19 Temmuz 2011 Salı

Prowl (2010)

Prowl 2010 yılı mahsulü Patrik Syversen tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film.

Prowl, Norveçli yönetmen Syversen'in memleketi Norveç'de çektiği ilk filmi Rovdyr'den (Manhunt, 2008) sonra yönettiği ikinci uzun metraj film. Başarılı bir slasher olduğunu düşündüğüm Rovdyr'den sonra Syversen'in yaban ellerde (ABD) neler yapmış olabileceğinin merakı ile oturdum ekran başına.

Amber yaşadığı küçük kasabadan (Famfield) bir an önce büyük şehre (Chicago) göç etme hayaliyle yanıp tutuşan bir genç kızdır. Şehirde kiralık bir ev bulur, fakat evsahibi eğer ertesi güne kadar depozitoyu getirmezse evi başkasına vereceğini söyler. Yanına beş arkadaşını (Peter, Suzy, Eric, Fiona ve Ray) alan Amber, hayallerine doğru yola çıkar. Maalesef kasabadan çıktıkları anda araçları bozulur. Bir tır yardım maksadıyla durur, ama pek yardımcı olamaz. Tır da şans eseri Chicago'ya gitmektedir. Tır şoförü Bernard'a adeta yalvaran altı genç tırın arkasındaki treylere biner. İçlerinden birini güya emniyetli olsun hesabı Bernard'ın yanına oturturlar. Gece olana kadar herşey yolunda gidiyor gibidir. Bir süre sonra ana yoldan ayrılan tır sapa bir yolda ilerlemeye başlar. Ön tarafta oturan arkadaşlarına ulaşamayan beşli Bernard'ı durmaya ikna edemezler. Nihayet tır durur, treylerin arka kapısı açılır. Tır karanlık, devasa boyutta, depo gibi bir yerin kapısına park etmiştir. Dışarı baktıklarında kimseyi göremezler. Bir şeyler çok fena ters gitmektedir.

After Dark Films'in yapımcılığında Bulgaristan'da çekilen Prowl, fazlasıyla klişe bir başlangıç yapıyor. Bu süreçteki mantık hataları ve sinir bozucu diyaloglar "eyvah, kötü bir film gümbür gümbür geliyor!" gibi sinyaller veriyor. Ama beş genç tırdan inip depoya girdikten sonraki bölümde film uyandırdığı merak duygusu ve hızlanan temposu ile bambaşka ritme giriyor. Finale doğru bütün gizem ortadan kalktıktan sonra film tekrar can sıkıcı bir hale geliyor ve anlamsız bir finalle nihayetleniyor.

Filmde beni en çok etkileyen detayı bir sonraki paragrafta anlatacağım anlatmasına ama eğer filmi seyretmediyseniz lütfen SPOILER ibaresi ile işaretlenmiş bölgeyi okumadan devam edin.




*** SPOILER ***

Aslında bu filmi yazma isteğimin en büyük sebebi filmin içinde harcandığını düşündüğüm farklı ve sağlam bir fikrin olması. Filmin kahramanlarının getirildiği terkedilmiş bölgeyi ele geçiren bir grup vampir, bu alanı genç ve deneyimsiz vampirlerin avlanma eğitim bölgesi olarak kullanmakta. Bernard (ve belki daha onlarca farklı şoför) sağdan soldan, kaybolmasından kimsenin şüphelenmeyeceği kişileri (misal cankileri) toparlayıp mekana getiriyor ve getirdiği insanlar genç vampirlerin eğitimi için kullanılan avlara dönüşüyor. Film maalesef bu güzel fikrin etrafını ilgi çekici bir öykü ile süslemeyi beceremiyor ve sıradan bir filme dönüşmekten kurtulamıyor.

Bir de anlamadığım bir nokta var. Filme göre vampirlerin gündüz dolaşmasında bir sıkıntı yok. Madem öyle, neden bütün avlanma çekimlerini gece veya karanlık deponun içinde yaptınız? Gece çekimleri layıkıyla yapılamadığı için seyir keyfine büyük darbe vuruyor. Hem gündüz yapılacak çekimler çok daha etkileyici olabilirdi.

*** SPOILER ***



Prowl, iyi bir fikre ev sahipliği yapmasına rağmen kolaya kaçıyor, klişelerle bezenmiş hikaye örgüsüyle farklı bir film olma şansını elinin tersiyle itiyor. Yine de çok kötü bir film demeye dilim varmıyor. (5/10)