26 Mayıs 2009 Salı

The Ring Three (2011) ve öncesi

Bir önceki yazıda Ju-On külliyatı ile ilgili karaladığım yazı esnasında aklıma geldiği üzere Ringu ve türevlerinin bir listesini yapmaya karar verdim. Maksat Ringu isimli romandan uyarlanarak çekilmiş olan bütün filmleri bir sıraya koymak.

1957 doğumlu Japon yazar Kôji Suzuki 1991 yılında Ringu (The Ring) isimli bir roman yazdı. Seneler sonra bütün dünyada fenomen haline dönüşecek olan filmlere esin kaynağı olacağından henüz habersizdi. Suzuki daha sonra Ringu'yu yazarken en büyük esin kaynağının favori korku filmi Poltergeist (1982, y. Tobe Hooper) olduğunu söylemişti. Ringu sonrası Honogurai Mizu No Soko Kara (Dark Water) isimli romanı ve Dream Cruise isimli kısa hikayesi de sinemaya uyarlandı:

* Honogurai Mizu No Soko Kara (2002, y. Hideo Nakata)
* Dark Water (2005, y. Walter Salles) (yeniden yapım)
* Dream Cruise (2007, y. Norio Tsuruta) (Masters of Horror 2.Sezon 13.Bölüm)


Kronolojik sıra ile Ringu filmlerine göz atmaya başlayabiliriz;

Ringu: Jiko ka! Henshi ka! 4-tsu no inochi wo ubau shôjo no onnen (Accident, or unnatural death!?! A young girl's hatred that steals four lives, 1995):
Japonya'daki Fuji TV tarafından finanse edilerek çekilen bu ilk film seyircisi ile ilk olarak Fuji TV ekranlarında buluştu. Senaryo yazarı Jôji Iida (ki kendisine yazıp yönettiği Anaza Hevun (Another Heaven, 2000) sebebi ile saygım sonsuz.) romandaki bazı yerleri deforme edip değiştirdi. Mesela romanın kahramanı olan gazetecinin cinsiyetini değiştirmesi gibi. Romanla çok ilgisi olmayan enterasan bir iş. Korku ögelerinden çok çıplaklık ön planda. Televizyonda yayınlandıktan sonra Ringu: Kanzen-Ban (the Complete Edition) ismi ile videosu yayınlandı. Bu videonun ilginç olan tarafı TV versiyonundan çok daha fazla çıplaklık içermesi idi.


Ringu (Ring, 1998):
Ringu, enterasan bir TV macerasından sonra Hideo Nakata yönetmenliğinde sinemaya uyarlandı. Kısa sürede Japonya'daki bütün gişe hasılat rekorlarını alt üst etti. Sanki Japonlar yıllardır böyle bir filmin gelmesini bekliyorlarmış gibiydi. Daha sonra ünü Japonya sınırlarını aştı ve bütün dünyada bir fenomen haline geldi. Yönetmen Nakata artık herkesin tanıdığı bir isim olmuştu.


Rasen (The Spiral, 1998):
Nakata'nınki ile hemen hemen aynı zamanlarda vizyon gören devam filmi Rasen ise Jôji Iida'dan geldi. TV için çekilen ilk uyarlamanın senaryosunu yazmış olan Iida, sinema için yazdığı bu devam filminin yönetmenliğini de yaptı. Bu sefer romana daha sadık kalan Iida, Nakata'nınki ile karşılaştırıldığında daha dramatik yapıya sahip bir iş ortaya koymuştu. Korku ögelerini daha arka plana atarak asıl olarak Sadako'nun iç dünyası ile ilgilenmişti. Bence romanın ruhunu yakalayan en başarılı Ringu uyarlaması olan yapım, Nakata'nın gişe başarısının gölgesinde kalmış ve birçok sinemaseverin gözünden kaçmıştır. Ekstra bir not olarak romanın yazarı Kôji Suzuki bu filmde çok kısa bir süreliğine ekranda gözüküyor.


Ringu: Saishûshô (Ring: The Final Chapter, 1999):
Ringu'nun başarısından sonra boş durmayan yapımcılar TV için her biri yaklaşık birer saat süren 12 bölümlük bir dizi tasarladılar. Dizinin evsahipliğini ve prodüksiyonunu yapan kanal ilk TV filminin yapımcısı olan Fuji TV'den başkası değildi.


Ringu 2 (1999):
Jôji Iida'nın devam filmi gişede çuvalladığından, Hideo Nakata, Ringu serisine kaldığı yerden devam etti. İlk filmde beyazperdede terör estiren Sadako, hayranlarını büyük bir zevkle korkutmayı sürdürdü. Ringu 2, Nakata'nın çektiği ilk Ringu kadar başarılı oldu.


The Ring Virus (1999):
Japonya'da kopan Ringu fırtınasına eşlik eden ilk ülke yakın komşularından Güney Kore oldu. Yönetmenliğini Dong-bin Kim'in yaptığı bu yeni uyarlam Nakata'nın Ringu'su kadar başarılı olamasa bile fenomene gönül vermiş Ring dostlarının görmesinde fayda var. Yoksa ortada değişik bir şey yok. Aynı konu bir kez daha aynı şekilde çekilmiş. Tek fark konuşulan dil Japonca değil, Korece.


Ringu 0: Bâsudei (Ring Ø: Birthday, 2000):
Ring fenomeni bütün dünyayı bir virüs gibi sarınca romanın yazarı Kôji Suzuki Sadako'nun geçmişini anlatan Ring: Birthday isimli bir kısa hikaye yazdı. Bu hikayenin de sinemaya uyarlanması uzun sürmedi. Norio Tsuruta'nın yönetmenliğini yaptığı filmi korku türü içine dahil etmek doğru olmaz. Daha çok Sadako nedir kimdir sorularının yanıtını arayanlar için çekilmiş bilgilendirici nitelikte bir belgesel havasında olduğunu söyleyebilirim. Aslında Sadako'yu bir roman ve/veya film antikahramanı olmaktan çıkarıp biraz daha mağdur olan tarafmış gibi gösteriyor. Aynı Carrie'de (1976, y. Brian De Palma) olduğu gibi.


The Ring (2002):
Yeniden yapımlara dört elle sarılan Hollywood'un Ringu fenomenine el atmaması düşünülemezdi. Nitekim 2002 yılında Gore "Pirates of the Caribbean" Verbinski tarafından yönetilen film geldi. Nakata'nın çektiği Ringu'nun yeniden yapımı olan the Ring, Güney Kore yeniden yapımından bile daha kötüydü.


The Ring Two (2005):
Verbinski ile bu işin olmayacağını anlayan Hollywood, The Grudge'ı çekmek için Takashi Shimizu'yu getirmeleri örneğinde olduğu gibi Hideo Nakata'yı yönetmenlik koltuğuna oturtursa bu işin hallolacağını düşündü. Ringu 2'nin tam manasıyla yeniden yapımı olmayan, ilk ABD yapımı Ring'in kaldığı yerden devam eden farklı bir hikayeye sahip the Ring Two, aynen beklendiği gibi başarısız oldu.


Rings (2005):
Jonathan Liebesman tarafından yönetilen 16 dakikalık bu kısaya The Ring box setinin içinden çıkan bonus diskden ulaşmak mümkün. The Ring ve The Ring Two arasında geçiş özelliği sağlayan kısayı, ABD versiyonlarına itibar göstermeyenlerin izlemesine gerek yok.


The Ring Three (2011):
Evet, maalesef sömürü devam ediyor. Hollywood boş durmuyor. Yönetmenliğini Hideo Nakata'nın yapacağı duyurulan bu yeni devam filminde neler yumurtlayacaklarını henüz bilmiyorum ama şimdiye kadar yapılanlar ortada. En yakın örnek The Grudge 3 faciası.


