969 yılında çekti. 1960’ların sonundan itibaren Avrupa Auteur Sineması geleneğini sürdüren Szabó, Orta Avrupa’daki politik ve kişisel çatışmaları ele alan yapımlarıyla tanındı.

“Confidence”, “Colonel Redl”, “Hanussen” ve “Mephisto” filmleriyle dört kez yabancı dilde en iyi film dalında Akademi ödüllerine (Oscar) aday gösterilen Szabó, “Colonel Redl” ve “Sunshine” filmleriyle iki kez Golden Globe’a aday oldu. Usta yönetmen “Mephisto” ile Oscar’ı, “Colonel Redl” filmi ile BAFTA’da yabancı dilde en iyi film ödülünü kucakladı. Szabó ayrıca, “Sweet Emma Dear Böbe” ile Avrupa Film Akademisi’nin en iyi senaryo ödülünü alırken, Berlin Film Festivali’nde yine aynı filmle jüri özel ödülüne değer görüldü.

Claudie Ossard: 1943 doğumlu Fransız film yapımcısı Claudie Ossard, “Amélie” ve “Coco Chanel and Igor Stravinsky” gibi birçok filmin başyapımcılığını üstlendi. Yapımcılık kariyerine reklam filmleri çekerek başlayan Claudie Ossard, 1981′de alanında önde gelen Fransız şirketlerinden biri haline gelen Major’u yarattı. Jacques Tati, Jean-Baptiste Mondino, Martin Scorcese, Emir Kusturica, Jean-Jacques Beineix Jean-Pierre Jeunet gibi usta yönetmenlerle çalışan Ossard’ın önemli projeleri arasında Serge Gainsbourg’un ” Charlotte Forever ”, Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro’nun ”Delicatessen”, Kusturica’nın ”Arizona Dream” adlı filmleri bulunuyor.

Claudie Ossard, Tony Gatlif’in yönettiği “Indignados”, Wim Wenders’ın Oscar’a aday gösterilen “Pina” adlı filmleri yanında, François Ozon’un Berlin ve San Sebastian Film Festivali’nde prömiyerini yapan iki filminin de yapımcılığını üstlendi.

Belçim Bilgin: “Sıfır Kilometre” ve “Dol” adlı filmlerdeki rollerinden tanıdığımız Belçim Bilgin sonrasında sırasıyla “Hatırla Sevgili”, “Yol Arkadaşım”, “Güldün ya” adlı dizilerde rol aldı.

Genç sinema ve Tv oyuncusu Belçim Bilgin, son olarak Çağan Irmak’ın yönettiği ve Kanal D televizyonunda yayınlanan “Keşanlı Ali” dizisinde bir sezon boyunca Zilha karakterini canlandırdı ve bu rolüyle oldukça beğeni topladı. 23 Ocak 2009 da vizyona giren “Güz Sancısı” filminde Nemika karakterini canlandıran Belçim Bilgin, 2011’de “Aşk Tesadüfleri Sever” adlı filmde başrol oyuncusu olarak görev aldı. Bilgin’in başrolünde yer aldığı, Rezan Yeşilbaş’ın “Sessiz” adlı kısa filmi, Cannes Film Festivali’nden en iyi kısa film ödülüyle döndü.

Jacques Van Heijningen: Rotterdam Medya Fonu başkanlığı yapan Heijningen, sinema endüstrisindeki kariyerine 1973’te “De Lantaren” olarak bilinen, Hollanda’nın ilk sanat laboratuarında film ve video için atölye çalışmaları yürüterek başladı. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’ni başlatan 1989’da bu festivalin yöneticisi olan Van Heijningen, Hollanda sineması için daha büyük izleyici kitlesi oluşturmak için yoğun çaba sarfetti. 10 yıllık büyük bir gelişimin ardından Hollanda için bir gurur sembolü haline gelen festival, uluslararası platformda Hollanda sinemasının prestijini artırdı. Heijningen 1999’da, Hollanda’daki ilk film komisyonu olan Rotterdam Medya Fonu (RMF) yöneticisi oldu. RMF, Heijningen önderliğinde son 15 yılda 1000 medya projesine destek verdi.

Cem Özer: Sinema-tiyatro oyuncusu, sunucu ve yazar Cem Özer, sanat yaşamına Dostlar Tiyatrosu’nda atıldı. Özer,1976 yılında Nejat Özer’in yönettiği “Yirmidört Saat” adlı filmle sinemaya adım attı. 1981 yapımı “Hababam Sınıfı Güle Güle” ve 1991’de çekilen “Varyemez” adlı filmlerde rol aldı. 1993 yılında Sinan Çetin’in “Berlin in Berlin”, Ezel Akay’ın “Neredesin Firuze” ve Barış Pirhasan’ın “Adem’in Trenleri” isimli yapımlarında da rol alan Cem Özer, 1991 Eylül’ünde yayınlanmaya başlayan “Laf Lafı Açıyor” adlı programın sunuculuğunu üstlendi. “Yirmidört Saat” adlı filmin senaryosunda imzası bulunan Cem Özer’in, “Yastıkaltı Hikâyeleri” ve “A! Cem’i Yazılar” adlı iki kitabı bulunmaktadır.

Barbara Hollender: Pedro Almodovar, Robert Altman, Woody Allen, Bernardo Bertolucci, Michael Douglas, Tom Hanks, Ron Howard, Ken Loach, David Lynch, Jodie Foster ve Andrzej Wajda gibi 300 den fazla tanınmış yönetmen ve sinema oyuncusu ile söyleşiler yapmış olmasıyla tanınan Barbara Hollander, Rzeczpospolita gazetesine (Polonya) yazdığı yazılarda Cannes, Berlin, Venedik ve Karlovy Vary Film Festivallerini işlemektedir. Wallflower (Londra) yayınları tarafından çıkartılan Uluslararası Film Rehberi dergisinin yazarlarından biri olan Barbara Hollander, Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu FIPRESCI’nin Polonya temsilciliğini de yürütmektedir. Hollender, son olarak 2012 Venedik Film Festivali FIBRESCI Jürisi’nde görev aldı.


.

5 Eylül 2012 Çarşamba

Altın Portakal Heyecanı Başlıyor

Antalya Büyükşehir Belediyesi ile Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) işbirliğiyle düzenlenen 49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, 6-12 Ekim 2012 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak. 49 yıllık kesintisiz deneyimiyle Türkiye’nin en köklü film festivali olan Altın Portakal’ın bu yılki program içeriğinin ve festivalde yarışacak filmlerin açıklandığı basın toplantısı 4 Eylül Salı günü Pera Palas’ta yapıldı. 



Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve AKSAV Şeref Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Akaydın’ın şehit cenazeleri nedeniyle katılamadığı toplantıda Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri ve AKSAV Kurucu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Rıfkı Aktekin ve festival yürütme kurulu üyeleri hazır bulundular. 

Altın Portakal’da katılımcılar açıklandı 

Gani Müjde (Senarist-Yönetmen), Mert Fırat (Oyuncu-Senarist), Asuman Dabak (Sanatçı), Zekeriya Kurtuluş (Görüntü Yönetmeni), Murat Saraçoğlu (Yönetmen), Mehmet Açar (Sinema Yazarı), Sema Fener (Akademisyen) ve Cengiz Haydar Barut’tan (AKSAV Yönetim Kurulu Üyesi) oluşan ön jüri değerlendirmesi sonunda başvuru yapan 44 filmden 11 filmin Ulusal Uzun Metraj Film Dalında yarışmasına karar verildi. 

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj Film dalında yarışacak filmler şöyle: 

Çağatay Tosun’un yönettiği “Derin Düşünce” 
Ahmet Sönmez’in yönettiği “Elveda Katya” 
Dilek Keser, Ulaş Güneş Kacargil’in yönettiği “Evdeki Yabancılar” 
Hüseyin Tabak’ın yönettiği “Güzelliğin On Par’ Etmez” 
Ersin Kana’nın yönettiği “Hile Yolu” 
Umut Dağ’ın yönettiği “Kuma” 
Ali Aydın’ın yönettiği “Küf”
Rezzan Tanyeli’nin yönettiği “Pazarları Hiç Sevmem” 
Ali Adnan Özgür’ün yönettiği “Toprağın Çocukları” 
Tunç Okan’ın yönettiği “Umut Üzümleri” 
Erdem Tepegöz’ün yönettiği “Zerre” 

Festivalin bir mesajı olması gerektiğini vurgulayan Genel Sekreter Mehmet Rıfkı Aktekin, bu mesajı en geniş kesimlere ulaştırmak ve program bütünlüğü sağlamak için her yıl bir başka ana tema ekseninde festival programını hazırladıklarının altını çizdi. Aktekin, geçen yıl kadın teması ekseninde gerçekleşen Altın Portakal’ın bu yıl “Mizah, Muhalefet ve Demokrasi” ana teması üzerine şekillenmekte olduğunu bildirdi. 

Ana tema ‘Mizah, Muhalefet ve Demokrasi’ 

Mizahın tarih boyunca insanlığın eleştirel duruşunun simgesi olduğunu belirten Mehmet Aktekin, mizah yoluyla eleştirinin 90’lı yıllara olduğu gibi o yılların Türk sinemasında öne çıkan filmlere de damgasını vurduğunu; bu yılın ana temasının bu nedenle “Mizah, Muhalefet ve Demokrasi” olarak belirlendiğini söyledi. 

Mizahın bazen iktidara, bazen haksızlıklara, bazen kötü gidişe protest bir bakış sağladığını belirten Mehmet Aktekin, gülmece sanatının toplumları oluşturan bireylerin düşünmesini tetikleyen en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi. 

“Muhalefet, iktidarın en önemli denetim mekanizmasıdır. Muhalefetin geniş kesimlere yayılmasının başlıca aracı mizahtır. Mizah yoluyla karşıt fikirler bir anda kitlelerin ortak sözü haline gelebilmektedir” diyen Aktekin, 49. Festival’in “demokrasi” alt başlığıyla ilgili de şunları söyledi: “Demokrasi, iktidarı çoğunluğun eğilimine teslim ederken azınlığın, ‘farklı’ olanın, ‘öteki’nin haklarının korunmasını, güvence altına alınmasını sağlayan sistemdir. Muhalefet ve eleştiriye tahammül demokrasinin en önemli güç kaynağıdır. Eleştiriye karşı faşizan bir yaklaşımla yapılan sindirme eylemleri iktidarları diktatörlüğe götürür. Demokrasiler mizaha ve muhalefete hoşgörü ile bakabilen olgunluk rejimleridir.” 

Portakal’da mizah zirve yapacak 

1990’lı yılları odağına alan 49. Altın Portakal’da Türkiye’nin önde gelen mizah sanatçılarını sanatseverlerle buluşturacak Türkiye Mizah Zirvesi’ni gerçekleştireceklerini bildiren Mehmet Aktekin, zirveye sunulan metin ve eserleri kitaplaştırarak, okurlara armağan edeceklerini bildirdi. Mehmet Aktekin, geçen yıl “Ve Kadın Dünyaya Dokundu” ana temasıyla bağlantılı olarak “Antalya Kadın Zirvesi”nde kadınların sesi olan Altın Portakal’ın, bu yıl “Türkiye Mizah Zirvesi”yle mizahçıların sesini duyuracağını bildirdi. 

Türkiye Mizah Zirvesi’nin, “Türkiye’de Mizah”, “Politik Arenada Mizah” ve “Türk Sinemasında ve TV’de Mizah” başlıkları altında gerçekleşeceğini vurgulayan Aktekin, mizah dünyasının usta çizerlerinin karikatürlerinden oluşan bir serginin de Türkiye Mizah Zirvesi kapsamında sanatseverlerle buluşturulacağını bildirdi. Sergide Tan Oral’dan Cem Dinlenmiş’e, Semra Can’dan Cihan Demirci’ye, Metin Üstündağ’dan Behiç Ak’a, Semih Poroy’dan Erdil Yaşaroğlu’na usta çizerlerin karikatürleri yer alacak. 

49. Festivalde özel gösterimi yapılacak filmler içinde “Mizah, Muhalefet ve Demokrasi” temasını işleyen; gülümsetirken eleştiren, eleştirirken gülümseten seçkilerin festival programı içinde özel bir yer tutacağını vurgulayan Mehmet Rıfkı Aktekin, gala gösterimleri, film söyleşileri, paneller, sergiler, söyleşiler, açık hava sinemaları, atölye çalışmaları ve sosyal sorumluluk projeleriyle dolu dolu bir festivale daha imza atacaklarını söyledi. 

İlkeler yol gösteriyor

Genel Sekreter Mehmet Rıfkı Aktekin, festival yönetmeliğinde yer alan “yurtiçinde yapılan ulusal ya da uluslararası bir başka festivalde yarışmaya katılmamış olma” şeklindeki maddenin, Altın Portakal’ı özgün ve değerli kılan vazgeçilmez bir karakteristik madde olduğunu vurguladı. Festival filmlerinin ilk kez izleyiciyle buluşan, merak uyandıran, heyecan ve beklenti yaratan filmlerden oluşması gerektiğini söyleyen Mehmet Aktekin, “Altın Portakal’ın hiçbir rüzgârın yerinden oynatamayacağı nitelikte köklü bir festival haline gelmiş olması, iddialarla değil ilkelerle yoluna devam ediyor olmasındandır” dedi. 

“Yarışmaya başvurmak için bir başka festivale katılmamış olma” ilkesinin Altın Portakal için yeni bir ilke olmadığını belirten Aktekin, Altın Portakal’a festival olma özelliği kazandıran bu ilkenin çok eski tarihlere dayandığını bildirdi. Söz konusu maddenin, Türkiye’de sinema sektörünün 2000’li yılların başında yaşadığı kriz nedeniyle geçici olarak yumuşatıldığını, krizin aşılmasından sonra yeniden yürürlüğe konulduğunu bildiren Aktekin, “Risk faktörü olmak bir yana, festivalle, festival simülasyonu arasındaki farkı ayırt etmemizi kolaylaştıran bu madde bütün büyük festivallerin yönetmeliklerinde yer verdiği bir maddedir” dedi. 

Sinemaya değer katan herkese eşit mesafede eşit yakınlıktayız

Altın Portakal Film Festivali’nin 49 yaşında olgun ve kıdemli bir festival olduğunu hatırlatan Mehmet Aktekin, “usta” - “acemi”, “deneyimli” - “deneyimsiz” vb. kategorilere ayırmadan, yaşlı-genç ayrımı yapmadan, tüm yapımcılara, tüm yönetmenlere eşit mesafede ve yakınlıkta bulunduklarını söyledi. 

Mehmet Aktekin, sözlerini şöyle sürdürdü: “İlk ödüllerini Altın Portakal’da alan genç yönetmenler, ilk filmleriyle Altın Portakal ödülü alan genç yönetmenler, sonraki yıllarda ulusal ya da uluslararası alanda çok büyük ödüllerin sahibi oldular. Yaşayan her kuşaktan yapımcı ya da yönetmen, deneyimlerini genç ya da ileri yaşlarda Altın Portakal’da sınamış; birçoğu başarılarını Altın Portakal ödülüyle taçlandırmış; çoğu şu ya da bu kategoride Altın Portakal’da jüri üyeliği yapmıştır. Altın Portakal, ustalığı ödüllendiren bir festival olarak, tüm büyük festivaller gibi, genç sinemacılara, genç yönetmenlere verdiği önem ve büyük değerle de tanınan bir festivaldir.” 

Jüri başkanı Hülya Avşar

49. Festivalin rekor ödüllerini, sinemadan televizyona, müzikten tiyatroya başarılı çalışmalarıyla ve çok yönlü sanatçılığıyla büyük beğeni ve övgü toplayan Hülya Avşar’ın başkanlığındaki jüri belirleyecek. 49. Altın Portakal’ın ulusal uzun metraj film yarışması jürisinde, yapımcı, yönetmen, senarist, oyuncu, görüntü yönetmeni, müzik sanatçısı, sinema yazarı ve akademisyen olmak üzere oluşturulan kompozisyon, “Mizah, Muhalefet ve Demokrasi” temasına uygun özgün isimlerle desteklenerek zenginleştirildi. 

