9 Şubat 2011 Çarşamba

Die (2010)

Die 2010 yılı mahsulü Dominic James tarafından yönetilmiş olan Kanada / İtalya ortak yapımı bir film. Yönetmenin ilk filmi.


Film birbirleri ile alakasız gibi görünen, ama aslında kendi hayatları çerçevesinde bakıldığında benzer denebilecek hata(!)lardan muzdarip altı kişinin aynı mekanda çakışan hikayesini anlatır. Altı kişi; Mark Murdock adında alkolik bir polis, Diane Robinson adında bir hemşire, Zach Emmett adında bir doktor, Melody Chambers adında uyuşturucu müptelası bir fahişe, Lisa adında kumar düşkünü işsiz bir kadın ve Robert Moretti adında ekonomik kriz mağdurları için para toplayan bir adam. Bu altı kişi kimliği bilinmeyen biri tarafından kaçırılır ve ikişerli cam hücrelere kapatılır. Hiçkimse nasıl ve nereden kaçırıldığını anımsamamaktadır. Bir süre sonra ortaya çıkan fail, ilk olarak Moretti'yi alıp bir masanın önünde duran sandalyeye bağlar. Hemen arkasından Murdock'ı hücresinden çıkarır. Masanın üzerindeki kutuyu açmasını söyler. Kutunun içinde bir zar, bir silah ve altı adet kurşun vardır. Zarı atmasını ister. Murdock pek istekli gözükmese bile zarı atar ve bir gelir. Tabancaya bir kurşun yerleştirip Moretti'ye ateş etmesini ister. Murdock kurşunu yerleştirip silahın topunu çevirir. Anlaşılan kimliği belirsiz adam kaçırdığı her altı kişi için de birbirinden ilginç ve farklı rus ruletivari oyunlar hazırlamıştır.


Filmin Saw'u (2004, y.James Wan) çok fazlasıyla anımsatan bir konusu var. Yalnız bu filmdeki abi, Jigsaw gibi daha fazla zeka gerektiren oyunlar yerine rus ruletini tercih etmiş. Rus ruleti diyince de hemen aklıma Tzameti (2005, y.Géla Babluani) geliverdi nedense. Sanırım rus ruletindeki gibi silahı kendi kafana doğrultmak yerine, bunun bir başkası tarafından yapılması mevzusunu ordan kesip bu filme yapıştırmışlar. (Bu arada Tzameti'nin gene yönetmen Babluani tarafından ABD seyircisi için İngilizce çekilen "yeniden yapım"ı (remake) 13 (2010) hiç fena olmamış. Paragrafarası tavsiye.) Sözün özü Saw ve Tzameti filminden kırpabildikleri kadarını kırpıp ortaya bu film(!)i çıkarmışlar.


Şöyle bir düşündüm de Saw'dan sonra "kimliği belirsiz biri tarafından kaçırılan birkaç kişiye oynanan oyunlar" temalı ne kadar çok film çekilmiş. İşin komiği her biri diğerinden daha kötü olmalı ki hiçbiri aklımda bile kalmamış. (Bir ara oturup bu Saw'a benzeyen filmlerin listesini çıkarmalıyım.)


Film din, kader, hayatın anlamı gibi ağır mevzular üzerine birşeyler söyleme derdindeymiş gibi görünse bile, hamasi birkaç cümle sarfedip, fazla derine inmeden, günümüz trendine uygun bir şekilde "mış" gibi yaparak sığ sularda yüzmeyi tercih ediyor. Ama bu boğulmadığına delalet değil tabii ki. Çok fazla uzatmadan, Die orjinal olmayan senaryosu ile çok fazla şey vaadedemiyor. Oyunculuklar ve yapım değerleri açısından çok sıkıntılı olmayan film, en azından izlerken çok sorun çıkartmıyor. Vaktini öldürmek isteyenler için fena bir seçim değil. (2/10)

Sahi bu arada Elias Koteas bu filmde ne arıyor? Çözemedim.

Bir de Emily Hampshire, Twilight'ın Bella'sı Kristen Stewart'a ne kadar çok benziyor yahu. Aynı boş bakışlar, aynı rol yapamama yeteneği. İlginç.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder