10 Ağustos 2010 Salı

Revanche (2008)

Revanche 2008 yılı mahsulü Götz Spielmann tarafından yazılıp yönetilmiş olan Avusturya yapımı bir film.


Alex (Johannes Krisch), girdiği hiçbir işte dikiş tutturamamış, hapse girip çıkmış, "loser" sıfatının üzerine cuk oturduğu genç bir arkadaşımız. Viyana'da bir kerhanede getir götür işlerine bakan Alex, aynı kerhanede çalışan Ukraynalı fahişe Tamara'ya (Irina Potapenko) aşıktır. Tamara da Alex'e vurgundur. İkisinin de niyeti başlarını alıp güneye, sıcak ortamlara gidip "mutlu" olmaktır. Fakat borç belası Tamara ve Alex'i yaşadıkları şehirdeki sıkıcı hayata sağlam zincirlerle bağlamaktadır. Alex'in bu hayattan kurtulmak için bir planı vardır. Planı dedesinin yaşadığı kasabadaki koruması az bankayı soyup, borçları kapatıp, Tamara ile birlikte şehirden uzaklaşarak hayallerinin peşinde koşmak şeklinde özetlenebilir.


Nihayet planı gerçekleştirmeye karar verirler. Alex Tamara'yı gizlice kerhaneden kaçırır. Bir otele yerleşirler. Soygunu gerçekleştirmek üzere bankaya gidecekken Tamara da kendisiyle gelmek için ısrar eder. Her ne kadar karşı çıksa da ısrarlara karşı koyamayan Alex, Tamara'yı da yanında götürür. Tamara arabada beklerken Alex bankaya girer. Herşey yolunda gidiyor gibidir. Bankada bir sorun çıkmaz. Fakat park yasağı olan bir yere park edilen araba polis memuru Robert'ın (Andreas Lust) dikkatini çeker. Arabanın yanında Tamara ile konuşan polisi gören Alex panik yapar ve polise ateş eder. Arabaya binip kaçarlarken arkalarından ateş eden Robert Tamara'yı vurur. Tamara ölür. Alex, Tamara'yı araba ile birlikte ormanlık arazide terkeder. Gözyaşları içinde dedesinin yanına gider. Gözlerden ırak, kırsalda bir başına yaşayan dedesine yardım etmeye başlar. Bir süre sonra farkeder ki Tamara'yı vuran polis memuru Robert karısı Susanne (Ursula Strauss) ile birlikte dedesine çok yakın bir evde oturmaktadır. Kader intikam ateşi ile yanıp tutuşan Alex için bambaşka planlar hazırlamaktadır.


2008 En İyi Yabancı Film Oscar ödülü adaylarından biri olan Revanche, kesinlikle ilgiyi hakeden filmlerden. Başarılı senaryosu ve başroldeki dört oyuncunun tatmin edici oyunculuklarına Spielmann'ın sevdiğimiz yönetmenlerden beslenen görüntüleri eklenince ortaya tadından yenmeyen bir film çıkmış. Hemşehrisi Haneke'nin soğuk ve acımasız dilini andıran sahneler ile dolu olan Revanche, bana birçok sahnede kalbimdeki yeri ayrı olan Antonioni'yi anımsattı. En hoşuma gidenini buraya yazmasam olmaz: Filmin başında dedesini motoru ile ziyarete giden Alex, Viyana'ya dönüş yolunda kıvrılan yolda uzaklaşırken kamera Alex'i takip etmeyi bırakır, uzun süre asfalt yolun kenarından ormana doğru inen patikayı izleriz. Anlamsız gibi görünen bu sahne çok daha sonra anlam kazanır. Soygun sonrası arabayla kasabadan uzaklaşan Alex yanında oturan Tamara'nın öldüğünü anlamış, gözyaşları içinde arabayı kullanmaktadır. Bu sırada aynı patikayı gösteren sahne gene karşımıza çıkar. Bir süre sonra Alex arabası ile kadraja girer ve o artık çok iyi bildiğimiz patikadan içeri girer. Nedendir bilmem Revanche filminden asla unutmayacağım sahne o patika sahnesi olacak gibi geliyor bana.