49. Altın Portakal’ın Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması jürisinde yer alacak isimler şunlar: Barış Pirhasan (yönetmen), Prof. Dr. Barbara Boyle (yapımcı-akademisyen), Levent Kazak (senarist), Uğur İçbak (görüntü yönetmeni), Prof. Dr. Gülseren Güçhan (akademisyen, Uluslararası Eskişehir Film Festivali Yönetmeni), Selçuk Yöntem (oyuncu), Sümer Tilmaç (oyuncu), Ayşegül Aldinç (müzisyen-oyuncu), Pelinsu Pir (oyuncu), Tunca Arslan (SİYAD Başkanı, sinema yazarı), Mine Kırıkkanat (sosyolog-yazar), Erdil Yaşaroğlu (karikatürist-mizah yazarı). 

Barbara Boyle Altın Portakal jürisinde

Amerikalı akademisyen, film yapımcı ve dağıtımcısı, Oscar Akademi üyesi Barbara Boyle, 49. Altın Portakal’ın Hülya Avşar başkanlığındaki ulusal jürisinde görev yapacak. Sayısız film festivalinde jüri üyeliği yapan Boyle, Türk sinemasının son dönem örneklerini izlemek ve sinema sektörüyle tanışmak için jüri üyeliğini memnuniyetle kabul ettiğini söyledi.


Festival kapsamında sektör temsilcileri, yapımcı ve yönetmenlerle de bir araya gelecek olan Barbara Boyle, Akdeniz Üniversitesi’ni de ziyaret edecek. The Hi Line (2000); Instinct (1999); Bottle Rocket (1996); Phenomenon; Mrs. Munck Eight Men Out (1998) gibi çok sayıda önemli filmin yapımcıları arasında yer alan Barbara Boyle, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi üyesidir ve Akademi’nin Yabancı Diller Komitesi’nde yer almaktadır. 

Usta Macar yönetmen István Szabó, Altın Portakal’da Jüri Başkanı 

Dünya sinemasının usta yönetmenlerinden István Szabó, 49. Altın Portakal’ın uluslararası uzun metraj film yarışmasının jüri başkanlığını yapacak. “Mephisto” filmiyle, 1982 yılında Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar ve Cannes’da En İyi Senaryo ödülünü alan István Szabó, sadece Macar sinemasının değil dünya sinemasının önde gelen yönetmenleri arasında sayılıyor. 



En son 2011 yılında 46. Karlovy Vary Film Festivali’nde jüri başkanlığı yapan István Szabó, Antalya’yı çok merak ettiğini; Altın Portakal’da görev yapmanın kendisi için mutluluk verici olduğunu söyledi. István Szabó’nun 49. Festival kapsamında düzenlenecek atölye çalışmasına da imza atması bekleniyor. 

Yaşam boyu onur ödülleri belli oldu 

Antalya Altın Portakal Film Festivali bünyesinde 16’ncısı verilecek olan Yaşam Boyu Onur Ödülleri’nin bu yılki sahipleri de açıklandı. Festival Düzenleme Komitesi’nin oy birliği ile aldığı kararla, Türk sinemasına katkılardan dolayı yönetmen Duygu Sağıroğlu, yapımcı Necip Sarıcı, usta oyuncular Güler Ökten, Salih Güney ve Meral Zeren ödüle değer görüldü. 

İlyas Salman’a özel ödül 

Muhalif tiplemeleriyle sinemaya ayrı bir renk katan İlyas Salman, özel ödülle onurlandırılacak. 90’lı yıllar sinemasını odağına alan 49. Festival’in “Mizah, Muhalefet ve Demokrasi” şeklindeki ana temasını sanatçı kişiliği ve oyunculuğunda yansıtıyor olması dikkate alınarak değer görülen ödülü İlyas Salman’a festival programı içinde düzenlenecek özel gecede sunulacak. 

Sanatta Sosyal Sorumluluk Ödülü Türkan Şoray’ın 

2010 yılında verilmeye başlanan Sanatta Sosyal Sorumluluk Ödülü’nün sahibi Türkan Şoray olacak. Maddi, manevi ve entelektüel kazanımlarını sanata ve topluma adayan, birikimini sanat dünyasında yeni nesiller yetiştirerek ‘sanatta sosyal sorumluluk’ projelerine aktaran sanatçılara verilen ödülün bundan önceki sahipleri Müjdat Gezen ve Rutkay Aziz olmuştu. 

Türkan Şoray’a ödülü, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı&AKSAV Şeref Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Akaydın tarafından 6 Ekim’deki Açılış ve Onur Ödülleri töreninde sunulacak. Geleneksel festival korteji ve Atilla Dorsay’ın hazırladığı Türkan Şoray Fotoğrafları sergisine katılacak olan Türkan Şoray, Akdeniz Üniversitesi’nde adına düzenlenecek bir söyleşinin de konuğu olacak. 

Yıldırım Önal ödülü Işık Yenersu’ya 

Bu yıl 14’üncüsü sunulacak Yıldırım Önal Anı Ödülü’ne sinema-tiyatro oyuncusu, seslendirme sanatçısı Işık Yenersu değer görüldü. “Yıldırım Önal Anı Ödülü’ne benden daha çok sevinecek bir başkasını düşünemiyorum,” diyen usta oyuncu Işık Yenersu, Altın Portakal ve Antalya’ya teşekkür etti. 

1973 yılında “Dinmeyen Sızı” filmindeki rolüyle ‘en iyi yardımcı erkek oyuncu’ seçilerek Altın Portakal ödülü alan sinema ve tiyatro sanatçısı Yıldırım Önal, yaşamının son yıllarında girdiği ekonomik sıkıntı nedeniyle, ödülünü bir rehinciye bırakmak zorunda kalmış; onu geri alamamıştı. Yıllar sonra rehincinin oğlu tarafından Antalya Kültür Sanat Vakfı’na teslim edilen ödül, 1999 yılından bu yana Yıldırım Önal Anı Ödülü olarak her yıl bir oyuncuya emanet ediliyor. 

Emek Ödülü Erol Batıbeki’nin 

Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali 2006 yılından itibaren, Türk sinemasında kamera arkasında çalışan, başarılı işlere imza atmış kişilere SİNE-SEN işbirliği ile “Sinema Emek Ödülü” veriyor. Bu yılın Emek Ödülü çok sayıda filmin ışık şefliğini yaparak üç kuşağı ışıklandıran Erol Batıbeki’ye verilecek. 

Portakal’dan rekor ödüller! 

49. Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film ödülü 350 bin TL’den 400 bin TL’ye, En İyi İlk Film ödülü 50 bin TL’den 55 bin TL’ye, En İyi Yönetmen ödülü 50 bin TL’den 55 bin TL’ye, En İyi Senaryo ödülü 30 bin TL’den 35 bin TL’ye yükseltildi. 

Altın Portakal’ın ulusal uzun metraj dalında bu yıl dağıtacağı “en iyi film”, “en iyi ilk film”, “en iyi yönetmen”, “en iyi senaryo”, “en iyi görüntü yönetmeni”, “en iyi müzik” ödülleri, kategorilerinde Türkiye’de dağıtılan en yüksek parasal ödüller olma özelliği taşıyor. 

49. Altın Portakal’a ulusal uzun metrajda 44, belgeselde 111, kısa film dalında 254 film başvuruda bulundu. 

En İyi Film ödülü 400 bin TL 

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında verilecek ödüller şu şekilde belirlendi: 

En İyi Film 400.000 TL 
En İyi İlk Film 55.000 TL 
En İyi Yönetmen 55.000 TL 
En İyi Senaryo 35.000 TL 
En İyi Görüntü Yönetmeni 30.000 TL 
En İyi Müzik 30.000 TL 
En İyi Kadın Oyuncu 
En İyi Erkek Oyuncu 
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu 
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu 
En İyi Kurgu 
En İyi Sanat Yönetmeni Behlül Dal Jüri Özel Ödülü (Herhangi bir dalda genç bir yetenek -yönetmen, oyuncu, senaryo yazarı, görüntü yönetmeni, besteci- için kullanılır.) 
Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü (Ses tasarımı, özel efekt, kostüm, makyaj tasarımı, v.b. teknik dallardan birinde kullanılabilir.) 
Antalya Teşvik Ödülü 70.000 TL (En İyi Film Ödülü’nün sahibi olan yapımcının, ödülü aldığı yılı takiben 2 yıl içinde çekeceği yeni filminin bir bölümünü yönetmelikte belirtilen kriterlere uygun olarak Antalya’da çekmesi halinde teşvik amacıyla verilen ödüldür.) 


.