20 Nisan 2009 Pazartesi

Antichrist (2009)

Danimarkalı ünlü yönetmen Lars von Trier korku filmi çekmiş. Postprodüksiyon aşamasında olan film Mayıs sonu gibi vizyona girecekmiş. İşin içinde Trier olunca haliyle bildik kurallar çerçevesinde bir korku filmi beklenmiyor tabii ki. Ama işin bir de öteki tarafı var, Trier hangi kalıpları kırmak için savaş açmış acaba bu sefer diye merak ediyor insan.


Başrollerde Willem Dafoe ve Charlotte Gainsbourg var. Konusuna gelince; evliliklerinde problem yaşayan bir çift, kırık kalplerini ve evliliklerindeki defoları iyileştirme amacı ile ormandaki "Eden" (Cennet) ismindeki kulübeye giderler. Ama doğa ile oyun oynamaya gelmez. Doğa kendi kuralları ile dizginleri eline alır ve işler kötüden daha kötüye doğru gitmeye başlar.


Konusunu okur okumaz heyecanlanıyor insan ister istemez. Beklemedeyim.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Hwal (2005)

Hwal 2005 yılı mahsulü Ki-duk Kim tarafından yazılıp yönetilmiş olan Güney Kore / Japonya ortak yapımı bir film. İngilizce isim olarak The Bow uygun görülmüş.


60 yaşlarında bir adam ile 16 yaşında bir genç kız denizin ortasında demirlemiş sabit duran büyükçe bir balıkçı teknesinde yaşamaktadır. İkinci bir tekne ile kıyıdan balıkçıları büyük tekneye getiren yaşlı adam onlara açık denizde balık tutmaları için uygun bir ortam sunmaktadır. Genç kız ile aralarındaki ilişki tekneye gelen balıkçıların anlattığı dedikoduya göre şöyledir; yaşlı adam genç kızı henüz 6 yaşında iken bulmuştur. O günden beri tekneden dışarıya adımını atmamış olan genç kız gerçek diye tanımladığımız hayattan uzak yalıtılmış bir dünyada 17 yaşına girmeyi beklemektedir. 17 yaşına girdiğinde yaşlı adam ile evlenecektir. Günlerden bir gün yakışıklı bir delikanlı babası ile balık avlamak üzere tekneye gelir. Genç kız ile aralarında bir etkileşim olur. Delikanlı (nedense beynime Delikanlım, Yıldız Tilbe, İbo Show serbest çağrışım zincirlemesi hücum etti, bunaldım?!) genç kızı yaşlı adamın esaretinden kurtarma niyetindedir.


Konusu okunur okunmaz anlaşıldığı üzere film temelini olması pek de mümkün olmayan bir olay üzerine kuruyor. Bir adam sokakta bir çocuk bulacak, onu toplum hayatından uzaklaştırıp dış dünyadan tamamen yalıtılmış bir ortamda yetiştirecek, üstüne üstlük bütün bunları onunla 17 yaşında evlenmeyi planlayarak yapacak da dışarıdan hiçbir müdahele olmayacak. Bunu bir senaryo hatası olarak algılama yanılgısına düşmeden (ya da takılmadan diyelim) yönetmenin toplum ahlakı ile ilgili daha sert bir eleştiri zemini oluşturmasına yardım eden bir temel görevi gördüğünü kabul ederek izlemekte fayda olduğunu düşünüyorum.

Filmdeki karakterlerin hiçbirinin ismi yok. Yönetmenin sevdiği (ve çok iyi becerdiği) gibi bu filmde de çok az diyalog var. Özellikle yaşlı adam ile genç kız film boyunca hiç konuşmuyorlar. Bütün dertlerini, duygularını, düşüncelerini bakışlarla ve mimiklerle anlatıyorlar. Bu da filmin görsel olarak zenginleşmesine katkı sağlıyor.

Filmin eğlenceli kısımlarından biri de yaşlı adamın kehanetlerini gerçekleştirdiği sahneler. Teknenin kenarına kurulmuş olan salıncak, genç kız salıncakta sallanırken yaşlı adamın sirkvari bir gösteri tadında attığı üç ok, akabinde genç kızın yaşlı adamın kulağına, yaşlı adamın da kehanet sahibinin kulağına fısıldadıkları. Tamamı bir ritüel havasında geçen izleyenin delicesine merak ettiği kehanetler.

Filme ismini veren yay ise kılıktan kılığa girerek filmde çok önemli bir işlev görüyor. An geliyor yaşlı adamın elinde attığı oklar ile genç kızı dış dünyadan gelen balıkçıların ahlaksızlıklarından koruyor, an geliyor yaşlı adamın elinde attığı (ya da atacağı) oklar ile genç kız için bir tehdit oluşturuyor, an geliyor yaşlı adamın elinde bir müzik aletine dönüşüyor genç kıza duyduğu aşkı dile getiriyor.


Sonuç itibariyle Ki-duk Kim külliyatına hakim bünyeler için fazlasıyla keyifli vasatüstü bir iş. Amma velakin kimdir bu Ki-duk Kim diyenlerin veya sadece yönetmenin bir dönem sinemalarımızda oldukça talep gören Bin-jip (3-Iron, 2004) ve Samaria (Samaritan Girl, 2004) filmlerine aşina olanların ise biraz daha temkinli yaklaşmaları kendi sağlıkları açısından daha faydalı olur gibi. (7/10)

5 Nisan 2009 Pazar

Ag-o (1996)

Ag-o 1996 yılı mahsulü Ki-duk Kim tarafından yazılıp yönetilmiş olan Güney Kore yapımı bir film. Ustanın hem senaryo yazarlığı, hem yönetmenlik söz konusu olduğunda verdiği ilk ürün. Crocodile olarak biliniyor Batı semalarında.


Evsiz serseri Ag-o başkent Seul'de Han Nehri üzerine kurulu bir köprünün altında yaşlı bir adam ve bir çocukla beraber yaşamaktadır. Ag-o gündüzleri işportacılık, hırsızlık, dolandırıcılık yapar, geceleri köprüden atlayıp intihar edenleri soyar, üç beş kuruş para kazanır, kazandıklarını ise hileli bir kumar masasında kaybeder. Yaşlı adam kola, bira kutuları toplayarak, ufaklık da sağda solda sakız satarak hayatlarını idame ettirmeye çalışırlar. Günleri bu monoton rutinde devam eden üçlümüzün hayatı bir gece değişir. Ag-o köprüden atlayan genç bir kızı kurtarır. Okeye dördüncü misali gruba katılan genç kız her birinin hayatını derinden etkileyecek olayların tetikleyicisidir.


Sıradışı karakterler, sıradışı bir senaryo, normal diye dayatılanın dışında süregiden hayatlar. Ki-duk Kim imzalı filmler söz konusu olduğunda olmazsa olmazlar. Crocodile filmi de benzer sularda yüzüyor. Bana zaman zaman Les Amants du Pont-Neuf (Köprüüstü Aşıkları, 1991, yönetmen Leos Carax) filmini anımsatsa da köprü mevzusunun yönlendiriciliği su götürmez.

İlk film olmasından kaynaklanan bazı dezavantajlar ile yer yer can sıksa da büyük ustanın sonraki başyapıtlarının habercisi gibi. Özellikle kurgu konusunda sıkıntıları var. Ayrıca az zamanda çok şey anlatmak derdiyle tutuşan senaryo nedeni ile bazı anlarda inandırıcılığını yitirmesine rağmen görsel anlamda etkileyici sahneler bu eksiklikleri bir çırpıda unutturuyor. Hele final sahnesi yok mu. Tek kelimeyle mükemmel. Sadece final sahnesini görmek adına bile izlenmesi gerek diye düşünüyorum. (6/10)