21 Mart 2012 Çarşamba

Phobia (2008)

2008 yılı mahsulü olan Phobia yaklaşık otuz dakika süren birbiriyle bağlantısız dört adet bölümden müteşekkil Tayland yapımı bir film. Orijinal ismi “See Prang” olan film uluslararası piyasada “Phobia” ya da “4bia” olarak da geçiyor. 


Tayland semalarındaki an itibariyle en meşhur dört yönetmen tarafından yazılıp yönetilmiş olan bölümler sırasıyla şöyle:
  • Happiness (yönetmen Youngyooth Thongkonthun) 
  • Tit for Tat (yönetmen Paween Purikitpanya)
  • In The Middle (yönetmen Banjong Pisanthanakun)
  • The Last Fright (yönetmen Parkpoom Wongpoon)  

Happiness:

Açılışta yer alan bölüm dörtlüden beni en çok etkileyeni oldu. Tek rahatsız olduğum kısım ise Happiness olarak geçen ismi. Gerçi orijinal isminden birebir çeviri yaptığımızda çok daha anlamlı olan Loneliness ismi her ne hikmetse birileri tarafından Happiness olarak değiştirilmiş. Ülkemizde çok daha ağır çeviri faciaları ile karşılaştığımızdan buraya çok fazla takılmadan biraz konusundan bahsedelim.

Ayağı alçıda bir hanım kızımız evinde tek başında sıkıntılı ve yalnız günler geçirmektedir. Tek eğlencesi internet ve sms ağırlıklı kullandığı cep telefonudur. Arada bir mesajlaştığı tatildeki erkek arkadaşı dışında neden başka arkadaşı yoktur orası muamma. Bu sıkıntılı günlerinde tanımadığı bir numaradan mesaj gelir. Cevap yazar, yalnızlığın getirdiği sıkıntı ile karşılıklı mesajlaşmaya başlarlar. İşler bir süre sonra garipleşmeye başlar.



Bu bölümün en büyük özelliği tek mekânda ve diyalogsuz olarak çekilmiş olması. Tamamı hanım kızımızın dairesinde geçen bölüm, özellikle mesajlaştığı yabancıya fotoğrafını göndermesi ile başlayan gerginliği bölümün sonuna kadar gittikçe yükselen grafiği ile korumasını biliyor. Hele bir sahne var ki, o sahnede yerinizden hoplamamanız imkânsız. Özellikle benim yaptığım gibi tek başınıza ve karanlık bir ortamda izliyorsanız.

Bu bölümün yönetmeni Youngyooth Thongkonthun. Daha önce başka bir filmini izlememiştim. Yönettiği filmlere bakınca sadece komedi filmleri yönettiğini gördüm ve açıkçası şaşırdım. Umarım bundan sonra “Happiness” gibi başarılı korku filmlerine imza atar.

Bu arada bu bölümde gözüme takılan söylemeden geçemeyeceğim bir iki ayrıntıyı da çalakalem aktarmak isterim. Hanım kızımızın duvarını süsleyen Top Gun zamanlarındaki Tom Cruise posteri beni bir anda seksenlere götürdü. Sık sık kesilen internet bağlantısı ve ekranda gözüken “the page cannot be displayed” yazısı ise dial-up zamanlarından kalma nahoş bir anı olarak gülümsetti. Bilgisayar ekranının üzerinde aslında bizim kültürümüze çok da yabancı olmayan bir dantel örtü ise beni kahkahalara boğdu, ama asıl bomba o dantel örtünün üzerindeki fotoğraf çerçevesi. Gerçekten akla zarar idi.

Tit for Tat:
İkinci bölüm bence dörtlünün en zayıf halkası. Bir lisede geçen bu bölümde sınıf arkadaşları tarafından devamlı dalga geçilen öğrenci kardeşimizin kendisiyle dalga geçenlerden aldığı intikam öyküsü anlatılıyor. Bilek gücüne pek inanmayan bu kardeşimiz çareyi kara büyüde buluyor ki Tayland sinemasının en sevdiği konulardandır.



Bu bölümde gereğinden fazla kullanılmış olan CGI teknolojisi beni çok rahatsız etti. Günümüz için oldukça basit kalan grafikler korkutucu olmaktan çok uzaktı. Fazlasıyla Final Destination (2000, yönetmen James Wong) etkisinde olan bu bölüm geriye fazla bir iz bırakmadan gelip geçiyor.

Yönetmen Paween Purikitpanya 2007 senesinde yönettiği ilk filmi olan Body #19 ile adından epeyce söz ettirdi. Henüz bu filmi izleyemedim ama ısrarla aradıklarım listesinde.

In The Middle:
Üçüncü bölümde rafting yapmak üzere ormanlık alanda kamp yapan dört gencin hikayesi anlatılıyor. Gece boyunca birbirlerine hayalet hikâyeleri anlatan gençler gecenin sonunda çadırda ortada kimin yatacağı konusunda tartışıp dururlar, ortada yatan kişinin daha güvende olacağı gibi bir kanıya kapılarak. Ertesi gün rafting yaparken bir kaza geçirirler, içlerinden biri nehirde kaybolur, bütün gün aramalarına rağmen bulamazlar. Geceyi kamp yerinde geçirip bir sonraki gün polise gitmeye karar verirler. Yatmaya hazırlanırlarken kaybolan arkadaşları geri döner. Geri dönen kişi gerçekten arkadaşları mıdır, yoksa onun hayaleti mi?



Eğlenceli bir hayalet hikâyesi olan In The Middle isimli bu bölümde birçok film, karakterlerin konuşmalarına konu oluyor. Bu yönü ile akla direkt olarak Scream (1996, yönetmen Wes Craven) geliyor. Aynı Scream’de olduğu gibi burada da bölümün konusu ile birebir bağlantılı bahsi geçen filmler sırasıyla şöyle: Shutter (2004, yönetmen Banjong Pisanthanakun), Titanic (1997, yönetmen James Cameron), Sixth Sense (1999, yönetmen M. Night Shyamalan) ve The Others (2001, yönetmen Alejandro Amenábar). Bahsedilen filmlerin konuları ucuca eklenerek omurgası oluşturulmuş olan bu bölüm görsel açıdan çok çarpıcı olmasa da kesinlikle keyifli bir bölüm vaadini yerine getiriyor.

Bölüm yönetmeni Banjong Pisanthanakun daha önce Parkpoom Wongpoon ile birlikte yönettiği iki film olan Shutter (2004) ve Alone (2007) ile sadece Tayland’da değil bütün dünyada ses getirmişti. (Her iki filmi de şiddetle tavsiye ediyorum, bu arada Hollywood tarafından –berbat bir şekilde- yeniden çekimi yapılmış olan 2008 yılı yapımı Shutter ile karıştırılmamasına özellikle dikkat çekmek isterim.) İki yönetmen bu projede de ayrılmamışlar. Pisanthanakun üçüncü bölümü yönetirken, Wongpoon dördüncü bölümü yönetmiş. Yönetmenleri ilk kez kendi başlarına çalıştıkları bir işte seyretme imkânını da bu filmde görmüş oluyoruz.

The Last Fright:
Son bölümde bir uçak yolculuğu anlatılıyor. Daha önce prens ile beraber yaptıkları bir seyahatte mürettebattan memnun kalan Khurkistan Prensesi gene aynı mürettebat ile uçmayı talep eder. Görevli iki hostesten biri uçuşa katılamayınca Pim isimli hostes kızımız prenses ile tek başına ilgilenmek zorunda kalır. Uçakta başka yolcu yoktur. Bir süre sonra prensesin niyetinin başka olduğu anlaşılır. Pim, prens ile bir ilişki yaşamaktadır. Bunu öğrenmiş olan prenses, Pim’e karşı büyük bir öfke ve nefret içindedir. Prenses yolculuk esnasında yediği bir şeye alerjik reaksiyon göstererek ölür. Aynı uçak ile prensesin cesedi geri dönecektir. Pim aynı yolculuğu bu kez prensesin ölüsü ile yapacaktır.



İlk bölümde olduğu gibi bu bölüm de tek bir mekânda geçiyor. Bu sefer çok daha klostrofobik bir mekân. Hikâye sorunlu olsa da sağlam işçilik bu sorunu rahatlıkla örtüyor.

Phobia, farklı yönetmenler tarafından çekilmiş kısa bölümlerin biraraya gelmesi ile oluşturulan korku antolojisi diyebileceğimiz türde bir film. Genelde bu tip filmler pek başarılı olamazlar. Her zaman eğlence yanları ağır basar ve bir şekilde ortaya çizgiüstü yapımlar çıkmaz. Ama Phobia bence türdeşlerinden bir adım öne çıkıyor ve izlenilmeyi hak ediyor. Özellikle Tayland sinemasına yabancı olan bünyelere de ülke sinemasını tanımak için iyi bir fırsat sunuyor. (5/10)


Not: Daha önce Öteki Sinema'da yayınlanmıştır.


.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder