21 Ocak 2009 Çarşamba

Silent Hill (2006)

SILENT HILL 2006 yılı mahsulü takdir ettiğimiz yönetmenlerden Christophe Gans tarafından yönetilmiş olan Kanada / Japonya / ABD / Fransa ortak yapımı bir film. Senaryo yazarı olarak da tanıdık bir isim dikkat çekiyor, Roger Avary.


Oyunu tanımayan biri olarak beni maksimum düzeyde etkilemiş olan filmdir. Sanırım filmi izledikten sonra oyunu oynamaya karar vermiş ilk kişi olacağım.

Film Rose da Silva'nın (Radha Mitchell) küçük kızı Sharon'ın (Jodelle Ferland) gördüğü kabuslar ile açılıyor. Uzun bir süredir devam ettiğini anladığımız uyurgezerlik vakalarına ve Silent Hill sayıklamalarına bir son vermek isteyen anne da Silva kızını da alıp Silent Hill kasabasına doğru yola çıkar. Baba da Silva'nın (Sean Bean) onayını almadan nedense. Silent Hill kasabasına girmeden az önce bi şekilde kendilerinden şüphelenen ve takip etmeye başlayan polis memuresi Cybil Bennett (Laurie Holden) da olaya katılır. Hep beraber Silent Hill kasabasının sırlarını açığa çıkartmak için zorlu bir maceraya atılırlar.


İnanılmaz bir kadın odaklı film var karşımızda. İyi ya da kötü bütün ana karakterler kadın. Erkeklerin hepsi ikinci dereceden önemli rollerde.

Filmin atmosferi inanılmaz başarılı. Her sahnede bir şekilde seyredenleri tedirgin etmeyi başarıyor. Senaryo gayet başarılı, tempo çok iyi, filmi sonuna kadar sekmeden seyredebiliyoruz.


Tek beğenmediğim sahne oldu, o da filmin sonların doğru Rose da Silva'nın tarikat üyesi insanlara yaptığı hamasi konuşma. İnandırıcılığı sıfır olan o konuşma bence filme damgasını vurdu ve filmi mükemmel diye nitelendirmemi engelledi. Keşke olmasaydı. (9/10)

1 yorum:

  1. "Sanırım filmi izledikten sonra oyunu oynamaya karar vermiş ilk kişi olacağım." İkinci diyelim. morsiyah ve t&t tırsa tırsa oynarlardı. Ben hiç bulaşmamanın en hayırlısı olduğuna karar vermiştim. Büyük ihtimalle oyunu bilseydim filmi de beğenmezdim, illa eksiklik kusur bulurdum zaten. Ha oyunu bilmediğinden filmden bir şey anlamadığını iddia eden film eleştirmeni birini tanıyorum o da ayrı.

    Ben filmi izleyeli o kadar zaman geçmiş ki anlattığın ve tek beğenmediğin sahneyi hatırlamıyorum bile. Sinemada değil evde seyrettiğim ve o anda evde yalnız da olmadığım halde koltukları tırmalayarak gerim gerim gerilerek seyrettiğimi gayet net hatırlıyorum ama. Tek bir sıradan, olağan sahnesi yoktu değil mi?

    Kilisede mi yapıyordu konuşmayı? Bir yandan yazarken diğer yandan da filmde en beğendiğim sahneleri düşündükçe geldi sanki aklıma. Görsel anlamda enfesti. Bir de okul muydu, o köşe bucak kaçıp da her bir metrekaresinde türlü türlü bölüm sonu canavarımsı psikopatla karşılaştıkları binadaki sahneler. Ben ha şimdi bitti yok yok şimdi bitti aaa hala bitmedi diyerek izlediğimiz adeta alternatif sonlarla dolu son sahneleri çok sevdim. Hem oyun mantığına uygun, nihayetinde oyuncunun (filmde kadın ve kızının) başarısına ve youn (film) boyunca yaptığı tercihlere kalmış hem de paralel evren fikrine hayranım. Bana film klasik (biri cehennem benzeri diğeri de bildiğimiz / yaşadığımız olmak üzere) iki farklı evrenin üst üste binmesi teması üzerine oturtulmuş gibi gelmişti tek cümleyle özetlemek gerekirse. Galiba yine izleyeceğim ama oyundan uzak durmaya devam.

    YanıtlaSil