27 Ekim 2009 Salı

Chan sam ying hung (1998)

Chan sam ying hung 1998 yılı mahsulü Johnnie To tarafından yönetilmiş olan Hong Kong yapımı bir film. A Hero Never Dies olarak da bilinir.


Mr. Fong ve Mr. Yam Hong Kong'da kapışan iki rakip mafya babasıdır. Jack (Leon Lai) ve Martin (Ching Wan Lau) ise bu rakip mafya babaları için çalışan çete reisleridir. Jack, Mr. Yam'ın sağ kolu iken Martin, Mr. Fong'un sağ koludur. İki çete yaklaşık bir yıldır savaş halindedir. Her iki çete reisi de Tayland'da yaşayan bir kahinden akıl almakta, o ne derse yapmaktadırlar. Gene böyle bir akıl alma(!) ziyareti sırasında Mr. Yam ve adamları kaldıkları otelde baskına uğrarlar. Çatışmadan Mr. Yam ufak sıyrıklar ile kurtulurken Jack ve Martin ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılır. Mr. Yam direkt Hong Kong'a geri döner. Kendilerinden daha güçlü birinin (yani tam emin değilim ama muhtemelen öyle) himayesinde biraraya gelen iki mafya babası barış yapmaya karar verir ve Hong Kong'u beraber yönetmeye başlarlar.

Bu arada Jack ve Martin farklı hastanelerde yaşam savaşı vermektedir. Martin'in iki bacağı birden kesilir. Sakat ve beş parasız kalan Martin'in yanında sadece kız arkadaşı Fiona (Fiona Leung) vardır. Mr. Fong çaresiz ikilinin hiçbir çağrısına cevap vermez. Fiona gerektiğinde çalarak, gerektiğinde fahişelik yaparak Martin'e bakar ve bir yolunu bularak Hong Kong'a geri dönmelerini sağlar. Sakat kalan Martin'in artık tek bir emeli vardır, intikamını almak.


Jack ise hastanede yaşam savaşı verirken yanında sadece kız arkadaşı Yoyo (YoYo Mung) vardır. Mr. Yam, Mr. Fong gibi adamını yalnız bırakmaz ve Tayland'a birkaç adam göndererek Jack'i öldürtmek ister. Yoyo, Jack'i kurtarmak için hayatı pahasına mücadele eder, Jack kurtulur, ancak Yoyo alevlerin arasında kalır ve bütün vücudu yanar. Jack, Tayland'da normal bir işe girerek gözlerden ırak Yoyo'ya bakmaya başlar. Bir süre sonra yeri Mr. Yam tarafından tespit edilir ve yeni adamlar göndererek tekrar Jack'i öldürtmek ister. Jack bu saldırıdan da kurtulur. Hong Kong'a geri dönüp yarım kalan işini halletmeden rahat edemeyeceğini anlar. İntihar etmek isteyen Yoyo'nun son dileğini yerine getirdikten sonra intikam şarkılarını söylemek için Hong Kong'a geri döner.


Ne söyleyeceğimi bilemediğim filmlerden biri bu. (Gerçi To çok sık beni durumda bırakıyor ya, neyse.) To'nun en sevdiğim yanlardan biri dümdüz, hiç ara sokaklara sapmadan kafasında kurduğu hikayesini anlatması. Ama bu sefer elimizde bir hikaye yok. Karakterler gayet canlı, sevilesi, özdeşleşmeye müsait, ama gel gör ki içinde hareket edip yaşayacakları bir senaryodan yoksunlar. Filmin gerçekten bir hikayesi yok. Bu durum en sevdiğiniz dondurmayı ısmarlayıp ilk dili atmaya hazırlanırken, dondurmanın külahtan kayıp yere düşmesi gibi çaresiz bırakıyor insanı.


Filmi, yazılarını ayıla bayıla okuduğum komşularımdan Tuğba'nın 2009 yılı mahsulü Johnnie To filmi Vengeance için yazdıkları ile bitirmek istiyorum. Kelimesi kelimesine Chan sam ying hung için yazılmış gibi duruyor:

"Erkekler arası bir kardeşlik türküsü." ya da "Eninde sonunda, bir erkek, işini her zaman kendi başına bitirmelidir" ya da "Klasik, şiir gibi silah patlamaları sahneleriyle dolu ama arası 'nedense' boş bir Johnnie To filmi".

Gel de not ver şimdi bu filme... (5/10)

26 Ekim 2009 Pazartesi

Ga-myeon (2007)

Ga-myeon 2007 yılı mahsulü Yun-ho Yang tarafından yönetilmiş olan Güney Kore yapımı bir film. Rainbow Eyes olarak da bilinir. 1966 doğumlu yönetmenin filmografisindeki sekizinci film. (Gereksiz bilgiler no:54718)


Ga-myeon sağ gösterip sağ vuran "katil kim?" sorunsalını baş köşeye koymuş bir polisiye. Karmaşıkmış gibi başlayan film 15-20 dakikalık emek sonrası hakimiyetim altına girdi. Finaldeki sürprizi (twist) hariç her daim kontrolüm altındaydı. Aslına bakarsanız filmin tek sorunu da buydu bence. Fazla tahmin edilebilir bir senaryoya sahip. Fakat öte yandan yönetmenin yepeni bir işe soyunmak gibi bir iddiası olduğunu sanmıyorum. Türün sınırları içerisinde kurallara uygun dansetmeye çabalayan bir film Ga-myeon.


Dedektif Kyung-yoon (Kang-woo Kim) filmimizin başkahramanı. Yönetmen, dedektif Kyung-yoon karakterini Fransız film-noir akımı dahilinde Alain Delon ile zirve yaptığı yalnız dedektif/suçlu karakterine öykünerek yaratmaya çalışmış. Sırf bu öykünme adına çekildiği bariz belli olan sahneler, filmin bütününe yedirilemediği için yama gibi sırıtıyor. Bütün klişelerin hüküm sürdüğü bir polisiye içerisinde böylesi bir karakter yaratma uğraşı bana biraz boşa kürek çekmek gibi geldi. O sahneler (filmin süresini gereksiz yere uzatmak dışında) pek bir işe yarıyor gibi gözükmüyor.


Filmin konusuna gelirsek, bir spor salonu sahibi bıçakla delik deşik edilerek hunharca öldürülür. Cinayeti araştıran ekip bir saç teli dışında hiçbir kanıt bulamaz. (Buradaki cinayet araştırması sahneleri CSI Seoul tadındaydı, söylemeden edemedim.) Zaten bir yere varmayan araştırmalar, sorgulamalar devam ederken benzer tarzda başka bir cinayet işlenir. Bu seferki kurban bir öncekinin yakın bir arkadaşından başkası değildir. Askerde tanışmış olan iki kurbanın eşcinsel ilişkisi olabileceğinden şüphelenen polis cinayetlerin sebebini bir türlü bulamaz. Cinayetlere sebep olan olayın kilit noktasında dedektif Kyung-yoon duruyor gibidir.


Kyung-yoon, erkeksi kadın dedektif Eun-joo (tabii ki içten içe Kyung-yoon'a aşık), Kyung-yoon'un uzatmalı sevgilisi, Kyung-yoon'un geçmişinde kalan bir lise arkadaşı ve onun ablası, askerde olan bir olay, o olayın günümüze kalan izdüşümleri ve bunların neticesinde öldürülen kurbanlar. Ga-myeon, ana hatlarıyla klasik bir "katil kim?" polisiyesinin bütün gereklerini yerine getiren iyi bir polisiye film. Fazla kafayı yormadan birkaç saat geçirme ve/veya içi boş bir film izleme ihtiyacını karşılamak için biçilmiş kaftan. Giriş yazılarından hemen sonraki De Palma özentisi harika plan da cabası. (4/10)

22 Ekim 2009 Perşembe

Riaru Onigokko (2008)

Riaru Onigokko 2008 yılı mahsulü Issei Shibata tarafından yönetilmiş olan Japonya yapımı bir film. The Chasing World olarak da bilinir.


Japonya'da en çok kullanılan ismin Satou olduğunu öğrendiğim bir film oldu bu. (Doğru yanlış bilmiyorum, ben filmin yalancısıyım.) Günümüz Japonya'sında olağandışı kazalar birbirini izlemektedir. Satou ismindeki insanlar birer birer enterasan kazalara kurban giderek ölmektedir. Hiç kimse bu olaya mantıklı bir açıklama getiremez.


Tsubasa Satou liseli bir gençtir. Annesi uzun yıllar önce ölmüştür. Kızkardeşi Ai Satou garip bir hastalık sebebi ile hastanede yatmaktadır. Dış dünyaya konuşmak dahil tepkisiz kalan Ai, senelerdir üzerinde envai çeşit tedavi denenmesine rağmen bu tedavilerin hiçbirine cevap vermemektedir. Babası ise annesinin ölümünden sonra kendisini alkole vermiştir. Bu sorunlu aile hayatının yanısıra Tsubasa'nın okul hayatı da pek parlak değildir.


Yakuza özentisi Hiroshi Satou'nun (evet, bu arkadaşın ismi de Satou) kurduğu lise çetesi etrafa terör estirirken en çok kendilerine direnen Tsubasa'yı rahatsız etmektedir. Tsubasa klasik bir çeteden kaçma gününde parkın içinde yakalanır. Tam Hiroshi'den ilk yumruğu yiyecekken bir anda mekan sabit kalmasına rağmen etrafındaki insanlar yok olur. Tsubasa uzun müddet ne olduğunu anlayamaz. Bir süre sonra farkeder ki paralel bir evrene geçmiştir. Kendi dünyasındaki herkesin bir eşi bu dünyada da mevcuttur. Farklı koşullardan geçtiği için değişik karakterlerde olmalarının dışında herşey aynıdır. Ama bu dünyaya garip bir imparator peydah olmuş, "Monster Game" adında garip bir uygulama başlatmıştır. İmparator robot askerlerini her sabah sokaklara salmakta ve robotlar ismi Satou olan herkesi tek tek avlamaktadır. Tsubasa kendi dünyasındaki ölümlerin sebebini de öğrenmiş olur. Paralel evrenlere ait herhangi bir dünyada birisi öldüğünde diğer evrenlerdeki eşleri de aynı anda ölmektedir. Tsubasa bir yandan robotların elinden kurtulmaya çalışırken, bir yandan da kendi geçmişi ile yakından alakalı bu Satou kıyımının sebebini öğrenmeye çalışır.


Konusu ne kadar ilgi çekici değil mi? Konusuna aldanıp izlediğim berbat filmler kategorisine yeni bir film daha eklendi. Film hakkında çok fazla şey söylemeye gerek görmüyorum. Düşük bütçesinin verdiği sıkıntıları inanılmaz senaryo gediklerine eklediğimizde ortaya ancak böylesi kötü bir film çıkıyor. Bunlar yetmezmiş gibi bir de çizgi altı oyunculuklar iyice can sıkıyor.


Batoru Rowaiaru (Battle Royale, 2000, y.Kinji Fukasaku) tadında bir film yakalayabilirim umuduyla çıktığım Riaru Onigokko serüveni tam bir hayal kırıklığı ile son buldu. Artık önümüzdeki serüvenlere bakacağım. (1/10)

19 Ekim 2009 Pazartesi

Alien Trespass (2009)

Alien Trespass 2009 yılı mahsulü R.W. Goodwin tarafından yönetilmiş olan ABD / Kanada ortak yapımı bir film. Emmy ve Grammy ödülleri ile haşır neşir olan dizi filmlerinin yapımcısı ve yönetmeni olarak bilinen Goodwin bu uzun metraj filmde 50'li yılların bilim kurgu filmlerine saygı niteliğinde bir film çekmiş.


Konu fazlasıyla bildik gelecek. (Sadece konu mu?) Hikayemiz 1957 yılının bir bahar akşamında başlar. California, Mojave Çölü'ne bir UFO düşer. Çölün kıyısındaki gözlerden ırak kasabada bir bilim kurgu filminin ihtiyaç duyduğu her türlü karakter yaşamaktadır. O sırada gökbilimci Ted Lewis karısı Lana ile beraber evlilik yıldönümlerini kutlamaktadır. Çöle düşen gök cismini araştırmak üzere yola çıkması için önce karısını uyutması gerekmektedir. O karısını uyutana kadar UFO'dan dışarı çıkan Ghota isimli bir yaratık önüne çıkan canlıları ayırt etmeden suyunu çıkarana kadar öğütmeye başlar. UFO'yu kullanan esas uzaylımız Urp, bir an önce Ghota'yı yakalayıp, uzay gemisini tamir edip gezegenimizden ayrılma niyetindedir. Uzay gemisine gelen Ted Lewis'in bedenini ödünç alan Urp, Ghota'nın peşine düşer. Bu uğurda kendisine garson Tammy ve kasabanın gençleri yardım ederken, her zamanki gibi kolluk kuvvetleri olayları geç (ya da yanlış) anlamada insanüstü çaba harcayarak Lewis'in (Urp'un) yoluna itina ile taş koyarlar. Urp'un söylediğine göre eğer Ghota'yı bölünmeden önce yakalayamazlarsa, Ghota bütün dünyayı yiyene kadar durmayacaktır.


Gerek konusu, gerek efektleri ve çekim teknikleri olsun, 50'li yıllardaki bilim kurgu filmlerine mota mot taklit eden bir film Alien Trespass. Açıkcası bu durum bir yere (sonuca) varmak için bir araç olarak kullanılmaktan ziyade, filmin amacı olmuş gibi duruyor. Bu açıdan baktığımızda ben bu filmin neden çekildiğini anlayabilmiş değilim.


Evet, tamam, 50'li yıllardaki bilim kurgu filmleri kadar eğlenceli ve can sıkmadan neşeli bir şekilde bariz olan finaline kadar temposunu korumayı başarıyor. Ama gel gör ki benim canım bu tarz bir film izlemek istese, alırım The Blob'u (1958), alırım Them!'i (1954), ne bileyim alırım It Came from Outer Space'i (1953) onu seyrederim. Bunların yerine Alien Trespass'i tercih etmek için bir tek sebep bile gelmiyor aklıma. (3/10)