17 Ocak 2009 Cumartesi

Rule Number One (2008)



Rule #1 - There are no ghosts.

Rule Number One, 2008 yılı mahsulü Kelvin Tong tarafından yönetilmiş olan Singapur / Hong Kong ortak yapımı bir film.

Film hızlı bir flash forward ile açılıyor. Bana mı öyle geldi bilinmez ama daha ilk sahnelerden farklı bir film ile karşılaştığımı hissetmiştim ki film de tam olarak bunu eleştiren cümleler ile devam etti. Herhangi bir olaya tanık olduğunuzda asla ilk gördüğünüze inanmayın. Gerçek tamamen farklı bir şekilde zuhur ediyor olabilir.

Genç polis memuru Lee Kwok-keung (son zamanlarda çok sık karşıma çıkmaya başlayan aktör Shawn Yue) rutin bir gece devriyesi esnasında kapalı bir otopark içinde gereğinden hızlı bir şekilde kendisine doğru ilerleyen aracı durdurur. Lee, hızı ve bağlı olmayan kemeri konusunda şoförü uyarırken sorduğu genel sorulara telaşlı ve şüpheli cevaplar alması üzerine şoförün ehliyetini görmek ister ve kemeri bağlı olmadığı için ceza keser. Araç yoluna devam edecekken bu sefer aracın arka stoplarının yanmadığını fark eden Lee aracı bir kez daha durdurur. Yola bu şekilde devam edemeyeceğini söyleyerek bir tornavidası varsa kontrol edebileceğini söyler. O sırada bagaj kapağından süzülmekte olan kanı fark eder. Bagaj kapağını açar. İçeride genç bir kızın cesedi vardır. Bagaj kapağını kapatması ile vurulması bir olur. İlk kurşun göğsüne isabet eder. Şüpheli şoförümüz Lee’yi öldürmek yerine çarmıha gerilmiş İsa ayarı vererek kollarından ve bacaklarından birer kez olmak üzere dört kere daha vurur. Bu sırada bagaj kapağı açılır, içindeki ceset doğrulur ve bagajın içinde oturur vaziyette şaşkın ikilimize (ve tabii ki şaşkın izleyicilere) bakar. Bu andan faydalanan Lee, kafaya tek bir kurşun sıkarak rakibini öldürür. Öldürdüğü kişi polisin uzun süredir peşinde olduğu bir seri katildir.

Lee raporuna hayalet hikâyesini de yazmakta ısrar ettiği için şefi tarafından başka bir bölüme atanır: Miscellaneous Affairs Department (MAD). X-Files tadındaki bu bölümde sadece iki kişi çalışmaktadır. Telefonlara bakan jenga delisi bir memur ile olayları araştıran melankolik dedektif Wong (Ekin Cheng). Polise gelen şikâyet ve ihbar telefonlarından doğaüstü olanları ile bu bölüm ilgilenmektedir. Dedektif Wong’un Lee’ye ilk tavsiyesi aynı zamanda filmin tagline’ı olma onuruna erişmiş cümledir: “Rule number one, there is no such thing called ghost!”

Lee, Wong ile beraber beklenen garip (MAD) ikiliyi oluşturur ve doğaüstü davalar ardı ardına gelmeye başlar. Bu davalar aslında kahramanlarımızı kendi gerçekleri ile yüzleştireceği final sahnesine doğru taşımakta olan birer basamaktan ibarettir.

Genelde Hong Kong yapımı filmlerde sıkça karşılaşılan türler arası dalgalanmalar bu filmde de görülüyor. Polisiye, korku, gerilim ana türleri arasında diğer örneklerine nazaran daha ustaca dans eden film, yer yer film noir akımına göz kırpan sahneleri ile beni benden aldı. Özellikle Bande à part (Band of Outsiders, 1964, yönetmen Jean-Luc Godard) filmine bariz bir gönderme olan dans sahnesi bence en az Simple Men (1992, yönetmen Hal Hartley) filmindeki yine aynı filme yapılan gönderme kadar başarılı olmuş. Film boyunca karşılaştığımız benzer sahnelere birkaç örnek daha vermek gerekirse Jisatsu saakuru (Suicide Club, 2002, yönetmen Sion Sono) filmine el ele tutuşmuş liseli kızların intihar sahnesi ve Butch Cassidy and the Sundance Kid (1969, yönetmen George Roy Hill) filmine ise MAD binası önündeki bisikletli sahne ile selam çakılmış. Bisikletli sahnede kulaklarım inatla Raindrops Keep Fallin’ On My Head isimli şarkıyı duymayı bekledi.

Filmin temposu için de bir iki laf etmek gerekirse; hızlı ve gergin başlayan giriş sahnesinin ardından film, ilk yarım saat boyunca daha çok amerikan bağımsız sinemasının izlediği yol olan film noir öykünmesi sahnelerle bezeli (ve açıkçası oldukça keyifli) bir izlence sunuyor.
Bu süreç içinde ana konuya çok da fazla girmeden sadece sahneler üzerinde odaklanan yönetmen izleyiciyi ana öyküye hazırlıyor (bu geçiş süreci hardcore korku filmi fanlarını sıkıntıya garkedebilir, ama bir sinema aşığını asla). Sonrasında belli bir tempo kazanan film polisiye korku olarak adlandırabileceğimiz Hong Kong’a özgü türün gereklerini yerine getirerek final sahnesine kadar temposunu kaybetmiyor. Hatta finaldeki twist in çok önceden tahmin edilebilir olması bile filmin lezzetinden bir şey kaybettirmiyor.
Öteki Sinema düşkünlerini memnun edecek pek çok ögeye sahip bu filmi mutlaka arşivinize katın. (8/10)

PS: Öteki Sinema için yazdığım bu ilk yazıyı nedensiz bir şekilde buraya da almak istedim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder