22 Ocak 2009 Perşembe

RocknRolla (2008)

RocknRolla 2008 yılı mahsulü Guy Ritchie tarafından yönetilmiş olan İngiltere yapımı bir film. Başrollerde İngiliz sinemasının birbirinden renkli isimleri yer alıyor. Ekranda gördüğüm her yüz bana "ulan dur ben bunu bir yerden hatırlıyorum" dedirtti. Nitekim biraz karıştırınca her oyuncuyu hafızamda yer etmiş bir başka filmden anımsadığımı gördüm.


Konusu türdaşı olduğu filmlerden çok da farklı değil RocknRolla'nın. Londra'da geçen filmde Londra mafya piyasasına emlak işleri ile girmek isteyen Rus mafyasını temsilen Uri ile Londra yerel mafyasını temsilen Lenny'nin güç mücadelesi anlatılıyor. Tabii ki her şey bu arkadaşların kontrolünde değil. Küçük çapta işler çeviren the Wild Bunch isimli 3-5 kişiden oluşan bir çetecik de büyük abilerin işlerini bozmak için hazır ve nazır durumda. Ayrıca Lenny'nin üvey oğlu Johnny Quid de ortalığı karıştırmaktan özel olarak zevk alan bir karakter. Her Ritchie filminde olduğu gibi işler gayet yolunda başlar, iyice karışır, çözülmeyecek bir noktaya gelir ve olmayacak işlerin (tesadüf? kader?) olmasıyla kılçık tipler ortadan kalkar, kalan sağlar yeni karmaşaların içine doğru yoluna devam eder.


Oyunculara şöyle bir göz atalım. Guy Ritchie filmlerinden (daha doğrusu doksanlı yılların sonunda ivme kazanıp gayet iyi prim yapan İngiliz suç filmleri de diyebiliriz, malum Ritchie'nin büyük payı var) alışageldiğimiz üzere bu filmin de bir anlatıcısı (narrator) var; Archie. Londra mafya piyasasının güzide isimlerinden birinin sağ kolu. Archie rolunde Mark Strong var. (Babylon A.D., Flashbacks of a Fool, Sunshine, Syriana, Revolver) Archie'nin yanında çalıştığı mafya babası Lenny rolunde yan rollerin usta ismi (ülkemizde sevilen tabiriyle karakter oyuncusu) Tom Wilkinson var. Wilkinson isminin yeterli olduğunu düşünüp filmografisinden örnekler vermiyorum. the Wild Bunch olarak isimlendirilen çeteciğimizin üyeleri ise; One Two, Mumbles ve Handsome Bob. Nerdeyse filmin merkezine oturmuş olan One Two rolunde Gerard Butler (Butterfly on a Wheel, 300, Dracula 2000), Mumbles rolunde Idris Elba (Prom Night, American Gangster, 28 Weeks Later) ve Handsome Bob rolunde ise Tom Hardy (Layer Cake, Black Hawk Down) var.



Johnny Quid rolunde Toby Kebbell (Wilderness, Match Point, Dead Man's Shoes) var. Tank rolunde Nonso Anozie (Cass, Atonement), June rolunde Gemma Arterton (Quantum of Solace), Fred the Head rolunde Geoff Bell (Botched, Scoop, The Business, Green Street Hooligans, I'll Sleep When I'm Dead), Roman rolunde Jeremy Piven (Smokin' Aces, Black Hawk Down, Judgment Night, Singles) ve seksi avukat Stella rolunde Thandie Newton (Crash, Chrincles of Riddick, Gridlock'd) var.


Biraz da filme bakacak olursak; RocknRolla çok sıkıntılı başlıyor. İnanılmaz hızlı bir özet ile giriyor filme Ritchie (Archie). Anlatıcı arka plana geçip filmi yaşamaya başladığımız anlarda da sıkıntı bitmiyor. Özellikle filmin ortalarında kurguda büyük mantık hataları var. Ama filmin son çeyreği gerçekten çok keyifle izleniyor. Guy Ritchie'nin gerçekten kendini filme veremediğini hissediyorsunuz. (Neden acaba?)

RocknRolla kendi içinde muhteşem sahneler barındırıyor. Benim anmak istediğim birkaç sahne var. Mesela One Two ile Handsome Bob arasında geçen itiraflarla başlayıp dans salonunda nihayetlenen sahneler bütünü. (Yazılar akmaya başladıktan sonra izlemeye devam edin, kurguda makası yiyen dans sahnesinin devamı yazılara eşlik ediyor) Bir de Rus mafyasının tetikçilerinin the Wild Bunch çetesini kovaladıkları sahne. Özellikle One Two'nun kaçışında ben ekran başında yoruldum.

Sonuç itibariyle benim gibi İngiliz suç sinemasına özel bir ilginiz yoksa boşuna vakit kaybetmeyin bu film ile. Snatch (2000) ve Lock, Stock and Two Smoking Barrels (1998) ile dibine kadar eğlenmeye devam edin. (6/10)

3 yorum:

  1. E, süpermiş! Hemen izlemeliyim, evet izlemeliyim! :o)

    YanıtlaSil
  2. Ne duruyorsun yahu, vakit kaybetme :)

    YanıtlaSil
  3. Ritchie karakterlerini seviyorum. Give me your ex-centric, your eccentric, your underdog, your junkies, your small time crooks, your big time crooks.

    Lenny'nin adalılık sendromunun doruklarında salınmasından kaynaklanan yabancı ve göçmen nefretinin yanısıra kendisi için çalışan adamları da zevkle gammazlaması. Hırsızın hırsızı, junkienin junkieyi istememesi. Ben keyifle izledim ve katılarak güldüm. Öyleyse give me your trash, give me your kitsch alongside the artsy fartsy.

    Ha bu arada epey bir high art-low art çekişmesine de değiniliyordu. Tank'in sürekli klasik İngiliz edebi eserlerinin BBC uyarlamalarını izlemesi ve Lenny'nin ofisinin çakma iç mimarisiyle dalga geçmesi; Johnny'nin sanat aşkı (müzik, görsel sanat) ve gerzek Uri'nin sadece şans getirdiği için sevdiği tabloya bağımlı hale gelmesi; Stella'nın asla anlamlandıramadığım sözde postmodern eserler sergileyen sanat galerini gezmesi. Büyük ihtimalle Ritchie de sevmiyor artsy farsty eserleri ki fena halde madara etmiş. One Two'nun, florasan lambaların enstelasyonundan ibaret eseri dakikalarca farklı açılardan seyreden Stella'ya, "iyi bir elektrikçiye aynısını yaptırırsın" diye salık vermesi beni benden aldı.

    Ayrıca derin bu film. "Abandon ship" repliği bile sadece bir espiri değil; gemi ada olarak, ada İngiltere olarak ele alınırsa ne alt metinler barındırıyor da üşendim artık.

    YanıtlaSil