Son olarak bütün filmleri şöyle bir listeleyelim:

* Ringu: Jiko ka! Henshi ka! 4-tsu no inochi wo ubau shôjo no onnen (1995) (TV) (y. Chisui Takigawa) (Japonya)
* Ringu (1998) (y. Hideo Nakata) (Japonya)
* Rasen (1998) (y. Jôji Iida) (Japonya)
* Ringu: Saishûshô (1999) (Dizi/12 Bölüm) (Japonya)
* Ringu 2 (1999) (y. Hideo Nakata) (Japonya)
* The Ring Virus (1999) (y. Dong-bin Kim) (Güney Kore)
* Ringu 0: Bâsudei (2000) (y. Norio Tsuruta) (Japonya)
* The Ring (2002) (y. Gore Verbinski) (ABD/Japonya)
* The Ring Two (2005) (y. Hideo Nakata) (ABD)
* Rings (2005) (Kısa) (y. Jonathan Liebesman) (ABD)
* The Ring Three (2011) (y. Hideo Nakata) (ABD)

Bugüne kadar bu listeden herhangi bir filme denk gelmemiş kimsenin kaldığına inanmıyorum. (İstisnalar kaideyi bozmaz.) Ama ola ki var diyelim. Benim naçizane tavsiyem öncelikle Ringu - Ringu 2 - Ringu 0: Bâsudei sırasıyla izlemeleri yönünde. Yanına da bonus olarak Rasen. Akabinde geriye kalanları izlemek keyfinize kalmış.

The Grudge 3 (2009) ya da nedir bu Ju On dedikleri

The Grudge 3 2009 yılı mahsulü Toby Wilkins tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. Direkt videoya giden, vizyon şansı bulamayan bahtsız yapımlardan bir diğeri..


1972 İngiltere doğumlu Wilkins 2008 yılında yönettiği Screamfest 2008'in yıldızı Splinter ile adından söz ettirmeyi başarmıştı. (Hala izlemedim Splinter'ı...) Ama bundan önce çektiği kısalar arasında The Grudge serisi ile direkt bağlantılı bir kısadan bahsetmekte yarar var: 2006 tarihli Tales from the Grudge. 7-8 dakikalık 3 bölümden oluşan bu kısada Wilkins, Tokyo'daki evde başlayan laneti telefon konuşmaları ile bütün dünyaya yayma derdindedir. Akabinde Splinter ile rüştünü büyük stüdyolara ispat eden Wilkins, neden çekildiğini bir türlü anlayamadığım The Grudge 3'nin yönetmen koltuğu için en önemli aday olur.


The Grudge 3, ikincinin kaldığı yerden başlar. İkincide Tokyo'dan Chicago'ya taşınan lanet, üçüncüde Chicago'da terör estirmeye devam eder. Sağ kalmayı başaran evin küçük oğlu Jake bu sefer ilk kurban olur. Lanet, Jake ve Jake'in oturduğu ev ile bağlantılı olan herkes için bir tehdit oluşturmaktadır. Sırayla hepsini ziyaret edecektir.


The Grudge 3, konusundan anlaşıldığı üzere çok düdük bir senaryoya sahip. Sanki beş on dakikada yazılmış gibi bir izlenim bırakıyor. Zaten hallaç pamuğu gibi atılmış konuya getirebileceği hiçbir yenilik olamayacağı için en kolayı seçiyor ve ikinci bölümün kaldığı yerden abuk bir cinayetler silsilesini anlatmaya devam ediyor. Sanırım yapılmasının ardındaki en büyük sebep "maksat seri tamamlasın" mantığı ile filmi seyredecek olanlardan nemalanmak. (Ki benim izleme sebebim de budur.) Haydi böyle boş bir işe giriştin, bari azıcık saygı göster ve cinayet sahnelerine biraz özen, değil mi ama. Değil. Film o açıdan da eksik kalıyor. Birçok sahne korkutucu olmaktan çok uzak. Hatta bazı sahneler bırakın korkutmayı sinirle karışık güldürüyor bile. Neyse, fazla bile yazdım sayılır. Şimdi nedir bu Ju-On, biraz da ona bakalım.

Bilindiği üzere 1998 yılında korku dünyası Japonya'dan gelen bir fırtına ile sallanır: Ringu (y. Hideo Nakata). Japonya'da büyük bir gişe hasılatı yapan film ülkenin sınırlarını aşarak bütün dünyada fenomen haline gelir. Bu filmi takip eden Ringu 2 (1999) ve Ringu 0: Bâsudei (2000) ile efsane düşmeyen bir çizgi ile başarısını devam ettirir. (Bir ara bu Ring ve türevleri ile ilgili de birşeyler karalayayım.)