Revanche, hakkında uzun uzun konuşulacak filmlerden biri. Filmin dönüm noktası diyebileceğim soygun sahnesinden öncesi ve sonrası iki ayrı parça gibi duruyor. Film sanki bambaşka bir boyuta atlıyor. Gerçeklikten masala geçiş gibi. Ama bütün filme hakim olan duygu her iki bölümde de aynı: acı.


Revanche, ana akım sinemanın günümüz izleyicilerini alıştırageldiği son sürat akıp giden filmlerden çok farklı. Hatta temposu için Antonioni filmleri ile yarışabilecek kadar durağan diyebilirim. Bu noktayı özellikle belirttikten sonra bu filmi mutlaka görmelisiniz diyerek son noktayı koyuyorum. (8/10)

9 Ağustos 2010 Pazartesi

La doppia ora (2009)

La doppia ora 2009 yılı mahsulü Giuseppe Capotondi tarafından yönetilmiş olan İtalya yapımı bir film. The Double Hour ismiyle de bilinir. Yönetmen Capotondi'nin ilk (ve an itibariyle tek) filmi. Umarım son olmaz.


Sonia (Kseniya Rappoport) Torino'daki bir otelde oda hizmetçisi olarak çalışmaktadır. Şehre yeni gelmiştir ve erkek arkadaşı yoktur. Bu yüzden speed-dating denen enterasan bir uygulamanın vuku bulduğu çöpçatan bara gider. Burada Guido (Filippo Timi) ile tanışır. Eski polis olan Guido artık büyük bir villanın güvenliğinden sorumludur. Utangaç Sonia ve ketum ama fena romantik Guido kısa sürede kaynaşır. Beraber çıktıkları bir gün Guido, Sonia'yı çalıştığı yere götürür. Tam bu sırada villaya soyguncular gelir ve silahlı çatışma çıkar. Çatışmada Guido ölür. Sonia erken kaybettiği sevgilisinin hayaletini her yerde görmektedir. Olaylar fena halde gelişir.


Yönetmen Capotondi elindeki senaryonun taş gibi olduğunun farkında. Bu farkındalığın yarattığı rahatlık ile film boyunca türden türe atlayarak gerilimi dozaj dozaj artırıyor. Son çeyreğe girerken patlattığı sürpriz (twist) ile "hass..tir" nidaları eşliğinde benim pek sevemediğim finaline dalıyor. (Bakmayın finali sevmediğime falan, yalan, film boyunca o kadar çok sürprizle karşılaşıyorsunuz ki, belki de film boyunca beklenen tek şeyin olduğu kısım final olduğu için bu b.k atmam, yoksa başka bir şey değil.)


The Double Hour, romantik bir filmmiş gibi başlıyor. Bu şekilde giderken filmin dönüm noktası olan soygun sahnesinden sonra birden gerilim (hatta yer yer korku) sularına dalmaya karar veriyor. Filmde genel bir film-noir havasından bahsetmek mümkün. Bunun en önemli sebebi ise başroldeki Guido karakteri. Le samouraï'dan (1967) fırlamış Costello'yu (Alain Delon) anımsattı bana. Bu noktada filmin başrol oyuncuları Kseniya Rappoport ve Filippo Timi'nin isimlerini tekrar anmakta fayda var. Her ikisi de film boyunca aksamıyorlar.


La doppia ora, diken üstünde, meraktan çatlar bir halde film izlemenin ne olduğunu unutanlara hatırlatma amacıyla çekilmiş gibi. Kendinizi böylesi zeka dolu bir gerilimden mahrum bırakmayın. Haa bir de, filmi izlerken nefes almayı unutmayın. (8/10)