12 Şubat 2009 Perşembe

Ten Minutes Older: The Trumpet (2002)

Time is a river
the irresistable flow of all created things.
One thing no sooner comes into view
than it is hurried past and another takes its place
only to be swept away in turn.

Marcus Aurelius - Meditations

Yukardaki sözlerle açılan Ten Minutes Older: The Trumpet 2002 yılı mahsulü birbirinden değerli yedi farklı yönetmen tarafından yönetilmiş olan yedi kısa filmden oluşmuş İspanya / İngiltere / Almanya / Finlandiya / Çin ortak yapımı bir film. Her yönetmen derdini on dakika içinde anlatmak durumunda.


Dogs Have No Hell:

İlk kısa filmin yönetmeni Finlandiya yöresinden Aki Kaurismäki. Nedensiz bir şekilde çok sevdiğim bu adamın ismini ne zaman ansam, köprüaltından bir arkadaşımdan bahsediyormuşum gibi gelir bana. Sanırım bunun sebebi "zombi" lakaplı Finlandiyalı alkolik bir basçının hikayesinin anlatıldığı Zombie ja Kummitusjuna (Zombie and the Ghost Train, 1991) isimli film. (Filmde basçı kardeşimiz birkaç aylığına İstanbul'a gelir, sokaklarda çoğunlukla da köprüaltında yaşar.) Halbuki bu filmin yönetmeni Aki değil, Aki'nin kardeşi Mika Kaurismäki.

Dogs Have No Hell'e dönersek, filmde hapisten yeni çıkan bir arkadaşın yeni bir hayata doğru koşar adım gidişi anlatılıyor. Tabii ki az ve öz diyalogları ile tanınan "Aki" stilinde.


Ayrıca başroldeki hatun kişi Kati Outinen için de ekstra bir övgü cümlesi eklemek durumundayım. Gene Aki tarafından yönetilmiş olan Kauas pilvet karkaavat (Drifting Clouds, 1996) isimli filmindeki performansı hala akıllarda. Bu kısada da benzer bir rolde karşımıza çıkıyor. Önceki filmden idmanlı olduğu için bu kısada da sekmiyor bile Outinen.

Kısanın şiir gibi final diyalogunu da buraya alalım tam olsun:
Biri erkek biri dişi iki kişi gecenin köründe trendeler,
(E: erkek, D: dişi)

E: Look outside.
D: What?
E: All dark outside.
D: So what?
E: But we are here.

Lifeline:

İkinci kısamızın yönetmeni Víctor Erice. 1940 İspanya doğumlu yönetmen ile daha önce yollarım kesişmemiş. Bu kısada kendisini ilk kez izliyorum.


İkinci Dünya Savaşı sırasında İspanya kırsalında bir çiftlik evinde geçen bu kısada büyük aile olarak tanımlayabileceğimiz aile bireylerinin günlük meşgalelerinden kesitler siyah beyaz görüntülerle veriliyor. On dakika içinde, harika görüntüler eşliğinde bu büyük aileyi bize tanıtmayı başaran güçlü bir kısa.

Ten Thousand Years Older:

Üçüncü kısanın yönetmeni Werner Herzog. Nedense her daim mesafeli yaklaşmayı tercih ettiğim bu yönetmen izlediğim her filminden sonra beni şaşırtmayı başarmıştır. Her zaman titiz bir yaklaşımla elindeki malzemeden alınabilecek en iyi sonucu almayı başarabilen nadir yönetmenlerden. Zaman zaman bu durum oyuncuları ile arasında gerginlikler yaratsa da. (Klaus Kinski ile aralarında geçen efsanevi kavgaları duymayan yoktur sanırım.)


Ten Thousand Years Older Brezilya'nın balta girmemiş ormanlarının derinliklerinde medeniyetten bihaber bir kabilenin yirmi seneki önceki keşfini anlatan görüntüler ile başlıyor. Sonrasında aynı kabilenin medeniyet(!) ile tanıştıktan yirmi sene sonra bugünkü durumunu gösteren görüntüler ile devam ediyor. Herzog bu yirmi senelik farkla gösterdiği görüntüler ile medeniyetin tanımını yapma gayretinde. Biz izleyenleri de kendi medeniyet tanımımızı yapmamız için zorluyor. Anlatım açısından yer yer The Blair Witch Project (1999) tadını veriyor.

Int. Trailer. Night:

Sıradaki kısanın yönetmeni en sevdiklerimden Jim Jarmusch. Bu adam hakkında ne desem hep eksik kalıyor. En çok kural bozucu huyunu seviyorum. Sinema dilinin olmazsa olmaz kurallarını bir bir parçalamaktan ayrı bir keyif duyduğuna eminim. İzlerken (o edilgen halimle) aldığım keyfi düşündüğümde varıyorum bu sonuca.


Int. Trailer Night bir film setinde geçiyor. Daha doğrusu bu film setine ait bir aktrisin dinlendiği karavanda. Aktris ablamızın bir sonraki sahneye kadar on dakika boşluğu vardır. Jarmusch bize bu on dakikayı anlatıyor bu siyahbeyaz kısada. Olabildiğince sade ve müdahele etmeden.

Twelve Miles to Trona:

Sıradaki kısanın yönetmeni büyük ustalardan Wim Wenders. En iyi yaptığı işlerden biri olan yol filminden bir tadımlık sunuyor bize. Kısanın kahramanı arabasıyla şehirlerarası yolda herhangi bir hastaneye ulaşmaya çalışmaktadır. Başı dönmekte etrafındakileri net olarak görememektedir. Ya da olduğundan farklı olarak algılamaktadır da diyebiliriz.


Özellikle arabayla yolda gittiği sahnelerdeki gerginlik direkt olarak izleyicinin üzerine aktarılıyor. Çok başarılı.

We Wuz Robbed (A Spike Lee Joint):

Spike Lee, George W. Bush'un kazandığı seçimlerde özellikle Florida eyaletinde kopan yaygaraları anlatıyor. Lee, seçim anını yaşayanların anlattıklarını araya girmeden üst üste bindirerek on dakikada bombardıman şeklinde veriyor. Bush'un oyları nasıl çaldığını Al Gore ve seçim kampanyasında görevli yetkililerden dinliyoruz. Özgürlüğün ve demokrasinin beşiği gibi ultra sıfatlarla isimlendirilmeyi seven ABD'den bir seçim hikayesi.


100 Flowers Hidden Deep:

Seçkideki son kısa Chen Kaige'den. Çin Sinemasının varlığını batı dünyasına farkettiren önemli yönetmenlerden biri Kaige.


Beijing şehrinde (ya da Pekin mi demeli) evden eve taşıma yapan bir şirkete ait kamyonetin önünü kesen yaşlı bir adam kendi evindeki eşyaları taşıtmak ister. Beraber adamın evine(!) giderler. Ortada ev falan yoktur. Beijing artık eski Beijing değildir ve asla eskisi gibi olmayacaktır.

Sonuç itibariyle birbirinden lezzetli yedi kısa filme evsahipliği yapan Ten Minutes Older: The Trumpet'i hala görmediyseniz geç sayılmaz. (7/10)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder