14 Ocak 2011 Cuma

!Geceyarısı Filmleri!

!Geceyarısı Filmleri!
“Devil vs. Devil”



Hazırlayan: Serdar Kökçeoğlu
Konuk seçici: Ezgi Aksoy
14 Ocak 2011, Saat: 22:00
KargART Salonu, Kadıköy - İSTANBUL

Film: El Día de la Bestia (The Day of the Beast)
Yönetmen: Álex de la Iglesia
Tarih ve süre: 1995, 103 dk.

Film: Alucarda
Yönetmen: Juan López Moctezuma
Tarih ve süre: 1978, 85 dk.




El Día de la Bestia (1995)

Kült filmlerin adamı Alex de Iglesia, bana sorarsanız bir çizgi roman yönetmeni. Zaten sinemanın büyüsüne kapılana kadar da çizgi roman illüstratörü olarak, İspanya’nın underground kültürüne katkıda bulunuyor. Iglesia, kendi düş gücüyle ürettiği ‘ucuz roman’ları filme alıyor. Bir tür asit kafasını anlattığı, kötü trip filmi 1995 yapımı El Dia de La Bestia (The Day of the Beast/Şeytanın Günü) de en karakteristik filmi.
El Dia de La Bestia, şeytani duygular ve bizzat şeytan üzerine kararında bir parodi sunan, korku öğelerinin mizahla birleştiği bir kara komedi. Temasının “dünyayı kurtarmak için günah işlemek” gibi bir paradokstan, sağlam bir ironiden ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Bu tema hiç kuşkusuz aynı zamanda yüksek perdeden bir kara mizah konusu ve Alex de Iglesia’nın absürt mizah anlayışı içerisinde yoğrulunca ortaya güzel bir izlence çıkıyor. Film hayatını bir kitabı incelemeye adamış ve çalışmalarının sonucunda şeytanın oğlunun Noel arifesinde Madrid’de doğacağı kanısına varmış olan Peder Angel Berriartua’nın bir gece boyunca süren maceralarını anlatıyor. Peder, işleyebildiği kadar günah işleyerek şeytanın güvenini kazanmak ve oğlunun tam olarak nerede doğacağını öğrenmek derdinde. Film boyunca pedere satanist bir metalci ve gizemli mevzular üzerinden para kazanan bir şarlatan, bir sahte medyum eşlik ediyor.
90’ların tam ortasında, yani metal müziğin tüm dünyada bir fırtına gibi esmekte olduğu yıllarda çevrilmiş olması, filmin kült yapısını besler nitelikte. Ayrıca günah işleyerek dünyayı kurtarmak isteyen peder gibi sinema tarihi açısından eşsiz, akıllara zarar bir karaktere de sahip. Filmin bir diğer başarısı ise, hem bir korku filmine, hem de bir kara komediye yaraşır nitelikteki karanlık atmosferi ve türler arasında yaptığı yumuşak ama kuvvetli geçişler. Zira örnekleri bolca bulunsa da aslında mizah ve korkuyu birleştirmek zor zanaattir. Filmin tek handikapı, sonunu bağlayan ahlakçı yaklaşım. Absürt ve fantastik öğelerle start alan film, daha “akılcı” bir finiş noktasında son buluyor.
Neticede Alex de Iglesia’nın en önemli filmi El Dia de La Bestia, kötü bir film olarak değil iyi bir kara komedi olarak yerleşiyor kült filmler malikanesine.



Alucarda, Hija de Tinieblas (1978)

Juan López Moctezuma, 70’li yıllar Meksika korku sineması, gotik sinema denildiğinde ilk akla gelen isimlerden. Hatta o yıllarda tüm Latin Amerika sinema camiası arasından sıyrıldığını söylersek, yanlış olmaz. Alucarda, ya da bir diğer adıyla Hija de Tinieblas da (The Daughter of Darkness/Karanlığın Kızı) tipik bir Moctezuma filmi, bence en iyisi. Tereddüt etmeden söyleyebilirim, 70’li yıllara ait en iyi ve en garip şeytan filmlerinden biri Alucarda.
El Día de la Bestia’nın aksine; içinde mizah barındırmayan, şeytanla mizahı aynı cümle içinde kullanmayı aklından dahi geçirmeyen, ciddi, karanlık, garip, cesur, erotik ve atmosferik bir korku filmi Alucarda. 1872’de Sheridan Le Fanu tarafından kaleme alınmış olan Carmilla adlı gotik romanın serbest bir uyarlaması olduğu biliniyor. Filmin başrolünde bugün Meksika telenovela’larının (Latin Amerika’da yaygın olan pembe diziler) aranan oyuncusu Tina Romero’nun yer aldığını da hatırlatmak gerek.
Tina Romero’nun canlandırdığı karakter, yani 15 yaşındaki Alucarda; bir manastırda dinibütün rahibelerle yaşayıp giden genç bir kız. Filmin diğer kahramanı ise Justine, manastıra ailesini kaybettikten sonra getirilen genç kız. Alucarda’nın satanik eğilimleri filmin başından itibaren kendini gösteriyor. Ancak Justine karakterinin ben doğrudan Marquis de Sade’ın “Justine”ine bir gönderme olabileceğini düşünüyorum. Çünkü bu Justine de uzun süre erdemliliğini korumak için savaş veriyor. Bunu bana düşündüren en büyük neden, filmdeki erotizm anlayışının “hastalıklı” ve rahatsız edici bir tarzı olması. Ayrıca Francis Ford Coppala’nın 1992’de çektiği kült filmi “Bram Stoker’s Dracula”da Alucarda’dan esinlendiğini düşünüyorum. Özellikle manastırdaki rahibelerin kostümlerinden, rahibelerin “kıvranma” sahnelerinden ve de surrealist atmosferinden. Bu noktada belirtmek isterim ki Alucarda, pek çok sahnesinde sürrealist bir anlatıma sahip. Düşsel yaklaşımları oldukça etkileyici.
Film barındırdığı çıplaklık, lezbiyen ilişki, enteresan ve erotik şeytana, tanrıya tapma ritüelleri gibi öğeler yüzünden gösterime girdiği andan itibaren tartışmaların odak noktası haline gelmişti. 1978 yılı Meksikası için aşırı bulunmuş ve pek çok elit sinema adamı tarafından yuhalanmıştı. Zira özellikle 70’lerin b-film anlayışı uyarınca ürkütmek, şok etmek, kanırtmak düsturunu benimsemiş bir film olarak Alucarda zihinleri bir hayli zorluyordu. Buna karşılık, gösterime girdiği yıllarda çok da ilgi topladığı, büyük kitlelere ulaştığı söylenemez. Ancak yıllar geçtikçe Alucarda, underground filmler listesindeki haklı yerini aldı. Pek çok çağdaş yönetmene ilham kaynağı oldu. Bir alt-kültür nesnesine, underground elemana dönüştü ve özellikle Latin Amerika’nın alternatif gençliği, sanat camiaları için sürrealist bir esin ve eğlence kaynağı oldu. Ve olmayı da sürdürüyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder