24 Mart 2012 Cumartesi

The Grey (2011)


Joe Carnahan sevdiğim yönetmenlerden biri. İlk filmi Blood Guts, Bullets And Octane’ı (1998) bir kenara koyarsak, Narc (Ölümcül Oyun, 2002) ile pek iddialı bir başlangıç yaptığı söylenemez belki ama sonrasında BMW için The Hire üst başlığı altında çekilen 8 reklam filminden birini yöneterek dikkat çekmeyi başardı. Ticker (2002) isimli bu reklam filmi Clive Owen’ın da katkısıyla serinin en beğenilenlerden biri oldu. 


Bir sonraki işiyle turnayı gözünden vuracağına emindim, ancak o teknik olarak üstün bir gösteri niteliğinde ama izleyici için sıradan bir seyirlik olan Smokin' Aces'ı (Tehlikeli Aslar, 2006) çekerek kariyerini tehlikeye soktu, hele bir de kendisine çok yakışacağını düşündüğüm Mission: Impossible III'nin çekimlerini yarıda bıraktığını düşünürsek. İki sene önce ise seksenlerin sevilen bir dizisini sinemaya aktarmak için koltuğuna oturdu: The A-Team (A Takımı). Çok sevilen bir diziye yeni oyuncularla tekrar can verip onu sevdirmek kolay bir iş değil, zaten diziyi bilenler filme pek ısınamadı ama ortaya buram buram seksenler kokan, vasatın üstünde bir aksiyon şovu çıktı. Gişede umulduğu kadar başarılı olmasa bile Carnahan için bu sefer de idare etti denebilir.

The Grey (Gri Kurt) ise kariyerine baktığımızda bambaşka bir yerde duruyor. Daha önce bol aksiyonlu, adrenalin düzeyi yüksek ve büyük şehirde yani karmaşanın tam ortasında geçen filmler yöneten Carnahan bu sefer daha ıssız bir mekânda geçen daha gizemli bir işle karşımıza çıkarak takipçilerini şaşırtmayı başarıyor. 


Alaska’da bir petrol sondaj şantiyesindeki işçiler arasında ‘yalnız bir kurt’ gibi çalışan Ottway (Liam Neeson) isminde 'yaralı' bir adam vardır. Ottway’in görevi karlarla kaplı bu ıssız toprak parçasında çalışan işçileri olası kurt saldırılarına karşı korumaktır. Çalışma alanının etrafında soteye yatan Ottway, saldırıya geçen kurtları vurarak hayatını kazanır. Çalışmadığı zamanlarda ise yalnız başına içer ya da bir şekilde kaybettiği karısına hiç göndermeyeceği mektuplar yazar. Hayatına bakıldığında Ottway’in aslında vurduğu kurtlardan pek de farklı olmadığı görülür. Pek bahsedilmese bile karısını kaybettikten sonra bile isteye hayattan elini ayağını çektiği ve inziva için belki de en uygun mekânlardan biri olan Alaska’ya geldiği ortadadır.

Ottway’in de içinde bulunduğu işçileri taşıyan bir uçak hiçliğin ortasına, karlarla ve kurtlarla kaplı bir bölgeye düşer. Kazadan birkaç işçiyle birlikte Ottway de sağ kurtulur. Kazazedeler bir yandan saldıran kurtlardan kaçmaya çalışırken, bir yandan da inanç, hayat ve ölüm, topluluk olma, liderlik gibi konularda birbirleriyle çatışırlar. Kurtlarla ilgili tecrübesi nedeniyle Ottway doğal olarak küçük grubun liderliğine soyunur, aynı kendilerini takip eden kurt sürüsünün lideri alfa kurt gibi. Grup içinde zaman zaman Ottway’in liderliği ile ilgili tartışmalar çıkar, aynı kurt sürüsünde alfa kurdun liderliğine karşı çıkan omega kurtlar gibi. 


Ottway’in liderliği kabul gördükten sonra kazazedeler tekrar doğal olana, hayatta kalma mücadelesine odaklanır. Ani görüntü ve ses değişimleri ile yer yer koltuktan zıplatan sahneler eşliğinde devam eden mücadele kaçınılmaz olana, alfa kurt ile Ottway’in karşı karşıya geleceği finale doğru yol alır. 

The Grey, yeni bir şeyler söyleme derdinde değil. Türün gereklerini yerine getiren, heyecan katsayısını hep zirvede tutmaya çalışan, hayatta kalma mücadelesi üzerine kurulu filmleri seven bünyelerin izlemekten pişman olmayacağı ama kısa sürede unutacağı türden bir yapım. Bu gidişle Carnahan idare eder filmlerin yönetmeni olacak gibi görünüyor. (7/10)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder