10 Haziran 2011 Cuma

The Reef (2010)

The Reef 2010 yılı mahsulü Andrew Traucki tarafından yönetilmiş olan Avustralya yapımı bir film.

Yönetmen Traucki ile 2007 yılında çektiği ilk filmi Black Water sayesinde tanışmıştım. Bu tanışmadan pek memnun kalmasam bile çok fazla şikayetçi olduğumu söyleyemeyeceğim. En nihayetinde David Nerlich ile beraber çektiği Black Water vasat bir "katil timsah filmi"ydi. İkinci filminde (bu kez tek başına) kamera arkasına geçen Traucki bir "katil köpekbalığı filmi" çekmiş.

Luke, Sidney Havalimanı'nda Londra'dan gelen eski dostu Matt'i karşılar. Matt'in yanında İngiliz kız arkadaşı Suzie ve kızkardeşi Kate vardır. Seneler önce Kate ve Matt arasında bir ilişki yaşanmıştır. Egzotik bir tatil hayali kuran üçlü, Luke ve arkadaşı Warren'ın işlettiği tekneyi kiralar. Açık deniz, beş kişi, bir tekne. Belli bir yere kadar herşey yolunda gider. Derken efendim, beklenen an gelir ve tekne yüksek bir kayalığa çarpar, tekne su almaya başlar. Kısa sürede ters dönen teknenin üstünde kalan beş kişinin seçenekleri kısıtlıdır. Ya teknenin üzerinde bekleyip şans eseri yanlarından geçecek birilerinin dikkatini çekmek, ya da yakın zamanda ziyaret ettikleri Turtle Island'a kadar yüzmek. Köpekbalıklarından çok korkan Warren teknede kalmayı tercih eder. Diğer dört kişi adaya doğru yüzmeye karar verir. Yolculuk uzun, gergin ve tehlikelerle dolu geçecek gibi durmaktadır.

Yönetmen karakterlerle çok fazla uğraşmadan direkt mevzuya girmeyi seven (!) bir yönetmen. Aynı Black Water'da olduğu gibi burada da film bir an önce dört kişinin açık denizde korunmasız kalacakları ana varmak için dörtnala koşturuyor. Açıkcası hedefe vardığımızda daha önce denk gelmediğimiz herhangi bir numara ile karşılaşmıyoruz. Şimdi bütçesi hiç de fena olmayan bu film ile düşük bütçeli Open Water (2003, y.Chris Kentis) arasında açıkcası ben bir fark göremiyorum. Hatta gerilim yaratma mevzusunda (ki bu tip filmler için en önemli unsur) Open Water'ın açık ara daha iyi olduğunu düşünüyorum.

The Reef, canınız "katil köpekbalığı filmi" çektiğinde seçenekler arasında yer alabilir. Pek fazla beklentiye girmemek koşulu ile. Ama Open Water'ı izlemediyseniz bence The Reef listede Open Water'dan sonra gelmeli. (2/10)

2 Haziran 2011 Perşembe

Kill the Irishman (2011)

Kill the Irishman 2011 yılı mahsulü Jonathan Hensleigh tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. Bulletproof Gangster olarak da bilinir.

1959 doğumlu Hensleigh daha çok yazdığı senaryolar ile tanınıyor. 1992 - 1993 yıllarında ABD televizyonlarında gösterilen The Young Indiana Jones Chronicles isimli diziye yazdığı bölümler ile adını duyurmaya başladı, ama ilk çıkışını Die Hard: With a Vengeance (1995, y.John McTiernan) ile yaptı. Daha sonra bir şekilde senaryo ekibine dahil olduğu filmler şu şekilde sıralanıyor:

1995 Jumanji (y.Joe Johnston)
1997 The Saint (y.Phillip Noyce)
1998 Armageddon (y.Michael Bay)
2004 The Punisher (y.Jonathan Hensleigh)
2007 Next (y.Lee Tamahori)
2011 Kill the Irishman (y.Jonathan Hensleigh)

Listedeki filmlere göz attığımda kendisinin yönettiği Punisher ve yazıya konu olan Kill the Irishman'i ayrı tutarsam, diğer filmler için her daim gişe savaşında başa güreşmiş, ancak benim için hiçbir değeri olmayan, olsa da olur olmasa da olur tadındaki filmler olduğunu görüyorum. (Kendi yönettiği filmlere biraz daha mı fazla abanmış sanki?) Punisher bilindiği üzere zaten sırtını ayrı bir lezzette sevilen, sayılan, benim de önemsediğim sağlam bir çizgi romana dayıyor. O halde Kill the Irishman için Hensleigh'in herşeyiyle kendisine ait olan ilk filmi dersem sanırım yanılmış olmam. Cleveland'da 1970'lerde yaşamış olan Danny Greene'in hayat hikayesinden kesitler sunan filmin konusuna bakma zamanı geldi gibi;

Danny Greene (Ray Stevenson) Collinwood'un doğusunda büyüyen İrlanda kökenli bir yetimdir. Atletik bir yapıya sahip Danny okulla hiç ilgilenmez. Yakın arkadaşı Billy McComber (Marcus Thomas) ile beraber takılan Danny, her daim Sicilyalı çocuklardan dayak yiyen, ama asla boyun eğmeyen bir gençlik sürer. O dönemde Cleveland'daki herşey İtalyan mafyası tarafından yönetilmektedir. Bu organizasyonun başında ise 1940'lardan beri bir tek adam vardır; John Scalish.

Greene, Cuyahoga River limanında işçi olarak çalışmaya başlar. İşçiler hiçbir güvenlik önleminin alınmadığı, sıfır sağlık koşullarında çalıştırılmaktadır. Mafya ile işbirliği içindeki sendika, işçilere sahip olmak bir yana, aksine onları kendi çıkarları için sonuna kadar sömürmektedir. Greene ve McComber'a limanda tanıştıkları Art Sneperger (Jason Butler Harner) da katılır ve üç arkadaş beraber takılmaya başlar. Art'ın önü alınamaz bir kumar tutkusu vardır. İtalyan mafyasına yüksek bir meblağda borçlanır. Greene, arkadaşı için İtalyan mafyasının önemli ismlerinden John Nardi (Vincent D'Onofrio) ile konuşmaya gider. Greene, Art'ın borcuna karşılık Nardi'ye bütün hasılatın ona kalacağı ufak bir iş önerir. Nardi kabul eder. O günden sonra ufak tefek işlerde beraber çalışmaya başlarlar. Bu arada Greene sendika başkanı ile takışır. Nardi'nin desteğini de arkasına alır ve sendika başkanını saf dışı bırakarak yeni sendika başkanı olur. Bundan sonra Greene'in yükselmesini engellemek pek mümkün olmaz. İtalyan mafyasının egemenliğindeki Cleveland'da genç bir İrlandalı tek başına mafyanın işlerine ortak olmaya çalışmaktadır. İşlerin karışması uzun sürmez.

Amerika'nın geçmişindeki mafya sürecini ele alan, büyük ya da küçük suçluların hayat hikayelerini anlatan filmleri hep sevmişimdir. Kill the Irishman için de bu lezzette küçük ölçekli bir film diyebilirim. Başından sonuna kadar ilgiyi ayakta tutmayı başaran temposu, kalburüstü oyunculukları, başarılı mekan ve müzik seçimleri, gerçek hayat hikayelerinden esinlenildiği için inandırıcılıkta sıkıntı yaşamayan senaryosu filmin önemli artıları.

Bu arada söylemeden edemeyeceğim, Val Kilmer'ı nihayet iyi bir filmde izlemek şahsım adına sevindirici bir ayrıntı. Kilmer dışında filmde birbirinden değerli birçok ismi görmek mümkün. Vincent D'Onofrio, Christopher Walken, Fionnula Flanagan, Vinnie Jones ve Paul Sorvino bu isimlerden bazıları.

Kill the Irishman, her yönüyle ilaç gibi gelen bir film. Goodfellas, Scarface, The Godfather tadındaki filmleri özlediyseniz, reçeteye yazılması gereken isim kesinlikle Kill the Irishman. (7/10)