Bunu fırsat bilen bazı yapımcılar, rüzgardan faydalanmak için bu tarz bir film çekmek isterler. 1972 doğumlu genç yönetmen Takashi Shimizu ile anlaşan yapımcılar ucuz ama Ringu tarzında bir film talep ederler ve herşey böyle başlar. Elindeki kısıtlı imkanları çok iyi kullanan Shimizu Ju-on'u (2000) çeker. Direkt video piyasası için çekilen Ju-On bir anda Japonya'da hiçkimsenin ummadığı kadar müthiş bir talep görür. Ateş sönmeden yapımcıların baskısı ile hiç durmadan devamı çekilir: Ju-on 2 (2000). Shimizu'nun gene çok kısıtlı olanaklar ile çektiği bu film de video piyasasında yıldız olur.


Bu inanılmaz ilgi karşısında daha büyük bir prodüksiyon ile sinema versiyonunun yapılmasına karar verilir ve ortaya Ju-on (2002) çıkar. Video için çekilenden daha büyük olanaklar ile senaryosu biraz daha geliştirilir ve süresi biraz daha uzatılır. Video piyasasının yıldız Ju-On bu sefer beyazperdenin yıldızı olur. Akabinde video için çekilen ikincinin sinema versiyonunu yapmaları uzun sürmez. Yönetmenlik koltuğuna iyice ısınan Takashi Shimizu Ju-on 2 (2003) ile artık herkesin ismini bildiği bir yönetmen olur.


Bilindiği üzere bu tip başarılı işleri sömürmekten ayrı bir keyif duyan Hollywood boş durmaz ve ilk filmin yeniden yapımını (remake) vizyona sokar: The Grudge (2004). Yönetmenlik koltuğunu gene Takashi Shimizu'ya teslim ederler.


ABD'de başarılı bir gişe yapan filmin devamını çekmeye karar verirler. Fakat bu noktada Japonya'daki devam filminden bağımsız olarak daha serbest bir uyarlama yapılır ve lanet, mekan olarak ABD'ye taşınır: The Grudge 2 (2006, yönetmen gene Takashi Shimizu). ABD'yi bu lanetten mahrum bırakmayan yapımcılar herhalde 3 sayısının kutsallığına inandıklarından olsa gerek The Grudge 3 (2009) ile seriye şimdilik son noktayı koyarlar.


Dersin sonuna geldiğimize göre bu lanetli(!) seriyi bir sıralayalım:

* Ju-on (2000) (Video) (y. Takashi Shimizu)
* Ju-on 2 (2000) (Video) (y. Takashi Shimizu)
* Ju-on (2002) (y. Takashi Shimizu)
* Ju-on 2 (2003) (y. Takashi Shimizu)
* The Grudge (2004) (y.Takashi Shimizu)
* Tales from the Grudge (2006) (Kısa) (y. Toby Wilkins)
* The Grudge 2 (2006) (y. Takashi Shimizu)
* The Grudge 3 (2009) (Video) (y. Toby Wilkins)

Serüvenine video piyasasında görkemli bir şekilde başlayan bu lanetli hikayenin, sinema dünyasını salladıktan sonra deniz aşırı seyahat ederek gene video piyasasında yerlerde sürünerek son bulması manidar.

Eğer bu seriye hiç bulaşmadıysanız (ki sanırım bulaşmamış olmanız imkansız), Japonya'da çekilmiş olan ilk dört film ile Shimizu'nun ABD için çektiği ilk filmi izlemeniz yeterli. Son üç filmden kendi sağlığınız için uzak durmanızı tavsiye ederim. Ama yok benim gibi bu tip seriyallerin yılmaz takipçisi iseniz zaten seriyi çoktan tamamlamışsınızdır.

17 Mayıs 2009 Pazar

Bled (2009)

Bled 2009 yılı mahsulü Christopher Hutson tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film.


Sai yırtmaya çalışan bir ressamdır. Son sergisinde Almanya'dan geldiğini söyleyen bir "yabancı" tablolarından birini oldukça yüksek bir meblağ karşılığı almak istediğini söyler. Renfield Leeb isimli yabancı ile hoşbeş olan Sai adamı evine davet eder. Renfield, Sai'ye ufkunu açması için ilginç bir uyuşturucu kullanmasını teklif eder. "Garip bir ağaç dalının içindeki kırmızı jelimsi bir sıvı kaşık üzerine alınır, hafif ateşe tutulur, çıkan duman ciğerlere çekilir" şeklinde kullanılan bir uyuşturucu. (Ne kadar yaratıcı değil mi?) Bunu kullanarak başka bir boyuta geçen Sai, orada karşılaştığı garip bir yaratığı kanıyla beslemeye başlar. Olaylar gelişmez.

Bu film hakkında daha fazla bir şey yazmak istemiyorum aslında. Bled isminde bir film gördüm, isminden dolayı bir vampir filmi olduğunu tahmin edip izlemeye karar verdim. Ama yanılmışım. Uzun zamandır bu kadar sıkıcı bir film izlememiştim. Son bir cümle daha: Sadece sıkılmak isteyenler izlesin. (Ne demekse...) (0/10)

15 Mayıs 2009 Cuma

Babysitter Wanted (2008)

Babysitter Wanted 2008 yılı mahsulü Jonas Barnes ve Michael Manasseri tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. Her ikisinin de ilk yönetmenlik denemesi. Senaryo ise Jonas Barnes'a ait.


Annesi ile yalnız yaşayan Angie Albright filmin başlarında gözümüze gözümüze sokulduğu üzere dini bütün bir kardeşimizdir. Angie sanat tarihi eğitimi almak için evinden uzakta bir okula gelir. Kaldığı yurttaki oda arkadaşı ise kendini alkol, seks ve uyuşturucuya vermiş rockn'roll bir kızdır. Ama bunun filmle bir ilgisi yok. Oda arkadaşı filmin ilk kısmında bir süreliğine gözüküp bir daha görünmemek üzere ekrandan ayrılır. (Ufak bir ahlak show diyebiliriz.) Bu kadar içine kapanık olmasına rağmen iki gün içinde hemen kendine erkek arkadaş yapan Angie okuldaki ilan panosundan bulduğu bebekbakıcılığı işini de kaparak, bebek de yaparım kariyer de yaparımın üzerine para da kazanırımı ekler.


Okuldan oldukça uzakta taşrada diyebileceğimiz bir çiftlik evinde yeni işine başlar. Ki zaten filmin ikinci bölümünün tamamı bu işe başladığı geceden ibaret. Bebekbakıcı filmlerinin klasiği olan eve gelen telefon, karşı tarafın hiç konuşmaması gibi klişelerin gerçekleşmesi bir anda klasik sapık ve bebekbakıcı kız arasındaki ölüm kalım mücadelesi izleyeceğiz etkisini uyandırır. Ama çok geçmeden düdük bir twist ile bütün roller değişir, ama filmin ana teması değişmez. O beklediğimiz ölüm kalım mücadelesini izleriz.


When a Stranger Calls (1979, yönetmen Fred Walton) [hatta bu filmin 2006 yılında Simon West tarafından aynı isimle kötü bir yeniden yapımı çekilmişti.] gibi filmler ile başlayan ahlak ve namus timsali genç kız ile sapık katil arasında geçen kovalamaca bugüne kadar birçok korku filmine konu oldu. Babysitter Wanted özünde bu filmlerden farklı değil. Filmin ortalarında anlamsız bir twist ile yön değiştirirmiş gibi yapsa bile, hemen toparlanıyor, ilk yola çıktığı andaki rotasına geri dönüyor ve taklit ettiği türün kalıpları içinde kalmaya devam ediyor. Halbuki Rosemary's Baby (1968, yönetmen Roman Polanski) tadındaki twistine dört elle sarılıp o yönde devam etse en azından benim ilgimi daha çok çekebilirdi.


Sonuç itibariyle Babysitter Wanted yeni bir şeyler vaadetmeyen bir film. Yazı boyunca bahsedilen türden hoşlanıyorsanız eli yüzü düzgün bir film bile diyebilirim. Ama öte yandan defalarca işlenmiş bir konuyu yeniden izlemenin kime ne faydası olabilir, çözebilmiş değilim. (3/10)

14 Mayıs 2009 Perşembe

Dead of Night (2009)

Nihayet Dylan Dog da beyazperdeyi şenlendirecek.


Ocak ayı içinde çekimlerine başlanacağı duyurulmuş olan Dead of Night isimli filmin çekimlerine nihayet başlandı. Yönetmenlik koltuğunda TMNT (Teenage Mutant Ninja Turtles, 2007) filminin yönetmeni Kevin Munroe var. Kabuslar Dedektifi Dylan Dog'u beyazperdede canlandıracak isim ise son Superman Brandon Routh.


Heyecanla beklediğim filmler halkasına bir yenisi daha eklendi. Hatta zirveye oturdu diyebilirim. Fanatik bir Dylan Dog sever olarak bugüne kadar gayrıresmi bir Dylan Dog uyarlaması olan Dellamorte Dellamore (1994) ile idare etmek zorunda kalmıştık. Dylan Dog'un yaratıcısı olan Tiziano Sclavi'nin romanından sinemaya uyarlanan filmde başkahraman Francesco Dellamorte'yi çizgi romanlarda Dylan Dog'a model olarak alınan Rupert Everett canlandırmıştı.


Ama artık adıyla sanıyla Dylan Dog sinemada. Beklemedeyiz.

7 Mayıs 2009 Perşembe

Yasaeng Dongmul Bohoguyeog (1997)

Yasaeng Dongmul Bohoguyeog 1997 yılı mahsulü Ki-duk Kim tarafından yazılıp yönetilmiş olan Güney Kore yapımı bir film. İngilizce isim olarak Wild Animals uygun görülmüş.


Ressam olma niyetiyle Güney Kore'den Fransa, Paris'e gelen Cheong-Hae burada geçirdiği zorlu süreç sonrası asıl idealini unutmuş, daha fazla güç sahibi olabilmek için daha fazla para kazanması gerektiğine inanmış ve en kolay yoldan para kazanmak adına yasadışı işlere bulaşmıştır. Kuzey Koreli Hong-San ise askeri geçmişe sahip, bir şeylerden kaçtığı açıkca belli olan daha amaçsız biridir. Trende karşılaştığı Güney Koreli olduğunu tahmin ettiğim bir kadının yardımı ile güç bela pasaport kontrolünden geçerek Fransa'ya giriş yapar. İlk karşılaştığı kişi Cheong-Hae olur. Çok zorlanmadan Hong-San'ı dolandıran Cheong-Hae bütün parasını alarak kaçar. Kader ağlarını örmüştür. Cheong-Hae ve Hong-San'ın bir süre sonra dengesiz bir dostluğa dönüşecek olan ilk tanışmaları bu şekilde gerçekleşir. Cheong-Hae ve Hong-San basit bir çeteye dahil olarak ufak çapta yasadışı işler yapmaya başlarlar. İkisi de aşık olur. Aşık oldukları kadınlar ile bir hayat yaratmaya çabaladıkça daha çok batarlar.


Yasaeng Dongmul Bohoguyeog, yönetmenin Ag-o (Crocodile, 1996) filminden sonra yönettiği ikinci filmi. İlk filminde gözlemlenen bazı aksaklıklara bu filmde de rastlamak olası. Özellikle kurgu ve tempo açısından rahatsız edici defolar barındırıyor. İlk filmde olduğu gibi bu filmde de birçok yan hikayecik olduğundan zaman zaman izlenmesi zor bir hale gelebiliyor. Yönetmen bazen Cheong-Hae ve Hong-San'ın dostluğuna odaklanıp diğer hikayecikleri arka plana atarken, birden Cheong-Hae'nin aşık olduğu kadın ile ilişkisi ön plana çıkabiliyor. Hikayecikler med cezir gibi gidip gidip geliyorlar. Bu şekilde filmin bütününe baktığımızda Yasaeng Dongmul Bohoguyeog, anlatılan hikayeciklerin ardarda özensizce yapıştırıldığı kötü bir kolaj gibi duruyor. Ama aynı ilk filmde olduğu gibi bu filmde de müthiş kareler var. Usta yönetmen Ki-duk Kim bu filminde de sinyal vermeye devam ediyor.


Ag-o (Crocodile, 1996) filmi ile ilgili karaladığım yazıda bana Les Amants du Pont-Neuf (Köprüüstü Aşıkları, 1991, yönetmen Leos Carax) filmini anımsattığını yazmıştım. Aynı şeyi bu film için de söylemek durumundayım. Bu sefer iddiamı kuvvetlendirecek başka ögeler de mevcut. Filmin mekan olarak Paris'de geçmesinin ve Paris köprülerinin sık sık kadraja girmesinin yanısıra Les Amants du Pont-Neuf filminin unutulmaz başrol oyuncusu Denis Lavant önemli yan rollerden birinde oynuyor.


Yasaeng Dongmul Bohoguyeog benim gibi Ki-duk Kim külliyatına kafayı takmış biriyseniz es geçmemeniz gereken bir basamak. Usta yönetmenin nereden nereye geldiğini gözlemlemek adına önemli bir deneyim. Yok değilseniz izlemeseniz de olur. (6/10)

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Shilje Sanghwang (2000)

Shilje Sanghwang 2000 yılı mahsulü Ki-duk Kim tarafından yazılıp yönetilmiş olan Güney Kore yapımı bir film. İngilizce isim olarak Real Fiction uygun görülmüş. Güzel de olmuş.


Şehrin kalabalık bir meydanında karakalem portre çizen genç bir adamdır kahramanımız. İlk sahnelerden itibaren anlarız ki pek konuşmayan, hayata karşı pasif, kafasına vur ekmeğini al tadında biridir. Çizdiği portrelere para ödemeyen müşteriler, meydanı haraca bağlayan üç kişilik çetecik, kendi işlerini yaptıran kurnaz esnaf karşısında sessiz kalan genç adamın hayata karşı anlamsız bir duyarsızlığı vardır. Bir gün genç bir kadın kendisini kameraya almaya başlar. Genç adamdan kendisini takip etmesini ister. Genç adam takip eder. Boş bir tiyatro salonuna giderler. Burada şimdiye kadar hayatında kendisine haksızlık etmiş olan herkesten intikam alması istenir. Genç adam kendisine verilen tabanca ile listesindekileri teker teker avlamaya başlar.


Çekim hikayesi de çok enterasan bu filmin. Seul'de saat 13:00 gibi başlayan çekimler, 16:20 gibi bitmiş. Yani filmi aynı gün içerisinde yaklaşık üç buçuk saatte bitirmişler. Değişik mekanlara konuşlandırılmış 20 adet kamera ile çekilmiş. Hiçbir sahnenin tekrar çekimi yapılmamış. Sadece öncesinde aylar süren bir hazırlık dönemi ve provalar, o kadar. Sadece bu deneysel süreç sonrası çıkan sonucu görmek için bile izlenmeli Shilje Sanghwang.

Çekim şekli göz önüne alındığında harika kareler beklememek gerekiyor belki. Ama itiraf etmeliyim ki, daha önce izlediğim benzer türde çekilmiş birçok filme nazaran Shilje Sanghwang bir seferde çekilmiş hissi vermiyor.


Gerçek ve kurgu arasında gidip gelen film bir süre sonra izleyene hangisi gerçek, hangisi kurgu sorularını sorduruyor. Hele sonlara doğru arka arkaya o kadar şık sahneler barındırıyor ki izleyenin haz katsayısındaki ani artışlara hazır olması gerekiyor.


Gerçek nedir? Kurgu nedir? Yaşadığımızı sandığımız hayat, çevremizdeki insanlar, o insanlarla ilişkilerimiz, bütün bunları algılayışımız, vs vs... Ne kadarı gerçek? Ne kadarı kurgu? Bu soruların cevaplarını bu filmde Ki-duk Kim'den duyabileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Aksine filmi izlemek yeni sorular sormanıza neden oluyor. Öte yandan soru sormadan ne kadar gerçek olabiliriz ki? (7/10)