17 Kasım 2009 Salı

Dying Breed (2008)

Dying Breed 2008 yılı mahsulü Jody Dwyer tarafından yönetilmiş olan Avustralya yapımı bir film. Yönetmenin ilk uzun metraj filmi.


Filmin konusuna göz attığımızda sanki film dolu dolu birşeylerden bahsediyormuş havası yaratmak adına Avustralya tarihinden ikonlaşmış iki figüre gönderme yapıyor. Biri nesli tükenmiş olan Tazmanya Kaplanı, diğeri ise Batı Tazmanya olarak bilinen aynı bölgede 1824 yılında cinayet ve yamyamlık suçlarından asılmış olan "The Pieman" lakaplı Alexander Pearce. Ama bu iki figür filmde kelebek misali lezzetsiz birer sos olmaktan öteye gidemiyor.


Pearce'ın gerçek hikayesine baktığımızda 1822 yılında çeşitli suçlardan girdiği Sarah Adası Hapishanesinden yedi mahkum arkadaşıyla kaçtığını görüyoruz. Bu sekiz kişiden ikisi daha sonra kendileri teslim olmuşlar. Kalan altısı ise izini kaybettirmiş. Pearce daha sonra Hobart yakınlarında yakalanmış. Pearce sorgusunda kaçış esnasında aç kaldığı için diğer mahkum arkadaşlarını yediğinden bahsetmiş. Yetkililer Pearce'ın yalan söylediğini kanaat getirerek diğer beş mahkumun gözden ırak bir yerlerde firarda olduğu sonucuna varmışlar. Tekrar aynı hapishaneye gönderilen Pearce bir sene içinde bu sefer başka bir mahkum arkadaşı ile beraber tekrar kaçmış. Bu sefer on gün gibi bir sürede yakalanan Pearce'ın ceplerinden diğer mahkuma ait kalıntılar(!) bulununca Pearce'ın yamyamlığı tescillenmiş. Pearce 1824 yılında asılmış.


Dying Breed'e gelirsek, film Pearce'ın 1822 yılında hapishaneden kaçtığı sahne ile başlar. Film, gerçek hikayeyi bozarak Pearce'ın o günden beri yakalanamadığından ve o çevrede bugüne kadar yüzlerce kayıp olduğundan dem vurur, izleyicinin kaybolanların Pearce ve/veya sülalesi tarafından yendiğine inanması yönünde yönlendirmek adına.


Hayvanbilimci Nina ve sevgilisi Matt neslinin tükendiğine inanılan Tazmanya Kaplanı'nın peşine Batı Tazmanya bölgesine gelirler. Nina sekiz sene önce aynı bölgede araştırma yaparken ölen ablasının başladığı işi bitirmeyi istemektedir. Burada araştırma gezisini finanse eden Matt'in arkadaşı fırlama Jack ve onun sevgilisi Rebecca ile buluşurlar. Klişe dörtlümüzü ıssız ormanlık bölgede sıfatlarına layık klişe bir macera beklemektedir.


Elinde sağlam bir malzeme olmasına rağmen bunu değerlendiremeyen bir film Dying Breed. Bozarak kullansa bile tarihten aldığı ilgi çekici bir hikaye, harika mekanlar gibi artıları elinin tersiyle bir kenara iterek daha önce defalarca izlediğimiz klişelere dört kolla sarılıyor. Yönetmen konuya girmekte de bir hayli sıkıntı yaşıyor. Uzun ve sıkıcı bir başlangıcı var. Filmin bir korku filmi hüviyetine bürünmesi çok zaman alıyor. Velhasıl uzak durmakta fayda var. (1/10)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder