29 Ocak 2009 Perşembe

Anders Thomas Jensen

6 nisan 1972 Frederiksværk doğumlu Danimarkalı senarist ve yönetmen.


Kendisiyle geçtiğimiz aylarda tanıştım. Bir arkadaşın tavsiyesiyle Adams æbler (Adam's Apples, 2005) isimli filmi izledim ve hayatım değişti. Uzun zamandır böylesi titizlikle hazırlanmış bir filmle karşılaşmamıştım. Filmdeki bütün karakterlerin üzerinde inanılmaz bir özenle emek harcandığı belli oluyor.


Filmin konusu kısaca şöyle; hapis cezası alan bir neo-nazi olan Adam (Ulrich Thomsen) cezasını kamu hizmeti yaparak çekecektir. Bu görev için de kırsalda ufak bir kasabanın kilisesine gönderilir. Kilisede kendisini tamamen dine vermiş ve buna körü körüne bağlı rahip Ivan'dan (Mads Mikkelsen) başka aynı Adam gibi kamu hizmeti için buraya gönderilmiş ama cezaları bittiği halde buradan ayrılmamış iki kişi daha vardır; kendine Robin Hood tadında bir misyon edinmiş, kafayı uluslararası bir şirketi yok etmeye takmış Khalid (Ali Kazim) ve alkol bağımlısı, kleptoman, eski tenis şampiyonu Gunnar (Nicolas Bro). Bu garip gruba daha sonra depresif ve dengesiz özellikleri ile öne çıkan Sarah da (Paprika Steen) dahil olur. Bahsettiğim karakterlerin dışındaki yardımcı karakterlerinin her birinin üzerinde de uğraşılmış. Özellikle doktora dikkat diyorum.

Kara mizah konusunda aşmış sahneler içeren filmde Jensen bütün senaryo yeteneğini gösteriyor ve bize çok keyifli bir film izletiyor. Kader ve kadercilik üzerine muhteşem bir hiciv. (9/10)

İzlediğim filmden aldığım aşırı keyif sonrası, başladım yönettiği diğer filmleri aramaya. İlk olarak Valgaften (Election Night, 1998) adlı kısa filme ulaştım. Film 1998 yılında kısa film dalında Oscar ödülünü almış.


Seçim gecesi oy kullanma süresinin bitmesine dakikalar kala oy kullanmayı unuttuğunu hatırlayan Peter'ın (Ulrich Thomsen) oy kullanmak adına çırpınışları anlatılır bu 11 dakikalık kısa filmde. Filmin ülkemiz adına enterasan 2 sahnesi bulunmakta. Peter oy kullanmaya yetişebilmek için bindiği taksilerden birinin şoförü Türktür ve arabada "kara üzüm habbesi" isimli güzide eser çalmaktadır. Filmin sonundaki yazılar akmaya başladığında ise Ankaralı Turgut'un sesi duyulur. (8/10)

Daha sonra yönettiği ilk uzun metraj filme ulaştım: Blinkende Lygter (Flickering Lights, 2000). Bu filmde küçük çapta yasadışı işlerle uğraşan dört kişilik bir çetenin hikayesi anlatılıyor. Dörtlümüz çetebaşı Torkild (Søren Pilmark), kokain bağımlısı Peter (Ulrich Thomsen), silah ve şiddet düşkünü Arne (Mads Mikkelsen) ile sessiz sakin edilgen Stefan'dan (Nikolaj Lie Kaas) oluşur.


Torkild doğumgününde sevgilisinden ayrılmış, hayatla ilgili iç hesaplaşmalar içindedir. Aynı gece borçlu oldukları kendilerinden sadece bir adım daha büyük bir çete adına bir çanta çalarlar. Hırsızlık esnasında Peter vurulur. Çaldıkları çantanın içinde gayet hoş bir meblağ olduğunu görünce çantayı teslim etmek yerine Barcelona'ya kaçmaya karar verirler. Daha Danimarka sınırlarını bile terkedemeden arabaları bozulur. Ormanda terkedilmiş izbe bir mekana sığınırlar. Kasabadan bir doktor getirirler. O arada şüphe çekmemek için karşılaştıkları herkese mekanı satın aldıklarını söylerler. Peter'ın iyileşmesini beklerken çetecik üyelerinin her biri çocukluğundan kalma defolarıyla yüzleşme imkanı bulur.

Bu film için de benzer övgüler düzmek zorundayım. Çok keyifli, kesinlikle sıkmayan, birbirinden ilginç karakterlerin hayatla hesaplaşmalarını olabilecek en eğlenceli dille anlatan bir film. (8/10)

En sona kalan De Grønne Slagtere (The Green Butchers, 2003) isimli filmi ise dün gece izledim. Bu filmde bir kasabadaki kasabın yanında çalışan egzantrik kişiliklere sahip iki yardımcısının hikayesi anlatılıyor. Sadece kendini düşünen, dış dünya ile geçimsiz, devamlı terleyen Svend (Mads Mikkelsen) ile ailesinin geçirdiği kaza sonrası iyice kabuğuna çekilip kendini dış dünyadan soyutlayan Bjarne'nin (Nikolaj Lie Kaas) hikayesi.


Muhteşem ikilimiz varlarını yoklarını birleştirip kendi kasap dükkanlarını açarlar. Gerçi açılış günü pek parlak geçmez ama umutlarını kaybetmezler. İlk günün gecesinde etleri sakladıkları buzluğun elektrik işlerini yapan adamı dolabın içinde unuturlar. Svend ertesi gün dükkana geldiğinde adamın cesedi ile karşılaşır. Eski patronunun ziyareti ile iyice panikleyen Svend, eski patronunun düzenleyeceği parti için sipariş ettiği etlerin arasına elektrikçinin bir bacağından parçalar ekler. O parti sonrası ikilimizin ünü bütün kasabaya yayılır. Ama elektrikçinin vücudu birinci günden tükenmiştir. Yeni siparişler için yeni bir kaynak gerekmektedir.

Bu filmden de yüzünün akı ile çıkmış Jensen. İnanın aklıma övgü cümlelerinden başka birşey gelmiyor. Film üzerine daha satırlarca yazabilirim. Ama içimde de bir burukluk var. Çünkü bu film ile yönettiği az sayıdaki filmlerin hepsini izlemiş oluyordum... (8/10)

Anders Thomas Jensen'in neden başka film yönetmediğini düşünürken birden aklıma adamın yönetmenlikten çok senaristliği ile tanındığı geldi. Ben nedense olaya direkt yönettiği filmler olarak girmiştim. Senaryosunu yazdığı, yardımcı olduğu, senaryo ekibine dahil olduğu filmlerin sayısı bir hayli kabarıktı. Ama gel gör ki bir kez daha şaşırttı beni Jensen. Senaryosuna müdahil olduğu birçok filmi gördüğümü farkettim. Neyse izlenenler izlenmiştir, kalan sağlar bizimdir.Aramanın kutsallığına inanarak aramaya devam ediyorum.

Aşağıda senaryosuna o ya da bu şekilde müdahil olduğu filmlerden kendimce önemlilerini seçtim:

Den du frygter (Fear Me Not, 2008)
The Duchess (2008)
Hvid nat (White Night, 2007)
Til døden os skiller (With Your Permission, 2007)
Sprængfarlig bombe (Clash of Egos, 2006)
Red Road (2006)
Efter brylluppet (After the Wedding, 2006)
Mørke (2005)
Vet hard (2005)
Rembrandt (2003)
Wilbur Wants to Kill Himself (2002)
Elsker dig for evigt (Open Hearts, 2002)
Gamle mænd i nye biler (Old Men in New Cars, 2002)
The King Is Alive (2000)
I Kina spiser de hunde (In China They Eat Dogs, 1999)
Mifunes sidste sang (Mifune's Last Song, 1999)

PS: Bu arada yönetmenin favori oyuncuları Ulrich Thomsen, Mads Mikkelsen ve Nikolaj Lie Kaas'ın diğer filmlerini de toplamaya giriştim. Sanırım arşivimde bir hayli Danimarka kökenli film birikecek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder